Ders KRO-318.10 · Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları

Şah Tahmasb Şehnamesi ve albüm kültürü

3.347 kelime · 18 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Tahmasb Şehnamesi, Şah İsmail'in son yıllarında Tebriz'de başlatılıp Tahmasb adına sürdürülen, iki yüzü aşkın resimli dev bir yazmadır. Sultan Muhammed, Mir Musavvir ve Ağa Mirek'in yönettiği atölyede iki usta kuşağı çalıştı. Gayumars'ın sarayı, kitabın en çok övülen sayfasıdır. Kitap 1568'de II. Selim'e armağan edildi ve Osmanlı sarayında okundu. Yirminci yüzyılda Rothschild ve Houghton koleksiyonlarına geçti, 1970'lerde sayfa sayfa dağıtıldı. Kalan bölüm 1994'te bir takasla İran'a döndü. Safevi albümleri dağınık yaprakları bir ciltte topladı. Dost Muhammed'in Behram Mirza için derlediği albüm ve önsözü, resim sanatının ilk tarihlerinden birini yazdı.

Açılış: otuz dört deveyle gelen armağan

1568 kışında bir Safevi elçilik heyeti Edirne'ye ulaştı. Heyetin başında Şahkulu adında bir emir vardı. Şah Tahmasb onu, tahta yeni çıkan II. Selim'i kutlamak ve iki ülke arasındaki barışı pekiştirmek için göndermişti. Kaynaklara göre heyetin armağanları otuz dört deveye yüklenmişti. Yüklerin arasında Firdevsi'nin Şehname'sinin dev bir nüshası da vardı.

Bu kitap, Tebriz'deki saray kitabhanesinde on yılı aşkın süren bir çalışmanın ürünüydü. İçinde iki yüzü aşkın resim bulunuyordu ve sayfaları büyük boyutluydu. Kitabhanenin hemen bütün ustaları, iki kuşak boyunca onun üzerinde çalışmıştı. Şah, gençliğinin en büyük kitabını komşu sultana armağan etti. Kitap İstanbul'a gitti ve üç yüzyıldan uzun bir süre Osmanlı sarayının kitaplığında kaldı.

Yirminci yüzyılda ise aynı kitap başka bir yolculuğa çıktı. Önce Paris'te bir koleksiyona, sonra Amerika'ya gitti. 1970'lerde sayfaları ciltten ayrıldı ve tek tek dağıtıldı. Bugün yaprakları New York'ta, Toronto'da, Londra'da, Tahran'da ve özel koleksiyonlarda duruyor. Bir resmin kitap içinde ve müze duvarında nasıl başka okunduğu, bu dersin sorularından biri.

Dersin yolu

Önce kitabın kendisine bakacağız: nasıl başladığına, kimlerin çalıştığına ve sayfalarında iki ressam kuşağının izini nasıl sürebileceğimize. Ardından kitabın ünlü sayfalarından birkaçını tek tek okuyacağız. Sonra Osmanlı sarayındaki hayatını, yirminci yüzyıldaki satışını ve dağılmasını izleyeceğiz. Dersin ikinci yarısı albüme ayrılıyor. Safevi saray çevresinde dağınık yaprakları bir ciltte toplayan bu kitap biçimi, aynı zamanda resim sanatının ilk tarihlerinden bazılarını yazdı.

Geçen derste bu kitabı doğuran atölyeyi, Tebriz kitabhanesini ve onun ustalarını tanıdık. Burada atölyenin en büyük işini ve o işin dağılmış parçalarını konuşacağız.

Sıfır noktası: Şehname nedir?

Şehname, «şahların kitabı» demektir. Tuslu şair Firdevsi onu onuncu yüzyılın sonu ile on birinci yüzyılın başı arasında, yaklaşık otuz yılda yazdı. Destan, dünyanın ilk hükümdarından başlar ve İslam'ın gelişinden önceki son Sasani şahına kadar uzanır. İçinde efsanevi krallar, devlerle savaşan kahramanlar, aşk öyküleri ve tarihsel hükümdarlar vardır. En çok sevilen kahramanı, Rüstem'dir.

Şehname, İran dünyasında hükümdarlığın kitabı sayıldı. Yeni bir hanedan iktidara geldiğinde, kendisini bu destanın şahlarının mirasçısı olarak göstermek isterdi. Bu yüzden İlhanlılardan Timurlulara, Türkmen hükümdarlarından Safevilere kadar pek çok saray kendi resimli nüshasını yaptırdı. Osmanlı sarayında da Şehname okundu ve Türkçeye çevrildi.

Mekanizma — iki kuşağın kitabı

Kitabın başlangıç tarihini veren bir belge yoktur. Araştırmacılar, Şah İsmail'in son yıllarında, 1520'lerin başında başlatıldığını düşünür. Şah İsmail 1524'te öldüğünde oğlu Tahmasb henüz çocuktu. Kitap, onun adına sürdürüldü ve 1530'ların ortasına, kimi araştırmacılara göre daha sonrasına kadar sürdü.

Kitabın en dikkat çekici yanı, ölçüsüdür. Daha önceki saray Şehnameleri bu kadar çok resim taşımıyordu. Destanın neredeyse her önemli sahnesi resmedildi. Araştırmacılar bu iş için kitabhanede belirli bir düzenin kurulduğunu düşünür. Bir usta atölyenin başında durur, öbürleri onun gözetiminde çalışırdı. Kaynaklar ve üslup incelemeleri bu başlık görevini sırasıyla Sultan Muhammed'e, Mir Musavvir'e ve Ağa Mirek'e bağlar.

Sultan Muhammed, Tebriz'de Türkmen sarayının nakkaşları arasında yetişmişti. Onun erken sayfalarında kayalar canlı gibi kıvrılır, taşların içinden yüzler belirir, renkler yoğundur. Mir Musavvir ve Ağa Mirek ise daha ölçülü, daha düzenli bir dil kullandı. Herat'tan gelen ustaların taşıdığı berrak kompozisyon, onların sayfalarında daha belirgin görünür. Kitabın ilerleyen bölümlerinde iki dil birbirine karışır.

Kitapta çalışan başka adlar da vardır. Sultan Muhammed'in oğlu Mirza Ali, Mir Musavvir'in oğlu Mir Seyyid Ali, Dost Muhammed ve Abdülaziz bunlardan bazılarıdır. Abdüssamed'in de kitapta çalıştığı düşünülür. Bu ustaların bir bölümü sonradan Hindistan'a gidecek ve orada başka bir saray atölyesinin kuruluşuna katılacaktı.

Kitabın sayfalarında ressam imzası hemen hiç yoktur. Hangi resmi kimin yaptığını bugün çoğunlukla üslup karşılaştırmasıyla söylüyoruz. Bu atıfların temeli, yirminci yüzyılın sonunda yayımlanan büyük bir incelemedir.

İnceleme, sayfaların dağılmasından sonra bile onların bir arada nasıl durduğunu gösteren en ayrıntılı kayıt oldu. Ama yazarların ressam atıfları da birer öneridir. Sonraki araştırmacılar bu atıflardan bazılarını tartıştı ve değiştirdi. Bu derste bir resmi bir ustaya «bağlanır» diye anarken, bu tartışmanın açık olduğunu akılda tutalım.

Mekanizma — dünyanın ilk sarayı

Destanın başında dünyanın ilk şahı Gayumars vardır. Firdevsi'ye göre insanlar henüz yaban hayatı yaşarken, Gayumars dağlarda yaşar, hayvan postu giyerdi. Hayvanlar ona boyun eğer, insanlar onun çevresinde toplanırdı. Kitabın ilk büyük resimlerinden biri bu sahneyi gösterir.

Bu sayfa, kitabın en çok övülen resmidir. Yirmi yıl kadar sonra Dost Muhammed, derlediği bir albümün önsözünde Sultan Muhammed'den söz ederken, leopar postlu figürleri olan bir Gayumars resmini anar. Önsöze göre bu resmin karşısında, tasvir ormanının aslan yürekli ustaları bile boyun eğer. Araştırmacılar bu övgüyü genellikle bu sayfaya bağlar.

Resmin içinde göz uzun süre dolaşır. Kayaların arasında küçük hayvanlar, ağaçların dallarında kuşlar görülür. Kayaların kıvrımlarına bakan izleyici, orada yarı saklanmış başka yüzler bulur. Bu ayrıntılar, sayfayı elinde tutan okurun yakından bakmasını bekler.

Gayumars'ın torunu Hoşeng, destanda ateşi bulan şahtır. Bir taşı bir yılana fırlatır, taş bir kayaya çarpar ve kıvılcım çıkar. Hoşeng bu olayı bir bayramla kutlar.

Met'in kaydı bu resmi Sultan Muhammed'in en canlı işleri arasında sayar. İnsanlar ve hayvanlar şakacı bir sevecenlikle çizilmiştir. Destanın bu bölümü uygarlığın başlangıcını anlatır: maden, demircilik, tarım ve sulama. Ressam, bu başlangıcı bir şenlik olarak gösterir.

Destanın ilk bölümünün karanlık hükümdarı ise Zahhak'tır. Zahhak, şeytanın öpmesiyle iki omzundan yılanlar çıkan bir zalimdir ve yılanları her gün insan beyniyle beslemek zorundadır. Bir gece rüyasında onu devirecek birini görür ve bilginleri çağırır.

Bu sahne, şahın kendi sonunu öğrendiği andır. Sarayın gösterişli düzeni, tahttaki bedenin tuhaflığıyla aynı sayfada durur. Sultan Muhammed'in erken sayfalarında olduğu gibi, mimari süsleme ve kalabalık figürler sayfanın her köşesini doldurur.

Mekanizma — başlık el değiştirirken

Kitabın sayfalarında tek bir tarih vardır. O tarih de bir kitabenin içine saklanmıştır.

Hicri 934, miladi takvimde 1527 ile 1528'e denk gelir. Ressam, resmin içindeki binaya bir yapım kitabesi yazmış ve kendi çalışmasının yılını oraya yerleştirmiştir. Bu küçük şerit, kitabın ne kadar sürdüğünü tartışan araştırmacılara elde tutulur bir dayanak verir.

Mir Musavvir'in dünyası, Sultan Muhammed'inkinden daha sakindir. Mimari düzenli bir iskelet kurar, figürler bu iskeletin içine yerleşir. Renkler parlak ama dengelidir. Destanın bu bölümünde Ardeşir, Sasani hanedanının kurucusudur. Gülnar ona âşık olur ve kaçmasına yardım eder. Bir hanedanın doğuşunu anlatan sahne, Safevi sarayının kendi hanedan bilinci için de anlamlıydı.

1530'larda atölyenin başına Ağa Mirek geçti. Onun dönemindeki sayfalarda kalabalık saray sahneleri daha da düzenli, daha da süslü hâle geldi.

Bu sahnede güç, mekânın düzeniyle anlatılır. Ağa Mirek'in kuşağı sarayı ölçülü bir tören alanı gibi kurdu, kumaş desenlerine ise Tebriz atölyesinin zenginliğini bıraktı.

Aynı yıllarda Abdülaziz adlı bir ressam, Ağa Mirek'in yönettiği atölyede bir av sahnesi resmetti.

Behram Gur, Şehname'nin en sevilen avcı şahıdır. Atölyenin genç ustaları, büyük ustaların kurduğu düzenin içinde kendi buluşlarını deneyebiliyordu.

Kitabın son yıllarına ait bir sayfa ise başka bir el gösterir. Haftvad öyküsü, Ardeşir döneminde geçer.

Öyküde Haftvad'ın kızı, iplik eğirirken bir elmanın içinde bir kurt bulur. Kurdu uğur sayar, kurt büyüdükçe ailenin serveti de büyür ve sonunda hayvan bir kalede beslenir. Ağa Han Müzesi'nin kaydı, damdaki ihtiyarları ve bükük ağacı Dost Muhammed'e özgü üslup izleri olarak sayar. Bir ustayı tanımak çoğu zaman böyle küçük alışkanlıkları izlemekle olur.

Mekanizma — Osmanlı sarayında bir armağan

1568'deki armağanın neden verildiği üstüne kesin bir bilgi yoktur. 1555'te Osmanlı ile Safeviler arasında Amasya'da bir barış yapılmıştı. Yeni sultanı kutlamak için gönderilen heyet, bu barışı sürdürme isteğini gösteriyordu. Kimi araştırmacılar Tahmasb'ın resim sanatından uzaklaşmasının da bu kararda payı olduğunu düşünür. Şah artık bu kitaba bakmıyordu ve onu komşu sultana vermek bir kayıp sayılmayabilirdi. Bu yorumu doğrulayan bir belge ise yoktur.

Osmanlı sarayı bu elçiliği kendi tarih kitaplarında da kaydetti.

Kitabın resimleri Nakkaş Osman'ın atölyesine bağlanır. Burada Safevi armağanı, Osmanlı sultanının ihtişamını gösteren bir sahnenin parçasıdır. Armağanlar sultanın önüne taşınır. Aynı kitap iki saray için iki ayrı anlam taşıyordu. Tebriz'de şahın hükümdarlığının görkemli bir belgesiydi. Edirne'de ise komşu bir hükümdarın saygısının işaretiydi.

Kitap Topkapı'nın kitaplığında kaldı ve Osmanlı okurları onu okudu. 1800 ile 1801 arasında III. Selim, onu daha kolay okunur kılmak için bir iş başlattı.

Bu ekler, kitabın Osmanlı sarayındaki hayatının en somut izidir. Farsça beyitleri okumayan bir saray okuru, bir resmin karşısında onun hangi öyküyü anlattığını Türkçe bir notla öğrenebiliyordu. Ünver Rüstem bu ekleri inceleyerek kitabın geç Osmanlı döneminde nasıl karşılandığını gösterdi. Eklerin çoğu kitap yirminci yüzyılda dağıtılırken kayboldu. Bir eserin ikinci sahibinin ona eklediği şey de onun tarihine aittir. Sonraki sahipler ise bu katmana çoğu kez değer vermedi.

Mekanizma — dağılma

Kitabın Osmanlı sarayından nasıl çıktığı bilinmiyor. Yirminci yüzyılın başında Paris'te, Baron Edmond de Rothschild'in koleksiyonunda görünür. 1959'da kitabı Amerikalı koleksiyoncu Arthur Houghton satın aldı. Houghton bir cam şirketinin başındaydı ve Metropolitan Sanat Müzesi'nin yönetim kurulunda üst düzey görevler üstlenmişti.

Houghton kitabı ciltten ayırdı. 1970'lerin başında, Met'in yüzüncü yılı çevresinde, yetmiş sekiz resmi müzeye bağışladı. Başka sayfaları müzayedelerde ve özel satışlarla tek tek sattı. Kimi yazarlara göre vergi yükünü hafifletmek de bu kararda rol oynadı. Yaprakları bugün Ağa Han Müzesi'nde, Halili Koleksiyonu'nda ve özel koleksiyonlarda görüyoruz. Yıllar sonra bile tek bir yaprak müzayedede milyonlarca sterline alıcı bulabildi.

Bu dağıtma, sanat tarihçileri arasında sert biçimde eleştirildi. Eleştirenlere göre bir kitap, metniyle, resimlerinin sırasıyla ve cildiyle bir bütündü. Resimler birbirine göndermeler yapıyor, bir kahramanın öyküsü sayfalar boyunca ilerliyordu. Kitabı bölmek, bu bağları kesmekti. Savunanlar ise sayfaların artık pek çok müzede, çok daha fazla insanın önünde olduğunu söyledi. Tartışma, yalnız bu kitapla sınırlı kalmadı. Yirminci yüzyılın başında bir Paris tüccarının parçaladığı İlhanlı dönemi Büyük Moğol Şehnamesi de benzer bir yazgı yaşamıştı.

Hikâyenin son halkası beklenmedik bir takastı. Houghton'ın elinde kalan bölüm, yani cilt, metin sayfaları ve resimlerin geri kalanı, uzun pazarlıklardan sonra İran'a geçti.

Takası Londralı bir sanat tüccarı yürüttü. Karşılığında Tahran Çağdaş Sanat Müzesi, Willem de Kooning'in Woman III adlı tablosunu verdi. The Art Newspaper'ın aktardığına göre değiş tokuş, 1994 yazında Viyana Havalimanı'nda gerçekleşti. İran yönetimi bu tabloyu kendi değerleriyle bağdaşmaz bulmuştu. Bir Amerikan soyut resmi ile bir Safevi kitabı, iki ülkenin kültür politikalarının kesiştiği yerde el değiştirdi.

Met, kitabın bütün resimlerini renkli olarak tek bir ciltte yayımladı. Sayfaların kendisi ise büyük olasılıkla bir daha hiç bir araya gelmeyecek.

Mekanizma — albüm: dağınıklıktan toplanmışlığa

Tahmasb Şehnamesi'nin sayfaları yirminci yüzyılda dağıldı. Safevi saray çevresi ise dağınık yapraklarla ters yönde bir iş yapıyordu. Eski ustalardan kalmış tek sayfalar, yarım kalmış kitapların resimleri ve hat örnekleri toplanıyor, yeni bir ciltte düzenleniyordu. Bu derlemelere Farsça «murakka» denirdi. Kelime, «yamanmış, parçalardan birleştirilmiş» anlamına gelir.

Bir albüm yaprağı birkaç katmandan oluşurdu. Ortada asıl parça durur: bir resim, bir çizim ya da bir hat kıtası. Çevresine renkli kâğıttan çerçeveler ve cetveller eklenir. En dışta, altınla süslenmiş geniş bir kenar bulunur. Albümü kuran usta, parçaları keser, birbirine yapıştırır, kimi zaman bir figürü eski sayfasından çıkarıp yeni bir zemine taşırdı. Karşılıklı iki sayfada bir resim ile bir kıta yan yana düşebilirdi.

En ünlü Safevi albümü, Tahmasb'ın kardeşi Behram Mirza için hazırlandı.

Behram Mirza bir şair, bir hattat ve bir koleksiyoncuydu. Dost Muhammed'e verdiği görev, önsözün sözleriyle, geçmişin ve bugünün ustalarından kalan dağınık yaprakları dağınıklık diyarından toplanmışlık alanına getirmekti. David Roxburgh, Safevi albümü üzerine yazdığı kitabın adını da bu cümleden aldı. Albüm on altıncı yüzyılın ikinci yarısından beri İstanbul'dadır. Nasıl geldiği kesin bilinmez, ama Topkapı'ya erken bir tarihte girdiği düşünülür.

Önsöz, resim sanatının bir tarihini anlatır. Bu tarih kutsal bir kökenle başlar ve Hz. Ali'yi süsleme sanatının ilk ustaları arasında anar. Sonra İlhanlı hükümdarı Ebu Said'in dönemine gelir. Dost Muhammed'e göre bugün yaygın olan tasvir yolunu Ahmed Musa adlı bir usta icat etmişti. Ardından öğrencilerden öğrencilere geçen bir zincir kurulur. Bu zincir Timurlu Herat'ın ustalarından geçerek Tahmasb'ın kitabhanesine ulaşır. Önsöz, Çin ve Avrupa resmini de anar.

Albümün içinde, bu tarihin belgeleri olarak sunulan eski sayfalar vardır.

Dost Muhammed, Ahmed Musa'nın resimlediği kitaplar arasında bir Miraçname de sayar. Araştırmacılar albümdeki bu sayfaları o sözle ilişkilendirir, ama atıf tartışmalıdır. Miraç, Müslümanlar için kutsal bir olaydır. Bu resimler, sarayda okunan anlatı kitaplarının dünyasından gelir. Derleyici onları, ressamlar soyunun ilk halkasının kanıtı olarak albüme koymuştu. Bir albüm böylece bir koleksiyondan fazlasıydı. Bir tarih anlatısıydı ve sayfalar o anlatının tanıklarıydı.

Albümde resim kadar, belki de daha çok, hat yer alır. Safevi saray kültüründe bir hattatın adı, bir ressamınkinden çoğu kez daha yüksek tutulurdu.

Şah Mahmud Nişaburi, Tahmasb'ın kitabhanesinin önde gelen hattatlarındandı. Kıtası bir albüm sayfasında, bir resmin karşısına yerleştirilebilirdi. Derleyici, bir hattatın satırlarını ve bir ressamın figürlerini aynı açılışta birbirine yanıt verecek biçimde düzenlerdi.

Sonraki on yıllarda saray çevresinde başka albümler de derlendi ve her biri kendi önsözünü taşıdı.

Mir Seyyid Ahmed'in önsözü, Kutbeddin Kıssahan'ın birkaç yıl önce kayıp bir albüm için yazdığı önsözü yakından izler. Albüm önsözleri birbirini okuyor, birbirinden alıntılıyordu. Hangi ustanın kimin öğrencisi olduğu, hangi hattatın kimin yolundan gittiği bu metinlerde tekrar tekrar kaydedildi.

Mekanizma — İstanbul'daki ve Berlin'deki parçalar

Topkapı'nın kitaplığında Safevi albümlerinin yanında, kökeni daha karışık başka albümler de vardır. Bunların en ünlüleri iki büyük derlemedir.

Bu albümün nerede ve kimin için derlendiği tartışmalıdır. Kimi araştırmacılar parçaların bir bölümünün Tebriz'deki Türkmen sarayından İstanbul'a geldiğini düşünür. İçindeki Çin resimleri ve desenleri, Moğol döneminden beri İran atölyelerine giren bir görsel dağarcığı gösterir. Bir albüm, kıtaları aşan bir alışverişin arşivi hâline gelebiliyordu.

Albümler kesilip yeniden düzenlenmeye de açıktı. On sekizinci yüzyılın sonunda bu işi bir Avrupalı yaptı.

Diez, 1780'lerde İstanbul'da görevliyken eski albüm parçaları satın aldı. Berlin'e götürdüğü parçaları kendi düzenine göre yeni albümlere yapıştırdı. Bir Safevi derleyicisinin yaptığını, bir Prusyalı koleksiyoncu başka bir amaçla yeniden yaptı. Albüm kültürü böylece hem bir koruma hem bir dağıtma biçimiydi.

Kalıcı araçlar

Dağınık bir yaprağın karşısında, önce onun hangi kitaptan geldiğini sor. Sayfanın arkasındaki metin, resmin destanın neresinde durduğunu söyler.

Atıfları öneri olarak oku. İmzasız bir resmin ustası çoğu kez üslup karşılaştırmasıyla bulunur ve bu karşılaştırma yeniden tartışılabilir.

Resmin içindeki yazılara bak. Bir kitabe şeridi, bir tarih ya da bir ad saklıyor olabilir.

Bir yazmanın sahipler zincirini kur. Her sahip kitaba bir şey ekledi ya da ondan bir şey çıkardı.

Albüm sayfasında katmanları ayır. Ortadaki parça, çevresindeki çerçeve ve dıştaki kenar farklı zamanlardan gelebilir.

Albüm önsözünü bir tarih anlatısı olarak oku. Derleyici, ustaları bir soy zincirine dizerken kendi saygınlığını da o zincire bağlıyordu.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Tahmasb Şehnamesi tek bir büyük ustanın eseridir."
Doğrusu

Kitapta iki kuşak usta çalıştı ve atölyenin başında sırasıyla farklı ustalar bulundu.

Yaygın yanlış"Müzedeki her Safevi resmi zaten tek sayfa olarak yapılmıştı."
Doğrusu

Pek çok yaprak, yirminci yüzyılda bölünmüş bir kitabın parçasıdır. Duvardaki tek resim, bir zamanlar bir öykünün sayfasıydı.

Yaygın yanlış"Albüm, rastgele bir araya getirilmiş resim yığınıdır."
Doğrusu

Derleyici parçaları seçer, keser, çerçeveler ve sıralardı. Önsözüyle birlikte bir albüm, bir ustalar tarihini anlatırdı.

Yaygın yanlış"Osmanlı sarayı bu kitabı yalnız hazinede sakladı."
Doğrusu

Kitap okundu. 1800'lerin başında her resmin yanına Türkçe özetler eklendi.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Tahmasb Şehnamesi, Şah İsmail'in son yıllarında Tebriz'de başlatılıp Tahmasb adına sürdürülen, iki yüzü aşkın resimli dev bir yazmadır. Sultan Muhammed, Mir Musavvir ve Ağa Mirek'in yönettiği atölyede iki usta kuşağı çalıştı. Gayumars'ın sarayı, kitabın en çok övülen sayfasıdır. Kitap 1568'de II. Selim'e armağan edildi ve Osmanlı sarayında okundu. Yirminci yüzyılda Rothschild ve Houghton koleksiyonlarına geçti, 1970'lerde sayfa sayfa dağıtıldı. Kalan bölüm 1994'te bir takasla İran'a döndü. Safevi albümleri dağınık yaprakları bir ciltte topladı. Dost Muhammed'in Behram Mirza için derlediği albüm ve önsözü, resim sanatının ilk tarihlerinden birini yazdı.

Sonraki derse köprü

Albüm, farklı yüzyıllardan gelen parçaları tek bir ciltte, bir derleyicinin kurduğu düzene sokuyordu. I. Abbas, yüzyılın sonunda başkenti Kazvin'den İsfahan'a taşıdığında benzer bir düzenlemeyi kentin ölçeğinde denedi. Selçuklu döneminden kalan ulu camiyi ve çevresindeki eski merkezi korudu. Biraz ötede yeni bir merkez kurdu, ikisinin arasını da kapalı çarşının uzun yolu tuttu. Yeni merkezin ortasında geniş bir meydan vardı. Saray kapısı, iki cami ve çarşının girişi o meydanın kenarlarına yerleşti. Kâğıt üstündeki çerçevenin işini orada revaklar gördü.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-318 — Osmanlı, Safevi ve Babür Görsel Dünyaları →

17 bölümden 10. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga