Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: İtalyan kentlerinde sanatın büyük bölümü komünlerin, loncaların ve hükümdarların siparişiyle doğdu. Floransa'da Signoria sarayı, revak, florin ve lonca binaları bir tüccar cumhuriyetinin imgesini kurdu. Siena'da Dokuzlar meydanı, belediye sarayının duvarları ve Biccherna defterleri yönetimin kendini resimle anlatmasını gösterdi. Perugia'da bir lonca kendi salonunu boyattı, Venedik'te ise soylu bir konsey ve kardeşlik dernekleri sipariş verdi. Urbino, Ferrara, Mantua, Milano ve Napoli'de saray kültürü kakmalara, elyazmalarına, madalyalara, kartlara ve zafer taklarına yöneldi. Sözleşmeler, evlilik nesneleri ve Isabella d'Este'nin mektupları, eserin değerini ve konusunu çoğu zaman ısmarlayanın belirlediğini gösteriyor.
Açılış: ayak başına ödenen ressam
Önceki derste "Rönesans" adının nasıl konduğunu ve bir çağın sınırlarının bu adla nasıl çizildiğini izledik. Jacob Burckhardt o adı yaygınlaştıran kitabına resimle başlamamıştı. Kitabın ilk bölümü İtalyan devletlerini anlatıyordu ve başlığı "Bir sanat eseri olarak devlet" idi. Bu derste o sırayı ciddiye alacağız ve resimden önce resmi ısmarlayan kurumlara bakacağız.
1470 baharında Ferraralı ressam Francesco del Cossa, kentin hükümdarı Dük Borso d'Este'ye bir mektup yazdı. Cossa, dükün kır sarayındaki büyük salonun bir duvarını boyamıştı. Ücret, boyanan yüzeyin ölçüsüne göre, ayak kare başına hesaplanıyordu. Cossa'yı kızdıran, salonda çalışan daha az bilinen ressamlarla aynı oranı almasıydı. Kendi adının, emeğinin ve kullandığı iyi malzemenin hesaba katılmasını istedi. Mektubun kenarına düşülen yanıt kısaydı: ressam kendisi için belirlenen fiyatla yetinmeliydi. Cossa'yı kısa süre sonra Bologna'da çalışırken buluyoruz.
Bu dersin sorusu şu: Bir İtalyan kentinde bir resmin değerini ve anlamını kim belirliyordu, lonca mı, kent meclisi mi, yoksa sarayın efendisi mi?
Dersin yolu
Önce komün, lonca ve signoria sözcüklerinin ne anlattığını kuracağız. Ardından Floransa'nın yönetim binalarına ve paralarına, Siena'nın meydanına ve defterlerine bakacağız. Perugia'da bir loncanın kendi salonunu, Venedik'te bir cumhuriyetin sarayını kısaca göreceğiz. Sonra saray kentlerine geçeceğiz: Urbino, Ferrara, Mantua, Milano ve Napoli. Dersin son bölümü sözleşmelere, evlilik nesnelerine ve bir kadın patronun mektuplarına ayrılıyor.
Sıfır noktası: komün, lonca, signoria
On ikinci yüzyıldan başlayarak kuzey ve orta İtalya'nın pek çok kenti, imparatorun ya da piskoposun doğrudan yönetiminden sıyrıldı. Kendilerini yemin etmiş yurttaşların topluluğu olarak örgütlediler. Bu topluluğa komün deniyordu. Komünün içinde iktidar için yarışan iki güç vardı: eski soylu aileler ve zenginleşen tüccarlarla zanaatkârlar.
Tüccarlar ve zanaatkârlar loncalarda örgütlendi. İtalyancada bunlara "arte" deniyordu, çoğulu "arti". Bir lonca bir mesleğin üyelerini kayıt altına alır, kalite kurallarını koyar, fiyatları ve çıraklığı düzenlerdi. Floransa'da en güçlü loncalar yünlü kumaş üreticileriyle kumaş tüccarlarınındı. Yün loncası Arte della Lana adını taşıyordu. Yabancı kumaşı ithal edip bitiren tüccarların loncası ise sokağının adıyla Calimala diye anılıyordu.
Ressamlar ayrı bir loncaya sahip değildi. Floransa'da hekimlerin ve eczacıların loncasına kaydoluyorlardı. Boyalarını da baharat ve ilaç satan dükkânlardan alıyorlardı. Taş ve ahşap ustaları ise kendi loncalarındaydı. Bir sanatçının yasal kimliği, önce bir meslek örgütünün defterine yazılmasıyla başlıyordu.
Floransa'da 1293'te çıkarılan Adalet Düzenlemeleri, soylu ailelerin büyük bölümünü yönetimden dışladı. Kent, loncalardan seçilen öncülerin, yani "priori"lerin elindeydi. Öncüler ve onların başındaki Adalet Sancaktarı birlikte Signoria'yı oluşturuyordu. Görev süreleri iki aydı ve bu sürede yönetim binasında birlikte yaşarlardı.
"Cumhuriyet" sözcüğü burada bugünkü anlamını taşımıyor. Oy hakkı lonca üyesi erkeklerin dar bir kesimindeydi. Yine de karar bir kurulda alınıyordu ve kurul her iki ayda bir değişiyordu. Siparişlerin büyük bölümü de bu kurulların ve loncaların masasından çıktı.
Aynı sözcüğün başka kentlerde bambaşka bir anlamı vardı. İtalyancada "signore" efendi demek. Milano'da, Ferrara'da ya da Mantua'da "signoria", bir efendinin, yani tek bir ailenin kent üzerindeki egemenliğini anlatıyordu. Pek çok komün on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda iç savaşlardan yorulup yönetimi böyle bir aileye bıraktı. Bu efendiler zamanla imparatordan ya da papadan dük ve markiz unvanları satın aldı ya da kazandı. Bu derste "saray" sözcüğünü bu ikinci düzen için kullanacağız.
Mekanizma — kulesi olan bir kurul
Floransa'nın yönetim binası on üçüncü yüzyılın son yıllarında yükselmeye başladı.
Vasari yapıyı Arnolfo di Cambio'ya bağlar, ama mimarı belgelerle kesinleşmiş sayılmaz. Bina bir meclis salonuydu. Öncüler de iki ay boyunca orada, dışarı çıkmadan yaşıyordu. Kulenin çanı yurttaşları meydana toplardı. Kalın duvarlar, iç kavgaların sokağa döküldüğü bir kentte kurulun kendini koruması gerektiğini de söylüyordu. Bugün Palazzo Vecchio adıyla bilinen yapının içi, sonraki yüzyıllarda defalarca yeniden süslendi. On beşinci yüzyılda kurulun kararlarının arkasında giderek bir bankacı ailesinin, Medicilerin ağırlığı hissedildi. Cumhuriyetin kurumları yerinde durdu, ama kimin seçileceğini çoğu zaman o ailenin çevresi belirledi.
Meydanın köşesinde, kurulun halkın önüne çıktığı açık bir yapı duruyordu.
Revak, törenler ve yeni görevlilerin yemin etmesi için yapılmıştı. Kapalı saray ile açık revak, aynı kurulun iki yüzünü gösteriyordu. Biri kararın alındığı yerdi, öbürü kararın kamuya duyurulduğu yer. Revakın altı sonraki yüzyıllarda bir heykel galerisine dönüştü.
Mekanizma — loncanın parası, loncanın binası
Floransa'nın gücü, Avrupa'ya yayılan bir sikkede de görünüyordu.
Florin, ağırlığı ve ayarı uzun süre korunduğu için uluslararası ticaretin güvenilir bir ölçüsü oldu. Zambak ile aziz, kentin imgesini bankacıların hesap defterlerine taşıdı. Sikkenin denetimi de büyük ölçüde loncaların elindeydi, çünkü darphanenin yöneticileri büyük loncaların üyeleri arasından seçiliyordu.
Loncalar kendi binalarını da yaptırıyordu.
Kuzu, Hristiyan imgeciliğinde Tanrı Kuzusu'nu çağrıştırıyordu. Yün loncasının hammaddesini de anıyordu. Lonca arması böylece hem dindar hem ticari bir işaret oldu. Arte della Lana, Floransa katedralinin yapım işlerini yöneten kurulun da sahibiydi. Kubbenin yarışmasını açan, ustaları seçen ve taşı satın alan kurum bu loncaydı. Vaftizhanenin bakımı ise Calimala'ya düşüyordu. Ünlü bronz kapıları ısmarlayan da o oldu.
Hemen karşıdaki Orsanmichele, bir tahıl pazarından loncaların ortak kilisesine dönüşmüştü. Dış duvarlarındaki nişler loncalara paylaştırıldı. Her lonca, kendi koruyucu azizinin heykelini oraya koymakla yükümlü tutuldu. O heykellerin yarışı kursun ilerleyen bir dersinin konusu. Burada akılda tutacağımız nokta, bir kamu heykelinin bir meslek örgütünün kararı ve kasasıyla doğmasıydı.
Mekanizma — Siena'nın kabuk biçimli meydanı
Floransa'nın komşusu ve rakibi Siena, 1287'den 1355'e kadar Dokuzlar adıyla bilinen bir tüccar kurulunca yönetildi.
Meydanın dokuz dilimi, kenti yöneten dokuz kişiyi anıyordu. Meydana bakan evlerin pencere biçimleri bile kent tüzükleriyle düzenlendi. Böylece belediye sarayının önündeki alan, bütün yurttaşların ortak salonu gibi okunabiliyordu.
Sarayın içinde, kurulun toplandığı salonun duvarlarını 1338 ile 1339 arasında Ambrogio Lorenzetti boyadı. Bir duvarda iyi yönetimin alegorisi oturur, karşısında kötü yönetimin zorba figürü. Yan duvarda ise iyi yönetilen kent ve kır uzanır: dans eden kadınlar, inşaat yapan ustalar, tarlaya giden köylüler. Resim kurul üyelerine her toplantıda neyi korumaları gerektiğini gösteriyordu. Bir başka salonda Simone Martini'nin büyük Meryem duvar resmi, Meryem'i kentin kraliçesi olarak tahta oturtuyordu.
Siena'nın yönetimi daha gündelik bir yüzeye de resim ısmarlıyordu.
Biccherna, kentin gelir ve giderlerini tutan daireydi. Her dönemin defterleri boyalı bir kapakla bağlanıyordu ve bu kapakları kentin tanınmış ressamları da boyadı. Zamanla kapaklar büyüdü ve duvara asılan küçük resimlere dönüştü. Bir muhasebe defteri, yönetimin kendi hafızasını resimle tutmasının aracı oldu.
Mekanizma — loncanın kendi salonu
Bir loncanın kendisini nasıl görmek istediğini en açık gösteren yerlerden biri Perugia'dadır.
Salonu Pietro Perugino ve atölyesi boyadı. Programı kentin bir hümanisti hazırladı. Duvarlardaki antik erdem örnekleri ile Hristiyan sahneleri, lonca üyelerine dürüst ticaretin ahlakını hatırlatıyordu. Para değiştiriciler burada tartıları ve senetleri denetliyor, anlaşmazlıkları çözüyordu. Bir meslek örgütü böylece kendi masasını antik bilgelerin ve peygamberlerin gözü önüne koymuş oldu.
Mekanizma — lagündeki cumhuriyet
Venedik bir lonca kenti olarak yönetilmiyordu. Kenti, ömür boyu seçilen bir doç ve soylu ailelerden oluşan Büyük Konsey yönetiyordu.
Cephe, ağır duvarı ince kemerlerin üstüne yerleştirerek bir kalenin tersini yapıyordu. Arkasındaki büyük salon, konseyin bütün üyelerini bir arada alacak ölçüde kurulmuştu. Venedik'in yurttaş kesimi de soyluların dışında kalan kardeşlik derneklerinde, "scuola" adı verilen kurumlarda örgütlendi. Bu dernekler kendi binaları için büyük anlatı resimleri ısmarladı. Venedik'in resmine ve renkçiliğine kursun ilerleyen bir dersinde ayrıca döneceğiz.
Mekanizma — bir askerin sarayı: Urbino
On beşinci yüzyılda kuzey ve orta İtalya'nın büyük bölümünü tek bir aile yönetiyordu. Bu hükümdarların çoğu gücünü savaştan, paralı asker komutanlığından kazanmıştı. Urbino'nun efendisi Federico da Montefeltro da böyle biriydi. Papa ona 1474'te dük unvanı verdi.
Kuleler bir kalenin dilini konuşuyordu, aradaki sundurmalar ise bir zafer takının kemerlerini andırıyordu. Cephe, sarayın asker sahibini ve onun antik örneklere duyduğu hayranlığı aynı yüzeyde gösteriyordu. İçeride bir avlu, büyük bir kütüphane ve küçük, özel odalar vardı.
Bu odaların en ünlüsü, dükün kitaplarıyla çekildiği çalışma odasıydı. Odanın alt duvarlarını, farklı renkte ahşap parçalarından oluşan kakmalar sarıyordu. Kakmanın İtalyanca adı "intarsia"dır. Ustalar dolapların içini, yarı açık kapakları, rafları ve gölgeleri perspektifle kurdu. Raflarda kitaplar, müzik aletleri, bilimsel aletler ve bir zırh duruyordu. Odanın üst bölümünü antik ve çağdaş ünlü adamların portreleri kaplıyordu. Bir asker, kendi zihnini burada kitapların, aletlerin ve silahların dengesi olarak sahneliyordu.
Federico aynı programı başka bir sarayında da tekrarlattı.
Odanın tasarımı Sienalı mimar Francesco di Giorgio'ya bağlanır, ama atıf kesin sayılmaz. Kakmalar Floransa'da, bu işte uzmanlaşmış bir atölyede kesildi. Böyle bir oda, bir hükümdarın çağdaşlarına kendisini okuyan, hesaplayan ve müzikten anlayan bir yönetici olarak tanıtmasının yoluydu. Piero della Francesca'nın Federico ile karısı Battista Sforza'yı karşılıklı gösteren portre çifti de aynı imge düzenine aittir.
Mekanizma — Ferrara'nın ayları
Ferrara'yı Este ailesi yönetiyordu. Cossa'nın itiraz ettiği salon, Borso'nun Schifanoia adlı kır sarayındaydı.
Programda gökyüzünün düzeni ile dükün yeryüzündeki düzeni birbirine bağlanıyordu. Her ay, tanrıların yönettiği bir zaman ve dükün iyi yönettiği bir toprak olarak gösteriliyordu. Salonda birden çok ressam çalıştı. Cossa'nın mektubu bu ortak işin ücret düzeninden doğmuştu. Sarayın efendisi, ressamlarını bir loncanın ustaları gibi ölçüye göre ödüyordu.
Borso d'Este'nin kitap tutkusu da bu saray kültürünün parçasıydı.
Elyazmasını bir minyatürcü ekibi altı yıla yakın bir sürede bezedi. Bu süre, bir sarayın tek bir esere ne kadar emek ve para ayırabildiğini gösteriyor. Sayfalara serpiştirilen Este işaretleri, kutsal metni hükümdarın adıyla da imzalıyordu.
1438'de Ferrara, Doğu ve Batı kiliselerini birleştirmek için toplanan büyük bir konsile ev sahipliği yaptı. Konsile Bizans imparatoru da geldi.
Pisanello'nun bu madalyası çoğu zaman Rönesans portre madalyasının ilk örneği sayılır. Antik Roma sikkelerinden esinlenen biçim, bir hükümdarın yüzünü elden ele dolaşabilen, kalıcı bir nesneye dönüştürdü. Pisanello sonraki yıllarda Este, Gonzaga ve Aragon sarayları için de madalyalar döktü. Böylece madalya, saraylar arası armağan ekonomisinin küçük ve taşınabilir bir aracı oldu.
Mekanizma — Mantua, Milano ve Napoli
Mantua'yı Gonzaga ailesi yönetiyordu. Ailenin sarayında, yirminci yüzyılın ikinci yarısında sıvanın altından bir duvar resmi çıktı.
Pisanello'nun elinden çıkan bu resim, Kral Arthur'un şövalyelerine ait öyküleri anlatıyordu. Gonzagalar kendilerini antik kahramanların yanında ortaçağ şövalyelik ideallerine de bağlıyordu. Yarım kalmış resim, bir duvar resminin hangi aşamalardan geçtiğini de açığa vurdu. Aynı sarayda Andrea Mantegna, birkaç on yıl sonra Gonzaga ailesini ve sarayını bir odanın duvarlarına ve tavanına boyadı. Bir hükümdar ailesi orada kendisini saray hayatının ortasında, bir grup portresi olarak sergiliyordu.
Milano'yu önce Visconti, 1450'den sonra Sforza ailesi yönetti. Francesco Sforza da bir paralı asker komutanıydı. Son Visconti dükünün kızıyla evlenmişti ve kente bu bağla egemen oldu.
Kartların çoğu Bonifacio Bembo'nun atölyesine bağlanır. Oyun kartı sarayın en gündelik eğlencesiydi. Altın ve armalarla süslenince bir evlilik ittifakının ve bir hanedanın taşınabilir vitrinine dönüştü. Sforzalar Milano'da büyük bir şatoyu da yeniden kurdu. Kursun ilerleyen bir dersinde göreceğimiz Leonardo yıllarca bu sarayda çalıştı.
Güneyde Napoli Krallığı, 1440'ların başında Aragon kralı Alfonso'nun eline geçti.
Alfonso, Roma imparatorlarının zafer takı biçimini kendi şatosunun kapısına taşıdı. Kabartmada kral, bir zafer arabasında kente giriyor. Ortaçağ kulesi ile antik kemerin birlikteliği, hükümdarın hem asker hem de bir imparatorun mirasçısı olarak görünmek istediğini açıkça söylüyordu.
Mekanizma — sözleşmenin satırları
Kent kurulu da, lonca da, hükümdar da bir eseri çoğu zaman yazılı bir sözleşmeyle ısmarlardı. Bu belgeleri bir sanat tarihi kaynağı olarak okumayı yaygınlaştıran kitap 1972'de yayımlandı.
Baxandall'a göre on beşinci yüzyıl sözleşmeleri, ısmarlayanın neye para ödediğini gösterir. Belgeler konuyu, boyutu ve teslim süresini yazar. Pahalı malzemeleri, yani altını ve lapis lazuliden yapılan ultramarin maviyi de tek tek sayar. Baxandall yüzyıl ilerledikçe vurgunun kaydığını ileri sürdü. Sözleşmeler giderek ustanın kendi elinden, figürlerin kendi fırçasıyla boyanmasından söz etmeye başladı. Değerli olan, malzemenin yanında becerinin kendisi oluyordu.
Sözleşmeyi, terk edilmiş çocuklara bakan hastanenin başındaki rahip imzaladı. Belge, panonun önceden onaylanan bir çizime göre boyanmasını istiyordu. Mavinin de belirli bir fiyattan alınmış ultramarin olması şart koşuldu. Ön plandaki çocuklar, eserin kurumun kendi işini de anlattığını gösteriyor. Ghirlandaio aynı yıllarda Floransa'da tüccar ailelerinin şapellerini de boyuyordu.
Mekanizma — evin içindeki resim
Resmin bir bölümü evlere gidiyordu. Floransalı aileler bir evliliği sandıklar ve duvar panolarıyla kutluyordu. Gelinin çeyizi, boyalı sandıklar içinde damadın evine taşınırdı. Bu sandıklara bugün "cassone" deniyor.
Pano Masaccio'nun kardeşi Giovanni di ser Giovanni'ye, lakabıyla Scheggia'ya bağlanır. Bir sandığın ön yüzü mü, bir duvar panosu mu olduğu tartışmalı. Sahnedeki kumaşlar, Floransa'nın kendi yünlü ve ipekli üretimini de sergiliyordu.
Evlilik bir doğum beklentisiyle sürüyordu.
İtalyancada bunlara "desco da parto" deniyor. Tepsi doğum yapan kadına yiyecek getirmek için kullanılıyor, sonra duvara asılıyordu. Tepsi bir armağandı ve iki ailenin bağını bir sonraki kuşağa taşıyordu.
Mekanizma — bir markizin mektupları
Evlilik, kadınlara saraylarda kendi patronluk alanlarını da açtı. Ferrara'daki Este sarayında doğan Isabella d'Este, 1490'da Mantua'nın Gonzaga hükümdarıyla evlendi. Mantua'daki kendi çalışma odasını antik konulu tablolarla donatmak istedi.
Isabella, ressama figürlerin kim olduğunu ve ne yaptığını tek tek anlatan bir program ve bir çizim gönderdi. Mektubunda ressama sahneden bir şey çıkarabileceğini, ama kendi isteğiyle hiçbir şey eklememesini yazdı. Teslim edilen tablodan da tam memnun kalmadı. Giovanni Bellini ise ona benzer bir sipariş için, konuyu kendisinin seçmesini isteyerek direndi. Isabella'nın mektupları, bir patronun bir eserin konusunu ne kadar sıkı yönetebildiğini belgeliyor. Çalışma odasının yanındaki küçük bir mekânda da antik sikkeler, kakmalı taşlar ve heykelcikler topladı. Bir kadın hükümdar eşi, böylece kendi bilgisini ve zevkini bir koleksiyon olarak kurdu. Kendi alanını mektuplarla yöneten bu patronluk, bir kurulun sipariş defterinden çok farklı işliyordu.
Karşılaştırma: kurulun salonu ile dükün odası
Siena'daki Dokuzlar salonu ile Urbino'daki çalışma odasını karşılaştıralım. Siena'daki resim bir kurulun her toplantıda göreceği bir duvardı. İyi yönetimin meyvesi, kentin bütün yurttaşlarına yayılan bir barış olarak gösteriliyordu. Resmin izleyicisi de her iki ayda bir değişen bir kuruldu. Urbino'daki oda ise tek bir adamın kapısını kapattığı küçük bir yerdi. Kakmalar bir kentin düzenini değil, bir zihnin düzenini sahneliyordu. Birinde yönetenler resme bakarak kendilerini sınıyor, öbüründe yöneten resmin içinde kendine bakıyordu.
Kalıcı araçlar
Siparişi veren kurumu adlandır: bir kent kurulu mu, bir lonca mı, bir kardeşlik derneği mi, bir aile mi?
İzleyiciyi bul. Eser her gün meydandan geçen yurttaşlara mı, iki ayda bir değişen bir kurula mı, yoksa tek bir hükümdarın odasına mı yöneliyor?
Ödeme düzenini sor. Ücret yüzeyin ölçüsüne mi, malzemenin değerine mi, ustanın adına mı bağlanıyor?
Armayı ve işareti oku. Kuzu, zambak, aile armaları ve hükümdar işaretleri, eserin kimin adına konuştuğunu söyler.
Belgeyi aç. Sözleşme, mektup ya da hesap defteri varsa, eserin neye göre beklendiğini oradan çıkar.
Taşınabilirliği hesaba kat. Bir madalya, bir oyun kartı ya da bir doğum tepsisi, bir duvar resminin gidemeyeceği yerlere gider.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Rönesans sanatçıları özgür dâhilerdi ve istediklerini boyuyorlardı."
Sözleşmeler ve Isabella'nın mektupları başka bir tablo çiziyor. Konuyu, malzemeyi ve teslim süresini çoğu zaman ısmarlayan belirliyordu.
Yaygın yanlış"İtalyan cumhuriyetleri bugünkü anlamda demokrasilerdi."
Floransa'da ve Siena'da yönetim, lonca üyesi erkeklerin dar bir kesiminin elindeydi. Venedik'te ise karar soylu ailelerin konseyindeydi.
Yaygın yanlış"Rönesans yalnız Floransa'da yaşandı."
Siena, Perugia, Venedik, Urbino, Ferrara, Mantua, Milano ve Napoli de aynı yüzyılların sanatını biçimlendirdi. Her biri bunu kendi kurumlarıyla ve kendi siparişleriyle yaptı.
Yaygın yanlış"Sandıklar, tepsiler ve kartlar sanatın küçük, önemsiz türleridir."
Bu nesneler evliliği, doğumu ve hanedan ittifaklarını taşıyordu. Çoğu dönemin en iyi atölyelerinde boyandı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: İtalyan kentlerinde sanatın büyük bölümü komünlerin, loncaların ve hükümdarların siparişiyle doğdu. Floransa'da Signoria sarayı, revak, florin ve lonca binaları bir tüccar cumhuriyetinin imgesini kurdu. Siena'da Dokuzlar meydanı, belediye sarayının duvarları ve Biccherna defterleri yönetimin kendini resimle anlatmasını gösterdi. Perugia'da bir lonca kendi salonunu boyattı, Venedik'te ise soylu bir konsey ve kardeşlik dernekleri sipariş verdi. Urbino, Ferrara, Mantua, Milano ve Napoli'de saray kültürü kakmalara, elyazmalarına, madalyalara, kartlara ve zafer taklarına yöneldi. Sözleşmeler, evlilik nesneleri ve Isabella d'Este'nin mektupları, eserin değerini ve konusunu çoğu zaman ısmarlayanın belirlediğini gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Siena'daki salonun duvarında Lorenzetti, bir kenti ve onu çevreleyen kırı tek bir kesintisiz manzara olarak boyamıştı. Ustalar yapı iskelesinde çalışıyor, kadınlar sokakta dans ediyor, köylüler kent kapısından tarlaya iniyordu. Bu kalabalık sahne, Giotto'dan sonraki kuşağın elinde gelişen bir beceriye dayanıyordu: bir öyküyü inandırıcı bir mekânın içinde, birbirini izleyen anlar olarak anlatmak. Giotto'nun Padova'daki şapelde kurduğu kutu biçimli odalar, Floransalı ve Sienalı ressamların ellerinde farklı yönlere açıldı. Bir figürün nerede durduğu ve izleyicinin o sahneye nereden baktığı, on dördüncü yüzyıl boyunca her atölyede yeniden çözülen bir sorun oldu.