Ders KRO-318.13 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

Akbar, Cihangir ve Şah Cihan dönemleri

3.295 kelime · 21 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Ebulfazl Akbar'ın saltanatını Tanrı'nın seçtiği bir hükümdarın öyküsü olarak yazdı. Ressamlar onu hareketli, kalabalık sayfalara çevirdi. Akbar kırmızı kumtaşından Fatehpur Sikri'yi kurdurdu. İbadethane tartışmalarından sulh-i kül anlayışı doğdu. Cihangir kendi anılarını yazdı, Mansur ve Ebulhasan da onun için tek bir canlıyı dikkatle inceleyen sayfalar yaptı. Alegorik portrelerde Avrupa'dan alınan küre, hale ve melekler hükümdarın dünyadaki yerini anlattı. Şah Cihan'ın Padişahname sayfaları tören düzenini simetriyle kurdu. Agra'da, Delhi'de ve Lahor'da beyaz mermer, renkli taş kakma ve kademeli bahçeler onun mimarisinin dilini oluşturdu.

Açılış: azgın bir filin sırtında genç hükümdar

Bir sayfanın ortasında iki fil dövüşüyor. Önde koşan filin sırtında genç bir adam eğilmiş, filin boynuna tutunuyor. Hayvanlar bir ırmağın üstündeki tekne köprüsüne çıkmış ve köprünün tekneleri ağırlıklarıyla batıp kalkıyor. Kıyıda insanlar el kol sallıyor, kimisi suya atlamış.

Sırttaki genç adam Akbar'dır. Saray tarihçisi Ebulfazl bu olayı uzun uzun anlatır. Akbar, kimsenin binmeye cesaret edemediği Hevai adlı bir file binmiş, onu başka bir filin peşine salmıştı. Ebulfazl'a göre hükümdar bu tehlikeye bile bile atıldı. Tanrı'nın onu koruyup korumadığını sınamak istiyordu.

Sayfa bir hükümdarın cesaretini gösteriyor, ama asıl işi başka. Ebulfazl'ın metninde her olay, Akbar'ın Tanrı tarafından seçildiğinin bir kanıtıdır. Ressamlar da bu kanıtları birer sahneye çevirdi. Babür atölyesinin resimlediği öykü artık yaşayan hükümdarın kendi hayatıydı.

Bu derste o atölyenin baba, oğul ve torun elinde nasıl değiştiğini izleyeceğiz. Taşta da benzer bir değişim oldu. Akbar kırmızı kumtaşından bir kent kurdurdu, torunu Şah Cihan ise beyaz mermerle sarayların yüzünü değiştirdi.

Dersin yolu

Önce Akbar'ın saltanat tarihini, Fatehpur Sikri'nin yapılarını ve Sikandra'daki türbesini göreceğiz. Dersin ortasında Cihangir'in anıları, hayvan resimleri ve alegorik portreleri var. Son bölüm Şah Cihan'ın saray tarihini, Agra'dan Delhi'ye ve Lahor'a uzanan yapılarını ve kayıp bir tahtı ele alıyor.

Sıfır noktası: hükümdar imgesi ve atölye

Bir saray atölyesi, hükümdarın kendini nasıl görmek istediğini de biçimlendirir. Babür hükümdarları atölyeyi sık sık ziyaret eder, işleri inceler, ressamlara unvan ve ödül verirdi.

Bu yüzden bir Babür sayfasını okurken iki soru birlikte sorulmalı. Eser neyi gösteriyor ve onu isteyen hükümdar ne iddia ediyor? Akbar'ın sayfalarında olaylar hızlı ve kalabalıktır. Oğlunun ressamları ise çoğu kez tek bir canlıya, tek bir yüze eğilir. Torununun saray tarihinde figürler düzenli sıralarla dizilir ve her şey parlak, kusursuz bir yüzeye kavuşur.

Bu farklar bir üslubun kendi kendine olgunlaşması gibi anlatılabilir. Ama her birinin arkasında bir hükümdarın merakı, inancı ve siyaseti vardı.

Mekanizma — Ebulfazl'ın saltanat tarihi

Akbar 1556'da on üç yaşında tahta çıktı ve yarım yüzyıl hüküm sürdü. Saltanatının ikinci yarısında yakın dostu ve danışmanı Ebulfazl'dan bir tarih yazmasını istedi. Ebulfazl bu işe 1580'lerin sonunda başladı ve yıllarca sürdürdü.

Ortaya çıkan Farsça eser Ekbername adıyla bilinir. Bir bölümü Akbar'ın atalarını ve doğumunu, bir bölümü de saltanatını yıl yıl anlatır. Ayin-i Ekberi adlı son bölüm ise imparatorluğun yönetimini, gelirlerini, ordusunu ve saray atölyelerini betimleyen bir başvuru kitabıdır.

Ebulfazl tarihini yazarken sarayın ressamları da onun sahnelerini resimledi.

Bu nüsha, Ekbername'nin bilinen en erken resimli kopyası sayılır. Kenar notları çoğu sayfada kompozisyonu bir ustaya, boyamayı bir başkasına bağlar. Bu notlara göre fil sayfasının kompozisyonu, önceki dersten tanıdığımız Basavan'ın elindendir.

Akbar sayfalarında kompozisyon çoğu kez çapraz kurulur. Bir alay, bir sel ya da bir fil sayfayı köşeden köşeye geçer. Kalabalığın ortasında Akbar, çoğu kez bir atın ya da filin üstünde, sahnenin en hareketli yerindedir. Kimi sayfalar bir yapının inşaatını gösterir. Taş kesenler, harç karanlar, iskeleye tırmanan işçiler tek tek resmedilir. Hükümdarın yaptırdığı yapı, sayfada bir şantiyenin emeğiyle birlikte görünür.

Mekanizma — Fatehpur Sikri'nin taşları

Akbar uzun süre bir erkek çocuk sahibi olamadı. Kaynakların anlattığına göre, Agra'nın batısındaki Sikri köyüne gitti. Orada Çiştî tarikatından bir dervişi, Şeyh Selim'i ziyaret etti. Şeyh ona üç oğul müjdeledi. 1569'da doğan ilk oğluna Akbar, dervişin onuruna Selim adını verdi. Bu çocuk sonradan Cihangir adıyla tahta çıkacaktı.

Akbar 1570'lerin başında Sikri'de yeni bir başkent kurdurdu. Kent, Gucerat'ın fethinden sonra Fatehpur, yani zafer kenti adını aldı. Yapıların neredeyse tamamı yöredeki kırmızı kumtaşından yapıldı. Kent on beş yıl kadar sonra büyük ölçüde terk edildi ve saray kuzeybatıda Lahor'a taşındı.

Kentin cami avlusu, büyük bir kapıdan girilir.

Kapının yazıları arasında, Hz. İsa'ya bağlanan bir söz de vardır. Dünyanın bir köprü olduğunu, insanın onun üstünden geçmesi ama üstüne ev kurmaması gerektiğini söyler. İslam geleneğinde Hz. İsa'ya bağlanan bu tür sözler yaygındı. Bir zafer kapısının üstünde dünyanın geçiciliğini hatırlatan bir yazı, Akbar sarayının din tartışmalarına iyi bir girişti.

Avlunun içinde, tarikat şeyhinin mezarı durur.

Kırmızı bir avlunun ortasındaki bu beyaz yapı, uzaktan bir mücevher kutusu gibi görünür. Türbe bugün de bir ziyaret yeridir ve çocuk dileyenler mermer kafeslere iplik bağlar.

Kentin saray bölümü, camiden ayrı bir sırtta uzanır. Avlular, köşkler ve havuzlar dik açılarla birbirine bağlanır.

Ortadaki sütun, bir ağacın gövdesi gibi yükselir. Konsollar Hint, İslam ve Gucerat taş işçiliğinden gelen biçimleri bir araya getirir. Yapının işlevi kesin bilinmiyor. Bazı araştırmacılar burada hükümdarın orta platformda oturup köşelerdeki danışmanlarını dinlediğini düşünür. Bazıları ise yapıyı Akbar'ın din tartışmalarının yapıldığı yerle eşleştirmeyi önerdi. Bu öneri tartışmalıdır.

Bu açık köşk, sıcak mevsimde rüzgârı yakalamak için yapılmıştı. Sütunlarının bezemeleri, Hindistan'ın farklı bölgelerinden gelmiş taş ustalarının elini gösterir. Ekbername sayfalarındaki iş bölümünün bir benzeri burada taşta görülür.

Mekanizma — tartışma evi ve sulh-i kül

Akbar 1575'te Fatehpur Sikri'de İbadethane adlı bir yapı yaptırdı. Burada önce Müslüman bilginleri toplayıp din üzerine tartıştırdı. Tartışmalar sertleşince kapıyı başka inançlara da açtı. Hindu bilginler, Caynalar, Zerdüştler ve Goa'dan gelen Cizvit rahipler de bu toplantılara katıldı. Yapının kendisi bugün ayakta değildir ve yeri tartışmalıdır.

Bu toplantılardan sulh-i kül adıyla bilinen bir yönetim anlayışı doğdu. Kavram «herkesle barış» diye çevrilebilir. Hükümdar farklı inançlardan uyruklarının hepsine eşit uzaklıkta durmalıydı. Akbar bundan önce de, saltanatının ilk yıllarında, gayrimüslimlerden alınan cizye vergisini kaldırmış ve Racput soylularla evlilik bağları kurmuştu.

Ebulfazl hükümdarı, Tanrı'dan gelen bir ışığı taşıyan bir figür olarak anlattı. Akbar'ın bu dönemdeki dinî tutumunu nasıl adlandırmak gerektiği ise tartışmalıdır.

Bu tartışmalar sayfaya da yansıdı. Cizvitlerin getirdiği Meryem ve İsa imgeleri albümlere girdi. Hükümdarın başını çevreleyen ışık halkası da bu yıllarda Babür resminde yerleşmeye başladı.

Mekanizma — Sikandra'daki türbe

Akbar 1605'te Agra'da öldü. Türbesi, Agra'nın kuzeyindeki Sikandra'da, büyük bir çaharbağın ortasında yükseldi.

Bu türbede kubbe yoktur. Yapı, Pançmahal gibi katlar hâlinde yükselir. Gerçek mezar odası yerin altındadır, en üstteki boş sanduka ise gök altında durur.

Türbeyi Akbar başlatmış olabilir, ama bitiren oğlu Cihangir oldu. Cihangir anılarında yapının bir bölümünü beğenmediğini ve yeniden yaptırdığını anlatır. Güney kapısındaki beyaz mermer minareler ve renkli taş kakmalar, bir sonraki kuşağın zevkini haber verir. Kırmızı taşın yerini adım adım beyaz mermer almaya başlıyordu.

Mekanizma — bir hükümdarın defteri

Cihangir 1605'te tahta çıktı. Babası gibi o da saltanatını kayda geçirdi, ama bu işi bir tarihçiye bırakmadı. Dedesinin babası Babür gibi kendi anılarını kendisi yazdı.

Metin Tüzük-i Cihangiri ya da Cihangirname adıyla da bilinir. Cihangir bu sayfalarda bir doğa bilgini gibi yazar. Bir kuşun tüyünü, bir çiçeğin rengini, bir hayvanın boyunu ve ağırlığını kaydeder. Ressamlarından da gördüğü şeyleri resimlemelerini ister.

Anılarda bir resim uzmanı olarak kendini de över. Bir yüzün gözlerini ve kaşlarını ayrı ressamlar çizmiş olsa bile her parçanın hangi ele ait olduğunu söyleyebildiğini yazar. Bu övünme, bir hükümdarın ressamlarından ne beklediğini açıkça gösterir.

Mekanizma — tek bir canlıya bakmak

Cihangir'in en sevdiği ressamlardan biri Mansur'du. Hükümdar ona çağın eşsizi anlamına gelen bir unvan verdi. Mansur'un adı en çok hayvan ve kuş resimleriyle anılır.

Hindi Amerika'dan Avrupa'ya, oradan da Portekizlilerin elindeki Goa'ya ulaşmıştı. Cihangir anılarında Goa'dan getirilen tuhaf hayvanlar arasında bu kuşu da betimler ve resminin yapılmasını istediğini söyler. Kuş boş bir zeminin önünde, bir bilgi kaydı gibi tek başına durur.

Nota göre hayvanı Rum, yani Osmanlı ülkesinden gelen bir kafile getirmişti. Cihangir bu tanımadığı hayvanı kendi kaleminde bir tür katır olarak anar. Mansur'un fırçası çizgileri hayvanın bedenine oturtur ve onu bir hacim olarak gösterir.

Aynı yıllarda başka bir usta, Ebulhasan, sarayın en parlak portrecilerinden biri oldu. Cihangir ona da zamanın harikası anlamına gelen bir unvan verdi. Bir doğa sahnesinde iki ustanın adı birlikte anılır.

Kimi araştırmacılar bu sayfayı Ebulhasan'a, kimileri Mansur'a bağlar. Her sincap ayrı bir hareketle yakalanmış, kabuğun yarıkları ve yaprakların renkleri tek tek işlenmiştir.

Mekanizma — küre, hale ve krallar

Cihangir'in ressamları onu yalnız gözlemci bir bilgin olarak resmetmedi. Saltanatının ortasından itibaren ortaya çıkan bir grup sayfa, hükümdarı alegorik bir dünyada gösterir. Bu sayfalarda Cihangir başında güneşle ayın birleştiği bir halka, ayağının altında bir küre ile durur.

Sayfanın yazısı, hükümdarın önünde krallar durduğu hâlde gözünü dervişlere diktiğini söyler. Kum saatinin dibindeki melek çocuklar, hükümdarın ömrünün bin yıl sürmesini dileyen bir yazı yazar. Kum saati Avrupa resminde zamanın ve ölümün simgesiydi. Bichitr onu bir tahta çevirdi ve hükümdarın zamana hükmettiği iddiasına bağladı.

İngiliz kralının yüzü, sarayın İngiliz elçisi Thomas Roe ile ilişkisini hatırlatır. Roe 1615'in sonunda saraya varmış ve hükümdara Avrupa resimleri armağan etmişti. Ressamlar bu resimlerden yüzleri, melekleri ve küreyi aldı. Bu öğeler, hükümdarın dünyadaki yerini anlatan yeni bir dile yerleşti.

Kesik baş, Dekken'deki Ahmednagar sultanlığının komutanı Malik Amber'e aittir. Malik Amber Etiyopya'da doğmuş, köleleştirilmiş bir kişi olarak Hindistan'a getirilmişti. Zamanla sultanlığın en güçlü adamı oldu. Babür orduları onu hiçbir zaman ele geçiremedi. Sayfa gerçekleşmemiş bir zaferi resmeder. Burada resim bir olayı kaydetmekten çok, bir dileği gösteriyor.

Babür ressamları Avrupa öğelerini seçerek kullandı. Küre, hale ve melekler alındı. Tek bir bakış noktasından kurulan mekân ise çoğu kez bırakıldı. Figürler çoğu kez düz bir zeminin önünde, bir simge düzeni içinde durur.

Bu sayfaların çoğu, sonradan hükümdarın albümlerinde toplandı.

Albüm sayfalarının ortasında Fars, Babür ve Avrupa işleri bir arada yer alır. Kenarlar da başlı başına bir resim alanıdır. Bir albüm, hükümdarın topladığı imgeleri kendi gözünün düzenine göre sıraladığı bir koleksiyondu.

Cihangir'in sarayında kadınlar da güçlü hamilerdi. Hükümdarın eşi Nur Cihan, Agra'da babası için yaptırdığı türbeyle taş kakmanın yeni bir evresini başlattı.

Mekanizma — tören düzeni içinde bir saray tarihi

Şah Cihan 1628'de, kardeşleriyle süren bir taht kavgasından sonra hükümdar oldu. O da saltanatının tarihini yazdırdı. Abdülhamid Lahori'nin yazdığı Padişahname, hükümdarın ilk yirmi yılını anlatır.

Yazma on sekizinci yüzyılın sonunda Avadh nevvabı tarafından İngiltere kralına armağan edildi. O zamandan beri Windsor'da duruyor. Sayfalarda hükümdar çoğu kez yandan görülür ve başı bir haleyle çevrilidir. Soylular yüzleri tanınacak kadar ayrıntılı portrelerdir. Herkes yerini bilir ve hiç kimse sıranın dışına taşmaz.

Akbar'ın sayfalarındaki çapraz hareket burada yerini simetriye bırakır. Renkler parlak, yüzeyler cilalıdır ve kuşatma sahnelerinde bile ordular düzenli kümeler hâlinde durur.

Mekanizma — beyaz mermerin sarayları

Şah Cihan'ın asıl tutkusu mimariydi. Tahta çıktığında Agra Kalesi'ndeki kırmızı taş yapıların bir bölümünü yıktırdı. Yerlerine beyaz mermer köşkler yükseldi.

Kıvrık çatı biçimi Bengal'in sazdan köy evlerinden gelir. Şah Cihan onu mermere çevirdi ve hükümdara ait bir işaret yaptı. Has Mahal'in setinden, ırmak boyunca Şah Cihan'ın eşi için yaptıracağı türbenin yeri görülür.

1639'da Şah Cihan, Delhi'de kendi adını taşıyan yeni bir kent kurdurdu. Şahcihanabad'ın merkezinde ırmak kıyısında bir saray kalesi yükseldi.

Küçük salonun duvarında, bir Fars şairine bağlanan bir beyit yazılıdır. Yeryüzünde bir cennet varsa, onun burası olduğunu söyler. Saray, su kanalları ve bahçeleriyle cenneti yeryüzünde kurma iddiasını taşıyordu.

Halkın kabul edildiği büyük salonda, hükümdarın oturduğu yüksek bir taht nişi vardı. Nişin duvarları renkli taş kakmalarla kaplıydı.

Bu taş kakma tekniği Avrupa'da Floransa'daki atölyelerde ustalaşmıştı. Taşlar renklerine göre seçilip ince ince kesilir ve boşluk kalmadan zemine yerleştirilir. Taht nişindeki levhaların bir bölümü Floransa'dan getirildi, öbürleri ise Hindistan'daki ustalarca yapıldı. Sanat tarihçisi Ebba Koch, Orfeus'un burada hayvanları barıştıran adil bir hükümdarın simgesi olarak seçildiğini ileri sürdü. Levhalar 1857'den sonra sökülüp Londra'ya götürüldü ve yirminci yüzyılın başında yerlerine döndü.

Babür taş kakmasının Floransa'dan ne kadar şey aldığı tartışılır, çünkü Hindistan'da daha önce de bir taş kakma geleneği vardı. Şah Cihan'ın ustaları tekniği çiçek desenleriyle kendi dillerine çevirdi. Lale, nergis ve süsen, beyaz mermerin içinde gerçek bitkiler gibi açtı.

Kalenin karşısında kentin büyük camisi yükseldi.

Cami bugün de Delhi'nin en kalabalık ibadet yerlerinden biridir ve cuma günleri avlu namaz kılanlarla dolar. Yüksek set onu kentin üstüne çıkarır.

Mekanizma — Lahor'un renkli duvarları ve bahçeleri

Lahor, Babür hükümdarlarının uzun süreler kaldığı bir kentti. Kalesinin dış duvarlarında, Cihangir döneminde başlayıp Şah Cihan'ın ilk yıllarında tamamlanan bir çini bezemesi uzanır.

Saray resimlerinin konuları burada herkesin görebileceği bir yüzeye taşındı. Filler ve atlılar, kalenin önünden geçen kalabalığa hükümdarın gücünü gösteriyordu.

Dört parçalı bahçe düzeni, Babür'ün Kabil'den getirdiği çaharbağdan gelir. Ama burada bahçe bir yamaçta katlar hâlinde iner. Su bir sekiden ötekine düşerken mermer basamakların üstünde köpürür. Çağlayanların arkasındaki küçük nişlere geceleri kandiller konduğu anlatılır.

Mekanizma — kayıp bir taht

Şah Cihan'ın en ünlü eşyası bugün hiçbir yerde yok.

Lahori'nin saray tarihi tahtın yapımını ve taşlarını uzun uzun anlatır, Avrupalı gezginler de onu gördüklerini yazdı. İran'a götürülen taht sonra parçalandı. İran'da sonradan yapılan bir başka taht da aynı adla anıldı.

Şah Cihan'ın sarayında kızı Cihanara da güçlü bir hamiydi. Kervansaraylar ve camiler yaptırdı, kendi kaleminden Sufi metinleri yazdı.

Kalıcı araçlar

Bir saray tarihinin resimli sayfasında hükümdarın nerede durduğuna bak. Sahnenin en hareketli köşesi ile simetrinin ortası, iki ayrı hükümdar imgesi kurar.

Bir hayvan ya da bitki sayfasında zemine bak. Boş bir zemin, imgeyi öyküden ayırıp bir gözlem kaydına çevirir.

Alegorik bir portrede Avrupa'dan alınmış öğeleri tek tek adlandır. Küre, hale, melek ya da kum saati yeni sayfada hangi iddiayı taşıyor?

Resmin gösterdiği olayın gerçekten olup olmadığını sor. Bazı sayfalar bir zaferi kaydeder, bazıları ise bir dileği resmeder.

Bir yapıda malzemenin değişimini izle. Kırmızı taştan beyaz mermere geçiş, bir zevkin ve bir hükümdar imgesinin de değişimidir.

Bir tekniğin nereden geldiğini sorduktan sonra yeni yerinde nasıl işlendiğine bak.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Fatehpur Sikri yalnız su bittiği için terk edildi."
Doğrusu

Su sıkıntısı sık anılan bir nedendir. Sarayın kuzeybatıya taşınmasında askerî ve siyasi gerekçeler de vardı. Kent de bütünüyle boşalmadı.

Yaygın yanlış"Akbar yeni bir din kurdu ve halkını ona çağırdı."
Doğrusu

Bu yorum kimi çağdaş yazarlardan gelir. Pek çok araştırmacı, hükümdara bağlı küçük bir çevrenin bağlılık biçimlerinden ve sulh-i kül adlı bir yönetim anlayışından söz eder.

Yaygın yanlış"Cihangir'in ressamları Avrupa resmini taklit etti."
Doğrusu

Ressamlar küreyi, haleyi, melekleri ve gölgelendirmeyi aldı. Sayfanın düz zemini, simgesel düzeni ve hükümdarı merkeze koyan kuruluşu kendi geleneklerinden geliyordu.

Yaygın yanlış"Tavus tahtı bugün İran'da duruyor."
Doğrusu

Nadir Şah'ın götürdüğü taht sonradan parçalandı. Tahran'da aynı adla anılan taht daha sonra yapılmış başka bir eşyadır.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Ebulfazl Akbar'ın saltanatını Tanrı'nın seçtiği bir hükümdarın öyküsü olarak yazdı. Ressamlar onu hareketli, kalabalık sayfalara çevirdi. Akbar kırmızı kumtaşından Fatehpur Sikri'yi kurdurdu. İbadethane tartışmalarından sulh-i kül anlayışı doğdu. Cihangir kendi anılarını yazdı, Mansur ve Ebulhasan da onun için tek bir canlıyı dikkatle inceleyen sayfalar yaptı. Alegorik portrelerde Avrupa'dan alınan küre, hale ve melekler hükümdarın dünyadaki yerini anlattı. Şah Cihan'ın Padişahname sayfaları tören düzenini simetriyle kurdu. Agra'da, Delhi'de ve Lahor'da beyaz mermer, renkli taş kakma ve kademeli bahçeler onun mimarisinin dilini oluşturdu.

Sonraki derse köprü

1631'de Şah Cihan'ın eşi Mümtaz Mahal, Dekken seferi sırasında Burhanpur'da doğum yaparken öldü. Hükümdar uzun bir yas tuttu. Ardından Agra'da, Yamuna kıyısında, eşi için bir türbe yaptırmaya girişti. İmparatorluğun dört bir yanından ve ötesinden taşlar ve ustalar bu şantiyeye toplandı. Önünde dört parçalı bir bahçe uzanıyordu ve bahçe cennetin yeryüzündeki görüntüsü olarak tasarlanmıştı. Beyaz kubbeli mezar ise Hümayun'un türbesindeki düzenden ayrılarak bahçenin ırmağa bakan ucuna yerleşti.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 13. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga