Ders KRO-318.9 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

Safevi Tebriz ve İsfahan'ında kitap sanatı

3.339 kelime · 16 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Safevi kitabhanesi, hattat, müzehhip, cetvelkeş, ressam ve mücellidin birlikte çalıştığı bir saray atölyesiydi. Şah İsmail Tebriz'de Akkoyunlu ustalarının yoğun, bitkili resim dilini devraldı. 1520'lerde Herat'tan gelen ustalar bu dile mimari bir düzen kattı. Sultan Muhammed'in kuşağında iki gelenek kaynaştı ve Tahmasb'ın Hamse'sinde olgun biçimine ulaştı. Şahın resimden uzaklaşmasıyla ustalar Meşhed'de İbrahim Mirza'nın Haft Evreng'inde toplandı. Kazvin ve İsfahan'da kitabın yerini giderek tek sayfa aldı. Rıza-yı Abbasi'nin kaligrafik çizgisi ve imzalı sayfaları, ressamı adı bilinen bir sanatçıya dönüştürdü.

Açılış: kayaların arasında uyuyan kahraman

British Museum'daki bir sayfada destan kahramanı Rüstem, kaplan postuna sarınmış, bir ağacın dibinde uyuyor. Atı Rahş, onun başında saldıran bir aslanla boğuşuyor. Sahnenin asıl hareketi ise kayalarda. Taşlar kıvrılıyor, mor ve pembe yüzeyler birbirine akıyor. Dikkatle bakınca kayaların içinde hayvan başları ve insan yüzleri seçiliyor. Ağaç gövdeleri sanki nefes alıyor.

Bu sayfa, Şah İsmail'in Tebriz sarayında başlatılmış bir Şehname nüshasından kalmıştır. Araştırmacılar onu genç Sultan Muhammed'in fırçasına bağlar. Kaynayan, kendi kendine canlanan bu manzara, Tebriz'in Türkmen ustalarından öğrenilmiştir. Birkaç yıl içinde aynı atölyeye doğudan, Herat'tan ustalar gelecek ve bu coşkuya daha ölçülü bir düzen ekleyecekti.

Bu ders, iki geleneğin aynı kitap atölyesinde nasıl birleştiğini izliyor. Sonra o atölyenin nasıl dağıldığına ve yüzyılın sonunda İsfahan'da kitabın yerini tek bir sayfanın nasıl aldığına bakacağız.

Dersin yolu

Önce Safevi sarayında kitabın yapıldığı kuruma, kitabhaneye bakacağız. Sonra Akkoyunlu Tebriz'inin resim dilini ve Herat'ın düzenini ayrı ayrı tanıyacağız. Sultan Muhammed'in kuşağında bu iki dilin nasıl kaynaştığını, Şah Tahmasb'ın Hamse'sinde görülen olgun birleşimi izleyeceğiz. Ardından şahın resimden uzaklaşmasını ve ustaların Meşhed'de bir prensin çevresinde toplanmasını ele alacağız. Son bölümler Kazvin'e, İsfahan'a, Rıza-yı Abbasi'nin çizgisine ve ressamları anlatan Safevi metinlerine ayrılıyor.

Tahmasb'ın büyük Şehname'si ve albüm kültürü bir sonraki dersin konusu. Burada yalnız onları doğuran atölyeyi tanıyacağız.

Sıfır noktası: kitabhane

Safevi kaynaklarında saray kitap atölyesine kitabhane denir. Kelime hem kütüphaneyi hem de kitabın yapıldığı işliği anlatır. Değerli yazmalar orada saklanır, yenileri orada üretilirdi. Atölyenin başında kitabdar unvanlı bir yönetici bulunurdu. Bu kişi çoğu kez kendisi de bir hattat ya da ressamdı.

Bir yazma tek bir elden çıkmazdı. Kâğıdı hazırlayan, boyayan ve mühreyle parlatan ustalar vardı. Kâtip ya da hattat, metni nesta'lik denen akıcı yazıyla sayfalara geçirirdi. Müzehhip, başlıkları ve kenarları altın ile lacivertle süslerdi. Cetvelkeş, metin alanını çevreleyen ince renkli çizgileri çekerdi. Ressam, hattatın boş bıraktığı alanlara sahneleri boyardı. En sonda mücellit, sayfaları deri ya da lake bir cilde bağlardı.

Bu iş bölümü kitabın planını önceden yapmayı gerektirirdi. Hattat yazarken hangi beytin altına resim gireceğini bilmeliydi. Ressam ise kendisine ayrılan alanın biçimine göre sahneyi kurardı. Bir yazmanın tamamlanması bu yüzden yıllar alabilirdi. Kimi kitaplar bir hükümdar için başlanır, ölümünden sonra bir başkası için bitirilirdi.

Kitabhane Osmanlı nakkaşhanesine benzer. İkisi de on beşinci yüzyılın Timurlu ve Türkmen saray atölyelerinden besleniyordu. Ayrıldıkları yer, kitapların konusundaydı. Osmanlı atölyesi giderek çağdaş tarihi resimledi. Safevi atölyesi ise uzun süre Fars edebiyatının klasiklerine, Firdevsi'ye, Nizami'ye, Hafız'a ve Câmi'ye döndü.

Mekanizma — Türkmen Tebriz'inin resim dili

Safeviler Tebriz'i aldığında kent yarım yüzyıla yakın bir süre Akkoyunlu Türkmen hükümdarlarının başkenti olmuştu. Akkoyunlu sultanı Yakub Bey'in sarayı, 1480'lerde bölgenin en zengin kitap atölyelerinden birini barındırıyordu. Bu atölyenin resim dili, gözü bir yerde dinlendirmeyen bir yoğunlukla tanınır.

Türkmen sayfalarında manzara bir sahne dekoru olmaktan çok kendi başına yaşayan bir varlıktır. Kayalar süngerimsi ve kabarık çizilir. Toprak, iri yapraklı bitkilerle ve çiçekli çalılarla kaplıdır. Renkler parlak ve sıcaktır, yeşilin yanında mor, pembe ve turuncu bol kullanılır. Figürler iri başlı, tombul yüzlüdür. Gökyüzünde bile kıvrılan Çin bulutları dolaşır.

Bu yazmanın öyküsü, kitabın bir saraydan ötekine nasıl geçtiğini gösterir. Akkoyunlu sarayında başlandı, hanedanın çöküşüyle yarım kaldı. Şah İsmail Tebriz'e girdiğinde atölyeyi ve yarım kitapları devraldı. Yazma onun döneminde tamamlandı. Bugün İstanbul'da bulunması, Çaldıran'dan sonra Tebriz'den taşınan kitaplarla bağlantılı olabilir. Ama hangi yolla geldiği kesin bilinmiyor.

Tebriz'in mirası yalnız saray kitaplarında kalmadı. Topkapı'daki bazı albümlerde, Türkmen ustalarına ve Siyah Kalem diye anılan bir çizere bağlanan yapraklar korunur. Bu yapraklarda dervişler, cinler ve yük taşıyan göçebeler bulunur. Saray zarafetinden uzak, ağır bedenli bu figürler, Tebriz atölyesinin çok sesli bir yer olduğunu düşündürür.

Mekanizma — Herat'ın düzeni ve gelen ustalar

Doğuda, Timurlu Herat'ta aynı yıllarda bambaşka bir dil olgunlaşmıştı. Sultan Hüseyin Baykara'nın sarayında çalışan Bihzad ve çevresi, sahneyi mimari bir iskelete oturtmayı sevdi. Bir sarayın avlusu, bir caminin duvarları ya da bir hamamın odaları, figürleri ölçülü aralıklarla yerleştirmeye yarar. Renkler daha serin ve dengelidir. Her figür bir işle meşguldür. Biri su taşır, biri tuğla diker, biri kapıda bekler.

Türkmen ustası boşluğu bitkiyle doldurur. Herat ustası onu bir mimari düzlem olarak bırakır ve gözü bir figürden ötekine taşır.

Herat atölyesi, 1507'de Özbeklerin kenti almasıyla sarsıldı. Safeviler kenti birkaç yıl sonra ele geçirdiğinde, Şah İsmail oğlu Tahmasb'ı çocuk yaşta Herat'a vali olarak gönderdi. Prens, kentin kitap ustaları arasında büyüdü. 1520'lerin başında Tebriz'e döndüğünde Herat'ın ustalarından bazıları da onunla geldi ya da sonradan katıldı.

Fermanın metni, tarihçi Hândmîr'e bağlanır. Belge, kitabhanenin bir hiyerarşi içinde örgütlendiğini açıkça gösterir. Atanan kişi bütün kitap zanaatlarının sorumlusuydu. Bihzad'ın Tebriz'de kendi eliyle ne kadar resim yaptığı ise tartışmalıdır. Yaşlı ustanın daha çok bir otorite ve öğretmen olarak çalıştığı düşünülür.

Mekanizma — Sultan Muhammed ve kaynaşma

Tebriz atölyesinde iki dili birleştiren kuşağın en önemli adı Sultan Muhammed'dir. Onun Tebriz'de, Türkmen ustalarının yanında yetiştiği düşünülür. Uyuyan Rüstem sayfası, genç ressamın bu Türkmen eğitimini açıkça taşır. Herat ustalarının gelişinden sonra ise sayfaları daha ölçülü, daha dengeli bir kuruluşa kavuştu.

Bu değişim, genç Tahmasb'ın kendi eğitimiyle de ilgiliydi. Şehzade, kaynakların anlattığına göre resim ve hat dersleri aldı. Sultan Muhammed'in onun hocaları arasında olduğu söylenir.

Bu küçük kitap, on yaşını biraz geçmiş bir şehzadenin hattatlık sınavı gibidir. Metni Tahmasb yazdı, resimleri saray ustaları yaptı. Kitabhanenin bir prensin eğitim yeri de olduğunu gösterir. Hükümdar, sanatları yalnız ısmarlayan biri olarak kalmadı. Onları bizzat öğrenen bir okur ve yazar olarak yetişti.

Sultan Muhammed'in olgun üslubunu en iyi gösteren sayfalardan biri, bir Hafız divanından gelir.

Hafız'ın şiirinde şarap çoğu kez ilahi aşkın simgesidir. Sultan Muhammed bu iki anlamı tek bir binada üst üste yerleştirdi. Yukarıda melekler göksel şarabı içer, aşağıda insanlar dünyevi şarapla kendinden geçer. Herat'tan gelen mimari iskelet sahneyi düzenler. Figürlerin canlılığı, kıvrık kumaşları ve şakacı yüzleri ise Tebriz'in coşkusunu taşır. Bu sayfada iki okulun birbirine karıştığını artık ayırmak güçtür. Divanın, Tahmasb'ın kardeşi Sam Mirza için hazırlandığı düşünülür.

Mekanizma — Tahmasb'ın Hamse'si

1530'larda Tebriz kitabhanesi en verimli yıllarını yaşıyordu. Bu dönemin doruğunda, Nizami'nin beş mesnevisinden oluşan büyük bir Hamse nüshası durur.

Şah Mahmud Nişapuri, dönemin en saygın nesta'lik ustalarından biriydi. Resimlerin altında ya da yanında kimi zaman ressamın adını veren küçük yazılar bulunur. Bu yazıların bir bölümü sonradan eklenmiş olabilir, bu yüzden araştırmacılar onları üslup karşılaştırmasıyla birlikte kullanır.

Göğe yükseliş sahnesi, kitabın en çok incelenen sayfalarından biridir. Peygamber, yüzü örtülü olarak Burak'ın üstünde yükselir. Çevresinde altın alevler ve onu karşılayan melekler vardır. Melekler sunular taşır, kimi buhurdan sallar, kimi bir tepsi uzatır. Gök lacivert ve altınla açılır. Sahne, bir ibadet konusunu bir şiir kitabının açılışında, büyük bir saygıyla resimler. Nizami her mesnevisinin başında Peygamber'e övgüye yer verdiği için resim de metnin bu bölümüne bağlıdır.

Kitabın başka sayfaları daha dünyevidir. Hüsrev, ormanda bir gölde yıkanan Şirin'i ilk kez görür. Bir başka sayfada Sasani hükümdarı Nuşirevan, harabe bir köyde konuşan iki baykuşu dinler. Baykuşların yakınması, hükümdara zulmün ülkeyi nasıl yıktığını hatırlatır. Bu sahne Mir Musavvir'e bağlanır.

Yazmanın kenarları da en az resimler kadar ünlüdür. Sayfaların metin dışında kalan boşlukları, tek renk altınla boyanmış geyikler, kuşlar, ağaçlar ve bulutlarla doludur. Bir sayfanın kenarı kendi başına küçük bir manzara gibidir. Resimlerin bir kısmı ise sonraki yüzyılda eklendi. On yedinci yüzyılın sonunda, yarım kalan yerlere başka bir ressamın Avrupa resminden etkilenmiş sayfaları yerleşti.

Kitabın yanında aynı yıllarda yapılmış başka sayfalar da Mir Seyyid Ali'nin dünyasını gösterir.

Mir Seyyid Ali'nin sayfalarında aşk öyküsü, kalabalık bir gündelik hayatın içinde neredeyse kaybolur. Leyla ve Mecnun sahnenin bir köşesindedir. Göz ise çadır iplerini geren kadınlara, ateşin başındaki yaşlılara ve oynayan çocuklara takılır. Herat'tan gelen gözlem tutkusu, burada bir göçebe yaşamının belgesine dönüşmüştür. Bu ressam birkaç yıl sonra Hindistan'a gidecek ve Babür sarayının atölyesinde çalışacaktı.

Mekanizma — tövbe ve dağılma

1550'lerde kitabhanenin yönü değişti. Kaynakların aktardığına göre Şah Tahmasb, giderek dinî kaygılara yöneldi. 1550'lerin ortasında yasak sayılan pek çok şeyden uzak durmaya söz verdiği bir tövbe ilan etti. Bu anlatıya göre resim ve hat sanatına eski ilgisini de yitirdi. Sarayın büyük kitap işleri yavaşladı.

Bu anlatının ne kadarı bir kişisel dönüşüm, ne kadarı bir siyasi tercih, araştırmacılar arasında tartışılır. Şahın gençlik yıllarındaki tutkusunun azaldığı açıktır. Ama sarayın sanatları tümüyle terk ettiği söylenemez. Halı, çini ve kumaş atölyeleri çalışmaya devam etti. Diplomatik armağan olarak değerli yazmalar gönderilmeye de sürdü.

Aynı yıllarda başkent Tebriz'den Kazvin'e taşındı. Tebriz, Osmanlı sınırına çok yakındı ve birkaç kez Osmanlı ordularınca ele geçirilmişti. Kazvin daha içeride, daha korunaklı bir kentti. Saray yer değiştirince ustaların bir bölümü yeni başkente gitti. Bir bölümü ise başka hamiler aradı.

Usta bekleyen hamilerden biri, şahın yeğeni İbrahim Mirza'ydı. Genç prens 1550'lerin ortasında Meşhed'e vali oldu. Kendisi şiir yazıyor, hat çalışıyor ve çevresine kitap ustaları topluyordu. Tebriz kitabhanesinde yetişmiş ressamların ve hattatların bir bölümü onun yanına geçti.

Kitabın kolofonları, metnin Meşhed'de, Kazvin'de ve Herat'ta, farklı hattatlarca yazıldığını gösterir. Bir prensin kitap atölyesi böylece birkaç kente yayılmıştı. Resimlerin ressamları adlarını yazmadı, araştırmacılar onları üsluba göre gruplandırır.

Haft Evreng'in sayfalarında Tahmasb Hamse'sinin dengeli düzeni yerini daha huzursuz bir enerjiye bırakır. Figürlerin boyunları uzar, bedenleri kıvrılır. Sahneler sayfanın sınırlarını zorlar ve kimi zaman kenar boşluğuna taşar. Bir yaşlı âşığın damdan düştüğü ya da Yusuf'un bir ziyafet verdiği sayfalar, onlarca figürün telaşıyla doludur.

Prensin sonu acı oldu. 1577'de, tahta yeni çıkan kuzeni II. İsmail'in emriyle öldürüldü. Kadı Ahmed'in aktardığına göre eşi, kocasının değerli albümünü yeni şahın eline geçmesin diye suyla yıkayarak yok etti. Öykü doğru olsun ya da olmasın, bir koleksiyonun kaderi hamisinin kaderine bağlıydı.

Mekanizma — Kazvin ve tek sayfa

Büyük yazmalar pahalıydı ve yıllar alıyordu. Saray atölyesi küçüldükçe ressamlar başka alıcılar buldu. Saray mensupları, valiler ve varlıklı kent sakinleri, tek başına satın alınabilen sayfalar istiyordu. Bir yaprak, bir albümün içine yapıştırılabilir ya da bir dosyada saklanabilirdi.

Kazvin yıllarında bu tek sayfalık resimler hızla çoğaldı. Konular da değişti. Bir destan sahnesi yerine tek bir genç figür, bir çift âşık, bir çoban ya da bir derviş resmedildi. Sahne bir metne bağlı olmaktan çıktı. Sayfanın kendisi, bakılmak için yapılmış bir nesne oldu.

Muhammedi'nin çizimi, köy hayatını bir şiir gibi kurar. Figürler hafif ve uzundur, kıyafetleri rüzgârda dalgalanır gibi çizilmiştir. Bu çizimde bir hükümdar ya da destan kahramanı yoktur. Sıradan iş, bir saray sanatçısının çizgisiyle zarif bir sahneye dönüşür. Ressamın kimliği ve hayatı hakkında bildiklerimiz sınırlıdır. Kimi kaynaklar onu Sultan Muhammed'in oğlu sayar, ama bu bağ kesin değildir.

Bu yıllarda resmi kuramsal olarak anlatmaya çalışan metinler de yazıldı. Bunlardan biri, bir ressamın kendi zanaatını anlattığı manzum bir kitaptır.

Sadıki Bey, bir Türkmen ailesinden gelen bir askerdi. Sonra kitabhaneye girdi, ressam ve şair olarak tanındı. Şah Abbas döneminde bir süre kitabdar oldu. Risalesi, bir ustanın öğrenciye neyi nasıl öğrettiğine dair ender bir tanıklıktır. Boyanın nasıl ezileceğini, fırçanın hangi kıllardan yapılacağını sayfa sayfa anlatır.

Mekanizma — İsfahan ve Rıza-yı Abbasi

Şah Abbas, 1590'ların sonunda başkenti Kazvin'den İsfahan'a taşıdı. Yeni başkentin meydanları ve yapıları başka bir dersin konusu. Kitap sanatında ise İsfahan, tek sayfalık resmin altın çağı oldu. Bu çağın en tanınmış adı Rıza'dır. Şah ona bir onur olarak «Abbasi» lakabını verdi.

Rıza'nın sayfalarında bir figür, çoğu kez sahnenin tamamıdır. Arkada bir iki dal, bir tutam ot ya da boş bir zemin vardır. Bütün dikkat bedenin çizgisine ve giysinin kıvrımına yönelir.

Rıza'nın çizgisi, bir hattatın kalem darbesine benzer. Çizgi bir yerde kalınlaşır, bir yerde incelip kaybolur. Bir kaftanın eteği tek bir hareketle kıvrılır. Bu çizgi, nesta'lik yazının akışından ayrı düşünülemez. İsfahan'da hattatlar ve ressamlar aynı alıcılar için çalışıyor, aynı albümlerde yan yana duruyordu.

Rıza sayfalarının önemli bir bölümünü imzaladı ve tarihledi. Kimi sayfalarda kimin için ve hangi gün yaptığını da yazdı. Bu notlar, ressamın üretimini yıl yıl izlemeye imkân verir. İmza, bir eserin bir kişinin elinden çıktığını alıcıya açıkça söyleyen bir işaret oldu.

Âşıklar, ressamın son yıllarına aittir. Bedenler birbirine akar ve tek bir kıvrımlı biçim kurar. Kumaşların desenleri, renklerin parlaklığı ve çizginin akışı aynı anda göze çarpar. Sayfa bir hikâye anlatmaz. Bir duyguyu ve bir zarafeti tek başına taşır.

Saray tarihçisi İskender Bey Münşi, Rıza'nın bir dönem saraydan uzaklaştığını ve güreşçilerle vakit geçirdiğini yazar. Ressam sonunda saraya döndü.

Rıza aynı adı taşıyan bir başka ünlü sanatçıyla sık sık karıştırılır. Ali Rıza-yı Abbasi, Şah Abbas'ın en sevdiği hattatlardan biriydi. İsfahan'ın büyük camilerindeki yazıların bir bölümünü o tasarladı. İki sanatçı aynı lakabı taşıdığı için eski kataloglarda eserleri birbirine karıştı.

İsfahan atölyesinin başka ustaları da tek sayfa resminin sınırlarını genişletti.

Hükümdar burada bir kır sofrasında, rahat bir duruşla oturur. Resmin üstündeki dizeler, sevgiliye ve şaraba dair bir şiirdir. Hükümdar portresi burada, bir albüm sayfasının samimi diline girer.

Mekanizma — usta ve öğrenci

Rıza'nın atölyesi bir öğrenci kuşağı yetiştirdi. Bunların en uzun ömürlüsü Muin Musavvir'di. Muin, yüzyılın ortasından sonuna kadar İsfahan'da çalıştı. Şehname nüshaları resimledi, tek sayfalar ve çizimler yaptı. Pek çok çizimine, olayın tarihini ve yerini anlatan notlar ekledi.

Muin'in notu, portreyi bir anma belgesine çevirir. Öğrenci hocasını çalışırken, yani zanaatın içinde gösterdi. Bir ressamın başka bir ressamı mesleğiyle birlikte resmetmesi, İsfahan'da sanatçının toplumsal yerinin değiştiğini düşündürür. Ressam artık adı bilinen, imzası aranan, portresi yapılan biriydi.

Mekanizma — ressamları yazan metinler

Safevi kitap sanatını bugün ustalarının adlarıyla tanıyabiliyorsak, bunu büyük ölçüde dönemin kendi yazarlarına borçluyuz. Albüm önsözleri, tarih kitapları ve biyografi derlemeleri, hattatların ve ressamların hayatlarını kaydetti.

Kadı Ahmed bir saray kâtibiydi ve anlattığı kişilerin bir bölümünü şahsen tanıyordu. Kitabında hattatlara ressamlardan çok daha fazla yer verir. Bu oran, döneminin değer sıralamasını yansıtır. Yazı, kutsal metni taşıdığı için resimden önce gelirdi. İbrahim Mirza'nın kitaplığının dağılışını anlatan bilgi de bu kitaptan gelir.

Şah Abbas, sarayın değerli yazmalarının bir bölümünü 1600'lerin başında Erdebil'deki atasının türbesine vakfetti.

Vakıf, kitapları hanedanın kutsal merkezine bağladı. On dokuzuncu yüzyılda bir savaşın ardından koleksiyonun önemli bir bölümü Rusya'ya taşındı. Bir saray kitaplığı, böylece üç ayrı yerin öyküsünü taşır hâle geldi.

Kalıcı araçlar

Bir Safevi sayfasında önce manzaraya bak. Kabarık, yüzlü kayalar ve sayfayı dolduran bitkiler Türkmen mirasını, mimari iskelet ve ölçülü aralıklar Herat mirasını gösterir.

Yazmanın kolofonunu ara. Kimin için başlandığı, kimin için bitirildiği ve hangi kentte yazıldığı orada kayıtlıdır.

Ressam adını taşıyan yazıların ne zaman eklendiğini sor. Bir imza ile sonradan yazılmış bir atıf aynı ağırlıkta değildir.

Hamiyi izle. Bir şahın, bir şehzadenin ya da bir valinin kaderi, atölyenin nereye taşınacağını belirler.

Tek sayfanın kime satıldığını düşün. Albüme girecek bir yaprak, bir destan kitabının resminden başka bir bakış ister.

Çizginin kalınlık değişimine bak. İsfahan'da resim ile yazı aynı elin terbiyesinden geçiyordu.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Safevi resmi Herat okulunun bir devamıdır."
Doğrusu

Tebriz'in Türkmen ustaları atölyenin kurucularındandı. Sultan Muhammed'in sayfaları iki geleneğin birleşimini taşır.

Yaygın yanlış"Tahmasb'ın tövbesiyle Safevi resmi sona erdi."
Doğrusu

Ustalar İbrahim Mirza'nın Meşhed'deki atölyesine, Kazvin'deki alıcılara ve sonra İsfahan'a dağıldı. Sanat biçim değiştirerek sürdü.

Yaygın yanlış"Rıza-yı Abbasi ile Ali Rıza-yı Abbasi aynı kişidir."
Doğrusu

Biri ressam, öbürü hattattı. Aynı lakap eski kataloglarda karışıklığa yol açtı.

Yaygın yanlış"İslam kitap resminde sanatçılar adsızdır."
Doğrusu

Safevi ressamları sayfalarını imzaladı ve tarihledi. Kadı Ahmed ve Sadıki Bey gibi yazarlar onların hayatlarını kaydetti.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Safevi kitabhanesi, hattat, müzehhip, cetvelkeş, ressam ve mücellidin birlikte çalıştığı bir saray atölyesiydi. Şah İsmail Tebriz'de Akkoyunlu ustalarının yoğun, bitkili resim dilini devraldı. 1520'lerde Herat'tan gelen ustalar bu dile mimari bir düzen kattı. Sultan Muhammed'in kuşağında iki gelenek kaynaştı ve Tahmasb'ın Hamse'sinde olgun biçimine ulaştı. Şahın resimden uzaklaşmasıyla ustalar Meşhed'de İbrahim Mirza'nın Haft Evreng'inde toplandı. Kazvin ve İsfahan'da kitabın yerini giderek tek sayfa aldı. Rıza-yı Abbasi'nin kaligrafik çizgisi ve imzalı sayfaları, ressamı adı bilinen bir sanatçıya dönüştürdü.

Sonraki derse köprü

Tahmasb'ın Hamse'si atölyenin en verimli yıllarında yazıldı, ama o yıllarda başlanmış tek büyük kitap o değildi. Şahın gençlik yıllarında, Firdevsi'nin destanı için yüzlerce resimli sayfası olacak bir nüsha başlanmıştı. Sultan Muhammed'den genç Mir Seyyid Ali'ye kadar kitabhanenin önde gelen ustaları onun sayfalarında çalıştı. Aynı yıllarda saray çevresinde, dağınık yapraklar ve hat örnekleri bir araya getirilip ciltlenerek albümlere dönüştürülüyordu. Bu albümlerin önsözleri, resim sanatının ilk tarihlerinden bazılarını da yazdı. Destanın büyük nüshası ise yüzyılın ikinci yarısında bir armağan olarak Osmanlı sarayına gönderilecek, yüzyıllar sonra da sayfaları tek tek dağılacaktı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 9. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga