Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: I. Charles, Mantua koleksiyonunu satın alarak bir Avrupa koleksiyonu kurdu ve Van Dyck onun imgesini ayakta, atın üstünde ve üç yönden boyadı. Inigo Jones Palladio'nun dilini Greenwich'e ve saray masklarının sahnelerine taşıdı. 1649 idamından sonra koleksiyon satılıp Avrupa'ya dağıldı. Lely önce Cromwell'i, sonra Restorasyon sarayını boyadı, Mary Beale kocasıyla bir portre atölyesi yönetti. 1666 yangınından sonra Wren kent kiliselerini ve üç katmanlı kubbesiyle Saint Paul'ü kurdu. Bu zenginliğin bir bölümü Asya ticaretinden, Barbados şekerinden ve köleleştirilmiş Afrikalıların emeğinden geldi ve köleleştirilmiş çocuklar saray portrelerine de girdi.
Açılış: Roma'ya gönderilen üç baş
Önceki derste Fransız kralı, sarayını ve akademisini bir merkezden yönetiyor, kendi imgesini bütün bir ülkenin ölçüsü yapıyordu. Manş'ın öbür yanında, aynı yüzyılın ilk yarısında, bir başka kral da imgesini dikkatle kurmaya çalıştı. Onun hikâyesi ise bir darağacında, kendi sarayının penceresinin önünde bitti.
1635 dolayında Londra'da bir tuval hazırlandı. Tuvalde İngiltere kralı I. Charles'ın başı üç kez görünüyordu: yandan, karşıdan ve dörtte üç açıyla. Resim kalıcı olarak asılmak için yapılmamıştı. Gemiyle Roma'ya gönderildi ve orada, kralı hiç görmemiş bir heykeltıraşın atölyesine kondu. Bernini bu tuvale bakarak kralın mermer büstünü yonttu.
Büst 1637'de Londra'ya ulaştı ve sarayda büyük bir hayranlıkla karşılandı. Altmış yılı aşkın bir süre sonra, 1698'de, Whitehall Sarayı'nı saran büyük yangında yok oldu. Bugün büstü, ona model olan resimden ve sonradan yapılmış kopyalardan tanıyoruz. Resim bir aracı olarak yapılmıştı ve hedefinden uzun yaşadı.
Dersin yolu
Önce I. Charles'ın koleksiyonuna, sarayına gelen Flaman portreciye ve İtalya'dan yeni bir mimari dil getiren tasarımcıya bakacağız. Ardından iç savaş, kralın idamı ve koleksiyonun satışla dağılması geliyor.
İkinci yarı tahtın geri dönüşüyle açılıyor: Restorasyon portrecileri, kendi atölyesini yöneten bir kadın ressam, 1666 yangınından sonra yeniden kurulan Londra ve kubbesi. En sonda bu zenginliğin bir bölümünün şeker tarlalarından ve köleleştirilmiş insanların emeğinden geldiğini göreceğiz.
Sıfır noktası: koleksiyoncu bir kral
I. Charles 1625'te tahta çıktı. Gençliğinde, henüz veliahtken, İspanya'ya gitmiş ve Madrid'deki kraliyet koleksiyonunu görmüştü. Titian'ın tuvalleri, Habsburg saraylarının duvarlarında bir hükümdarın neye sahip olması gerektiğini gösteriyordu.
Veliahtken Raphael'in, Havarilerin İşleri halı dizisi için çizdiği büyük kartonları satın aldı. Saray çevresinde Arundel kontu Thomas Howard da antik mermerler, çizimler ve baskılar topluyordu.
En büyük alım 1620'lerin sonunda geldi. Mantua'yı yöneten Gonzaga ailesi borç içindeydi ve yüzyıllardır biriktirdiği resimleri satmaya hazırdı. Charles'ın aracısı, Venedik'te yaşayan tüccar Daniel Nys'ti.
Mantegna bu diziyi Gonzaga sarayı için bir antik çağ düşü olarak boyamıştı. Charles'ın elinde dizi, bir İngiliz kralını Roma imparatorlarının mirasçısı gibi gösteriyordu. Tuvallerin bugün de Londra yakınında durmasının nedeni, koleksiyonun geri kalanının başına gelenle ilgili.
