Ders KRO-318.15 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

Kadın hamiler ve saray içi üretim

3.338 kelime · 19 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: İslam hukukunda kadınlar kendi mülklerinin sahibiydi ve vakıf kurabiliyordu. «Kadınlar saltanatı» etiketi bir dönemi gerileme olarak anlattı. Leslie Peirce ise kadınların gücünü hanedan düzeninin parçası olarak okudu. Hürrem Sultan İstanbul'da bir külliye, Kudüs'te büyük bir aşevi kurdu. Safiye Sultan'ın başlattığı Yeni Cami'yi Turhan Sultan tamamladı ve külliyeye köşk, çarşı ve türbe ekledi. Kösem Sultan Üsküdar'da çinili bir cami ve kentin ortasında büyük bir han yaptırdı. Harem'de öğretilen iğne işi çoğu kez adsız kaldı. Safevi sarayında Pari Han Hanım tahtın el değiştirdiği anlarda belirleyici oldu. Babür sarayında Gülbeden Begüm bir tarih kitabı yazdı, Mahim Anga Delhi'de bir cami kurdu. Nur Cihan'ın adı sikkelere basıldı ve babası için yaptırdığı türbe Tac Mahal'in dilini önceden denedi. Cihanara Agra'da bir cami ve Delhi'de bir çarşı caddesi kurdu.

Açılış: ırmağın öbür kıyısında bir türbe

Agra'da Yamuna Irmağı'nın kıyısında, beyaz mermerden bir türbenin ortasında bir kadın yatar. Mümtaz Mahal o yapıyı görmedi. Onu ısmarlayan, adını koyan ve parasını ödeyen kocası Şah Cihan'dı. Ziyaretçilerin çoğu, bir kadının sanat tarihine en çok böyle girdiğini düşünür: anılan, gömülen, sevilen kişi olarak.

Irmağın öbür kıyısında, Tac Mahal'den on beş, yirmi yıl kadar önce bitmiş daha küçük bir türbe durur. Onu bir kadın, kendi annesi ve babası için yaptırdı. Parasını o ödedi ve beyaz mermerle renkli taş kakmanın seçimi de onun hamiliğine bağlanır. Bu kadın, Cihangir'in eşi Nur Cihan'dı.

Bu ders o ikinci kıyıdan bakıyor. İstanbul'dan Kudüs'e, İsfahan'dan Delhi'ye, kendi gelirleriyle yapı yaptıran, kitap yazan ve kitap ısmarlayan saray kadınlarını izleyeceğiz.

Dersin yolu

Önce kadının mülkü ve vakıf üstünde duracağız, ardından «kadınlar saltanatı» etiketini tartacağız. Osmanlı tarafında Hürrem Sultan'ın imaretlerine, yarım yüzyıl süren bir cami inşaatına, Kösem Sultan'ın yapılarına ve Harem'in iğne işine bakacağız. Safevi sarayını kısa tutacağız, çünkü kaynaklar orada seyrek. Babür sarayında bir kadının yazdığı tarih kitabı, bir sütannenin camisi, Nur Cihan ve Cihanara bizi bekliyor.

Sıfır noktası: hami, vakıf ve mülk

Hami, bir yapının parasını veren ve adını ona bağlayan kişidir. Taşı kendisi yontmaz, ama yapının nerede duracağını ve kime hizmet edeceğini çoğu kez o belirler.

İslam hukukunda bir kadın, evlendiğinde de kendi malının sahibi olarak kalıyordu. Mehir, miras, hükümdarın verdiği arazi gelirleri ve armağanlar onun mülküydü. Bir kadın bu mülkü alıp satabilir, kiraya verebilir ve bir vakfa bağlayabilirdi.

Vakıf, bir mülkün gelirinin süresiz olarak bir hayır işine ayrılmasıdır. Vakfı kuran kişinin düzenlettiği belgeye vakfiye denir. Vakfiye gelir getirecek dükkânları, hanları ve köyleri sayar, gelirin nereye harcanacağını yazar.

Saray kadınları için vakıf, adlarını kentin ortasına yazmanın en güçlü yoluydu. Pek çoğu sarayın dışına çıkamıyordu. Ama vakıfları onların adına bir cami, bir aşevi ya da bir çeşme olarak sokağa iniyordu.

Bir uyarı da gerekiyor. Bu kadınlar hakkında bildiklerimizin çoğu, onları hiç görmemiş erkeklerin, saray tarihçilerinin, elçilerin ve gezginlerin yazdıklarından gelir. Kadınların kendi seslerini duyabildiğimiz vakfiyeler, mektuplar ve kitaplar bu yüzden değerlidir.

Mekanizma — bir etiketin tarihi

On altıncı yüzyılın ortasından on yedinci yüzyılın ortasına kadar Osmanlı sarayında sultan anneleri ve sultan eşleri devlet işlerinde güçlü bir yer tuttu. Bu döneme Türkçede uzun süre «kadınlar saltanatı» dendi. Ad yirminci yüzyılın başında tarihçi Ahmet Refik'in aynı başlıklı kitabıyla yaygınlaştı.

Etiketin arkasında bir yargı vardı. Bu anlatıya göre sultanlar sefere çıkmayı bırakmış, Harem'e kapanmış ve yönetimi entrikacı kadınlara kaptırmıştı. İmparatorluğun gerilemesi de buradan başlamıştı.

Tarihçi Leslie Peirce, 1993'te yayımlanan The Imperial Harem adlı kitabında bu yargıyı ayrıntılı biçimde eleştirdi. Peirce'e göre hanedan, on yedinci yüzyılın başında tahtı ailenin en yaşlı erkeğine geçiren bir düzene kayıyordu. Şehzadeler artık sarayda büyüyor, kimi sultanlar tahta çok genç çıkıyordu. Bu düzende valide sultan, hanedanın sürekliliğini koruyan bir makama dönüştü. Kadınların gücü, Peirce'e göre bir çöküşün belirtisi sayılamazdı. O, dönemin siyasetinin olağan bir parçasıydı.

Peirce'in okuması da tartışılır, kimi tarihçiler onu fazla düzenli bulur. Ama «kadınlar saltanatı» sözünün tarafsız bir tarih adı olmadığı bugün geniş ölçüde kabul görüyor.

Sanat tarihi için bu tartışmanın somut bir sonucu var. Aynı dönemde İstanbul'un en büyük yapılarından bazıları kadınlar adına yükseldi. Onları hayır işinin, siyasi meşruiyetin ve kent düzenlemesinin aracı olarak okuyabiliriz. O zaman her yapıya kim için yapıldığını, nereye konduğunu ve hangi gelirle yaşadığını sorarız.

Mekanizma — Hürrem'in iki imareti

Bu dönemin kapısını açan kadın, Kanuni Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan'dı. Sultanın bir cariyesiyken azat edildi ve resmî nikâhla eşi oldu. Kendi gelirlerini yönetmeye başladığında İstanbul'da bir külliye kurdurdu.

Külliye, Sinan'ın mimarbaşı olarak İstanbul'daki ilk işlerinden sayılır. Cami küçük tutuldu, ama medrese, mektep ve aşevi hamiyi her gün mahallenin hayatına bağlıyordu. Semt zamanla onun unvanıyla, Haseki adıyla anılır oldu.

Ayasofya ile Sultanahmet arasında, aynı vakfa gelir getirmek için yapılan çifte hamam bu külliyenin parasını taşıyordu. Hürrem'in hayır ağı İstanbul'la da sınırlı kalmadı.

İmaret her gün yoksullara, öğrencilere ve hacılara ekmek ve çorba dağıtıyordu. İçine yerleştiği eski saray yapısını da kaynaklara göre on dördüncü yüzyılda Sitt Tunşuk adlı bir hanım yaptırmıştı. Tarihçi Amy Singer bu imaretin vakıf kayıtlarını inceledi. Kayıtlar, vakfın Kudüs çevresindeki köylerden ve dükkânlardan gelen gelirle döndüğünü gösterir. Aşevinin bugün de yemek dağıtan bir kurum olarak çalıştığı anlatılır.

Hürrem'in sesi bir yapıdan daha yakından da duyulabilir.

Mektuplar şiirle başlar, sonra sultanın uzaktayken bilmesi gerekenleri anlatır. Bir eşin özlemiyle bir danışmanın raporu aynı kâğıtta durur.

Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan'ın Sinan'a yaptırdığı iki camiyi ve Nurbanu Sultan'ın Üsküdar'daki Atik Valide külliyesini, Sinan'ı anlatan derste görmüştük. Sırada, bitmesi için yarım yüzyıl beklenen bir yapı var.

Mekanizma — iki valide, bir cami

III. Mehmed'in annesi Safiye Sultan, 1597'de Eminönü'nde, Haliç'in ağzında büyük bir caminin temelini attırdı. İnşaat için alanda yaşayan Yahudi cemaatinin evlerinin ve ibadet yerlerinin bir bölümü kamulaştırıldı ve sakinleri başka semtlere taşınmak zorunda kaldı. Bu yerinden edilme, caminin tarihinin bir parçasıdır.

İlk mimar Davud Ağa'ydı, onun ölümünden sonra iş Dalgıç Ahmed Ağa'ya geçti. 1603'te III. Mehmed ölünce Safiye Sultan saraydan uzaklaştırıldı ve inşaat durdu. Duvarlar yarım yüzyıldan fazla öyle kaldı.

1660'taki büyük İstanbul yangını, yarım yapının çevresini de yaktı. Ardından IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan işi devraldı ve cami 1660'larda, mimar Mustafa Ağa'nın elinde tamamlandı.

Dört yarım kubbeli plan, Sinan'ın Şehzade Camii'nde denediği ve öğrencisi Sedefkâr Mehmed Ağa'nın Sultanahmet'te kullandığı düzendir. Yeni Cami bu çizgiyi kıyıya, iskelelerin hemen üstüne taşıdı.

Sultan, rampadan geçerek ibadet yerine halkın arasına karışmadan ulaşabiliyordu. Köşk, Topkapı'da gördüğümüz görünürlük düzeninin bir parçasını kentin ortasına taşıdı. Sultan oradaydı, ama kalabalığın gözüne ancak seçtiği anda görünüyordu.

Çarşının dükkân kiraları vakfın gelirini oluşturuyordu. Adını, Mısır'dan gelen gelirlerden ya da Mısır'dan gelen mallardan aldığı anlatılır. Bir camiyi ayakta tutan para, hemen arkasındaki bu uzun koridordan geçiyordu.

Turhan Sultan bu türbeye gömüldü. Sonraki yıllarda oğlu IV. Mehmed ve hanedanın başka üyeleri de buraya defnedildi.

Turhan Sultan'ın hamiliği İstanbul'un dışına da uzandı. Venedik'le süren uzun bir savaş sırasında Çanakkale Boğazı'nın ağzını korumak gerekiyordu.

Lucienne Thys-Şenocak, Turhan Sultan'ın hamiliği üstüne yazdığı kitapta bu kalelere ayrıca durur. Ona göre Turhan, genç oğlunun saltanatını hem İstanbul'un merkezinde hem de imparatorluğun deniz kapısında görünür kılıyordu.

Mekanizma — Kösem Sultan: çinili cami ve büyük han

Turhan'dan önceki kuşakta valide sultanın gücünü en uzun taşıyan kadın Kösem Sultan'dı. I. Ahmed'in eşiydi. Oğulları IV. Murad ve İbrahim tahta çıktı, torunu IV. Mehmed'in ilk yıllarında da sarayda kaldı. Gücü 1651'de, sarayın içinde öldürülmesiyle sona erdi.

Caminin ölçüsü küçüktür, ama iç yüzeyleri renkle doludur. Çiniler, İznik atölyelerinin üretiminin giderek azaldığı bir dönemden gelir.

Han, tüccarların mallarını saklayıp konakladığı bir yerdi ve kiraları Kösem Sultan'ın vakfına gelir getiriyordu. Sonraki yüzyıllarda hanın bir bölümü, İstanbul'a gelen İranlı tüccarlarla anılır oldu.

Mekanizma — Harem'in iğnesi ve okulu

Sarayı anlatan derste gezdiğimiz Harem'e giren genç kızların çoğu, savaşta esir düşmüş ya da satın alınmış köleleştirilmiş kişilerdi. Kafkasya'dan, Balkanlar'dan ve Doğu Avrupa'dan geliyorlardı. Sarayda yeni bir ad alıyor, okuma, Kur'an, saray adabı, müzik ve el işi öğreniyorlardı. Kimileri yıllar sonra azat edilip saray dışında evlendiriliyor, yanlarında öğrendikleri işleri de götürüyordu.

İğne işi bu eğitimin önemli bir parçasıydı. Saray atölyelerinin, ehl-i hiref denen ustalar topluluğunun kayıtlarında adı geçen işlemeciler, bildiğimiz kadarıyla erkekti. Harem'de ve İstanbul'un evlerinde kadınların yaptığı işler bu defterlere girmedi. Bugün müzelerde duran pek çok işlemenin kim tarafından yapıldığını bu yüzden bilmiyoruz.

Yağlıklar el silmek, armağan sarmak ya da bir düğün sandığında saklamak için kullanılırdı. Desenlerdeki laleler, karanfiller ve serviler, saray çinilerindeki çiçeklerle aynı dili konuşur. Bir yağlığı işleyen el çoğu kez imzasızdır. Aynı çiçek dili, defterlere geçmiş erkek ustaların çinilerinde de, defterlere hiç girmemiş kadınların işlemelerinde de yaşıyordu.

Mekanizma — Safevi sarayında kadınlar ve siyaset

Safevi sarayında da şahın anneleri, kız kardeşleri ve kızları hanedan siyasetinin içindeydi. Ama onların yaptırdığı yapılar üstüne elimizdeki bilgi Osmanlı vakıf kayıtlarından çok daha dağınıktır.

En iyi bilinen ad Pari Han Hanım'dır. Şah Tahmasb'ın kızıydı ve sarayda iyi bir eğitim almıştı. 1576'da babası ölünce tahtın kime geçeceği sorusunda belirleyici bir rol oynadı ve kardeşi II. İsmail'i destekledi. İsmail'in kısa saltanatından sonra bir süre sarayın fiilî yöneticisi gibi davrandı. Yeni şahın çevresi onu 1578'de öldürttü.

Pari Han Hanım bir yapı bırakmadı. Ama hikâyesi, Safevi sarayının kadınlarının tahtın el değiştirdiği anlarda karar verebildiğini gösteriyor.

Şah Abbas döneminde İsfahan yeniden kurulurken saray kadınlarının da kentte vakıfları oldu. Kimi araştırmacılar meydanın doğu yüzündeki avlusuz, minaresiz caminin sarayın kadınları için yapılmış olabileceğini düşünür. Bir yüzyıl sonra Çaharbağ'ın kenarında yükselen medrese, adını şahın annesinden alacaktı.

Mekanizma — Babür sarayında kalem, kitap ve cami

Babür sarayında bir kadının yazdığı bir tarih kitabı bugüne ulaştı.

Gülbeden Begüm, Babür'ün kızı ve Hümayun'un kız kardeşiydi. Babasını küçük yaşta kaybetti, ağabeyinin sürgün yıllarını yakından yaşadı. Yaşlılığında yeğeni Akbar, sarayın büyük tarihi için ondan hatıralarını yazmasını istedi. Gülbeden Begüm Farsça bir kitap yazdı.

Kitapta savaşlar da vardır. Ama anlatının merkezinde düğünler, doğumlar, hastalıklar ve kadınlar arasındaki konuşmalar durur. Gülbeden, Hümayun'un Hamide Banu ile nasıl evlendiğini, genç kızın bu evliliğe uzun süre direndiğini anlatır. Tarihçi Ruby Lal, erken Babür sarayının ev hayatını incelerken bu kitaba geniş yer verdi.

Gülbeden Begüm 1570'lerin ortasında saraydaki başka kadınlarla birlikte hacca gitti. Yolculuk yıllarca sürdü. Mekke ve Medine o yıllarda Osmanlı yönetimindeydi ve Babür sarayının kadınları orada uzun süre kalıp bağışlar yaptı.

Hümayun'un eşi ve Akbar'ın annesi Hamide Banu Begüm, uzun ömrü boyunca sarayda saygın bir yer tuttu. Eski kaynakların bir bölümü Hümayun'un türbesini ona bağlar. Bugün türbenin daha çok Hümayun'un öbür dul eşi Bega Begüm'ün adıyla anıldığını görmüştük. Bir yapının kadın hamisi bile, kaynaklar arasında bir başka kadınla karışabilir.

Hamide Banu'nun adı bir kitapla daha kesin olarak bağlanır.

Saray kaynaklarına göre Akbar, çevirttiği Sanskrit destanlarının kopyalanıp sarayın önde gelenlerine dağıtılmasını istedi. Bu nüshanın Hamide Banu'ya ait olduğu düşünülür.

Akbar'ın çocukluğunda sarayın en güçlü kadınlarından biri sütannesi Mahim Anga'ydı. Genç hükümdarın ilk yıllarında devlet işlerinde de sözü geçiyordu.

Cami, Şir Şah'ın eski kalesinin tam karşısına kuruldu. Kitabe onu Mahim Anga'nın yaptırdığını söyler. Ertesi yıl oğlu Edhem Han saraydaki bir cinayet yüzünden Akbar'ın emriyle öldürüldü ve Mahim Anga birkaç hafta sonra öldü.

Mekanizma — Nur Cihan

Mihrünnisa, İran'dan Hindistan'a göç etmiş bir ailenin kızıydı. Babası Mirza Gıyas Bey, Akbar'ın hizmetine girmiş ve yükselmişti. Mihrünnisa ilk kocası öldükten sonra sarayın kadınları arasına alındı ve 1611'de Cihangir'le evlendi. Hükümdar ona önce Nur Mahal, sonra Nur Cihan, «dünyanın ışığı» unvanını verdi.

Nur Cihan'ın gücü iyi belgelenir. Fermanlar onun mührünü taşıdı. Avrupalı tüccarlar ve elçiler, ticaret izni için onun çevresine başvurmak gerektiğini yazdı.

Bir hükümdarın eşinin adının sikkeye basılması olağan değildi. Sikke en geniş dolaşan imgeydi. Onu eline alan herkes adı okuyabiliyordu. Cihangir'in hükümdarlığının son yıllarında Nur Cihan'ın adı bu yolla pazara, orduya ve uzak eyaletlere ulaştı.

Saray kaynakları onun kumaşa ve giyime de el attığını anlatır. Ona bağlanan birkaç hafif kumaş türü, gelinlik bir giysi ve dantelli kenar süsleri yüzyıllarca adıyla anıldı. Bu anlatıların ne kadarının belgeye, ne kadarının sonradan gelişen efsaneye dayandığını ayırmak güçtür.

Babası 1622'de öldü ve Nur Cihan onun için Agra'da bir türbe yaptırdı.

Türbede Mirza Gıyas Bey ile karısı Asmat Begüm yatar. Yapı, kırmızı kumtaşından beyaz mermere geçişin ilk büyük örneklerinden sayılır. Renkli taşların mermere oyulan yuvalara tek tek yerleştirildiği kakma tekniği, Hint taş ustalarının yerel deneyimiyle gelişti. İtalyanca adıyla pietra dura denen Floransa tekniğiyle bir ilişkisi olup olmadığı ise araştırmacılar arasında tartışılır.

Kakmaların konuları da dikkat çeker. Şarap kapları ve meyve tabakları, İran'dan gelen bir ailenin şiir ve şölen dünyasını, selviler ise cennetin bahçesini anar. Tac Mahal'in mermeri ve kakması, bu küçük türbede bir kadının hamiliğiyle denenmiş sayılır.

Cihangir 1627'de öldü. Nur Cihan sarayın siyasetinden uzaklaştırıldı ve son yıllarını Lahor'da geçirdi. Orada, kocasının türbesinin yakınında kendisine de alçak, sade bir türbe yaptırdı.

Mekanizma — Cihanara'nın kenti

Şah Cihan'ın büyük kızı Cihanara, annesi Mümtaz Mahal 1631'de öldüğünde on yedi yaşındaydı. Hükümdar ona sarayın kadınlarının en yüksek unvanını, Padişah Begüm unvanını verdi. Cihanara geniş arazilerin ve gümrük gelirlerinin sahibi oldu.

Cihanara bir yazardı da. Çişti tarikatının kurucusu sayılan Muineddin Çişti'nin hayatını anlatan Farsça bir kitap yazdı. Kadiri tarikatından hocası Molla Şah için de bir risale kaleme aldı.

Bir kızın adı, babasının sarayıyla aynı bakışta görülebilen bir ibadet yerinin kitabesine yazıldı. Kubbelerdeki zikzak desen, sade bir cami cephesine şenlikli bir hareket katar.

Şah Cihan 1640'larda başkentini Delhi'de kurduğu yeni kente, Şahcihanabad'a taşıdı. Kentin ana caddesini Cihanara düzenledi.

Caddenin adı «ay ışıklı meydan» anlamına gelir. Kervansaray ve bahçe, Cihanara'nın vakfına bağlıydı. Bugün caddenin kanalı ve havuzu yok, kervansaray da yıkıldı. Ama cadde hâlâ Eski Delhi'nin kalbi olarak yaşıyor.

Şah Cihan tahttan indirildiğinde Cihanara onunla birlikte Agra Kalesi'nde kaldı. Kardeşi Evrengzib döneminde de saygın yerini korudu ve öldüğünde Delhi'de bir dergâha gömüldü.

Yazıt, mezarın üstünü yeşil ottan başka bir şeyin örtmemesini ister. Kendisini yoksul bir derviş olarak anar. Sarayın en zengin kadınlarından biri, mezarında bir mütevazılık beyanı bıraktı.

Babür sarayında kadın elinden çıkmış resimler de olmalıydı. Cihangir dönemi albümlerinde kadın adı taşıyan birkaç imza bilinir. Ama bu ressamların kim olduğu, nerede eğitim aldığı ve sarayda nasıl çalıştığı belirsizdir. Saray kadınlarının yaptığı işlerin çoğu, Osmanlı'daki işlemeler gibi, adsız kaldı.

Kalıcı araçlar

Bir yapının karşısında önce kitabeye ve vakfiyeye bak. Hamiyi adıyla anan bir yazı, yapıyı kimin istediğini çoğu kez kroniklerden daha açık söyler.

Bir kadının hamiliğini, yapının gelir kaynağını izleyerek ölç. Han, hamam ya da çarşı gibi bir gelir yapısı, ibadet yeri kadar o kadının kente dokunduğu bir yerdir.

Yerin seçimine dikkat et. Bir kalenin karşısı, bir iskelenin üstü, bir mahallenin içi ya da bir boğazın ağzı, hamiye başka başka şeyler söyletir.

Kaynağın sesini ayır. Bir saray kadınını anlatan metni kimin yazdığını sor ve kadının kendi mektubunu, kitabını ya da kitabesini ayrıca ara.

Etiketleri tart. «Kadınlar saltanatı» gibi bir dönem adı, o dönemin yapılarına hangi gözle bakacağımızı da önceden belirler.

İmzasız işlerin sessizliğini bir eksiklik olarak not et. Bir işlemeyi ya da bir albüm sayfasını kimin yaptığını bilmemek, onu bir kadının yapmadığı anlamına gelmez.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Osmanlı ve Babür saraylarında kadınlar kapalı odalarda yaşadığı için sanata katkıları olmadı."
Doğrusu

Kadınlar kendi mülklerini yönetebiliyor ve vakıf kurabiliyordu. Yeni Cami ve Çandni Çok onların gelirleriyle yükseldi.

Yaygın yanlış"«Kadınlar saltanatı» Osmanlı'nın gerilemesinin nedeniydi."
Doğrusu

Bu ad yirminci yüzyılın başında yaygınlaşan bir yargıyı taşır. Leslie Peirce gibi tarihçiler, valide sultanların gücünü hanedanın değişen veraset düzeninin bir parçası olarak okudu.

Yaygın yanlış"Bir yapıyı bir kadın yaptırdıysa, onu sultan olan kocası ya da oğlu istemiştir."
Doğrusu

Vakfiyeler ve kitabeler hamiyi adıyla anar. Nur Cihan babasının türbesini, Cihanara Agra'daki camiyi, Kösem Sultan Üsküdar'daki camiyi kendi gelirleriyle yaptırdı.

Yaygın yanlış"Tac Mahal'in mermeri ve kakması birdenbire ortaya çıktı."
Doğrusu

Nur Cihan'ın babası için yaptırdığı türbe, beyaz mermer yüzeyi ve renkli taş kakmalarıyla bu dili daha önce denemişti.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: İslam hukukunda kadınlar kendi mülklerinin sahibiydi ve vakıf kurabiliyordu. «Kadınlar saltanatı» etiketi bir dönemi gerileme olarak anlattı. Leslie Peirce ise kadınların gücünü hanedan düzeninin parçası olarak okudu. Hürrem Sultan İstanbul'da bir külliye, Kudüs'te büyük bir aşevi kurdu. Safiye Sultan'ın başlattığı Yeni Cami'yi Turhan Sultan tamamladı ve külliyeye köşk, çarşı ve türbe ekledi. Kösem Sultan Üsküdar'da çinili bir cami ve kentin ortasında büyük bir han yaptırdı. Harem'de öğretilen iğne işi çoğu kez adsız kaldı. Safevi sarayında Pari Han Hanım tahtın el değiştirdiği anlarda belirleyici oldu. Babür sarayında Gülbeden Begüm bir tarih kitabı yazdı, Mahim Anga Delhi'de bir cami kurdu. Nur Cihan'ın adı sikkelere basıldı ve babası için yaptırdığı türbe Tac Mahal'in dilini önceden denedi. Cihanara Agra'da bir cami ve Delhi'de bir çarşı caddesi kurdu.

Sonraki derse köprü

Kösem Sultan'ın hanında, kente uzaktan gelen tüccarların malları saklanıyordu. Safiye Sultan, İngiltere kraliçesi Elizabeth'le mektuplar ve armağanlar değiş tokuş etti. Cihangir'in annesine ait bir hac ve ticaret gemisini ise 1613'te Portekizliler ele geçirdi. Olay, Babür sarayıyla Portekiz arasında bir krize yol açtı.

Sarayların kapalı odalarında verilen kararlar, sınırların ötesine uzanan yollara bağlıydı. O yollarda yalnız ipek, baharat ve gümüş taşınmadı. Bir sultanın armağan ettiği kaftan bir kralın sarayına, bir İranlı ressam Hindistan'a, bir Flaman gravürü Agra'ya ulaştı. Bir desenin bir saraydan ötekine geçerken ne kadar değiştiği, onu taşıyan elçinin, tüccarın ve ustanın yolculuğuna bakmadan anlaşılamaz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 15. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga