Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Toplantı evi bir atanın bedenidir; koruru başı, maihi kolları, tāhuhu omurgayı, heke kaburgaları, pou tokomanawa kalbi taşır, poupou panelleri ataları temsil eder. Te Hau ki Tūranga, Mataatua, Hotunui, Hinemihi ve Ruatepupuke II sömürge yüzyılında yerinden edildi, bir kısmı geri döndü ya da toplulukla yeniden bağ kurdu. Kadınların dokuduğu tukutuku ve pelerinler evin ve törenin öbür yarısıdır. Tā moko soyun yüzdeki biçimidir; toi moko ticareti ataları dağıttı, Te Papa'nın programı onları geri getiriyor. Pounamu ve hei tiki takanların mana'sını biriktirir. Waitangi Antlaşması'nın iki metni arasındaki fark bugünkü uzlaşmaları biçimlendirdi. Rotorua okulu, Te Whare Rūnanga ve yeniden canlanan moko yirminci yüzyılın yeniden kuruluşunu gösteriyor.
Açılış: bir atanın göğsüne girmek
Bir marae'nin (Māori topluluk avlusu) önünde ziyaretçiler bekler. Karşılarındaki evin çatısı iki kolunu açmış bir insana benzer. Tepede bir yüz, yüzün iki yanında aşağı inen oymalı tahtalar, kapının iki yanında ayakta duran figürler vardır. Ev sahibi kadınlardan biri yüksek sesli bir çağrıyla (karanga) konukları içeri davet eder. Konuklar ayakkabılarını çıkarır ve eşikten geçer.
İçeride tavanın ortasından uzanan kalın bir kiriş başlar, iki yanından eğik kirişler duvarlara iner. Duvarlar boyunca, her biri bir atayı temsil eden oymalı paneller dizilidir. Topluluk için ziyaretçi bir atanın bedenine, onun göğsünün içine girmiştir.
Önceki derste Polinezya'da soy bağının (Māori dilinde whakapapa), mananın ve tapunun bir nesneyi nasıl yüklediğini gördük. Yeni Zelanda'da, Māori dilinde Aotearoa'da, bu kavramlar ahşaba, kumaşa, yeşim taşına ve insan yüzüne işlendi. Bu dersin sorusu şu: Bir ev, bir kolye ya da bir yüz dövmesi soyu nasıl taşır ve o taşıma, sömürge yüzyılında nasıl kesintiye uğrayıp yeniden kurulur?
Dersin yolu
Önce toplantı evini bir ata bedeni olarak okuyacağız. Sonra bir kısmı bugün uzak müzelerde duran evlerin yazgısını izleyeceğiz. Kadınların dokuması evin öbür yarısını açacak. Ardından yüz dövmesine, yani tā moko'ya, onu çizen Avrupalı gözlere ve satılan atalara döneceğiz. Yeşim, Waitangi Antlaşması ve yirminci yüzyılın yeniden kuruluşu dersi kapatıyor.
Sıfır noktası: kanodan inen soy
Polinezyalı denizciler Aotearoa'ya Polinezya'nın yerleşim tarihindeki en son halkalardan biri olarak ulaştı. Arkeologların çoğu ilk kalıcı yerleşimi on üçüncü yüzyıl dolaylarına yerleştiriyor. Māori anlatıları ise yerleşimi tek tek kanolara bağlar. Her iwi (geniş soy topluluğu) atalarının hangi kanoyla, Hawaiki adı verilen yurttan geldiğini bilir. Tainui, Te Arawa, Mataatua gibi adlar hem bir kanonun hem de ondan inen toplulukların adıdır.
Bir konuşmacı kendini tanıtırken dağını, ırmağını, kanosunu ve atasını sayar. Oyma da bu sayımın görsel biçimidir. Bir panelde duran figür, belirli bir atanın adını taşır ve evde toplananlar onu tanır.
Oymaya Māori dilinde whakairo denir. Usta oymacı tohunga whakairo adıyla anılır ve iş tapu sayılırdı. Oymacı çalışırken yemek yemez, yongaları ateşe atmazdı. Eser bir atanın varlığını taşıdığı için onu yapan elin de korunması gerekirdi.
Mekanizma — evin bedeni
Toplantı evine wharenui ya da whare tupuna, yani "ata evi" denir. Ev çoğunlukla bir atanın adını taşır ve parçaları o atanın bedenine karşılık gelir.
Çatının tepesinde, ön cephenin ortasında koruru adı verilen bir yüz durur. Bu, atanın başıdır. Kimi evlerde onun da üstünde ayakta bir figür, tekoteko yükselir. Başın iki yanından aşağıya doğru inen uzun oymalı tahtalar maihi adını alır ve atanın kollarıdır. Kolların uçlarında parmakları simgeleyen oymalı levhalar bulunur. Ziyaretçiyi karşılayan bu iki kol, kucaklayan bir jest olarak okunur.
İçeride tavanın ortasından uzanan büyük kiriş tāhuhu, yani omurgadır. Ondan duvarlara inen eğik kirişler heke adını alır ve kaburgalara karşılık gelir. Kirişlerin üstüne kōwhaiwhai adı verilen boyalı desenler çizilir. Bu desenlerin en tanıdık biçimi, açılmakta olan bir eğrelti otu filizini andıran kıvrık koru motifidir. Kırmızı, siyah ve beyaz, kōwhaiwhai'nin başlıca renkleridir.
Duvar boyunca dizilen oymalı paneller poupou adını alır. Her biri belirli bir atayı temsil eder. Panellerin arasında, ince kamış ve şeritlerle örülmüş desenli dolgular, yani tukutuku panelleri durur. Evin ortasında tāhuhu'yu taşıyan direk, pou tokomanawa, atanın kalbi sayılır. Ev bütünüyle bir soy şemasıdır: dışarıdan bakan bir ata, içeride onun yanında duran torunları.
Figürlerin gözlerinde çoğunlukla parlak, yeşilimsi pāua kabuğu parlar. Dil dışarı çıkmış, eller göğüste ya da karında, parmaklar çoğunlukla üçtür. Figürlerin arasında kuş başlı, yılanımsı bir yaratık, manaia sık görülür. Te Arawa'nın, Ngāti Porou'nun ya da Rongowhakaata'nın oyma okulları birbirinden ayırt edilebilir ve uzman bir göz bir paneli bölgesine bağlayabilir.
Bugün ayakta kalan en eski toplantı evlerinden biri, Wellington'daki ulusal müzede durur.
Ev, Kuzey Ada'nın doğu kıyısında, bugünkü Gisborne yakınında kuruldu. Oymacılar artık demir aletler kullanıyordu ve yüzeyler, taş aletlerle yapılan eski işlerden daha derin ve daha sık işlenmişti. 1867'de bölgedeki çatışmaların ardından hükümet evi söktürüp Wellington'a taşıdı. Rongowhakaata bunu bir el koyma olarak anlattı. Topluluğun hükümetle yürüttüğü uzlaşma sürecinde bu kayıp da tanındı. Ev bugün müzede, topluluğun da söz sahibi olduğu bir düzenle sergileniyor.
Oyma geleneği toplantı evinden de eskidir. Kimi eserler, evin parçası olmadan da bir atanın ya da bir tanrının varlığını taşır.
Uenuku, Tainui halkının bir atua'sına, yani tanrısal bir varlığına bağlanır. Heykel yirminci yüzyılın başında bir gölün yakınında bulundu. Biçimi öyle alışılmadık ki araştırmacılar onu tarihlendirmekte zorlanıyor ve gökkuşağıyla ilişkili bir varlığın soyut bir imgesi olarak okuyor. Müze heykeli Tainui ile birlikte koruyor.
Mekanizma — yerinden edilen evler
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında toplantı evleri büyüdü ve sayıları arttı. Topraklar satılıyor, savaşlar ve el koymalar toplulukları sarsıyordu. Ev, bir soyun hâlâ bir arada olduğunu gösteren yer oldu. Aynı yüzyıl, evlerin bir kısmını yerinden de söktü.
Hotunui iki topluluğun ilişkisini taşıyor. Bir topluluk evi yaptırdı, başka bir topluluğun oymacıları onu işledi. Ev yirminci yüzyılın başında müzeye verildi ve bugün galerinin içinde, sanki bir avlunun karşısındaymış gibi duruyor. Ngāti Maru'nun torunları müzedeki törenlerde yer alıyor.
Bazı evler okyanus aşırı yolculuklara çıktı.
Ngāti Awa evi kendi kanosunun adıyla, yani soyunun başlangıcıyla adlandırdı. Ev tamamlandıktan kısa süre sonra hükümet onu Avustralya'da bir sergiye gönderdi. Ardından ev Londra'ya ulaştı ve uzun yıllar depolarda kaldı. Yirminci yüzyılın başında Yeni Zelanda'ya döndü ve Dunedin'deki bir müzede kısaltılarak sergilendi. Ngāti Awa evin geri verilmesini on yıllarca istedi. Talep, topluluğun hükümetle yaptığı uzlaşmada karşılandı ve ev yeniden Whakatāne'ye kuruldu. Topluluk için bu, bir atanın yurduna dönüşüydü.
Bazı evler ise bir önderin sürgünüyle doğdu.
Hükümete karşı savaşmış, ardından Ringatū adlı bir inanç hareketini kurmuş olan önder Te Kooti, yıllarca Ngāti Maniapoto'nun koruması altında yaşadı. Ev o yıllarda onun öncülüğünde kuruldu ve sonra ev sahibi topluluğa armağan edildi. Evin içinde oymanın yanında boyanın da geniş yer tutması, dönemin yeni yönelimini haber veriyor.
O yönelim en açık biçimde doğu kıyısındaki bir evde görülür.
Rongopai, Te Kooti'nin beklenen bir ziyareti için kısa sürede kuruldu. Anlatılara göre ziyaret gerçekleşmedi. Genç ressamlar geleneksel oymayı boya fırçasıyla bir arada kullandı ve bahçe bitkilerini, ata figürlerini ve gündelik sahneleri aynı duvara yerleştirdi. Bugün araştırmacılar evi, Māori sanatının yeni malzemelerle kendi dilini genişlettiği bir an olarak okuyor.
Doğal bir felaket bir evin yazgısını da değiştirdi.
1886'da Tarawera Dağı patladığında köy kül ve çamur altında kaldı. Anlatılara göre köylülerin bir kısmı Hinemihi'nin içine sığınarak kurtuldu. Birkaç yıl sonra ev, ülkenin İngiliz valisi tarafından satın alındı ve İngiltere'deki malikânesine taşındı. Londra'da yaşayan Māori toplulukları bugün onun çevresinde toplanıyor, bakımına katılıyor ve evi kendi uzak marae'leri sayıyor.
Okyanusun öbür yakasında da bir ev, ilişkinin nasıl yeniden kurulabileceğini gösterdi.
Ev yirminci yüzyılın başında bir satıcı aracılığıyla Chicago'ya ulaştı. Uzun süre bir müze nesnesi olarak sergilendi. Yirminci yüzyılın sonunda müze, Tokomaru Körfezi topluluğuyla birlikte çalışarak evi yeniden kurdu. Topluluk oymacıları ve dokumacıları eksik parçaları tamamladı ve ev bir törenle yeniden açıldı. Ev artık müzenin içinde bir marae gibi, kendi kurallarıyla kullanılabiliyor.
Mekanizma — kadınların dokuması
Oyma geleneksel olarak erkeklerin işiydi ve tapu kurallarıyla çevriliydi. Kadınların dokuma işi de kendi tapusunu taşıyordu. Bu bölünme bugün de topluluktan topluluğa farklı biçimde yaşanıyor. Bir evin bütünlüğü ise iki işin buluşmasıyla kurulur.
Dokumanın temel malzemesi harakeke adı verilen yerli keten bitkisiydi. Kadınlar yaprakları kesip bir kabukla sıyırarak içindeki parlak lifi, muka'yı ayırırdı. Lif ıslatılır, dövülür, bazen çamurla siyaha boyanırdı. Kadınlar dokuma tezgâhı kullanmadan, parmaklarıyla ipleri birbirine bükerek giysi örerdi. Bu yönteme whatu denir. Hasır ve sepetler ise yaprak şeritlerinin örülmesiyle, raranga adı verilen teknikle yapılırdı.
Giysilere kākahu denir ve türleri birbirinden ayrıdır. Korowai, yüzeyinden sarkan püsküllerle süslenir. Kahu huruhuru, lif zeminin üstüne kuş tüyleri işlenerek yapılır. Kahu kiwi ise kiwi kuşunun tüyleriyle kaplanır ve en saygın giysiler arasında sayılır. Bir pelerin bir önderin omzunda törene katılır, sonra soyun içinde kuşaktan kuşağa geçer.
Tukutuku panelleri evin içinde dokumayı oymanın yanına yerleştirir. Panelin önünde ve arkasında birer kişi çalışır ve kamış çubukları renkli şeritlerle birbirine bağlar. Desenlerin adları vardır. Basamak biçimli bir desen bir atanın yükselişini, dizi hâlindeki çapraz işaretler bir yıldız topluluğunu ya da bir balık türünü çağrıştırabilir. Ev, bir yanıyla erkeklerin oyduğu atalarla, öbür yanıyla kadınların ördüğü desenlerle konuşur.
Yirminci yüzyılda dokumanın sürmesi büyük ölçüde birkaç usta kadının çabasına bağlı kaldı. Rangimarie Hetet ve kızı Diggeress Te Kanawa, bilgiyi Ngāti Maniapoto içinde ve ötesinde atölyelerle yaydı. Bugün de tören için yeni pelerinler örülüyor.
Mekanizma — yüzdeki soy
Tā moko, Māori'nin yüz ve beden dövmesidir. Bir anlatıya göre Mataora adlı bir ata, yeraltı dünyasına inip orada moko sanatını öğrendi ve yeryüzüne getirdi. Dövme, uhi adı verilen küçük kemik keskilerle yapılırdı. Keski deriye vurularak açılan oluğa koyu bir boya yerleşirdi. Sonuç, yüzeyde bir çizgi olmaktan çok deride oyulmuş bir yüzeydi. Moko bu yüzden oymaya akraba sayılır.
Erkekler yüzün bütününe yayılan bir moko taşıyabilirdi. Kadınların moko'su çoğunlukla dudaklarda ve çenede yoğunlaşırdı. Buna moko kauae denir. Moko'nun desenleri kişinin soyunu, rütbesini ve yaşamındaki olayları anlatıyordu. İki kişinin moko'su aynı olmazdı. Bir yüz, bir adın görünür biçimiydi.
Avrupalı denizciler bu yüzleri ilk kez on sekizinci yüzyılda çizdi.
Parkinson, yolculuk sırasında karşılaştığı insanları ve bitkileri hızla çizdi. Çizimleri, Avrupa'da Māori yüzünün ilk tanınan imgeleri arasına girdi. Desenlerin kıvrımlarını dikkatle izlemesi, onu bugün de bir kaynak yapıyor. Parkinson dönüş yolunda hastalanıp öldü.
Kimi Māori önderleri ise Avrupa'ya kendileri gitti.
Hongi Hika 1820'de İngiltere'ye gitti ve Cambridge'de Māori dilinin yazıya geçirilmesine yardım etti. Yolculuktan dönüşünde Hongi Hika yanında tüfekler getirdi. Bu silahlar, topluluklar arasında tüfek savaşları adıyla anılan yıkıcı bir döneme yol açtı.
Bir önder moko'sunu kâğıda kendi eliyle aktardı.
Avrupalı ressamlar moko'yu bir yüzün üstünde gördü. Te Pehi Kupe ise deseni yüzden ayırıp bir imza gibi çizdi. Benzer biçimde kimi önderler, Avrupalılarla yaptıkları anlaşmaları moko'larının bir parçasını çizerek imzaladı. Bu kâğıtlar, moko'nun bir kimlik belgesi gibi okunduğunu gösteriyor.
Satılan atalar ve geri dönüş
Moko'lu baş, Māori geleneğinde ölen bir yakının korunmuş başı olabilirdi. Toi moko ya da mokomokai adı verilen bu başlar, aileler tarafından saygıyla saklanır ve törenlerde ortaya çıkarılırdı. Savaşta ele geçirilen düşman başları ise başka bir anlam taşıyordu.
Tüfek savaşları yıllarında Avrupalı tüccarlar ve koleksiyoncular bu başlara talep gösterdi. Başlar tüfek karşılığında el değiştirdi. Talep, kimi kaynaklara göre moko'nun ölümden sonra ya da tutsaklara zorla yapılmasına bile yol açtı. Yeni Güney Galler valisi bu ticareti 1830'ların başında yasakladı. Yine de başların bir kısmı Avrupa ve Amerika'daki müzelere, özel koleksiyonlara dağılmıştı.
Burada bir nesneden söz etmiyoruz. Her toi moko bir atadır ve bugün çoğunun adı bilinmiyor. Te Papa, 2003'ten bu yana hükümetin görevlendirmesiyle yürüttüğü bir geri dönüş programıyla bu ataları yurt dışındaki kurumlardan geri getiriyor. Fransa, 2010'da kendi müzelerindeki toi moko'ların geri verilmesine izin veren özel bir yasa çıkardı. Geri dönen atalar törenle karşılanıyor ve kökenleri belirlenebilenler kendi topluluklarına teslim ediliyor. Bu derste o başların hiçbirini kartlamıyoruz. Bir kartın betimlediği şey bir ata olamaz.
Mekanizma — yeşim ve kolye
Güney Ada'nın batı kıyısındaki ırmaklarda yeşil bir taş bulunur. Māori dilinde pounamu adını alan bu yeşim, son derece serttir ve günlerce, hatta aylarca kum ve suyla sürtülerek biçimlendirilirdi. Taştan baltalar, savaş sopaları ve süs eşyaları yapılırdı. Güney Ada'nın büyük iwi'si Ngāi Tahu, taşın yataklarının bekçisi sayılır. 1997'de çıkan bir yasa, doğal hâlindeki pounamu'nun mülkiyetini Ngāi Tahu'ya verdi.
Pounamu'dan yapılan en tanınmış süs hei tiki'dir. Başı yana eğik, bacakları bükük, elleri dizlerinde ya da göğsünde duran küçük bir insan figürü boyundan sarkar. Figürün kimi temsil ettiği tartışmalı. Kimi yorumlar onu ilk insana, kimileri doğurganlıkla ilişkili bir varlığa bağlıyor. Bir hei tiki kuşaktan kuşağa geçtikçe takanların mana'sını biriktirir. Kimi zaman sahibiyle birlikte gömülür, sonra yeniden çıkarılıp soyun içinde dolaşmayı sürdürürdü.
Mekanizma — antlaşma ve portre
1840'ta İngiliz Kraliyeti ile Māori önderleri arasında bir antlaşma imzalandı. Belge Waitangi'de imzalanmaya başladı, sonra ülkenin farklı yerlerine götürülüp kopyaları imzalandı.
Antlaşmanın İngilizce ve Māori dilindeki metinleri aynı şeyi söylemiyordu. İngilizce metinde önderler egemenliği Kraliyet'e bırakıyordu. Māori metni ise Kraliyet'e bir yönetim yetkisi (kāwanatanga) tanıyor, önderlere topraklarının ve değerli varlıklarının üzerindeki tam yetkiyi (tino rangatiratanga) güvence altına alıyordu. Bu değerli varlıklar Māori dilinde taonga diye geçer ve oymayı, dokumayı, dili de kapsayacak biçimde yorumlandı. Sonraki yüzyılın toprak kayıplarını ve bugünkü uzlaşma süreçlerini bu iki metin arasındaki fark biçimlendirdi.
On dokuzuncu yüzyılın sonunda Bohemya'dan gelen ressam Gottfried Lindauer, Māori önderlerinin ve ailelerinin portrelerini yaptı. Bir işadamının siparişiyle yapılan resimlerin çoğu bugün Auckland'da korunuyor.
Ngāpuhi önderi Tāmati Wāka Nene, Waitangi'de antlaşmayı ilk imzalayanlardan biriydi. Lindauer onu ölümünden sonra, bir fotoğrafa dayanarak resmetti.
Lindauer'ın döneminde Avrupalı izleyicilerin çoğu Māori'yi yok olmaya yazgılı bir halk olarak görüyordu. Kimi ressamlar yaşlı yüzleri bu duyguyla, bir veda sahnesi gibi resmetti. Bugün ise Lindauer'ın portrelerinin önünde torunlar duruyor. Pek çok aile bu resimleri birer taonga sayıyor ve onlara bir atanın varlığıyla yaklaşıyor.
Mekanizma — yeniden kuruluş
Yirminci yüzyılın başında oyma bilgisi zayıflıyordu. Usta oymacıların sayısı azalmış, pek çok topluluk evlerini yenileyemez olmuştu. Māori siyasetçi Āpirana Ngata, bu bilgiyi korumak için devletin desteğini istedi. 1926'da çıkan bir yasayla Rotorua'da bir oyma okulu kuruldu. Okulun ustaları ve öğrencileri ülkenin farklı yerlerinde yeni toplantı evleri kurdu ve eski evleri onardı.
Okulun en simgesel işi antlaşmanın yüzüncü yılına hazırlandı.
Çoğu toplantı ev tek bir soya ve tek bir atanın bedenine aittir. Te Whare Rūnanga ise bütün iwi'lere ait bir ev olarak düşünüldü. Her topluluk kendi atasını kendi üslubuyla panellere yerleştirdi. Böylece ev, bir ulusun içinde ayrı soyların yan yana durmasını ahşapta görünür kıldı.
Aynı yıl antlaşma alanının kıyısına büyük bir kano çekildi.
Kanonun yapımına Waikato önderi Te Puea Hērangi öncülük etti. Kano her yıl antlaşmanın yıl dönümünde suya indiriliyor ve kürekçiler onu körfezde yüzdürüyor. Kanonun biçimi, daha eski savaş kanolarının izinden gider.
Te Toki a Tapiri, ayakta kalan en büyük eski savaş kanolarından biri. Pıtırağın açık işli sarmalları, suyun ve rüzgârın hareketini andırır ve kanonun bir ata gibi yüzü olduğunu hatırlatır. Kano da toplantı evi gibi bir atanın bedenini taşır.
Yüzyılın sonunda toplantı evi, ulusal müzenin içine taşındı.
Whiting, geleneğin biçimlerini çağdaş renklerle ve malzemelerle yeniden kurdu. Ev, Māori olsun olmasın bütün Yeni Zelandalılara açık bir marae olarak tasarlandı.
Moko da aynı yüzyılın sonunda yeniden canlandı. 1970'lerden sonra Māori dilinin ve sanatlarının canlanmasıyla birlikte yeni tā moko ustaları yetişti. Kimi ustalar yeniden uhi keskilerini kullanmayı öğrendi, kimileri makineyle çalışıyor. Bugün moko kauae taşıyan kadınlar meclis kürsüsünde ve televizyon ekranında görünüyor. 2016'da Nanaia Mahuta, moko kauae taşıyan ilk milletvekili olarak meclise girdi. Māori olmayanlar için Māori desenlerinden ilham alan dövmelere ise kirituhi deniyor. Bu ayrım, moko'nun bir soy belgesi olarak kalmasını sağlamaya çalışıyor.
Kalıcı araçlar
Bedeni ara. Bir yapıyı bir kat planı olarak okumadan önce, onun bir atanın başını, kollarını, omurgasını ve kalbini taşıyıp taşımadığına bak.
Panele adını sor. Oymalı bir figürü bir süs olarak betimlemek yerine, onun hangi atanın adını taşıdığını ve kimlerin onu tanıdığını öğren.
Elleri say. Bir eserde oymacının, dokumacının ve ressamın işlerini ayrı ayrı izle; ev, farklı ellerin buluşmasıyla tamamlanır.
Yolculuğu izle. Bir müzedeki evin ya da kanonun nasıl oraya geldiğini, kimin söktüğünü ve bugün kimin onunla ilişki kurduğunu araştır.
Bakışı ayır. Avrupalı bir ressamın moko'lu yüzü nasıl gördüğünü, moko'yu taşıyanın onu nasıl çizdiğinden ayır.
Atayı nesneden ayır. İnsan kalıntısını bir sergi nesnesi olarak betimleme; onu bugün kimin ata saydığını ve hangi geri dönüş sürecinde durduğunu sor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Toplantı evi bir bina, oymalar onun süsüdür."
Evin parçaları bir atanın bedenine karşılık gelir ve paneller belirli ataların adlarını taşır.
Yaygın yanlış"Moko herkesin seçebileceği bir dövme desenidir."
Moko kişinin soyunu ve kimliğini taşır; Māori olmayanların desenden ilham alan dövmeleri kirituhi diye ayrılır.
Yaygın yanlış"Māori sanatı Avrupa ile karşılaşmadan sonra dondu ya da yok oldu."
Demir aletler, boya ve yeni malzemeler yeni üsluplar doğurdu; Rotorua okulu ve çağdaş oymacılar geleneği sürdürdü.
Yaygın yanlış"Müzedeki bir ev artık müzenin malıdır ve topluluğun onunla bağı kopmuştur."
Hinemihi, Ruatepupuke II ve Hotunui'nin çevresinde topluluklar bugün de törenler yapıyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Toplantı evi bir atanın bedenidir; koruru başı, maihi kolları, tāhuhu omurgayı, heke kaburgaları, pou tokomanawa kalbi taşır, poupou panelleri ataları temsil eder. Te Hau ki Tūranga, Mataatua, Hotunui, Hinemihi ve Ruatepupuke II sömürge yüzyılında yerinden edildi, bir kısmı geri döndü ya da toplulukla yeniden bağ kurdu. Kadınların dokuduğu tukutuku ve pelerinler evin ve törenin öbür yarısıdır. Tā moko soyun yüzdeki biçimidir; toi moko ticareti ataları dağıttı, Te Papa'nın programı onları geri getiriyor. Pounamu ve hei tiki takanların mana'sını biriktirir. Waitangi Antlaşması'nın iki metni arasındaki fark bugünkü uzlaşmaları biçimlendirdi. Rotorua okulu, Te Whare Rūnanga ve yeniden canlanan moko yirminci yüzyılın yeniden kuruluşunu gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Kahu huruhuru dokuyan Māori kadınları, kuş tüyünü bir lif zeminin üstüne tek tek bağlıyordu. Kuzeyde, Hawai‘i adalarında aynı işlem başka bir ölçeğe ulaştı. Orada kırmızı ve sarı tüyler, yalnız en yüksek rütbeli önderlerin, ali‘i'nin giyebileceği pelerinlere, miğferlere ve tanrı imgelerine işlendi. Bir pelerin için gereken binlerce küçük tüy, kuş avcılarının ve vergi düzeninin emeğini gerektiriyordu. Tüy orada bir rütbenin ölçüsü oldu ve sonunda bir krallığın nesnelerine dönüştü.