Mekanizma — Van Dyck ve kralın bedeni
Rubens'in atölyesinden yetişen Anthony van Dyck, 1632 baharında Londra'ya yerleşti. Aynı yaz kral onu şövalye yaptı ve sarayın baş ressamı olarak ona yıllık bir gelir bağladı. Van Dyck ölümüne, yani 1641'e kadar Londra'da kaldı. Bu dokuz yıl, İngiliz portresinin bir sonraki yüzyıla kadar izleyeceği dili kurdu.
Charles kısa boylu bir adamdı. Van Dyck onu uzun, ince ve sakin bir figür olarak gösterdi. Bakış noktası çoğu zaman alçaktı ve izleyici krala hafifçe aşağıdan bakıyordu.
Resimde taç da yoktur, taht da, ama bütün ögeler krala hizmet eder: at başını eğer, uşaklar arkada kalır, ağacın dalları onun üstünde bir saçak gibi açılır.
Atlı portre ise Roma'daki Marcus Aurelius heykelinden beri hükümdarı bir komutan ve bir imparator olarak gösteren eski bir dildi.
Charles bir savaşın ortasında değildir, ülkesini huzur içinde yöneten bir hükümdar olarak gezinir. Bu tuval yapıldığında İskoçya'da kralın kilise politikasına karşı bir ayaklanma başlamak üzereydi. Resim, politikanın kuramadığı bir düzeni boyayla kuruyordu.
Üç baş, bir heykeltıraşın ihtiyaç duyduğu üç bilgiyi verir: profilin çizgisini, cephenin genişliğini ve yüzün dönüşteki hacmini. Bir portre burada bir ölçü belgesine dönüşmüştü.
Mekanizma — Inigo Jones, Palladio ve sahne
Inigo Jones, yüzyılın başında İtalya'yı dolaşmış bir İngiliz tasarımcıydı. 1613–1614'te Arundel kontuyla birlikte yeniden İtalya'ya gitti. Yanında Vicenzalı mimar Andrea Palladio'nun mimarlık üzerine dört kitabı vardı. Jones kitabın kenarlarına, gezdiği yapıların önünde notlar aldı.
Palladio'nun dili antik Roma tapınaklarının oranlarına dayanıyordu: sütunlu girişler, dengeli cepheler, birbirinin katı olan ölçüler. Jones bu dili, Gotik geleneğin hâlâ güçlü olduğu bir ülkeye taşıdı.
Yapıya ilk kez I. James'in eşi Kraliçe Anne için başlandı. Kraliçenin ölümüyle iş durdu ve bina Henrietta Maria için tamamlandı. İki blok, aralarından geçen bir yolun üstünde bir köprüyle birleşiyordu. Tuğla ve kesme taşla süslenmiş Tudor saraylarının yanında bu beyaz kutu, ziyaretçilere neredeyse çıplak görünmüş olmalı.
Jones 1619–1622'de Whitehall'da bir ziyafet evi de kurdu. Tavanını, önceki bir derste gördüğümüz Rubens tuvalleri doldurdu.
Sarayda her kış «mask» adı verilen gösteriler düzenlenirdi. Mask; şiir, müzik, dans ve sahne makinelerinin birleştiği bir törendi. Sahnede saray mensupları oynar, sonunda kral ve kraliçe de dansa katılırdı. Metinleri uzun yıllar şair Ben Jonson yazdı, sahneleri ve kostümleri Jones tasarladı.
Jones bir sahne çerçevesi ve kayan dekorlar kullandı. Bulutlar açılıyor, bir dağ yarılıyor, bir saray beliriyordu. Jonson ile Jones arasında zamanla sert bir tartışma çıktı: gösterinin ruhu şiir miydi, yoksa göz alıcı sahne mi?
Maskların konusu hep aynıydı. Kaos ve isyan sahnenin bir köşesinde belirir, kralın ortaya çıkışıyla düzen geri gelirdi. 1640'ta oynanan son maskta kral, ülkesindeki öfkeyi bilgeliğiyle yatıştıran bir hükümdar olarak sahnedeydi. İki yıl sonra iç savaş başladı.
Mekanizma — iç savaş, idam ve büyük satış
Kral ile parlamento arasında vergi, din ve yetki üzerine büyüyen çatışma 1642'de savaşa dönüştü. Kralın ordusu yenildi. 1649 ocağında Charles yargılandı ve ölüme mahkûm edildi. Ziyafet evinin salonundan geçirilip binanın önüne kurulan darağacına çıkarıldı. Rubens'in tavanında göklere yükselen babası, son yürüyüşünde başının üstündeydi.
Yeni cumhuriyet kralın borçlarını ödemek için kraliyet ailesinin mallarını satışa çıkardı. Resimler, heykeller, halılar ve mobilyalar sayılıp fiyatlandırıldı. Alacaklıların bir bölümü paralarını nakit yerine resim olarak aldı.
Alıcılar Avrupa'nın her yerinden geldi. İspanya kralı adına elçi Alonso de Cárdenas en iyi Titian'ları ve Raphael'leri seçti. Fransa'da Kardinal Mazarin ve Kölnlü bankacı Everhard Jabach büyük alımlar yaptı. Charles'ın resimlerinin bir bölümü bugün bu yüzden Louvre'da, Prado'da ve Viyana'dadır.
Satıştan ayrılan eserler de vardı. Cumhuriyetin lideri Oliver Cromwell, Mantegna'nın zafer dizisini ve Raphael'in kartonlarını satılık listeden çıkardı ve kendi oturduğu saraylarda tuttu. İmparatorların alayı, bir kralı devirmiş adamın duvarlarında kalmaya devam etti.
Cromwell'i, Hollanda'dan gelip Londra'da çalışan ressam Peter Lely boyadı.
Bir anlatıya göre Cromwell, ressama yüzünü bütün pürüzleri ve siğilleriyle boyamasını, yoksa ona tek kuruş ödemeyeceğini söyledi. Söz ilk kez yaklaşık bir yüzyıl sonra, Horace Walpole'un İngiliz ressamları üzerine kitabında yazıya geçti. Gerçek olsun ya da olmasın, bir düşünceyi taşır. Süssüz yüz, sarayın parlak imgesine karşı dürüst bir yönetimin işareti olarak okunuyordu.
Mekanizma — tahtın dönüşü ve portre atölyeleri
Cromwell 1658'de öldü. İki yıl sonra idam edilen kralın oğlu, II. Charles adıyla Londra'ya döndü. Bu döneme «Restorasyon» denir. Yeni kral babasının dağılan koleksiyonundan geri alabildiklerini topladı.
Lely, rejim değiştiği hâlde yerini korudu. 1661'de sarayın baş ressamı oldu. Van Dyck'in zarif pozlarını aldı. Onları daha ağır kumaşlarla, uykulu gözlerle ve gevşek bir duruşla yeniden kurdu. Kaynaklara göre büyük atölyesinde müşteri sık kullanılan pozlardan birini seçebiliyordu ve yardımcılar giysiyi, ellerini ve arka planı boyuyordu.
Yüzler birbirine o kadar benzer ki kimin kim olduğu ancak belgelerden çıkarılabilir. Lely burada bireyden çok bir güzellik ideali boyuyordu.
Diziyi kralın kardeşi, donanmayı yöneten York dükü James ısmarladı. Güzeller sarayın iç dünyasını, amiraller onun denizdeki gücünü gösteriyordu.
Aynı yıllarda Londra'da bir kadın da portreden geçimini sağlıyordu. Mary Beale'in kocası Charles bir devlet dairesindeki görevini kaybedince ailenin geçimi onun fırçasına kaldı. 1670'lerde Pall Mall'daki evlerinde bir atölye açtılar.
Beale'in atölyesini bugün bu kadar iyi tanımamızın nedeni kocasının defterleridir. Charles Beale, karısının kimin portresini yaptığını, ne kadar ücret aldığını ve atölyede hangi boyaları hazırladığını yıl yıl yazdı. Beale, Lely ile de dostluk kurdu ve onun resimlerini incelemek için ödünç alabildi.
Yüzyılın sonunda baş ressamlığa Lübeck'ten gelen Godfrey Kneller yerleşti. Onun en tanınmış işi, Londra'daki bir siyasi kulübün üyeleri için yaptığı bir diziydi.
Anlatıya göre portrelerin asılacağı oda alçaktı ve bütün üyeler duvara sığmalıydı. Kneller bu yüzden olağan yarım boydan biraz küçük bir tuval ölçüsü kullandı. Bu ölçü sonraki yüzyılda «kit-cat» adıyla bir standarda dönüştü. Bir odanın tavan yüksekliği, bir portre türünün adını koymuştu.
Mekanizma — bir kentin görünümü ve yangını
Arundel kontu, İtalya'dan sonra Almanya'ya yaptığı bir elçilik yolculuğunda Praglı genç bir gravürcüyü yanına aldı. Wenceslaus Hollar 1636'da Londra'ya geldi ve kontun koleksiyonunu, kentin sokaklarını ve kadınların giysilerini bakır levhalara işledi. İç savaş yıllarında Anvers'e geçti.
Hollar bu manzarayı sürgündeyken Anvers'te bastı ve Londra'yı yanında taşıdığı çizimlerden kurdu. Gravürde bir yanlış ünlüdür. Güney kıyıdaki iki yuvarlak yapının, tiyatro ile ayı dövüşü arenasının adları birbiriyle yer değiştirmiştir. Bu küçük hata, en ayrıntılı belgenin bile bir anının ürünü olduğunu hatırlatır.
1666 eylülünde bir fırıncı dükkânında başlayan yangın dört gün sürdü. Eski kentin büyük bölümü, on binlerce ev ve seksenden fazla kilise yandı. Ortaçağdan kalma Saint Paul katedrali de çöktü. Birkaç gün sonra astronom Christopher Wren, krala geniş caddeleri ve meydanlarıyla yepyeni bir kent planı sundu. Plan uygulanmadı. Arsa sahipleri evlerini eski parsellerine kurmak istiyordu. Mülk sınırlarını yeniden çizmeye kimsenin gücü yetmedi.
Wren'in payına kiliseler düştü. Elliyi aşkın bölge kilisesi onun dairesinden çıkan tasarımlarla yeniden yapıldı. Her kilise dar, düzensiz bir arsaya sığmalıydı ve Wren her birine ayrı bir plan ve çan kulesi verdi.
Kare bir plana yuvarlak bir kubbe oturtan bu küçük kilise, Wren'in katedral öncesi denemelerinden biri olarak okunur.
Mekanizma — kubbe, maket ve taş
Wren katedral tasarımlarından birini, yetkililer görebilsin diye büyük bir maket olarak yaptırdı.
Kilise yetkilileri bu planı reddetti. Eşit kollu haç, Katolik Roma'nın merkezî planlı kiliselerini andırıyordu. Anglikan ayini ise uzun bir nef ve geleneksel bir koro istiyordu. Wren uzun bir haç planına döndü, ama kubbeyi korudu ve tasarımı inşaat sırasında değiştirmeyi sürdürdü.
Kubbe dışarıdan tek bir kabuk gibi görünür. Gerçekte içiçe üç yapıdan oluşur. İçeride, aşağıdan bakan kişinin gördüğü tuğla bir iç kubbe vardır. Onun üstünde, ağır taş feneri taşıyan tuğla bir koni yükselir. En dışta ise kentin uzaktan gördüğü, ahşap iskeletli ve kurşun kaplı bir dış kubbe durur. İçeriden bakan ile kentten bakan başka oranlar istiyordu. Wren ikisini ayrı kabuklarla kurdu.
Wren'in mezarı katedralin altındadır. Oğlunun yazdırdığı Latince kitabe, okuyana anıtını arıyorsa çevresine bakmasını söyler.
1689'da tahta çıkan III. William ile II. Mary, Hampton Court'taki Tudor sarayının bir bölümünü Wren'e yeniden yaptırdı.
Yeni avlu Tudor sarayının kırmızı tuğlasını korur, ama ona taş çerçeveli, düzenli bir ritim ekler.
Hastane, yaşlı ve yaralı denizcilerin yurdu olarak kuruldu. Wren yapıları iki yana ayırdı, böylece Kraliçe Evi'nden ırmağa uzanan görüş açık kaldı. Kaynaklara göre Boyalı Salon o kadar gösterişliydi ki denizciler yemeklerini çoğu zaman alt kattaki sade bir salonda yedi. Kimi yorumlara göre kralın çiğnediği zorbalık figürü, XIV. Louis'nin yüz hatlarını taşır.
Mekanizma — ahşabın ustası ve sonraki kuşak
1671'de yazar John Evelyn, Deptford'daki tersanenin yakınında yürürken küçük bir evin penceresinden içeri baktı. İçeride genç bir adam oyma yapıyordu. Adam, Tintoretto'nun bir çarmıha geriliş resminin kopyasını ahşaba oyuyordu. Evelyn onu krala ve Wren'e tanıttı. Adı Grinling Gibbons'tı.
Gibbons ıhlamur ağacından meyveler, çiçekler, kuşlar ve çalgılar oydu. Bu oymalar saray odalarını, soylu evlerini ve Saint Paul'ün koro sıralarını süsledi.
Oyma, Lely'nin satenlerinde boyayla kurulan yanılsamayı bu kez ağaçla kurar. Kravat sonraki yüzyılda Horace Walpole'un eline geçti. Anlatıya göre Walpole bir gün evine gelen konukları onu boynuna takarak karşıladı.
Wren'in yanında yetişen Nicholas Hawksmoor ile oyun yazarlığından mimarlığa geçen John Vanbrugh, yüzyıl sona ererken bu dili daha ağır kütlelere taşıdı.
Saray, 1704'te Fransız ve Bavyera ordularına karşı kazanılan bir zaferin anıtıydı. Ulusun armağanı olarak başlayan binanın faturası ise düşesle mimar arasında uzun bir kavgaya dönüştü.
Mekanizma — imparatorluğun portreye girişi
Bu sarayların ve portrelerin parası yalnızca vergiden ve topraktan gelmiyordu. 1600'de kurulan Doğu Hindistan Kumpanyası Asya'dan baharat ve pamuklu kumaş getiriyordu. II. Charles'ın Portekizli gelini Catherine'in çeyizindeki Bombay limanı da birkaç yıl sonra kumpanyaya devredildi.
Batıda ise başka bir ticaret büyüyordu. Barbados adasına 1620'lerde yerleşen İngilizler, birkaç on yıl içinde şeker kamışı yetiştirmeye başladı. Tarlalar, Afrika'dan zorla getirilen köleleştirilmiş insanların emeğiyle işletildi. Çok geçmeden adada köleleştirilmiş Afrikalılar özgür nüfustan fazlaydı. Servet İngiltere'ye döndü ve kır evlerine, koleksiyonlara, okullara aktı.
Restorasyondan hemen sonra York dükü James'in başında bulunduğu bir şirket kuruldu ve 1672'de Kraliyet Afrika Kumpanyası adıyla yeniden örgütlendi. Şirket Batı Afrika kıyısından altın ve fildişi taşıdı. On binlerce insanı köleleştirerek Amerika'daki adalara götürdü. Kaynaklar, şirketin taşıdığı kimi insanların bedenine dükün unvanının baş harflerinin dağlandığını kaydeder.
Sikkenin adı, altının geldiği Gine kıyısından geliyordu. Fil damgası, altının Afrika şirketinin getirdiği madenden basıldığını gösteriyordu.
İmparatorluk portrelerin içine de girdi. Yüzyılın ikinci yarısında İngiliz ve Fransız saray portrelerinde, soylu bir kadının ya da adamın yanında siyah bir çocuk sık sık görünmeye başladı. Bu çocukların pek çoğu Atlantik ticaretinde satın alınmış ve Avrupa evlerine hizmetkâr olarak getirilmiş köleleştirilmiş çocuklardı.
Resimde inciler, mercan ve çocuk aynı işi görür. Hepsi düşesin zenginliğini ve denizaşırı bağlantılarını gösterir. Çocuğun adı bilinmiyor. Resim Paris'te yapıldı, ama Londra sarayının görgüsünü taşır.
Londra gazetelerinin ilan sayfaları bu çocukların hayatına başka bir pencereden bakar. Yüzyılın sonundaki kaçak ilanlarında, kaybolan siyah bir oğlanın boynundaki gümüş tasma anlatılır. Tasmaya sahibinin adı kazınmıştır. Kimi portrelerde aynı tasmalar bir süs gibi parlar.
Barbados'un şekeri, sonraki yüzyılın başında bir İngiliz kolejinin kütüphanesine de dönüştü. Adada doğmuş bir plantasyon sahibi ve sömürge valisi olan Christopher Codrington, 1710'daki ölümünde kitaplarını ve büyük bir parayı Oxford'daki kolejine bıraktı.
Kütüphane uzun süre bağışçının adını taşıdı. Kolej 2020'de adı değiştirdi. Bağışın kaynağı olan plantasyonlarda çalıştırılan köleleştirilmiş insanları da kamuya açık biçimde andı.
Kalıcı araçlar
Bir koleksiyonun güzergâhını çiz. Resmin hangi satışla kimin eline geçtiği, bugün hangi müzede durduğunu açıklar.
Portrede bakış noktasını bul. Ressam izleyiciyi modelin altına, karşısına ya da yanına koyarak modelin gücünü ayarlar.
Bir tuvalin işlevini sor. Her portre duvara asılmak için yapılmadı, kimisi bir heykeltıraşa ölçü taşıdı.
Bir anekdotun yazılış tarihini bul. Olaydan bir yüzyıl sonra yazıya geçen söz bir efsane olabilir.
Kubbeyi hem içeriden hem dışarıdan oku. Aynı yapı, içerideki ve dışarıdaki izleyiciye ayrı oranlar sunabilir.
Bir yapının ve bir resmin parasını izle. Şeker, sikke, kumpanya hissesi ya da bir bağış, eserin arkasındaki ticareti görünür kılar.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Cromwell ve cumhuriyet bütün sanatı yok etti."
Koleksiyon dağıtıldı, ama Cromwell Mantegna'nın dizisini ve Raphael'in kartonlarını kendi saraylarında tuttu ve kendi portresini Lely'ye boyattı.
Yaygın yanlış"Saint Paul'ün kubbesi tek bir kabuktur."
İçerideki tuğla kubbe, feneri taşıyan tuğla koni ve dışarıdaki kurşun kaplı kubbe ayrı yapılardır.
Yaygın yanlış"Wren, yangından sonra Londra'yı kendi planına göre yeniden kurdu."
Önerdiği plan uygulanmadı ve kiliseleri eski sokak dokusunun içine yerleşti.
Yaygın yanlış"Portrelerdeki siyah çocuklar ressamın hayal ettiği süs figürleridir."
Pek çoğu Atlantik ticaretinde satın alınmış köleleştirilmiş çocuklardı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: I. Charles, Mantua koleksiyonunu satın alarak bir Avrupa koleksiyonu kurdu ve Van Dyck onun imgesini ayakta, atın üstünde ve üç yönden boyadı. Inigo Jones Palladio'nun dilini Greenwich'e ve saray masklarının sahnelerine taşıdı. 1649 idamından sonra koleksiyon satılıp Avrupa'ya dağıldı. Lely önce Cromwell'i, sonra Restorasyon sarayını boyadı, Mary Beale kocasıyla bir portre atölyesi yönetti. 1666 yangınından sonra Wren kent kiliselerini ve üç katmanlı kubbesiyle Saint Paul'ü kurdu. Bu zenginliğin bir bölümü Asya ticaretinden, Barbados şekerinden ve köleleştirilmiş Afrikalıların emeğinden geldi ve köleleştirilmiş çocuklar saray portrelerine de girdi.
Sonraki derse köprü
İngiliz gemileri Afrika kıyısından Barbados'a insan taşırken, Atlantik'in daha güneyinde iki yüzyıldır başka bir imparatorluk hüküm sürüyordu. İspanya kralının Amerika'daki topraklarında gümüş madenleri gece gündüz işliyor, çıkarılan metal Sevilla'ya ve Manila'ya akıyordu. Madenlere ve tarlalara yakın kasabalarda misyonerler kiliseler kuruyor, cepheleri taşla, sunakları yaldızlı ahşapla dolduruyordu. O cepheleri oyan ve o sunakları yaldızlayan ellerin çoğu ise Avrupa'yı hiç görmemiş yerli ve Afrika kökenli ustalara aitti.