Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Sinan devşirme yoluyla yeniçeri ocağına girdi, seferlerde köprü ve gemi yaptı ve 1538'den sonra yarım yüzyıla yakın mimarbaşı kaldı. Hassa mimarları ocağının ekibiyle çalıştı ve inşaat defterleri bu ekibin Müslüman, Rum ve Ermeni ustalardan oluştuğunu gösterir. Külliyeyi bir vakıf ayakta tutar. Vakfiye görevlileri, ücretleri ve imaretin yemeğini yazar, dükkân ve hamam kiraları bu düzeni öder. Şehzade'de dört yarım kubbe, Süleymaniye'de kıble ekseninde iki yarım kubbe, Edirnekapı'da tek başına bir kubbe ve Selimiye'de sekiz ayaklı bir sistem denendi. Paşaların ve valide sultanların külliyeleri iskelelerde, yokuşlarda ve yolların üstünde mahalleler kurdu. Su yolları ve köprüler aynı yük bilgisini açık havada sınadı. Sinan'ın hayatı ve yapı listesi, Sai'nin yazıya döktüğü kendi anlatısından gelir.
Açılış: Prut üstünde bir köprü
Önceki ders İstanbul'un beşinci tepesinde, Yavuz Selim'in adını taşıyan camide bitmişti. Cami, Selim'in ölümünden sonra oğlu Süleyman'ın döneminde tamamlandı. O yıllarda Süleyman'ın ordusunda genç bir yeniçeri yürüyordu. Adı Sinan'dı ve henüz hiçbir yapıya adını yazdırmamıştı. Seferlerde köprü kuruyor, kuşatma için araç yapıyor, ordunun geçeceği yolu açıyordu.
1538'de Osmanlı ordusu Boğdan'a girdi ve Prut ırmağının kıyısında durdu. Su derindi, zemin bataklıktı. Sinan'ın sonradan anlattığına göre, birkaç günde ırmağın üstüne ordunun geçebileceği bir köprü kurdu. Aynı yıl ya da ertesi yıl Kanuni Sultan Süleyman onu mimarbaşı yaptı. Yarım yüzyıla yakın bir süre bu görevde kaldı.
Bu köprünün bir izi bile kalmadı. Yine de Sinan'ın mimarlığını anlamak için iyi bir başlangıçtır. Onun işi önce bir mühendislik işiydi. Yükü taşımak, suyu geçmek, zemini sağlamlaştırmak gerekiyordu. Kubbeler, minareler ve avlular bu bilginin üstüne kuruldu.
Dersin yolu
Önce Sinan'ın yeniçeri ocağından mimarbaşılığa uzanan yolunu ve çevresindeki ekibi izleyeceğiz. Sonra vakıf düzenine bakacağız, çünkü bir külliyeyi para ve hukuk ayakta tutar. Ardından kubbeyi taşıyan sisteme, Şehzade'den Süleymaniye'ye ve Edirne'deki Selimiye'ye geleceğiz. Paşaların ve sultan hanımlarının yaptırdığı daha küçük yapılardan, su yollarından ve köprülerden sonra Sinan'ın kendi türbesinde ve kendi anlattığı hayatında duracağız.
Sıfır noktası: devşirmeden mimarbaşılığa
Sinan Kayseri yakınlarındaki Ağırnas köyünde, Hristiyan bir ailede doğdu. Doğum yılı kesin bilinmiyor, genellikle on beşinci yüzyılın son yıllarına konur. Ailesinin Rum mu Ermeni mi olduğu tartışılıyor, iki görüş de kendi belgelerine dayanıyor ve kesin bir sonuç yok.
Gençliğinde devşirme yoluyla devlet hizmetine alındı. Devşirme, Hristiyan köylerinden seçilen oğlanların Müslüman olup saray ve ordu için yetiştirildiği bir düzendi. Bu oğlanlar önce Türk ailelerinin yanında dili ve tarımı öğrenir, sonra ocağa girerdi. Sinan bu süreçte marangozluk öğrendi. Yeniçeri olarak Belgrad, Rodos ve Mohaç seferlerine katıldı. Irakeyn seferinde Van Gölü'nde ordu için gemi yaptığını kendisi anlatır.
Kıbrıs'ın fethinden sonra çıkan bir fermanın, Sinan'ın Ağırnas'taki bazı akrabalarını adaya göç ettirilecekler listesinden çıkardığı biliniyor. İmparatorluğun en ünlü mimarı, köyündeki Hristiyan akrabalarıyla bağını sürdürüyordu.
Mimarbaşı, Hassa mimarları ocağının başıydı. Bu ocak sarayın ve devletin bütün yapı işlerinden sorumluydu. Ocakta mimarbaşının yanında kalfalar, su yolu işlerine bakan su yolcular, kurşun örtüyü döşeyen kurşuncular, taş kesen ve yontan taşçılar vardı. Sinan büyük şantiyeleri bu ekiple yürüttü. İmparatorluğun uzak kentlerindeki yapılar için çizim ve talimat gönderdi, işi yerinde bir kalfaya bıraktı.
Yapı defterleri bu ekibin ne kadar karışık olduğunu gösterir. Ömer Lütfi Barkan'ın yayımladığı Süleymaniye inşaat defterlerinde Müslüman işçilerin yanında çok sayıda Rum ve Ermeni usta ve işçi görülür. Kürek mahkûmları ve ücretli işçiler aynı şantiyede çalıştı. Kubbeyi tek bir dehanın yaptığını düşünmek kolaydır. Defterler ise yüzlerce elin adını, gündeliğini ve işini kaydetti.
Sinan'ın yanında yetişen mimarlar da sonraki kuşağın yapılarını üstlendi. Davud Ağa ondan sonra mimarbaşı oldu. Sedefkâr Mehmed Ağa, on yedinci yüzyılın başında Sultanahmet Camii'ni yaptı.
Cami, Sinan'ın öğrencisi Davud Ağa'ya bağlanır. Plan ve oranlar ustasının yapılarından tanıdıktır. Sinan'ın mimarlığı, kendisinden sonra da bir okul olarak sürdü.
Mekanizma — vakıf: yapıyı ayakta tutan sözleşme
Bir külliye, bir hayır sahibinin kurduğu vakfın binasıdır. Vakıf kuran kişi bir mülkü kalıcı olarak bir hayır işine bağlar. Bu bağlama bir vakfiye ile, yani kadı önünde düzenlenen bir belgeyle yapılır.
Vakfiye her şeyi yazar. Caminin imamı, müezzini, kayyumu, medresenin müderrisi ve öğrencileri, imaretin aşçısı ve fırıncısı görev görev sayılır. Her birinin günlük ücreti belirlenir. İmarette hangi gün hangi yemeğin pişeceği, kime ne kadar ekmek ve çorba verileceği de yazılır.
Bu harcamaların parası vakfın gelirlerinden gelir. Bir vakıf köylerin vergisini, dükkânların ve hanların kirasını, hamamların ve değirmenlerin gelirini alabilir. Para vakıfları ise nakit sermayeyi belirli bir kârla borç vererek işletirdi. Külliyenin bir parçası, bu yüzden kendisi bir gelir kaynağıdır.
Sadrazam Rüstem Paşa'nın camisi, Haliç kıyısındaki çarşının ortasında durur. Sinan, arsanın darlığını ve sokağın gürültüsünü yapının altına yerleştirdiği dükkânlarla çözdü. Dükkânların kirası vakfa gelir sağlıyordu. İbadet edenler alttaki ticaretin sesinden uzaklaşırken, cami kendi bakımının parasını ayaklarının altından alıyordu. Duvarlarını kaplayan ünlü çiniler ise İznik atölyelerinin konusudur ve kendi dersinde açılacak.
Hamam, Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan'ın vakfına gelir getirmek için yapıldı. Hürrem'in vakfı daha önce, Sinan'ın mimarbaşı olarak İstanbul'daki ilk işlerinden sayılan Avratpazarı'ndaki külliyeyi kurmuştu. O külliyede bir cami, bir medrese, bir sıbyan mektebi, bir imaret ve sonradan bir darüşşifa vardı. Hamam ise ibadet yapısının yanında bir gelir yapısıdır. Kadınlar ve erkekler için eşit büyüklükte iki bölüm, kentin en kalabalık meydanında herkese açıktı.
İmaret, külliyenin en görünür hizmetiydi. Vakfiyelerin çoğu her gün iki öğün çorba ve ekmek pişirilmesini, bayramlarda ve kutsal gecelerde pilav ve zerde verilmesini yazar. Yemek bir sıraya göre dağıtılırdı. Önce külliyenin görevlileri ve öğrencileri, sonra konuk yolcular, en son mahallenin yoksulları alırdı. Bu sıra vakıftan vakfa değişirdi.
Bir külliye kurulduğu yerde çoğu kez bir mahalle de kurardı. Cami ve medrese çevresine görevliler yerleşir, çarşı ve hamam kalabalık getirir, yeni evler yapılırdı. Osmanlı İstanbul'unun mahalleleri sık sık bir caminin adını taşır. Kentin haritası, büyük ölçüde vakıfların haritasıdır.
Mekanizma — kubbe yükü nereye gider?
Bir kubbe ağırdır ve ağırlığını aşağıya ve yanlara doğru iter. Kubbenin altındaki kasnak bu itmeyi toplar. Kare bir mekânın üstüne yuvarlak bir kubbe oturtmak için köşelere pandantif denen küresel üçgenler ya da tromp denen yarım koniler konur. Yük oradan dört ya da daha çok ayağa iner.
Yanlara itme daha zor bir sorundur. Mimar onu ya kalın duvarlarla, ya kubbeye yaslanan yarım kubbelerle, ya da dışarıdan duvara dayanan payandalarla karşılar. Ayakların üstüne oturtulan ağır kuleler de yükü aşağıya bastırarak kubbenin itmesini dengeler. Bunlara ağırlık kuleleri denir.
Sinan'ın kariyeri bu seçenekleri yeniden ve yeniden denemekle geçti. Bir yapıda yarım kubbeleri dört yana açtı, bir başkasında hepsini kaldırıp kubbeyi ince duvarların ve pencerelerin üstüne bıraktı. Bu denemeleri, yapıları sırayla gezerek izleyebilirsin.
Cami, Kanuni'nin genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmed için yapıldı. Kare bir plan dört yana eşit açılır, iç mekân her yönden aynı görünür. Bu düzenin bir bedeli vardı. Dört kalın ayak, iç mekânın ortasında görüşü kesen büyük kütlelerdi. Sinan'ın sonraki camilerinde bu ayakları inceltme ve gizleme çabası açıkça izlenebilir.
Sai Mustafa Çelebi'nin yazdığı metinde Sinan, Şehzade'yi çıraklık, Süleymaniye'yi kalfalık, Selimiye'yi ustalık eseri saydı. Bu ünlü üçleme Sinan'ın ağzından aktarılır ve sonraki yazarlar onu sık sık yeniden kullandı. Yine de bir yaşlı ustanın kendi hayatını geriye dönüp anlatma biçimidir. Şehzade'den önce Sinan'ın İstanbul'da ve taşrada pek çok yapısı vardı.
Türbe, caminin arkasındaki bahçede durur. Dışında taş renklerinin oyunu, içinde çini kaplama vardır. Sinan, gösterişli süslemeyi caminin sade iç mekânından ayırıp şehzadenin mezar odasına toplamıştır.
Mekanizma — tepedeki külliye
Şehzade'nin bitişinden iki yıl sonra Sinan, Haliç'e bakan tepede sultanın kendi külliyesine başladı. Süleymaniye 1550'de başladı ve 1557'de açıldı. Kartını açmayacağımız bu yapıyı ayrıntısıyla okumak gerekiyor, çünkü Sinan'ın bütün sorunları onda bir araya gelir.
Caminin merkezî kubbesi dört büyük ayağa oturur. Sinan bu kez yarım kubbeleri yalnız kıble ekseninde, girişten mihraba uzanan doğrultuda açtı. Kubbe önde ve arkada birer yarım kubbeye yaslanır. Yanlarda ise yarım kubbe yoktur. Orada kubbenin kemerleri, sıra sıra pencerelerle delinmiş düz duvarlara iner. Bu düzen Ayasofya'nın düzenini hatırlatır. Ama Sinan'ın yan bölümleri ana mekâna daha açık bağlanır. İçeri giren kişi, mekânın büyük bölümünü tek bakışta görür.
Kubbenin yan itmesini karşılayan payandalar dışarıda gizlenmez. Yan cephelerde payandaların arasına iki katlı revaklar yerleştirilmiştir. Böylece taşıyıcı öğe cephenin ritmine dönüşür. Avlunun dört köşesinde yükselen dört minare, külliyenin Haliç'ten ve kentin her yanından tanınan silüetini kurar.
Cami bir yamaca kuruldu. Sinan, toprağın kaymasını önlemek için büyük istinat duvarları ve setler yaptı. Arsanın eğimi, medreseleri basamaklar hâlinde dizmesine de imkân verdi. Zeminin sağlamlığı ve depreme dayanıklılık da şantiyenin baştan beri kaygısıydı. Taş bloklar demir kenetlerle birbirine bağlandı, kenetlerin yuvası kurşunla dolduruldu. Kemerlerin altına gerilen demir gergiler ayakların açılmasını önledi.
Caminin çevresinde koca bir eğitim ve hizmet kenti yükseldi. Dört medrese, hadis eğitimi için bir darülhadis ve hekimlik eğitimi için bir tıp medresesi vardı. Bir darüşşifa hastalara bakıyordu. İmaret görevlilere, öğrencilere ve yoksullara yemek dağıtıyordu. Bir konukevi yolcuları ağırlıyor, bir hamam ve bir sıbyan mektebi mahalleye hizmet ediyordu. Kıble duvarının arkasındaki bahçede Kanuni'nin ve Hürrem'in türbeleri durur. Külliye burada devletin bilgi ve hayır düzenini gösteren bir şemaya dönüşmüştü.
Mekanizma — duvarlardan arınan kubbe
Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan, Sinan'ın en önemli hamilerinden biriydi. Üsküdar'daki iskelenin karşısında onun için yapılan ilk cami 1540'larda bitti. Ondan yaklaşık on beş yıl sonra İstanbul surlarının en yüksek noktasında ikinci bir cami yükseldi.
Üsküdar'daki yapı, iskeleye inen yolcuyu karşılayan bir giriştir. Önündeki geniş revak hem ibadete gelenleri hem de deniz yolculuğunu bekleyenleri barındırıyordu.
Edirnekapı'da Sinan yarım kubbelerin hepsini kaldırdı. Kubbe yalnız dört köşe ayağının taşıdığı kemerlere oturur. Kemerlerin altındaki duvarlar artık yük taşımadığı için incelir ve pencerelerle dolar. İçerisi, gün boyu ışıkla dolan bir kutuya döner. Köşelerdeki ağırlık kuleleri ise kubbenin itmesini aşağıya bastırarak bu inceliği mümkün kılar. Yapı tepede durduğu için, kentin karadan gelen yolcusu onu surların dışından da görür.
Mekanizma — Edirne'deki yarış
Süleymaniye'den on yıl kadar sonra II. Selim, Sinan'dan Edirne'de bir cami istedi. Selimiye 1560'ların sonunda başladı ve 1570'lerin ortasında bitti. Sinan bu yapıda yaşı seksene yaklaşmış bir ustaydı.
Selimiye'nin merkezî kubbesi sekiz ayağa oturur. Ayaklar kubbenin altında sekizgen bir çerçeve kurar. Sekizgenin köşegen kenarlarında küçük yarım kubbeler, kıble yönünde ise mihrabın içine yerleştirildiği derin bir çıkıntı vardır. Bu düzenle kubbe neredeyse bütün iç mekânı tek başına örter. Ayaklar duvarlara yaslanmış gibi görünür, mekânın ortası boş kalır. Müezzin mahfili kubbenin tam altına yerleştirilmiştir ve cemaati merkezde toplar. Dört ince ve yüksek minare kubbenin dört köşesinde yükselir ve yapının silüetini Edirne ovasının her yanından tanınır kılar.
Sai'nin metninde Sinan, Ayasofya'nın kubbesinden büyüğünü yapmanın Müslüman mimarların elinden gelmeyeceğini söyleyenlere cevap vermek istediğini anlatır. Selimiye'nin kubbesinin bu yarışı kazanıp kazanmadığı, hangi ölçünün alındığına bağlıdır. Ayasofya'nın kubbesi tam bir daire değildir ve iki kubbenin çapı birbirine çok yakındır. Bu yüzden iddianın kendisi, ölçülerden daha çok şey söyler. İmparatorluğun mimarı, kentin Bizans'tan kalan en büyük yapısıyla bir yarış içinde olduğunu açıkça kabul etmişti.
Mekanizma — paşaların ve valide sultanın yapıları
Sinan'ın işlerinin büyük bölümünü vezirler, amiraller ve hanedanın kadınları ısmarladı. Bu hamiler çoğu kez kendileri de devşirme kökenliydi. Kadın hamileri kursun ilerideki bir dersi ayrıca ele alacak. Burada yalnız yapıların ölçeğine ve arsaya bakacağız.
Cami, sadrazam Sokullu Mehmed Paşa ile eşi İsmihan Sultan adına yapıldı. Arsa dik bir yokuştur. Sinan avluyu medreseyle sardı ve camiye yokuşun altından, avlunun ortasından merdivenle çıkılmasını sağladı. Girişteki ve mihraptaki siyah taş parçalarının Kâbe'deki Hacerü'l-Esved'den getirildiği anlatılır. Bu anlatının kaynağı geleneğe dayanır, ama parçaların özenle çerçevelenmesi onlara verilen kutsal değeri gösterir.
Sokullu, Bosna'da, bugünkü Višegrad yakınlarında doğmuş ve devşirmeyle saraya gelmişti. Doğduğu yerin yakınında Drina ırmağına bir köprü yaptırdı.
Köprü, İstanbul'daki mimarbaşının çizimiyle ve yerel ustaların emeğiyle yapıldı. Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Bir sadrazam, imparatorluğun yolunu kendi doğduğu vadiden geçirmişti.
Kılıç Ali Paşa, İtalya'nın Calabria bölgesinde doğmuş, esir düşmüş, Müslüman olmuş ve Osmanlı donanmasının amirali olmuştu. Caminin planı, Ayasofya'nın küçültülmüş bir yorumu gibi okunur. Gemici bir paşanın vakfı, limanın kıyısında bir mahalle kurdu.
Külliye, II. Selim'in eşi ve III. Murad'ın annesi Nurbanu Sultan için yapıldı. Üsküdar, Anadolu'ya giden kervanların ve hacıların İstanbul'dan ayrıldığı yerdi. Kervansaray ve imaret bu yolcuları karşılıyordu. Külliyenin çevresinde zamanla bir semt büyüdü ve bugün de onun adıyla anılıyor.
Lüleburgaz'daki külliye, sultanların Edirne'ye ve Balkan seferlerine giden yolunda bir konaklama yeriydi. Kervansaray yolcuya yatak, imaret yemek, çarşı ise vakfa kira getiriyordu. Yolun üstünde bir kasaba, böyle bir vakfın çevresinde canlandı.
Mekanizma — kente su getirmek
Bir caminin şadırvanı, bir hamamın sıcak suyu, bir mahallenin çeşmesi kente uzaktan getirilen suya bağlıydı. Kanuni, İstanbul'un kuzeyindeki ormanlardan su toplayan büyük bir su yolunu Sinan'a yaptırdı.
Sinan, Bizans döneminden kalan eski su yollarının izlerini kullandı ve yeni kaynaklar ekledi. Su, ağırlığıyla akar. Bu yüzden kanalın eğimi kilometrelerce boyunca dikkatle ayarlanmak zorundaydı. Vadiler bu eğimi bozduğunda, su kemerlerin üstünden geçirilirdi.
Sinan bu kemeri kendi anlatısında özellikle andı. Vadinin derinliğine ve sel sularına dayanacak bir yapı gerekiyordu. Kemer, kubbelerde denenen yük bilgisinin bir vadinin üstünde, açık havada sınanmasıdır.
Köprü Kanuni'nin emriyle başladı, onun ölümünden sonra II. Selim'in döneminde bitti. Edirne yolunu bataklık bir kıyıdan geçiren bu yapı, Prut'ta birkaç günde kurulan geçici köprünün kalıcı ve taş bir torunudur.
Mekanizma — ustanın kendi anlattığı hayat
Sinan 1588'de öldü. Kendisi için Süleymaniye külliyesinin bir köşesinde, iki yolun birleştiği yerde küçük bir türbe yapmıştı.
İmparatorluğun en büyük kubbelerini yapan ustanın mezarı, sokaktan geçen herkesin görebileceği kadar küçük ve açıktır. Sebil ise yoldan geçene su sunar ve bir vakıf hizmeti olarak ustanın hayrını sürdürür.
Sinan'ın hayatını en çok onun kendi anlatısından biliyoruz. Yaşlılığında şair ve nakkaş Sai Mustafa Çelebi, ustanın anlattıklarını yazıya döktü.
Bu metnin birkaç farklı nüshası ve yakın metinleri vardır. Yapı listeleri nüshadan nüshaya değişir, bu yüzden Sinan'a bağlanan yapıların sayısı da kaynağa göre farklı verilir. Listelerde, Sinan'ın yalnız planını gönderdiği ya da hiç görmediği uzak yapılar da yer alır. Gülru Necipoğlu, Sinan Çağı adlı kitabında bu listeleri yapıların kendisiyle, vakfiyelerle ve inşaat defterleriyle karşılaştırarak okudu. Bir yapıya «Sinan'ın eseri» demek, çoğu kez «mimarbaşının ocağından çıktı» demektir.
Kalıcı araçlar
Bir külliyenin önüne geldiğinde önce vakfiyeyi sor. Vakfı kim kurdu, gelirleri neydi, kimlere hizmet etti, öğren. Yapıların hangisinin ibadet, hangisinin hizmet, hangisinin gelir için yapıldığını ayır. Bir dükkân sırası ya da bir hamam, caminin bakımını ödeyen parçadır.
Kubbenin yükünü takip et. Kubbe kaç ayağa oturuyor, yarım kubbeler hangi yönde açılıyor, payandalar dışarıda nerede? Ağırlık kulesi, istinat duvarı ve demir gergi gibi görünmeyen işleri de ara.
Yapıyı kentte gör. Bir caminin bir tepeye, bir iskeleye, bir yolun üstüne ya da bir çarşının ortasına neden konduğunu sor. Silüetinin kentin hangi noktasından görüldüğünü ve çevresinde hangi mahallenin büyüdüğünü araştır.
Ekibi adlandır. «Sinan yaptı» cümlesinin arkasında kalfaları, su yolcuları, taşçıları ve yerel ustaları ara. İnşaat defterleri ve öğrencilerin yapıları bu ekibi görünür kılar.
Anlatıcıyı tart. Sinan'ın hayatı ve yapı listeleri, yaşlı bir ustanın bir şaire anlattıklarından gelir. Çıraklık, kalfalık ve ustalık üçlemesini ya da Ayasofya ile yarış iddiasını, ustanın kendi hayatını kurma biçimi olarak oku.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Sinan bütün yapılarını kendi eliyle tek başına yaptı."
Mimarbaşı büyük bir ocağı yönetiyordu. Kalfalar, su yolcular, kurşuncular ve taşçılar işi yürüttü. Uzak yapılara çoğu kez yalnız plan ve talimat gitti.
Yaygın yanlış"Sinan'ın yapı sayısı kesin olarak bilinir."
Sai'nin metninin nüshaları ve yakın metinler birbirinden farklı listeler verir. Sayı, hangi listenin kullanıldığına göre değişir.
Yaygın yanlış"Külliye, bir caminin çevresine rastgele eklenmiş yapılardır."
Vakfiye külliyenin her parçasını, görevlilerini ve gelirini baştan tanımlar. Dükkânlar ve hamamlar caminin bakımını ödeyen planlı parçalardır.
Yaygın yanlış"Selimiye'nin kubbesi Ayasofya'nınkinden ölçülebilir biçimde çok büyüktür."
İki kubbenin çapı birbirine çok yakındır. Yarış iddiası Sai'nin aktardığı bir anlatıdır.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Sinan devşirme yoluyla yeniçeri ocağına girdi, seferlerde köprü ve gemi yaptı ve 1538'den sonra yarım yüzyıla yakın mimarbaşı kaldı. Hassa mimarları ocağının ekibiyle çalıştı ve inşaat defterleri bu ekibin Müslüman, Rum ve Ermeni ustalardan oluştuğunu gösterir. Külliyeyi bir vakıf ayakta tutar. Vakfiye görevlileri, ücretleri ve imaretin yemeğini yazar, dükkân ve hamam kiraları bu düzeni öder. Şehzade'de dört yarım kubbe, Süleymaniye'de kıble ekseninde iki yarım kubbe, Edirnekapı'da tek başına bir kubbe ve Selimiye'de sekiz ayaklı bir sistem denendi. Paşaların ve valide sultanların külliyeleri iskelelerde, yokuşlarda ve yolların üstünde mahalleler kurdu. Su yolları ve köprüler aynı yük bilgisini açık havada sınadı. Sinan'ın hayatı ve yapı listesi, Sai'nin yazıya döktüğü kendi anlatısından gelir.
Sonraki derse köprü
Sinan'ın camileri kentin her yerinden görülmek için tepelere, iskelelere ve yolların üstüne kondu. Sultanın kendisi ise çoğu zaman görünmezdi. Haliç'le Marmara'nın birleştiği burunda, Topkapı Sarayı'nın birbirini izleyen avlularında kimin hangi kapıdan geçebileceği sıkı kurallara bağlıydı. Elçiler, vezirler ve halk sultanı yalnız bazı törenlerde, uzaktan ya da bir pencerenin ardından görebiliyordu. Kentte her şeyi gösteren bir mimarlığın merkezinde, hükümdarı göstermeyi bir ayrıcalık olarak dağıtan bir saray duruyordu.