Ders KRO-318.16 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

Ticaret, elçilik, sanatçı göçü ve üslup dolaşımı

3.342 kelime · 18 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Cihangir, Şah Abbas'a elçisiyle birlikte bir ressam gönderdi ve getirilen yüzler saray albümünde siyasi rüyalara dönüştü. Kandahar bu dostluğun altında el değiştirdi. Osmanlı ile Safevi arasında barışların ardından armağanlar yol aldı. İran ipeği Ermeni tüccarların ağıyla Moskova'ya, Polonya'ya ve Avrupa limanlarına ulaştı. Polonez halıları ve Słuck kuşakları, sipariş ve yeniden adlandırmanın izlerini taşır. İngiliz ve Hollanda kumpanyaları ticaret evleri kurdu, Kirman seramiğini Çin porseleni yerine sattı. Thomas Roe'nun günlüğündeki kopya yarışması bir saray gücünün gösterisiydi. Farruh Bey ve Veli Can gibi ustalar saraydan saraya geçti. Rembrandt ise Amsterdam'da Babür resimlerinden kopya çizdi.

Açılış: hiç olmamış bir kucaklaşma

Kadın hamilerin camileri ve hanları, sarayın içinden verilen kararlarla yükseliyordu. O sarayların kapısından ise her yıl birileri çıkıp uzak yollara düşüyordu. Bir elçi, yanında bir ressam ve develer dolusu armağan. Bir Ermeni tüccar, heybesinde ipek balyaları ve mühürlü mektuplar. Bir usta, efendisini yitirmiş ve başka bir sarayda iş arayan.

Bu yolların en tuhaf belgelerinden biri, hiç gerçekleşmemiş bir buluşmayı gösterir.

Sayfanın yazıtı, resmin Cihangir'in gördüğü bir rüyayı canlandırdığını söyler. Ebulhasan, Cihangir'in en sevdiği ressamlardan biriydi ve hükümdar ona «çağın eşsizi» anlamına gelen bir unvan vermişti. Cihangir'in aslanı kürenin üstünde geniş bir toprağı kaplar. Abbas'ın kuzusu ise daha küçük bir alana sıkışmıştır. Kucaklaşma dostluk gibi görünür, ama ölçüler kimin büyük olduğunu da söyler.

İki hükümdar arasında gerçekten de yıllarca elçiler gidip geldi. Armağanlar, mektuplar ve resimler yol aldı. Kandahar adlı bir kale kenti ise bu dostluğun altında bir sınır anlaşmazlığı olarak durdu. Resmin yapıldığı yıllardan birkaç yıl sonra Abbas o kenti Babürlülerden aldı.

Dersin yolu

Önce Safevi ve Babür sarayları arasındaki elçiliklere, sonra İran ipeğinin Moskova'ya ve Polonya'ya giden yoluna bakacağız. Ardından Avrupa'nın ticaret kumpanyalarını ve Cihangir'in sarayına gelen bir İngiliz elçisini göreceğiz. Dersin ikinci yarısında yer değiştiren ressamlar ve şairler var. En sonda Amsterdam'da bir ressamın masasına ve Avrupa'da birbirine karışan halı adlarına uğrayacağız.

Venedikli ressamın sultan portresini ve Paris'e giren Osmanlı elçisini önceki derslerde işledik. Bu ders, saraylar arasındaki yollara ve Asya ile Avrupa'yı bağlayan ticaret hatlarına bakıyor.

Sıfır noktası: «etki» yerine fiiller

Sanat tarihi kitaplarında sık okunan bir cümle vardır: falanca üslup filanca üsluptan etkilendi. Bu cümlede üslup, bir saraydan ötekine kendi başına sızan bir sıvı gibidir. Kimin neyi neden aldığı sorusu cümlenin dışında kalır.

Bu derste o kelimenin yerine daha küçük fiiller kullanacağız. Bir hükümdar uzak bir ülkeden belirli bir nesneyi seçer. Bir tüccar, alıcısının istediği bir halıyı başka bir kentte sipariş eder. Bir ressam önüne konan bir resmi kopyalar ve bunu kimi zaman ustalığını kanıtlamak için yapar. Bir nesne yeni sahibinin evinde yeniden bağlama girer ve başka bir ad alır.

Her fiilin bir öznesi var ve dolaşımı anlamak, bu insanların çıkarlarını görmek demektir. Bu yollar güçle de ilgiliydi. Elçilik bir pazarlıktı, armağan karşı tarafı borçlu bırakırdı. Kumpanya gemileri top ve asker taşıyordu. Bir ustanın yer değiştirmesi de kimi zaman bir savaşın ardından zorla oldu.

Mekanizma — elçinin yanındaki ressam

1613'te Cihangir, Han Alem adında bir soyluyu Şah Abbas'ın sarayına elçi olarak gönderdi. Elçilik yıllarca sürdü ve Han Alem İran'da uzun süre kaldı. Yanında Bişndas adlı bir ressam vardı. Cihangir'in verdiği görev açıktı: şahın ve sarayının önde gelenlerinin yüzlerini aslına uygun biçimde resmetmek.

Cihangir anılarında bu ressamı över. Ona göre Bişndas yüz benzetmede eşsizdi ve şahın portresini de çok iyi yapmıştı. Bir hükümdar, rakibinin yüzünü görmek için bir ressamı bir elçinin yanına katmıştı.

Sayfada iki sarayın insanları giyimleriyle ayırt edilir. Sarıkların biçimi, kuşakların bağlanışı ve cübbelerin kesimi kimin hangi saraydan geldiğini söyler. Ressam tanık olarak oradaydı. Ama sayfa Cihangir'in albümü için yapıldı ve onun gözünü memnun etmek zorundaydı.

Rüya sahnesini yapan Ebulhasan ise İran'a hiç gitmedi. Şahın yüzünü büyük olasılıkla Bişndas'ın getirdiği portrelerden öğrendi. Bir ressamın yolda yaptığı gözlem, bir başkasının elinde siyasi bir alegoriye dönüştü.

Aynı dönemden bir başka sayfa iki hükümdarı bir şölende yan yana gösterir.

Bu sahne de hayalîdir. Cihangir, Abbas'ı kendi sofrasında ağırlayan ev sahibi olarak görünür. Ev sahibi olmak, ilişkinin kuralını koyan taraf olmak demekti.

Gerçek ilişki ise Kandahar'ın çevresinde düğümlendi. Kale, İran'dan Hindistan'a uzanan kervan yolunun üstündeydi. Hümayun sürgünden dönerken Kandahar'ı Safevi yardımıyla almıştı. Kent sonraki yüzyılda birkaç kez el değiştirdi. 1622'de Abbas onu Babürlülerden aldı. 1638'de Safevi valisi kenti Şah Cihan'a teslim etti. 1649'da Abbas'ın torunu II. Abbas kenti geri aldı ve Babür kuşatmaları sonuç vermedi.

Bir hanedan bir sınır kentine adını kayaya kazıyarak sahip çıkıyordu. Elçilik sayfalarındaki kucaklaşmalar ile kayadaki bu yazıt, aynı ilişkinin iki yüzüdür. Biri dostluğu sahneler, öbürü toprağı işaretler.

Mekanizma — barış masasında armağanlar

Osmanlı ile Safevi sarayları arasındaki ilişki savaşlarla ve barışlarla kesildi. 1555'te Amasya'da bir barış imzalandı. 1590'da İstanbul'da bir başkası yapıldı ve bir Safevi prensi rehine olarak İstanbul'a gönderildi. 1639'da Kasr-ı Şirin antlaşması iki devlet arasındaki sınırı uzun süre için çizdi.

Her barışın arkasından at, kumaş, halı, silah ve değerli yazmalar taşıyan elçilik heyetleri geldi. Tahmasb'ın II. Selim'e gönderdiği büyük Şehname, bu kursun başında gördüğümüz armağandı. Topkapı'daki Safevi eserlerinin bir bölümü bu yoldan, bir bölümü savaş ganimeti olarak geldi. Armağan, alanı daha değerlisiyle karşılık vermeye zorlardı. Değerli bir kitap ise iki saray arasında ortak bir beğeni dilinin varlığını gösteriyordu.

Şah Abbas ise kuzeydeki bir hükümdara, Moskova'ya da armağan gönderdi.

Abbas Osmanlılara karşı müttefik arıyordu ve Rusya bunlardan biriydi. Taht Moskova sarayının tören nesneleri arasına girdi. İran'da yapılmış bir oturma yeri, bir Hristiyan hükümdarın törenlerinde yeni bir anlam kazandı.

Mekanizma — ipeğin yolu

Safevi İran'ının dünya ticaretindeki en değerli malı ipekti. Ham ipek Hazar Denizi kıyısındaki Gilan ve Mazenderan eyaletlerinde üretiliyordu. Yüzyıllar boyunca bu ipeğin büyük bölümü kervanlarla Osmanlı topraklarından geçerek Bursa'ya ve Halep'e ulaştı. Oradan Avrupalı tüccarlara satıldı.

Şah Abbas bu yolu değiştirmek istedi. Osmanlılarla savaştığı yıllarda ipeğini düşmanının pazarlarından geçirmek ona ağır geliyordu. Bir yandan Basra Körfezi üzerinden Avrupa'ya bir deniz yolu aradı. Öbür yandan kuzeye, Rusya üzerinden bir kara yolu açmaya çalıştı. 1619'da ipeğin dış satışını devlet tekeline aldı.

Bu ticareti yürütenlerin başında Ermeni tüccarlar vardı. Abbas'ın zorla göç ettirdiği Culfalı aileler, İsfahan'da ırmağın öbür yakasında kendi mahallelerini kurmuştu. Oradan Venedik'e, Amsterdam'a, Moskova'ya ve Hint Okyanusu limanlarına uzanan bir akraba ve ortak ağı işlettiler. Bir Ermeni tüccar aynı zamanda bir mektup taşıyıcısı, bir çevirmen, kimi zaman da bir elçiydi.

Abbas'ın Avrupa'ya gönderdiği elçilerden biri ise bir İngilizdi.

Robert Shirley, ağabeyiyle birlikte 1590'ların sonunda İran'a gelmişti. Şahın hizmetinde yıllarca kaldı ve sonra onun adına Avrupa saraylarını dolaştı. Görevi, Osmanlılara karşı ittifak kurmak ve İran ipeğine yeni alıcılar bulmaktı. Van Dyck onu Roma'da, bu yolculuklardan birinde resmetti.

Teresa, Safevi sarayına bağlı Çerkez bir soylu aileden geliyordu. Kocasıyla birlikte Avrupa'yı dolaştı ve onun ölümünden sonra Roma'da yaşadı. İki portre, bir Flaman ressamın Avrupa saray portresi kalıbını kullanır. Ama giysiler İran'dan gelir. Shirley bu giysilerle kendini şahın elçisi olarak gösteriyordu. Kıyafet, burada bir diplomatik kimlik kartı işi görür.

Mekanizma — Moskova'ya ve Varşova'ya giden yollar

Yeni Culfalı tüccarların bir şirketi, 1650'lerin sonunda Rus çarına değerli bir armağan sundu.

Tüccarlar bu armağanla Rusya üzerinden ipek taşıma ayrıcalığı arıyordu. Birkaç yıl sonra çarla bir ticaret anlaşması yapıldı. Bu kez armağanı sunan bir tüccar şirketiydi ve bir devlet gibi elçilik ve armağan diliyle konuşuyordu.

Polonya'ya giden yol başka bir nesneye bağlanır. 1600'lerin başında Polonya kralı III. Zygmunt Vasa, Sefer Muratowicz adında Varşovalı bir Ermeni tüccarı İran'a gönderdi. Kraliyet kayıtlarına göre tüccar Kaşan'da, kralın arması işlenmiş ipek halılar ısmarladı. Bu, uzaktaki bir alıcının bir İran atölyesine kendi işaretini dokuttuğu bir sipariş belgesidir.

Aynı yüzyılda İsfahan ve Kaşan atölyeleri, ipek zeminli ve altın-gümüş iplikli bir halı türü dokudu. Bu halıların pek çoğu Avrupa saraylarına armağan ya da satış yoluyla gitti.

Bu türe bugün «Polonez halıları» denir. Ad, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Paris'teki bir dünya sergisinde Czartoryski ailesinin halılarının gösterilmesinden sonra yaygınlaştı. Halılarda Polonya armaları görülünce bir bölüm izleyici onların Polonya'da dokunduğunu düşündü. Sonraki araştırmalar halıların İran'da dokunduğunu gösterdi. Ama ad kaldı.

Burada bir nesne, sipariş eden ülkenin adını aldı. Kaşanlı dokumacının emeği ise adın içinde görünmez oldu.

Polonya soyluları İran ve Osmanlı kumaşlarını yalnız satın almadı. Bir süre sonra onları kendi atölyelerinde dokutmaya başladılar. Soyluların giysisinin bir parçası olan uzun ipek kuşak, önce İstanbul'dan ve İran'dan geliyordu. On sekizinci yüzyılda Polonya ve Litvanya'da bu kuşakları dokuyan atölyeler kuruldu ve bunlara «persiarnia», yani İran işi dokuma evi dendi.

Słuck'taki atölyede çalışan ustaların başında, kaynaklara göre Ermeni kökenli bir dokumacı ailesi vardı. Kuşaklar İran ve Osmanlı desenlerini izler, ama Polonya soylusunun kostümünün bir parçasıdır. Bugün bu kuşaklar Polonya ve Belarus'ta ulusal giyim mirası sayılır.

Osmanlı nesneleri Polonya'ya savaş yoluyla da girdi.

Bu tür çadırlar savaş ganimeti olarak geldi ve soyluların törenlerinde yeniden kuruldu. Bir sefer çadırı, bir Avrupa ülkesinin kendi tarihinin parçasına dönüştü.

Mekanizma — kumpanyalar ve gemileri

On yedinci yüzyılın başında iki yeni oyuncu Hint Okyanusu'na girdi. 1600'de Londra'da İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası kuruldu. 1602'de Hollanda'nın Birleşik Doğu Hindistan Kumpanyası, kısa adıyla VOC, onu izledi. Bu kumpanyalar hisse sahiplerinin parasıyla gemi donatıyor, kendi askerlerini besliyor ve uzak hükümdarlarla antlaşma yapıyordu.

Portekizliler bir yüzyıldır bu sularda üs tutuyordu. 1622'de Safevi ordusu, İngiliz gemilerinin desteğiyle Hürmüz adasını Portekizlilerden aldı. Şah karşı kıyıda yeni bir liman kurdu ve ona kendi adını verdi: Bender Abbas. İngiliz ve Hollanda kumpanyaları bu limanda ticaret evleri açtı ve İran ipeğini buradan yüklemeye başladı.

Kumpanyaların asıl kazancı ise Hindistan'ın pamuklusundan, çivitinden ve baharatından geliyordu.

Ressamın Bengal'e gittiğine dair bir kayıt yok. Resmi büyük olasılıkla oradan getirilen çizimlere dayanarak yaptı. Tablo bir ticaret evinin düzenini bir mülk gibi gösterir. Bengalli işçiler ve tüccarlar ise kumpanyanın düzeninin bir parçası olarak ön planda küçük figürlerdir.

Kumpanyalar Çin porselenini de taşıyordu. 1640'larda Ming hanedanının çöküşüyle başlayan savaşlar, porselenin dış satışını yıllarca aksattı.

VOC bunun üzerine başka bir kaynağa döndü. İran'ın güneyindeki Kirman atölyeleri, yüzyıllardır Çin mavi-beyazını taklit eden seramikler yapıyordu.

Kumpanyanın kayıtları, bu kapların Bender Abbas'tan Batavya'ya ve Avrupa'ya gönderildiğini gösterir. Seramikçiler Çin işini zaten uzun süredir taklit ediyordu. Bu kez taklit, kumpanyanın sipariş defterine bağlandı. Çin damgası taklidi de alıcının gözünü kandırmak için olabilirdi. Bir başka okuma, onu Çin mavi-beyazının bir parçası, desenin bir öğesi sayar.

Mekanizma — bir İngiliz elçisi Cihangir'in sarayında

İngiliz kumpanyası Babür limanı Surat'ta tutunmak için hükümdarın iznine ihtiyaç duyuyordu. 1615'te kral I. James ile kumpanya, Thomas Roe'yu Cihangir'e elçi olarak gönderdi. Roe dört yıl kadar sarayın peşinden kentten kente dolaştı.

Roe sarayı bir yabancının tedirginliğiyle anlatır ve kendi armağanlarının ne kadar yetersiz kaldığından yakınır. Kumpanyanın gönderdiği bir İngiliz arabası sarayda ilgi gördü. Roe'nun anlattığına göre Babür ustaları kısa sürede onun kopyalarını yaptı.

Günlüğün en çok anılan sahnesi bir resimle ilgilidir. Roe yanında küçük bir İngiliz portresi taşıyordu. Cihangir resmi beğendi ve ressamlarının onu ayırt edilemeyecek kadar iyi kopyalayabileceğini söyledi. Roe buna inanmadı. Birkaç gün sonra bir gece ona aslıyla birlikte kopyalar gösterildi. Roe, mum ışığında kendi resmini güçlükle seçebildiğini yazar.

Öykü çoğu kez Babür ressamlarının Avrupa resmini hızla öğrendiğinin kanıtı sayılır. Oysa Cihangir kopyayı bir yarışma olarak kurmuştu. Kazanan, İngiliz elçisine karşı kendi atölyesinin üstünlüğünü kanıtlayan hükümdardı.

Roe'nun gözlemleri bir haritaya da dönüştü.

Harita, kumpanyanın tüccarlarına Babür ülkesini bir pazar ve yollar ağı olarak gösteriyordu.

Mekanizma — yola çıkan ustalar

Nesneler kadar ustalar da yol aldı. Bu yolculukların bir bölümü zorunluydu. Çaldıran'dan sonra Tebriz'den İstanbul'a götürülen ustaları ve onların saray nakkaşhanesindeki yerini daha önce gördük. Bir bölümü ise iş ve himaye arayışıydı.

Tahmasb yaşlılığında resme ilgisini yitirince Safevi sarayında himaye daraldı. Babür sarayı ise zengin ve cömert bir alıcı olarak biliniyordu ve ressamlar, hattatlar, şairler doğuya yöneldi.

Farruh Bey bunlardan biriydi. Safevi topraklarında yetişmiş bu ressam, 1580'lerde Akbar'ın hizmetine girdi. Bir süre Dekken'deki Bicapur sultanının sarayında çalıştı ve sonra Cihangir'in atölyesine döndü. Bir ressamın hayatı, beğenileri birbirinden ayrı saraylar arasında geçti. Ağa Rıza adlı bir başka ressam İran'dan gelip prens Selim'in, yani geleceğin Cihangir'inin hizmetine girdi. Rüya sahnesini yapan Ebulhasan onun oğluydu ve Babür sarayında doğmuştu.

Şairlerin göçü daha kalabalıktı. Farsça şiirin Babür sarayında gelişen ince ve karmaşık üslubuna sonradan «Hint üslubu» dendi. Ad yeri anar, ama şairlerin çoğu İranlıydı.

Osmanlı sarayı da İran'dan gelen ustaları kabul etti. Mustafa Âli, sanatçıların hayatını anlattığı kitabında Tebrizli bir ressamdan söz eder.

Mustafa Âli'ye göre Veli Can, Kazvin'de bir ustanın yanında yetişti ve 1580'lerde İstanbul'a geldi. Onun adıyla anılan çizimler, Safevi sarayının tek sayfalık figür resmini Osmanlı albümlerine taşır. Ama bu sayfaların hangisinin onun elinden çıktığı, hangisinin öğrencilerinin ya da taklitçilerinin işi olduğu tartışılıyor. Bir göçmen ustanın adı, bir üsluba verilen ortak bir etikete de dönüşebilir.

Mekanizma — İsfahan'daki Avrupalı ressamlar

Yol öbür yönde de işledi. Hollanda kumpanyasının hizmetindeki Philips Angel, II. Abbas'ın sarayında resim yaptı. Fransız mücevher tüccarı Jean Chardin, yolculuklarında Guillaume-Joseph Grelot adında bir ressam taşıdı. Grelot'nun İsfahan çizimleri Chardin'in kitabının gravürlerine dönüştü ve Avrupa okuru kenti bir Fransız ressamın çizgisiyle tanıdı.

Hollandalı ressam Cornelis de Bruyn ise on sekizinci yüzyılın başında İran'a geldi ve en çok eski bir anıtla ilgilendi.

Gravürler Avrupa'da Ahameniş sarayının en ayrıntılı görüntüleri arasındaydı. Ressamın Safevi kentlerinden çok antik kalıntıları seçmesi, Avrupalı bakışın İran'ı nereye koymak istediğini de söyler.

Muhammed Zaman ve Ali Kuli Cebbadar gibi İranlı ressamlar da gölgelendirmeyi ve uzak manzarayı Avrupa gravürlerinden seçerek aldı. Muhammed Zaman'ın Roma'da eğitim gördüğü yolundaki eski öykünün dayanağı olmadığı gösterildi.

Mekanizma — Amsterdam'da bir Babür albümü

Kumpanya gemileri Avrupa'ya Babür resimleri de taşıdı. Bu sayfalar Hollanda'da koleksiyoncuların albümlerine girdi. 1650'lerde Amsterdam'da yaşayan bir ressam onların önüne oturup kopya çizdi.

Rembrandt yirmi kadar çizimi Babür resimlerinden kopya olarak yaptı. Çizimlerde Akbar, Cihangir, Şah Cihan ve sufi dervişler görülür. Rembrandt figürlerin duruşunu ve giysilerini korudu. Ama Babür sayfasının ince çizgisini ve parlak renklerini kendi hızlı mürekkebine ve gölge lekelerine çevirdi.

Kimi araştırmacılar Rembrandt'ın İncil sahnelerindeki Doğulu figürler için kıyafet ve duruş topladığını düşünür. Burada alışılmış anlatının yönü tersine döner ve bir Avrupa ustası bir Babür atölyesinin işinden öğrenir.

Mekanizma — Türk halısı, İran halısı

Avrupa'da Asya'dan gelen nesnelere verilen adlar çoğu kez satıldıkları limanı ya da alıcının tahminini gösterdi. İngilizcede yüzyıllar boyunca düğümlü havlı halıların hepsine «Türk halısı» dendi. Bu halılar Anadolu'dan da gelebilirdi, İran'dan ya da Kafkasya'dan da. Ad, malın Osmanlı limanlarından alınmasından kaynaklanıyordu.

On dokuzuncu yüzyılda koleksiyoncular bu adları ayırmaya çalışınca yeni karışıklıklar doğdu. İran halıları «Polonez» oldu, bazı Hint halıları İran işi sanıldı. Avrupa tablolarında görülen halılara ressamların adları verildi. Ad, çoğu kez nesnenin doğduğu yerden çok sonraki yolculuğunu anlatır.

Kalıcı araçlar

«Etki» kelimesini yazmadan önce fiili bul. Bir nesne seçildi mi, sipariş mi edildi, kopyalandı mı, yeniden mi adlandırıldı? Sonra bu fiilin öznesini adlandır.

Bir armağanın karşısında, onu kimin kime ve hangi pazarlığın içinde gönderdiğini sor. Bir barış, bir ittifak arayışı ya da bir ticaret ayrıcalığı nesnenin anlamını değiştirir.

Bir elçilik sahnesinde tanıklıkla alegoriyi ayır. Ressam orada mıydı, sayfa kimin albümü için yapıldı ve figürlerin ölçüleri kimi büyütüyor?

Bir kopyanın hangi sahnede yapıldığına bak. Kopya bir öğrenme, bir ticaret malı ya da bir saray yarışması olabilir.

Bir nesnenin adını tarihlendir. Adı kim, hangi yüzyılda ve hangi limanda ya da sergide koydu?

Aracıyı görünür kıl. Ermeni tüccar, kumpanya görevlisi, tercüman ve göçmen usta çoğu kez nesnenin asıl taşıyıcısıdır.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Polonez halıları Polonya'da dokunmuş halılardır."
Doğrusu

Bu halılar İsfahan ve Kaşan atölyelerinde dokundu. Ad, Polonya soylularının koleksiyonlarından ve on dokuzuncu yüzyıldaki bir sergiden gelir.

Yaygın yanlış"Üslup alışverişi hep Avrupa'dan Asya'ya doğru işledi."
Doğrusu

Rembrandt Babür resimlerinden kopya çizdi, Polonya atölyeleri İran kuşaklarını dokudu. Kumpanyalar Çin porseleninin yerine Kirman seramiğini sattı. Yollar iki yönde de işliyordu.

Yaygın yanlış"Elçilik resimleri, iki hükümdarın gerçek karşılaşmalarını belgeler."
Doğrusu

Cihangir ile Abbas hiç karşılaşmadı. Kucaklaşma ve şölen sahneleri, bir elçinin yanındaki ressamın gözlemlerinden yararlanan siyasi alegorilerdir.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Cihangir, Şah Abbas'a elçisiyle birlikte bir ressam gönderdi ve getirilen yüzler saray albümünde siyasi rüyalara dönüştü. Kandahar bu dostluğun altında el değiştirdi. Osmanlı ile Safevi arasında barışların ardından armağanlar yol aldı. İran ipeği Ermeni tüccarların ağıyla Moskova'ya, Polonya'ya ve Avrupa limanlarına ulaştı. Polonez halıları ve Słuck kuşakları, sipariş ve yeniden adlandırmanın izlerini taşır. İngiliz ve Hollanda kumpanyaları ticaret evleri kurdu, Kirman seramiğini Çin porseleni yerine sattı. Thomas Roe'nun günlüğündeki kopya yarışması bir saray gücünün gösterisiydi. Farruh Bey ve Veli Can gibi ustalar saraydan saraya geçti. Rembrandt ise Amsterdam'da Babür resimlerinden kopya çizdi.

Sonraki derse köprü

Bu dersin yapraklarının çoğu bugün yaptırıldıkları sarayların çok uzağında duruyor. Ebulhasan'ın rüya sahnesi Washington'da bir Asya sanatı müzesinde. Rembrandt'ın dervişleri Londra'da, bir baskı ve çizim koleksiyonunda saklanıyor. Veli Can'a bağlanan çizimler ise hâlâ bir sarayın kütüphanesinde, Topkapı'nın albümlerinde. Aynı yollardan geçmiş bu sayfaların vitrin etiketlerinde bugün «İslam sanatı», «Güney Asya» ya da yalnız bir sanatçının adı okunuyor. Babür, Safevi ve Osmanlı sayfalarının çoğu ise Avrupa'dan gelen tek bir başlığın altında da buluştu: «minyatür».

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 16. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga