Ders KRO-318.8 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

Portre, harita ve Avrupa'yla diplomatik görüntü alışverişi

3.250 kelime · 18 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Osmanlı sarayında portreye tasvir denirdi ve çoğu kez bir şemail metninin yanında dururdu. Nigari, Barbaros'u, II. Selim'i ve yaşlı Kanuni'yi albüm sayfalarında resmetti. Seyyid Lokman ile Nakkaş Osman, Kıyafetü'l-insaniye'de bütün hanedanı bir dizi hâlinde kurdu. Bu dizinin Avrupa'daki sultan portreleriyle karşılıklı bir alışveriş içinde olduğu düşünülür. Piri Reis'in 1513 haritası ve Kitab-ı Bahriye, Beyan-ı Menazil'in kent görünümleri ve Ali Macar Reis'in portolan atlası, Osmanlı'nın coğrafya bilgisini kendi diliyle topladığını gösterir. Venedik Türkçe harita satmaya çalıştı, Hollanda atlası armağan olarak geldi ve Türkçeye çevrildi. Elçilerin ressamları ve Avrupa'da resmedilen Osmanlı elçileri, görüntünün diplomasinin bir parçası olduğunu gösterir.

Açılış: Venedik'ten gelen sandık

Bir İznik tabağı ya da bir Uşak halısı Venedik'e gittiğinde çoğu kez geri dönmezdi. Bir sarayın sofrasına ya da bir kilisenin zeminine yerleşir, kimi zaman bir resmin içine girerdi. Portre ve harita ise iki yönde yol aldı. İstanbul'dan Venedik'e giden bir yüz, birkaç yıl sonra başka bir elden geçip İstanbul'a geri gelebiliyordu.

1570'lerin sonunda sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, Venedik'in İstanbul'daki daimi temsilcisinden, yani balyosundan alışılmadık bir şey istedi. Osmanlı sultanlarının portrelerini istiyordu. Gülru Necipoğlu'nun Venedik belgelerinden aktardığına göre, Venedik yönetimi bu isteği ciddiye aldı. Kentte bir dizi sultan portresi yaptırıldı ve İstanbul'a gönderildi. Araştırmacılar bu resimleri Veronese'nin atölyesi çevresine bağlar, ama hangilerinin bugüne ulaştığı tartışmalıdır.

Sokullu'nun bu resimleri neden istediği de bir soru. Aynı yıllarda saray şehnamecisi Seyyid Lokman, nakkaş Osman'la birlikte sultanların yüzlerini ve huylarını anlatan bir kitap hazırlıyordu. Sadrazam, belki de Avrupa'da dolaşan sultan yüzlerini görmek ve bunları kendi nakkaşlarının işiyle karşılaştırmak istiyordu.

Bu dersin konusu, sınırın iki yakasında dolaşan bu tür görüntüler. Bir yüz, bir kıyı çizgisi ya da bir elçinin kabul töreni, iki saray arasında bir bilgi, bir armağan ve kimi zaman bir silah olarak el değiştirdi.

Dersin yolu

Önce Osmanlı sarayında «tasvir» denen portrenin ne işe yaradığına bakacağız. Sonra denizci bir ressamın elinden çıkan yüzleri ve Lokman'la Osman'ın kurduğu sultan dizisini izleyeceğiz. Bu dizinin Avrupa basma portreleriyle ilişkisi, araştırmacıların en çok tartıştığı konulardan biri. Ardından haritaya geçeceğiz: Piri Reis'in dünya haritası, sefer yolunu resimleyen bir kitap, portolan atlaslar ve Avrupa atlaslarının Türkçeye çevrilmesi. Son bölümde elçilerin yanında gelen ressamlara ve Avrupa'da resmedilen Osmanlı elçilerine bakacağız.

Rönesans kursunun son dersinde bu alışverişin Avrupa tarafını gördük. Gentile Bellini'nin II. Mehmed portresi, sultan madalyaları, Venedik'te basılan miğferli Süleyman gravürü, Coecke'nin, Lorck'un ve Nicolay'ın çizimleri orada açıldı. Burada aynı yolculuğu İstanbul'dan izleyeceğiz.

Sıfır noktası: tasvir ve şemail

Osmanlı sarayında hükümdar portresi için kullanılan sözcük tasvirdi. Sultanın yüz çizgilerini, sakalını, boyunu ve duruşunu anlatan yazıya ise şemail denirdi. Şemail geleneği, Hz. Muhammed'in görünüşünü sözle betimleyen metinlerden gelir. Bu metinler bir yüzü kelimelerle aktarırdı. Osmanlı sultan portreleri de çoğu kez bir şemail metninin yanına yerleşti. Resim ile yazı aynı sayfada birbirini tamamladı.

İslam dünyasında dinî yapılarda ve Kur'an yazmalarında figür kullanılmadı. Saray kitaplarında, albümlerde ve tarih yazmalarında ise insan resmi yaygındı. Sultan portresi bu saray kitaplarının içinde gelişti. Ama tek başına duvara asılan bir yağlıboya tablo Osmanlı sarayında alışılmış bir biçim değildi. Portre çoğu kez bir albüm sayfasında ya da bir kitabın içinde, yani elde açılıp kapanan bir nesnedeydi.

II. Mehmed döneminde saraya İtalyan ressamlar ve madalyacılar gelmişti. Oğlu II. Bayezid'in bu tür resimlere ilgisi daha azdı. On altıncı yüzyılın ortasında portre yeniden saray nakkaşlarının işi oldu. Bu kez yüzü çizen eller çoğunlukla sarayın kendi ustalarıydı.

Mekanizma — denizci bir ressamın yüzleri

On altıncı yüzyılın Osmanlı portreciliğinde en tanınmış adlardan biri Haydar Reis'tir. Haydar Reis donanmada görev yapmış bir denizciydi ve Nigari mahlasıyla şiir yazıyordu. Kaynaklar onu aynı zamanda sarayın yüzlerini resmeden bir ressam olarak anar. Bir denizcinin portre yapması, yüzyılın Osmanlı sarayında sanatçılığın tek bir mesleğe bağlı olmadığını hatırlatır.

Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni'nin kaptan-ı deryasıydı. 1543'te Osmanlı donanmasıyla Fransa kıyılarına gitti ve filo bir kışı Toulon'da geçirdi. Avrupa'da onun adı korsanlık ve deniz savaşlarıyla anılıyordu. Nigari'nin resmi ise onu bir saray büyüğü gibi, sakin ve ağırbaşlı gösterir. Avrupa'daki gravürler aynı denizciyi çoğu kez daha sert bir yüzle gösterdi. Bir yüz, hangi saraydan bakıldığına göre değişiyordu.

Okçuluk Osmanlı sarayında bir beceri ve bir törendi. Sultanın ok attığı yere taş dikilir, atışın uzunluğu kaydedilirdi. Nigari, II. Selim'i tahtından indirip bu bedensel ustalığın içinde gösterdi. Sultan bir törenin merkezinde durur, ama yüzü ayrıntılı ve kişiseldir. Ressam, sultanı tanıyan bir saray adamının gözüyle çizmiştir.

Bu resim Kanuni'yi son yıllarında, yorgun bir yüzle gösterir. Gösterişli bir zafer sahnesi yoktur. Avrupa'da aynı yıllarda dolaşan dört katlı taçlı sultan imgesiyle karşılaştırıldığında, sarayın kendi ressamının hükümdarı daha insanca bir ölçekte gördüğü söylenebilir. Bu portrelerin kimler için yapıldığını kesin bilmiyoruz. Albüm sayfaları olarak sarayın içinde, sınırlı bir çevrede bakılmak üzere saklandıkları düşünülür.

Mekanizma — sultan dizisinin kuruluşu

Nigari tek tek yüzler resmetti. 1570'lerde ise saray bütün hanedanı bir sıra hâlinde gösteren bir kitap hazırladı.

Metni Seyyid Lokman yazdı, resimleri Nakkaş Osman yaptı. Kitabın girişi, kıyafet ilmi denen bir bilgiye dayanır. Bu ilme göre bir insanın yüzü ve bedeni, onun karakterini okumaya yarar. Böylece sultan portresi, bir yüzün kaydı olmaktan çok bir karakterin belgesine dönüşür. Kuruluş dönemi sultanlarının görünüşünü kimse bilmiyordu. Osman'ın, Orhan'ın ya da I. Murad'ın yüzü, şemail metinlerine ve sonraki kuşakların tasavvuruna göre kuruldu.

Bu dizinin kaynakları, araştırmacıları uzun süre meşgul etti. Avrupa'da da sultanları bir sıra hâlinde gösteren resimler ve kitaplar vardı. Bunların en ünlüsü, İtalyan tarihçi Paolo Giovio'nun Como'daki evinde topladığı ünlü kişiler portreleriydi.

Floransa dükü I. Cosimo, ressam Cristofano dell'Altissimo'yu Como'ya gönderdi. Altissimo, Giovio'nun koleksiyonundaki portreleri yıllarca kopyaladı. Bu kopyalar bugün Uffizi'nin koridorlarında, papalar, krallar ve komutanlarla aynı sırada asılıdır. Osmanlı sultanları da bu ünlüler galerisinde yer aldı.

Bu tür basma kitaplar Avrupa'da çok satıyordu ve Venedik yoluyla İstanbul'a da ulaşabiliyordu. Necipoğlu, Osmanlı sultan dizisinin Avrupa'daki diziler ve basma portrelerle bir alışveriş içinde olduğunu öne sürer. Ona göre Lokman ve Osman, Venedik'ten istenen resimleri ve Giovio çizgisindeki portreleri görmüş olabilir. Ama dizinin biçimi, oturuş, şemail metni ve kıyafet ilmi tümüyle Osmanlı geleneğinden gelir. Ters yönde de bir etki vardı. Bazı Avrupa basma portreleri, İstanbul'dan giden Osmanlı resimlerini model almıştı.

Bu tartışma bir etki yönü aramaktan daha ilginç bir şey gösterir. İki saray aynı sultanların yüzlerini aynı yıllarda, birbirinin resimlerine bakarak kuruyordu. Lokman bir sonraki on yılda, sultan madalyonlarını bir dünya tarihinin içine yerleştiren Zübdetü't-tevarih'i de hazırladı. Bu kitapta portre, bir soy ağacının halkası olarak yeniden göründü.

Mekanizma — portrenin yolu

Sultan portreleri de sınırı geçti. Ama bu yolculuğun ayrıntılarını çoğu zaman belgelerden izlemek zordur. Hangi resmin hangi elçinin bavuluna girdiği, hangi kopyanın hangi asıldan yapıldığı genellikle bilinmez. Elimizdeki iz, çoğu kez Avrupa'da basılmış bir gravürün altındaki bir nottur.

Bildiğimiz kadarıyla Osmanlı sarayı, on altıncı yüzyılda resmî sultan portrelerini Avrupa'ya armağan olarak pek göndermedi. Portreler daha çok elçilerin, tüccarların ve tutsakların eliyle, kopyalar ve kopyaların kopyaları olarak yol aldı. Bir yüz böylece her elde biraz değişti. Bir Venedik gravüründe sultanın sakalı uzar, bir Alman kitabında sarığı büyürdü.

Kentte bu talebe yanıt veren bir pazar da oluştu. İstanbul'a gelen elçiler, tüccarlar ve gezginler yanlarında götürmek için resim arıyordu.

Bu albümleri yapan ressamların adlarını çoğu kez bilmiyoruz. Kaynaklar, İstanbul çarşısında yabancılara resim satan ustalardan söz eder. Albümlerin düzeni, Avrupa'da basılan kostüm kitaplarına benzer. Figürlerin çizimi ve renkleri ise saray nakkaşlarının dilinden gelir. Bir Alman elçilik görevlisinin eve götürdüğü albüm, iki geleneğin karışımından doğmuş bir hatıra eşyasıydı.

Bu alışverişin daha geç ve iyi belgelenmiş bir örneği, iki yüz yıl sonra Londra'da basıldı.

Gravürler, III. Selim'in isteğiyle İstanbul'da yapılmış resimlerden çoğaltıldı. Bu resimler Kapıdağlı Konstantin adlı Rum bir ressama bağlanır. Sultanın sarayında yapılan bir portre dizisi Londra'da gravüre aktarıldı ve Avrupa okuruna satıldı. Burada yön değişmiştir. Osmanlı sarayı, kendi hanedanının yüzlerini Avrupa'ya nasıl göstereceğini kendisi seçmişti.

Mekanizma — harita: bilgi bir silahtır

Portre bir yüzün bilgisini taşıyordu, harita ise bir kıyının, bir limanın ya da bir yolun bilgisini. Bu bilgi savaşta ve ticarette doğrudan kullanılabilirdi. Venedik, Ceneviz, Portekiz ve İspanya kendi deniz haritalarını sıkı sıkıya saklardı. Bir kaptanın haritası, düşman eline geçmemesi gereken bir belgeydi.

Osmanlı sarayı bu bilgiyi erken yıllardan beri topluyordu. Fetih dersinde, II. Mehmed'in Ptolemaios'un haritalarını birleştirtmek için bir bilgin görevlendirdiğini görmüştük. Sarayın kitaplığında bu işi besleyen yazmalar vardı.

Bu yazmanın fetihten sonra sultanın kitaplığına girdiği düşünülür. Ptolemaios'un yöntemi, her yeri enlem ve boylamıyla bir ızgaraya yerleştiriyordu. Bu ızgara, Osmanlı sarayının dünyayı tek bir düzlemde düşünmesine yarayan bir araçtı. Aynı yöntem, Avrupa'da aynı yıllarda basılan Ptolemaios atlaslarının da temelindeydi.

Altmış yıl kadar sonra bir Osmanlı denizcisi, okyanusun öbür yakasını da gösteren bir harita çizdi. Bugün bu haritadan bir deri parçası kaldı.

Piri Reis, ünlü denizci Kemal Reis'in yeğeniydi ve gençliğini onun gemilerinde geçirdi. Haritanın notlarında kendisi, yaklaşık yirmi kaynaktan yararlandığını yazar. Bunlar arasında Ptolemaios'tan kalan haritalar, Arap ve Portekiz haritaları ve Kolomb'a ait bir harita vardır. Kolomb'un bu haritası bugün kayıptır. Piri Reis'in notu, onun içeriğine dair elimizdeki ender izlerden biridir. Haritanın 1517'de Mısır seferinde Yavuz Selim'e sunulduğu anlatılır.

Harita yüzyıllarca sarayda unutuldu. 1929'da sarayın kitaplığında çalışan Alman ilahiyatçı Gustav Adolf Deissmann onu yeniden fark etti. O günden beri Atlantik'in iki yakasını aynı deri üstünde gösteren en erken haritalardan biri olarak incelenir.

Piri Reis'in en kapsamlı eseri ise bir kitaptı. Kitab-ı Bahriye, Akdeniz kıyılarını liman liman anlatan bir deniz rehberidir. İlk biçimini 1521'de aldı. Piri Reis 1526'da genişletilmiş ikinci bir biçimini Kanuni'ye sundu. Her limanın yanında bir kıyı çizimi, sığlıklar, demir yerleri ve su kaynakları gösterilir. Kitabın nüshaları sonraki yüzyıllarda çoğaltıldı ve kimi nüshalarda kentler renkli, ayrıntılı resimlere dönüştü. Piri Reis 1528'de ikinci bir dünya haritası daha çizdi. Ondan da yalnız Kuzey Atlantik'i gösteren bir parça kaldı.

Mekanizma — sefer yolunu resimlemek

Piri Reis kıyıları denizden gördü. Aynı yıllarda bir başka saray adamı, ordunun karada yürüdüğü yolu kent kent kayda geçirdi. Matrakçı Nasuh, Bosna'dan devşirme yoluyla saraya gelmiş bir bilgindi. Matematik kitapları yazdı, silah kullanmada ustalığıyla tanındı ve tarih yazmalarını kendi resimleriyle donattı.

Kitap, 1530'ların ortasında Irak ve İran'a yapılan seferi menzil menzil anlatır. Her durakta orada görülmeye değer olan resmedilir: bir türbe, bir köprü, bir çarşı ya da bir dağ geçidi. Yapılar hem yandan hem yukarıdan görünür. Bir caminin kubbesi ve minaresi cepheden çizilirken, avlusu ve sokakları sanki gökten bakılıyormuş gibi açılır. Bu karma bakış, haritayla resmi aynı sayfada birleştirir.

İstanbul resmi, kentin bilinen en erken ayrıntılı görünümlerinden biri olarak sık sık incelenir. Haliç'in iki yakası, Ayasofya, saray, Galata Kulesi ve surlar tanınabilir biçimde çizilmiştir. Kitapta kimse yürümez, kimse savaşmaz. Ordunun izlediği yol, insanlar yerine yerlerle anlatılır. Sefer kitabı, bir coğrafyanın portresine dönüşmüştü.

Mekanizma — portolan ve atlas

Akdeniz denizcilerinin ortak aracı portolan haritasıydı. Portolan, kıyı çizgisini ve limanları ayrıntılı gösteren, üstünde pusula güllerinden yayılan yön çizgilerinin bulunduğu bir deniz haritasıdır. Bu haritalar Venedik, Ceneviz, Mayorka ve Osmanlı limanlarında birbirine çok benzeyen bir dille çizilirdi.

Atlasın düzeni ve çizim dili, aynı yıllarda İtalya'da yapılan portolan atlaslarına çok yakındır. Araştırmacılar Ali Macar Reis'in bir İtalyan modelinden yararlandığını, yer adlarını Türkçeye çevirerek kendi atlasını kurduğunu düşünür. Akdeniz'in iki yakası aynı kıyıyı aynı işaretlerle çiziyordu. Fark, en çok adlarda ortaya çıkıyordu.

Venedik'te ise ters yönde bir girişim denendi. Bir Venedikli yayıncı çevresi, Osmanlı pazarına satmak için Türkçe bir dünya haritası hazırladı.

Araştırmacıların çoğu Hacı Ahmed'in uydurma bir yazar olduğunu düşünür. Haritanın arkasında Venedikli girişimciler vardı ve Müslüman alıcılara güven vermek için metne bir Müslüman adı eklenmişti. Kalıplar basılıp satılamadan Venedik yönetimince el konuldu ve yüzyıllarca bir depoda kaldı. On sekizinci yüzyılın sonunda yeniden bulundular. Harita, bilginin bir ticaret malı olarak iki yöne de satılmak istendiğini gösterir.

Osmanlı sarayı Yeni Dünya'yı yalnız haritalardan öğrenmedi. 1580 dolayında III. Murad'a sunulan bir kitap, Amerika'nın keşfini ve fethini Türkçe anlattı.

Yazar, İspanyol ve İtalyan kaynaklarından yararlanmıştı. Kitabın amacı da bir bilgiyi aktarmaktı. Portekiz ve İspanya'nın okyanuslarda kurduğu güç, Osmanlı sarayını kaygılandırıyordu. 1730'da kitap, İbrahim Müteferrika'nın İstanbul'daki basımevinde haritalarıyla birlikte basıldı. El yazması bir saray kitabı, böylece çok sayıda okura ulaştı.

Mekanizma — armağan bir atlas ve onun çevirisi

On yedinci yüzyılda harita, diplomatik armağanların arasına girdi. 1660'ların sonunda Hollanda elçisi, Amsterdam'da basılan büyük Blaeu atlasının bir takımını IV. Mehmed'e armağan etti. Çok ciltli atlas, bütün bir dünyanın betimiydi ve Hollanda basımcılığının gücünü gösteriyordu.

Armağan, bir çeviri işine dönüştü. Dımaşki yıllarca bu atlas üzerinde çalıştı. Hollanda'nın basma haritası İstanbul'da elle kopyalandı ve Türkçe konuşmaya başladı. Bir armağan, alan sarayın kendi bilgisine katılarak yeni bir eser doğurdu.

Bu çizginin bir başka önemli halkası Kâtip Çelebi'dir. On yedinci yüzyılın ortasında yaşayan bu bilgin, Avrupa atlaslarını ve İslam coğrafya geleneğini birleştiren bir dünya coğrafyası yazmaya girişti.

Kâtip Çelebi, Mercator'un küçük atlasını bir dönmenin yardımıyla Türkçeye aktarmıştı. Kitabını bitiremeden öldü. Müteferrika metni tamamlayıp yeni haritalar ekleyerek bastı. Böylece Avrupa'da basılan atlas, Türkçe ve basma bir atlas olarak İstanbul'da yeniden doğdu.

Mekanizma — elçinin ressamı

Avrupalı elçiler İstanbul'a çoğu kez yanlarında bir ressamla geldi. Ressamın işi, elçinin göreceği törenleri, kentin görünümünü ve sarayın insanlarını kaydetmekti. Saray dersinde gördüğümüz, Hollanda elçisi Calkoen'in III. Ahmed tarafından kabulünü gösteren resim böyle bir işti. Ressamı Jean-Baptiste Vanmour, İstanbul'a bir Fransız elçisinin maiyetinde gelmiş ve ömrünün geri kalanını kentte geçirmişti. Calkoen resmi kendi elçiliğinin belgesi olarak Hollanda'ya götürdü. Fransız elçisinin Vanmour'un çizimlerinden Paris'te bastırdığı gravür dizisi, Avrupa'da «Türk modası» denen akımın kaynaklarından biri oldu.

Yön tersine de işledi. Osmanlı elçileri Avrupa başkentlerinde birer gösteri konusu oldu.

Mehmed Çelebi, Paris'te gördüğü sarayları, bahçeleri ve tiyatroları bir sefaretnamede anlattı. Kendisi de Parislilerin merakla seyrettiği bir konuktu. Oğlu Said Mehmed Efendi de yirmi yıl sonra elçi olarak Paris'e gitti.

Babasının yolculuğu bir kalabalık sahnesinde, oğlununki tam boy bir portrede kaldı. Osmanlı elçisi artık Avrupa resminin alıştığı biçimde, bir devlet adamı olarak resmediliyordu.

Kalıcı araçlar

Bir sultan portresinin karşısında, önce yanında bir metin olup olmadığına bak. Şemail metni, resmin neyi göstermek istediğini söyler.

Portrenin kopya zincirini sor. Hangi resimden çoğaltıldı, kimin elinden geçti, hangi ayrıntı yolda değişti?

Bir dizinin kuruluşunu oku. Kuruluş sultanlarının yüzleri tasavvurdur, yakın dönem sultanlarınınki gözleme dayanabilir. İkisini ayır.

Bir haritada kaynak notlarını ara. Piri Reis gibi pek çok haritacı neyi nereden aldığını haritanın üstüne yazdı.

Haritanın kime gösterildiğini düşün. Bir deniz rehberi, bir armağan atlas ve satılık bir baskı aynı bilgiyi farklı amaçlarla taşır.

Elçilik resminde bakanın kim olduğunu sor. Resmi kim ısmarladı, kimin ülkesine götürüldü, kime ne kanıtlıyordu?

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Osmanlı sarayında portre yapılmazdı."
Doğrusu

Saray nakkaşları Nigari'den Nakkaş Osman'a sultanların yüzlerini resmetti. Portreler albümlerde ve kitaplarda, şemail metinlerinin yanında yer aldı.

Yaygın yanlış"Osmanlı sultan dizisi Avrupa resimlerinin kopyasıdır."
Doğrusu

Araştırmacılar Avrupa basma portreleriyle bir alışveriş olduğunu düşünür. Oturuş, şemail metni ve kıyafet ilmi ise Osmanlı geleneğinden gelir.

Yaygın yanlış"Piri Reis haritası bilinmedik kıtaları kendi gözlemiyle çizdi."
Doğrusu

Piri Reis notlarında başka haritalardan derlediğini açıkça yazar. Harita, bir derleme olarak değerlidir.

Yaygın yanlış"Harita bilgisi Avrupa'dan Osmanlı'ya tek yönde aktı."
Doğrusu

Portolan dili Akdeniz'in ortak malıydı. Osmanlı denizcileri kendi rehberlerini yazdı, Venedikliler Osmanlı pazarına harita satmaya çalıştı.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Osmanlı sarayında portreye tasvir denirdi ve çoğu kez bir şemail metninin yanında dururdu. Nigari, Barbaros'u, II. Selim'i ve yaşlı Kanuni'yi albüm sayfalarında resmetti. Seyyid Lokman ile Nakkaş Osman, Kıyafetü'l-insaniye'de bütün hanedanı bir dizi hâlinde kurdu. Bu dizinin Avrupa'daki sultan portreleriyle karşılıklı bir alışveriş içinde olduğu düşünülür. Piri Reis'in 1513 haritası ve Kitab-ı Bahriye, Beyan-ı Menazil'in kent görünümleri ve Ali Macar Reis'in portolan atlası, Osmanlı'nın coğrafya bilgisini kendi diliyle topladığını gösterir. Venedik Türkçe harita satmaya çalıştı, Hollanda atlası armağan olarak geldi ve Türkçeye çevrildi. Elçilerin ressamları ve Avrupa'da resmedilen Osmanlı elçileri, görüntünün diplomasinin bir parçası olduğunu gösterir.

Sonraki derse köprü

Piri Reis haritasını Gelibolu'da çizerken, doğuda bir başka saray kendi kitap atölyesini kuruyordu. Şah İsmail 1501'de Tebriz'de tahta çıktığında, kentte Türkmen hükümdarlarının nakkaşlarından kalan canlı bir gelenek buldu. 1520'lerin başında Herat'tan gelen ustalar bu atölyeye katıldı. Türkmen ressamların yoğun renkli, kıvrak bitki dünyası ile Herat'ın ince ve düzenli sayfaları aynı kitaplarda buluştu. Yavuz Selim'in 1514'te İstanbul'a götürdüğü sanatçıların bir bölümü de bu kentten gelmişti. Osmanlı nakkaşlarının da uzun süre ölçü aldığı bir resim dili, Tebriz sarayındaki bu karışımda biçimlendi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 8. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga