Ders KRO-318.3 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

İstanbul'un fethi, başkent ve imparatorluk imgesi

3.205 kelime · 19 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 21 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: II. Mehmed 1452'de Rumeli Hisarı'nı yaptırdı ve 1453'te Konstantinopolis'i aldı. Kent sürgünle getirilen Müslüman, Rum, Ermeni ve Yahudi ailelerle yeniden dolduruldu. Patrikhane sürdü, Ayasofya camiye çevrildi. Eyüp'teki türbe kenti İslam'ın ilk yüzyılına bağlayan bir kutsal merkez oldu. Fatih külliyesi medreseleri, aşevi ve darüşşifasıyla yeni başkentin merkezi oldu, ama bugünkü cami 1766 sonrasının yapısıdır. Eski Saray, Topkapı, Çinili Köşk ve Cevahir Bedesteni sarayın ve çarşının yerini belirledi. Sultan kendini Roma'nın mirasçısı olarak tanıttı. Rum bilginlerden, İtalyan portresinden, İran çinisinden ve Venedik'in para ölçüsünden yararlandı. II. Bayezid ve I. Selim'in camileri, kubbeyi ve külliyeyi kentin tepelerine taşımayı sürdürdü.

Açılış: Boğaz'ın en dar yerinde dört ay

Edirne'deki Üç Şerefeli Cami tamamlandığında II. Murad'ın oğlu Mehmed henüz bir çocuktu. Aynı kentte büyüdü, babasının ölümünden sonra 1451'de ikinci kez tahta çıktı. Ertesi yılın baharında Edirne'den bir ordu ve binlerce işçi Boğaz'ın Avrupa kıyısına geldi. Karşı yakada, Yıldırım Bayezid'in yarım yüzyıl önce yaptırdığı küçük bir hisar duruyordu.

Kaynaklar yapının bir yaz içinde, dört aya yakın bir sürede bitirildiğini söyler. Üç büyük kuleyi üç ayrı vezirin, Saruca, Halil ve Zağanos paşaların yaptırdığı anlatılır. Çağdaşları ona «Boğazkesen» adını da verdi. Kıyıya yerleştirilen toplar, Karadeniz'den gelen gemilerin geçişini denetleyebiliyordu. Kale, kenti uzaktan boğmak için kurulmuştu. Karadeniz'den gelecek yiyecek ve yardım bu dar geçitte durdurulabiliyordu.

Bu ders bir kuşatmayla başlıyor, ama asıl konusu kuşatmadan sonra gelen otuz yıldır. Ele geçirilen bir kent nasıl bir başkente dönüştü? Bir hükümdar kendini hangi binalarla, hangi resimlerle ve hangi sikkelerle tanıttı?

Dersin yolu

Surlar ve kuşatmayla başlıyoruz. Ardından kentin yeniden iskânına, Patrikhane'ye ve Ayasofya'ya geleceğiz. Eyüp, Fatih külliyesi, saraylar ve çarşı yeni başkentin haritasını çiziyor. Sonra sultanın çevresindeki bilginlere, portresine, sikkesine ve tuğrasına bakacağız. II. Bayezid ve I. Selim'in camileri dersi kapatıyor.

Sıfır noktası: bin yıllık bir kentin kabuğu

1453'te Konstantinopolis, bir zamanlar yönettiği imparatorluğun küçük bir kalıntısıydı. Bizans'ın elinde kentin kendisi, çevresinde birkaç toprak ve Mora'da bir despotluk kalmıştı. Kentin içi bahçelere, bağlara ve birbirinden uzak köy benzeri mahallelere bölünmüştü. Haliç'in karşısındaki Galata ise Cenevizlilerin yönettiği ayrı bir surlu kentti.

Kentin en büyük gücü kara yönündeki surlarıydı.

Surlar binyıl boyunca birçok kuşatmayı geri çevirmişti. 1453 baharında ise karşılarında büyük toplar vardı. Bu topların bir kısmını, kaynaklarda Macar ya da Erdelli diye anılan dökümcü Urban'ın döktüğü anlatılır. Kuşatma nisanın başında başladı ve elli günden fazla sürdü. Haliç'in ağzı bir zincirle kapatılmıştı. Osmanlı gemilerinin bir bölümü karadan, tepelerin üstünden Haliç'e indirildi. Surlar 29 Mayıs sabahı aşıldı.

Galata ertesi gün kapılarını açtı ve sultan Cenevizlilere yazılı bir güvence verdi.

Belge, yeni hükümdarın ilk resmî metinlerinden biridir. Rumca yazılmıştır, çünkü muhatabı Rumca okuyan bir Akdeniz kentiydi. Tuğra ise metnin kimin ağzından konuştuğunu gösterir.

Mekanizma — boş bir kenti doldurmak

Kuşatma ve yağma kentin nüfusunu ağır biçimde azalttı. Mehmed, kenti bir başkent yapmaya karar vermişti. Bunun için önce insana ihtiyacı vardı.

Osmanlı yönetimi bu boşluğu sürgün denen bir politikayla doldurdu. Anadolu'dan ve Balkanlar'dan aileler, çoğu kez kendi istekleri dışında, İstanbul'a yerleştirildi. Müslüman Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler bu göçlerin içindeydi. Bugünkü Aksaray semtinin adı, Orta Anadolu'daki Aksaray'dan getirilen ailelerden gelir. Ermeni cemaatinin İstanbul'daki ruhani önderliğinin, geleneğe göre, bu yıllarda Bursa'dan getirilen bir piskoposla başladığı anlatılır. Balkan kentlerinden getirilen Rumca konuşan Yahudi toplulukları da kendi mahallelerini kurdu. Yüzyılın sonunda İspanya'dan sürülen Sefarad Yahudileri de II. Bayezid'in topraklarına geldi.

Sürgün, kenti çok dinli bir başkent yaptı. Ama sürgün edilenler için bir zorunluluktu ve bazıları fırsat bulunca geri döndü. Halil İnalcık'ın çalışmaları bu süreci vergi kayıtlarından izler. Kentin mahalleleri yüzyıllarca cemaatlerin ibadethaneleri çevresinde örgütlendi.

Mekanizma — Patrikhane ve Ayasofya

Mehmed, Rum Ortodoks kilisesinin başına yeni bir patrik atadı. Seçtiği kişi, Floransa Konsili'nde Roma ile birleşmeye karşı çıkan bilgin keşiş Gennadios Skolarios'tu. Kaynaklar, sultanın ona patriklik asasını kendi eliyle verdiğini anlatır. Bizans imparatorlarının yaptığı bir töreni, yeni hükümdar sürdürüyordu.

Patrikhane önce Havariyun Kilisesi'ne yerleşti. Kısa süre sonra kentin kuzeybatısındaki bir manastır kilisesine taşındı.

Patrikhane bu yapıda yüz yılı aşkın bir süre kaldı ve 1580'lerin sonunda buradan taşındı. Kilise kısa süre sonra camiye çevrildi ve Fethiye Camii adını aldı. Yan şapelin mozaikleri bugün müze olarak görülebiliyor. Bir Bizans soylusu için yapılmış bir anma şapeli, Osmanlı İstanbul'unda Ortodoks cemaatin yönetim merkezinin yanındaydı.

Kentin en büyük kilisesi ise fethin hemen ardından camiye çevrildi. İlk cuma, Ayasofya'da sultanın da katıldığı bir namazla karşılandı. Yapıya bir mihrap ve minber eklendi, zamanla minareler yükseldi. Figürlü mozaiklerin bir bölümü uzun süre görünür kaldı, sıvayla örtülmeleri yüzyıllar içinde oldu. Ayasofya, Osmanlı mimarlarının sonraki yüzyıl boyunca kubbeyi ölçtüğü yapı oldu.

Kentin öbür kiliselerinin yazgısı birbirinden farklıydı. Bazıları cemaatleriyle birlikte ibadete açık kaldı. Bazıları ise cami ya da medrese olarak kullanılmaya başladı. Pantokrator Manastırı'nın kiliseleri, sultanın kendi medreseleri tamamlanana kadar bir medrese olarak kullanıldı. Bugün orada ders veren bilgin Molla Zeyrek'in adıyla, Zeyrek Camii diye anılıyor.

Ayasofya'nın yirminci yüzyılda müzeye, 2020'de yeniden camiye çevrilmesi ise bugün de tartışılıyor. Bir taraf onu fethin ve ibadetin simgesi olarak görüyor. Öbür taraf bütün insanlığın ortak bir mirası olarak bir müzede kalmasını savunuyor.

Mekanizma — kutsal coğrafya ve vezir camileri

Kuşatma sırasında ordunun yanında bulunan şeyh Akşemseddin'in, Haliç'in ucunda bir mezar bulduğu anlatılır. Bu mezar, yedinci yüzyılda kentin Arap kuşatmalarından birinde ölen Ebu Eyyub el-Ensari'ye bağlandı. Ebu Eyyub, Hz. Muhammed'in Medine'de evinde konuk ettiği sahabeydi.

Mehmed'in yaptırdığı ilk cami 1766 depreminde ağır hasar gördü ve III. Selim döneminde yeniden kuruldu. Türbe ise kentin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olarak kaldı. Sonraki yüzyıllarda tahta çıkan sultanların kılıç kuşanma töreni burada yapıldı. Yeni başkent, bir sahabenin mezarıyla İslam tarihinin ilk yüzyılına bağlanıyordu. Kentin surları dışında, Haliç'in ucunda ikinci bir kutsal merkez doğdu.

Sultan, yeni kentin mahallelerini kurma işini vezirleriyle paylaştı. Her büyük vezir bir cami ve çevresinde hamam, mektep ve çarşı yaptırdı. Bu vezirlerin önemli bir bölümü devşirme kökenliydi ya da Bizans ve Balkan soylu ailelerinden gelmişti.

Mahmud Paşa, Sırp ve Bizans soylu bir aileden geliyordu ve uzun süre sadrazamlık yaptı. Caminin planı, Bursa'da gördüğümüz yan odalı, art arda kubbeli yapıların geleneğini sürdürür. Yan odalar dervişleri ve yolcuları ağırlamak için kullanılıyordu. Bir vezir, kendi adıyla anılacak bir mahalleyi Bursa'dan getirilen bir planla kuruyordu.

Paşanın türbesi, caminin arkasındaki küçük mezarlıkta durur.

Bir türbenin dış cephesini baştan sona çiniyle kaplamak, İstanbul'da çok az görülen bir tercihtir. Desen, Çinili Köşk'ün giriş eyvanındaki çini mozaikle aynı yıllara aittir. Paşa 1474'te idam edildi ve kendi yaptırdığı türbeye gömüldü.

Bir başka vezir, kentin Asya yakasında farklı bir yol seçti.

Paşanın lakabı, Rum kökenli olduğunu gösteriyor. Yapının dış görünüşü, kasnağı ve taş-tuğla duvarlarıyla bir Bizans kilisesini hatırlatır. Planı ise bir camininkidir. Araştırmacılar bu karışımı, kentte çalışan Rum ustalarının elinin bir izi olarak okuyor.

Mekanizma — Havariyun'un yerine bir külliye

Mehmed'in kendi adını taşıyan külliyesi, harap durumdaki Havariyun Kilisesi'nin yerine kuruldu. Bu kilise, Bizans imparatorlarının mezar kilisesiydi. Yeni yapı aynı tepede, sultanın türbesini de içine alacaktı.

Caminin mimarı olarak kaynaklarda Atik Sinan adı geçer. İlk yapının büyük kubbesi yalnız mihrap yönünde bir yarım kubbeyle destekleniyordu. Bu düzen, Ayasofya'nın yarım kubbelerinden alınmış bir fikrin ilk denemesi sayılır. İlk yapı 1766 depreminde yıkıldı ve III. Mustafa döneminde farklı bir planla yeniden kuruldu. Bugün gördüğümüz cami, bu yüzden Fatih döneminin camisi sayılamaz. Avlunun ve bazı kapıların ilk yapıdan kaldığı düşünülüyor.

Cami, kendi başına duran bir yapı olarak tasarlanmadı. Çevresinde düzgün bir geometriyle yerleştirilmiş medreseler, bir aşevi, bir darüşşifa, bir kütüphane ve bir konuk evi vardı.

Bu medreseler, imparatorluğun en yüksek öğretim kurumu oldu. Burada yetişen bilginler kadı, müderris ve müftü olarak imparatorluğun dört bir yanına dağıldı. Külliyenin bütün giderleri bir vakıfla karşılanıyordu. Vakfiye, dükkânların, hamamların ve köylerin gelirini bu kurumlara bağlıyordu. Bir caminin taşı, binlerce dükkânın kirasıyla ayakta duruyordu.

Mekanizma — iki saray ve bir çarşı

Mehmed ilk sarayını, kentin ortasındaki tepede, bugün İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu yerde yaptırdı. Sonradan Eski Saray diye anılan bu yapıdan bugüne neredeyse hiçbir şey kalmadı. 1460'larda ise eski akropolün üstünde, iki denizin kesiştiği burunda yeni bir saray yükselmeye başladı. Topkapı adını sonradan alacak bu sarayın kuruluşu 1470'lerin sonuna kadar sürdü.

Saray bahçelerinin dış kesiminde, 1472'de, bir köşk tamamlandı.

Köşkün planı, Timurlu İran'da görülen bir köşk tipini hatırlatır. Ortada bir merkez, dört yönde eyvanlar ve köşelerde odalar vardır. Giriş eyvanındaki çini mozaik de İran ve Orta Asya ustalarının tekniğine yakındır. Bazı araştırmacılar onu, Tebriz ya da Horasan'dan gelen ustaların işi sayar. Aynı bahçede, birbirinden farklı mimari dillerde başka köşklerin de yapıldığı anlatılır. Sultan, kendi bahçesinde İran'ın saray mimarisini bir anıt gibi sergiliyordu. Köşk bugün çini ve seramik eserlerinin sergilendiği bir müze olarak kullanılıyor.

Kentin ticari kalbi ise bir bedesten çevresinde kuruldu.

Bedesten, değerli kumaşların, mücevherlerin ve silahların saklanıp satıldığı, geceleri kilitlenen bir yapıydı. Kiraları, Ayasofya'nın vakfına gidiyordu. Çevresine zamanla hanlar, sokaklar ve dükkânlar eklendi. Bugünkü Kapalıçarşı, bu çekirdeğin üstüne yüzyıllar içinde büyüdü.

Sultan, kara surlarının güney ucunda da bir yapı ekletti.

Altınkapı, Bizans imparatorlarının zafer alaylarıyla kente girdiği tören kapısıydı. Yeni hisar onu bir hazine deposuna ve sonra bir zindana çevirdi. Eski bir zafer kapısı, yeni hükümdarın kalesinin bir duvarı oldu.

Mekanizma — Roma'nın mirasçısı

Bizans'ın hükümdarları kendilerini Romalıların imparatoru sayıyordu. Konstantinopolis'i alan sultan bu unvanı da miras aldığını düşündü. Osmanlı belgelerinde ve çağdaş Avrupa metinlerinde onun için «Kayser-i Rum», yani Roma'nın Kayseri sözü kullanıldı. Trabzonlu Georgios adlı Rum bilgin, sultana yazdığı mektuplarda onu Romalıların meşru imparatoru diye andı. Unvan bir toprak iddiası da taşıyordu. Sultanın ordusu 1480'de İtalya'nın güney ucundaki Otranto'yu aldı. Ertesi yıl sultan ölünce İtalya'daki bu köprübaşı birkaç ay içinde elden çıktı.

Bu iddia saray çevresinde Rumca konuşan bir bilgin topluluğu da doğurdu. Sarayın kütüphanesinde Yunanca ve Latince el yazmaları toplandı. Kritovulos'un aktardığına göre, Trabzon sarayının eski devlet adamlarından Georgios Amirutzes, Ptolemaios'un haritalarını sultan için tek bir dünya haritasında birleştirmekle görevlendirildi. Julian Raby'nin çalışmaları, sarayda Yunanca kitap yazdıran bir kâtip atölyesinin izlerini sürdü.

Kritovulos, fetihten sonra İmroz adasının yöneticiliğine atanmış bir Rum soyluydu. Kitabını Thukydides'in üslubuyla, antik bir tarihçi gibi yazdı ve sultanı İskender'le karşılaştırdı. Eserin bilinen tek nüshası saray kütüphanesinden çıktı. Bir Osmanlı fethinin en ayrıntılı çağdaş anlatılarından biri, bir Rum'un kaleminden Yunanca yazılmıştır.

Rönesans kursunun son dersinde Gentile Bellini'nin İstanbul'a gelişini, sultanın portresini ve onun için dökülen madalyaları görmüştük. O eserler sultanı bir İtalyan sarayının diliyle temsil ediyordu. Saray atölyesi ise aynı yüzü kendi diliyle de çizdi.

Resim, saray ressamı Sinan Bey'e ya da onun öğrencisi Şiblizade Ahmed'e bağlanır, ama bu atıf tartışmalıdır. On altıncı yüzyılın sonunda yazan Mustafa Âli, Sinan Bey'in Venedikli bir ustadan ders aldığını anlatır. Yüzün gölgelendirilmesi ve dörtte üç açıdan görünüşü İtalyan portresine yaklaşır. Oturuş, gül ve düz zemin ise İran ve Osmanlı kitap resminin diliyle kurulmuştur. Gül, Fars şiirinde sevginin ve inceliğin, okçu yüzüğü savaşçılığın işaretiydi. Sultan aynı sayfada hem bir şiir okuru hem bir okçu olarak durur.

Sikke, hükümdarın adını resimden çok daha uzağa taşıyordu.

Sultanın 1477–1478 dolayı İstanbul darphanesinde bastırdığı altın sultani, Osmanlıların ilk altın sikkesi sayılır. İki yüzünde de figür yoktu; yalnız sultanın adı ve unvanları, basıldığı yer olarak Konstantiniyye ve hicri tarih yazıyordu. Ağırlığı, Akdeniz ticaretinin ortak parası olan Venedik dukasına yakındı. Üstündeki yer adı, kentin Arapça ve Osmanlıca yazımda yaşayan eski adıydı. Bir altın parça, sultanın adını ve yeni başkentini Venedik'in parasıyla yarışan bir ölçüyle dolaştırıyordu.

Tuğra ise hükümdarın yazıdaki imzasıydı. Galata belgesinin başındaki işaret, sultanın ve babasının adlarını ve bir zafer duasını iç içe geçen harflerle bir amblem gibi kurar. Sonraki yüzyıllarda tuğra fermanların, sikkelerin ve kapıların üstünde giderek daha süslü bir biçim aldı.

Mekanizma — II. Bayezid'in külliyeleri

Mehmed 1481'de öldü. Oğlu II. Bayezid, babasının kentini doldurmayı sürdürdü. Eski Saray'ın yanında, kentin ana caddesi üstünde kendi külliyesini yaptırdı.

Caminin mimarı kaynaklarda farklı adlarla anılıyor ve bu konu tartışmalı. İki yarım kubbeli düzen, Ayasofya'nın orta eksenini daha küçük bir ölçekte izler. Avlunun sütunlarında farklı renk taşların kullanılması, kentteki eski yapılardan malzeme alındığını düşündürüyor. Fatih'in ilk camisi yıkıldığı için, bu yapı bugün İstanbul'da ayakta kalan en eski büyük sultan camisidir.

Bayezid'in en geniş külliyesi ise Edirne'de, Tunca ırmağının kıyısındaydı.

Külliyenin mimarı olarak Hayreddin adı geçer. Cami, külliyenin yalnız bir parçasıdır. Asıl ünlü yapı, hastaların tedavi edildiği darüşşifadır.

Burada akıl hastalarının da tedavi edildiği kaynaklarda geçer. Hastaların su sesiyle ve müzikle tedavi edildiği yaygın olarak anlatılır. Bu anlatının en ünlü kaynağı, on yedinci yüzyılda Evliya Çelebi'nin gezi kitabıdır. Anlatının ne kadarının gündelik bir uygulamayı yansıttığı açık değildir. Yapı bugün bir sağlık müzesi olarak kullanılıyor.

II. Bayezid'in oğlu I. Selim, 1516–1517'de Memlük Devleti'ni yıktı ve Kahire'ye girdi. Mekke ve Medine'nin koruyuculuğu Osmanlı sultanlarına geçti. Son Abbasi halifesinin unvanını Selim'e devrettiği öyküsü ise araştırmacılara göre çok sonraki yüzyıllarda yazıldı. Kahire'den İstanbul'a getirilen kutsal emanetler sarayda korunmaya başladı.

Cami, Selim'in ölümünden sonra oğlu Süleyman döneminde tamamlandı. Yarım kubbesi yoktur. Kubbe doğrudan dört duvara oturur ve iç mekân tek bir hacim gibi açılır. Haliç'in üstündeki siluetiyle, kentin tepeleri sultan camileriyle işaretlenmeye devam etti.

Kalıcı araçlar

Bir fetih kentine baktığında önce yolları ara. Rumeli Hisarı bir kuşatmanın aracıydı. Ama yeri, kentin yiyecek ve ticaret yollarının haritasını da gösterir.

Bir yapının bugünkü hâlini ilk hâliyle karıştırma. Fatih Camii ve Eyüp Sultan Camii depremden sonra yeniden yapıldı. Bir binanın kitabesindeki tarihi gördüğünde, o tarihten sonra yapının neler geçirdiğini de sor.

Yapının kime ait olduğunu, onu ayakta tutan parayla birlikte oku. Bir külliyenin vakfiyesi dükkânları, hamamları ve köyleri sayar. Cevahir Bedesteni'nin kirası Ayasofya'ya gidiyordu. Bir caminin bakımını kentin hangi parçasının ödediğini bul.

Kenti kuranları tek bir kimliğe indirgeme. Sürgünle gelen Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Müslümanlar, devşirme kökenli vezirler, Rum ve İranlı ustalar aynı başkenti yaptı. Bir yapının planına, cephesine ve çinisine ayrı ayrı bak. Her biri başka bir ustanın elinden gelmiş olabilir.

Bir imgenin hangi dilde konuştuğunu ayırt et. Gül koklayan sultan portresinde İtalyan gölgelendirmesi ve İran kitap resminin oturuşu yan yana durur. Sikke Venedik'in ölçüsüyle, tuğra Osmanlı kâtibinin harfleriyle konuşur. Her dilin kime seslendiğini sor.

Bir atfın ne kadar sağlam olduğunu söyle. Gül koklayan sultan portresi iki ressama, darüşşifadaki müzikli tedavi bir gezginin anlatısına dayanır. «Anlatılır» ile «belgelenmiştir» arasındaki farkı cümlende koru.

Tartışmalı bir yapıyı anlatırken tarafların ne dediğini ayrı ayrı yaz. Ayasofya'nın tarihi hem bir ibadet yerinin hem bir anıtın tarihidir. Okura hangi tarafın kanıtını, hangi tarafın değerini aktardığını göster.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Bugün gördüğümüz Fatih Camii, II. Mehmed'in yaptırdığı yapıdır."
Doğrusu

İlk cami 1766 depreminde yıkıldı. Bugünkü yapı on sekizinci yüzyılda farklı bir planla yeniden kuruldu.

Yaygın yanlış"Fetihten sonra kentteki Hristiyan ve Yahudi topluluklar sona erdi."
Doğrusu

Patrikhane kentte kaldı ve sultan yeni bir patrik atadı. Rum, Ermeni ve Yahudi aileler, çoğu kez sürgünle, kente yerleştirildi.

Yaygın yanlış"Gül koklayan Fatih portresini kimin yaptığı kesin olarak bilinir."
Doğrusu

Resim Sinan Bey'e ya da Şiblizade Ahmed'e bağlanır. İki atfın da kesin bir belgesi yoktur.

Yaygın yanlış"Edirne darüşşifasında müzikle tedavi edildiği belgelerle kanıtlanmıştır."
Doğrusu

Bu anlatının en bilinen kaynağı, yapıdan yaklaşık iki yüzyıl sonra yazan Evliya Çelebi'dir. Uygulamanın ölçüsü bilinmiyor.

Yaygın yanlış"Halifelik, 1517'de son Abbasi halifesi tarafından Yavuz Selim'e törenle devredildi."
Doğrusu

Bu öykü çok sonraki yüzyıllarda yazıldı. Selim'in döneminde öne çıkan unvan, Mekke ve Medine'nin hizmetkârlığıydı.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: II. Mehmed 1452'de Rumeli Hisarı'nı yaptırdı ve 1453'te Konstantinopolis'i aldı. Kent sürgünle getirilen Müslüman, Rum, Ermeni ve Yahudi ailelerle yeniden dolduruldu. Patrikhane sürdü, Ayasofya camiye çevrildi. Eyüp'teki türbe kenti İslam'ın ilk yüzyılına bağlayan bir kutsal merkez oldu. Fatih külliyesi medreseleri, aşevi ve darüşşifasıyla yeni başkentin merkezi oldu, ama bugünkü cami 1766 sonrasının yapısıdır. Eski Saray, Topkapı, Çinili Köşk ve Cevahir Bedesteni sarayın ve çarşının yerini belirledi. Sultan kendini Roma'nın mirasçısı olarak tanıttı. Rum bilginlerden, İtalyan portresinden, İran çinisinden ve Venedik'in para ölçüsünden yararlandı. II. Bayezid ve I. Selim'in camileri, kubbeyi ve külliyeyi kentin tepelerine taşımayı sürdürdü.

Sonraki derse köprü

Fatih, Bayezid ve Selim camilerinin mimarları için kaynaklar yalnız bir ad verir, bazen o adı bile vermez. Bu derste bir yapının kimin elinden çıktığını sorduğumuzda, cevap çoğu yerde tartışmalı kaldı. Selim'in yıllarında devşirilen genç bir yeniçeri ise seferlerde köprü ve gemi yaparak mühendisliği öğrendi. Sonra yarım yüzyıl boyunca imparatorluğun mimarbaşılığını yaptı. Onun planlarında kubbe, vakfın gelirine, kentin su yollarına, çarşısına ve medresesine bağlanan bir düğümdü. Ölçeği, İstanbul'dan Edirne'ye ve Balkan kentlerine yayılan yüzlerce yapıya ulaştı. Hayat hikâyesini kendi ağzından yazdıran bu mimar, Sinan'dı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 3. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga