Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Fetih gerçek bir kesintiydi; salgınlar, yıkım ve kitap yakımları bunu gösteriyor. Aynı yüzyıllarda yerli eller kiliseleri oydu, haritaları çizdi, kitapları yazdı. Tlaxcala Lienzosu fethi müttefiklerin gözünden anlatır, Teozacoalco haritası Mikstek soy resmini sürdürür. Tequitqui terimi tartışmalı. Chilam Balam kitapları Maya zamanını Latin harfleriyle taşıdı, Tepeyac kutsallığını korudu. Cusco'da yerli ressamlar ve İnka soyluları kendi resim dilini kurdu; 1780 isyanından sonra İnka imgesi yasaklandı. Fort Marion defterleri ova resmini yeni bir yüzeye taşıdı. Rivera geçmişi ulusa mal etti. Bugün dil ve dokuma canlanıyor.
Açılış: bir Hristiyan alayında İnka tacı
Önceki derste altının külçeye çevrildiği, tüy ustalarının ise kendi tekniklerini Hristiyan imgelere taşıdığı yılları gördük. O çatışmadan bir buçuk yüzyıl kadar sonra, Cusco'da bir mahalle kilisesi için bir dizi büyük tuval ısmarlandı. Konusu, Mesih'in bedenini kutlayan Corpus Christi bayramının kent sokaklarındaki alayıydı.
Resimlerdeki yerli soylular, sömürge yönetiminin tanıdığı İnka soylarının temsilcileriydi. Bayramda kendi mahallelerinin sancağını taşıyorlardı. Giydikleri desenli tunik ve başlarındaki taç, yüzyıl önce yıkılan bir devletin hükümdar işaretleriydi. Aynı adamlar Katolik bir bayramda, İspanyol valinin ve piskoposun gözü önünde yürüyordu.
Bu resim hangi kutuya girer? Müze katalogları onu çoğunlukla "sömürge sanatı" başlığı altına koyar. Taç ve tunik ise "fetih öncesi" salonlarındaki nesnelerin devamı. Sanat tarihçisi Carolyn Dean, 1999'da bu diziye bir kitap ayırdı. Ona göre İnka giysileri burada iki işi birden görüyordu. Kilise için yenilmiş eski dinin üzerinde kazanılan bir zaferi gösteriyordu. Soylular içinse kendi yerlerini savunmanın aracıydı. Bir tuval, iki çağın çizgisini aynı anda taşıyor.
Dersin yolu
Önce "fetih öncesi" sözünün neyi ayırdığını ve neyi gizlediğini tartacağız. Ardından fethi yerli müttefiklerin anlattığı bir resimli belgeye, yerli ressamların çizdiği haritalara ve Meksika'nın taş oymalı avlularına gideceğiz. Kilise duvarlarındaki savaşçıları, Latin harfleriyle yazılmış Maya kitaplarını ve Tepeyac tepesini göreceğiz. Sonra Andlar'a dönüp Cusco ressamlarını ve İnka soyunun resmini izleyeceğiz. Kuzey Amerika ovalarından bir örnek, yirminci yüzyılın ulusal duvar resimleri ve bugünkü yerli sanatçılar dersi ve kursu kapatıyor.
Sıfır noktası: kesinti gerçekti
Kursun ilk dersinde "prekolomb" sözünün bütün bir tarihi tek bir denizcinin gelişine göre adlandırdığını görmüştük. Bu dersin sorusu daha zor. Kesinti gerçek miydi? Cevap kısaca evet. Avrupa'dan gelen salgınlar on altıncı yüzyılda Mezoamerika ve Andlar'ın nüfusunu çok büyük ölçüde azalttı. Tapınaklar yıkıldı, taşları kiliselere taşındı. 1562'de Yucatán'daki Maní kasabasında Fransisken rahip Diego de Landa, Maya kitaplarını ve imgelerini toplatıp yaktırdı.
Öte yandan aynı yüzyılda, kiliseleri yapan, haritaları çizen, kitapları yazan ve tuvalleri boyayan ellerin çoğu yerliydi. Diller sürdü, köyler aynı vadilerde kaldı, eski takvimler ve tarlalar unutulmadı. Değişen, bu insanların ve becerilerin kimin için, hangi çerçevede ve hangi adla çalıştığıydı.
Müze salonlarındaki ayrım bu yüzden yanıltıcı olabiliyor. "Fetih öncesi" katında yeşim maskeler ve taş tanrılar duruyor. "Sömürge" katında ise sunaklar ve azizler. Ziyaretçi iki katın arasındaki merdivende bir dünyanın bitip ötekinin başladığını sanıyor. Oysa aynı aileler iki kattaki eserlerin de yapımcısı olabilir.
Mekanizma — fethi kim anlatıyor?
Fethin en çok bilinen anlatısı Hernán Cortés'in krala yazdığı mektuplardan gelir. Ama İspanyollar Tenochtitlan'a binlerce yerli müttefikle yürüdü. O müttefiklerin en güçlüsü Tlaxcala'ydı ve kendi anlatısını kendi resim diliyle kaydetti.
Lienzo'da fethin kahramanları yalnız İspanyollar sayılmıyor. Tlaxcalalı savaşçılar her savaşta öndeler. Çevirmen Malintzin de pek çok sahnenin ortasında duruyor. Belge, Tlaxcala'nın fetihteki payını krala hatırlatmak ve vergi muafiyeti gibi ayrıcalıklarını korumak için yapılmıştı. Yer işaretleri, kişi adları ve sahnelerin dizilişi fetih öncesi resimli el yazmalarının alışkanlıklarını sürdürüyor. Floransa Kodeksi'nin on ikinci kitabı ise aynı olayları yenilen Tlatelolco'nun gözünden anlatır. Tlaxcala müttefiklerin, Tlatelolco yenilenlerin sesiyle konuşuyor. Tek bir "yerli bakışı" yok.
Yerli ressamlar İspanyol yönetiminin sorularına da kendi araçlarıyla cevap verdi. 1570'lerin sonunda İspanya kralı, yönettiği kentler hakkında uzun bir soru listesi gönderdi. Cevapların yanına çoğu yerde yerli ressamların çizdiği haritalar eklendi.
Harita, İspanyol memurun istediği bilgiyi veriyor: köyler, sınırlar ve yollar. Ama yanındaki soy sütunları, yüzyıllar boyu Mikstek kodekslerinde kullanılan resim dilini taşıyor. Meksikalı arkeolog Alfonso Caso, yirminci yüzyılın ortasında bu haritayı bir anahtar olarak kullandı. Haritadaki hükümdar adlarını fetih öncesi kodekslerdeki adlarla eşleştirdi ve o kodekslerdeki soyların hangi kentlere ait olduğunu gösterdi. Bir sömürge belgesi, böylece daha eski el yazmalarını okumanın yolunu açtı.
Mekanizma — avluda taş oyan eller
Meksika'ya gelen Fransisken, Dominiken ve Augustinus rahipleri on altıncı yüzyılda yüzlerce manastır kurdu. Kiliseler yeni vaftiz edilen kalabalıkları almaya yetmiyordu. Ayinler bu yüzden çoğu zaman açık havada, geniş duvarlı avlularda yapıldı. Avlunun bir yüzüne, cemaate doğru açılan bir sunak odası eklendi.
Avlunun ortasına ya da girişine çoğunlukla taş bir haç dikildi.
Haçta beden yok; yalnız yüz ve acının nesneleri var. Kimi araştırmacılar bunu, insan bedenini tanrı imgesi olarak taşa oymaktan kaçınan yerli ustaların bir tercihine bağladı. Başka araştırmacılar ise aynı tür haçların Avrupa'daki dua kitaplarında ve gravürlerde de bulunduğunu hatırlattı. Açıklamalar birbirini dışlamak zorunda sayılmaz. Ustanın elinde bir Avrupa gravürü, zihninde ise yüzeyi sıkı kabartmayla doldurmaya alışmış bir taş oymacılığı geleneği vardı.
Avlunun dört köşesine ise alay sırasında durulan küçük şapeller yapıldı.
1940'larda İspanyol sanat tarihçisi José Moreno Villa, bu oymalar için Nahuatl dilinden "tequitqui" sözünü önerdi. Sözcük "vergi ödeyen" ya da "boyun eğen" anlamına geliyordu. Böylece Avrupa'daki Mudéjar terimine bir benzer kurulmuş oldu: yenilenlerin kendi elleriyle yenenlerin sanatını yapması. Terim yaygınlaştı ama itiraz da gördü. Meksikalı araştırmacı Constantino Reyes-Valerio, 1970'lerde "Hint-Hristiyan sanatı" adını önerdi. Ona göre "boyun eğen" sözü, ustaların bilgisini ve seçimlerini görünmez kılıyordu. Ad tartışması yalnız bir sözcük kavgası sayılmaz. Oymayı bir yenilginin izi olarak mı, iki geleneğin buluştuğu bir yüzey olarak mı okuyacağımızı belirliyor.
Aynı manastırlarda başka beceriler de yeni işlere yöneldi. Meksiko'da Fransisken Pedro de Gante'nin kurduğu okulda yerli gençler resim, oymacılık ve müzik öğrendi. Önceki derste gördüğümüz tüy ustaları da bu okulların çevresinde Hristiyan imgeleri eski teknikleriyle işledi. Tüyü kesip yapıştıran el aynıydı. Yüzeyde artık bir aziz duruyordu.
Mekanizma — duvardaki savaşçılar
Hidalgo'daki bir Augustinus kilisesinin duvarlarında başka türden bir buluşma görülür.
Savaşçılar Mexica ordularındaki giysileri ve silahları taşıyor. Bölgede Otomi halkı yaşıyordu ve ressamların da Otomi olduğu düşünülüyor. Resimlerin anlamı tartışmalı. Bir okumaya göre sahneler, iyinin kötüyle savaşını anlatan Hristiyan bir alegori. Bir başka okuma, yerel soyluların savaş geçmişini bir kilise duvarında onurlandırması olarak görüyor. Bir yorum daha var: yerli imgelerin rahiplere rağmen, onların fark etmeyeceği biçimde duvarlara "gizlendiği". Bu yorum çekici, ama dikkat ister. Resimler kilisenin en görünür yerlerinde duruyor ve Augustinus rahiplerinin gözetiminde yapıldı. Gizlemekten çok, görülerek kabul edilmiş bir uzlaşmadan söz etmek kanıta daha yakın.
Mekanizma — Latin harfli Maya kitapları
Landa'nın yaktırdığı kitapların yerine, Yucatán köylerinde yeni kitaplar doğdu. Maya yazıcıları, rahiplerin öğrettiği Latin harflerini kendi dillerini yazmak için kullandı.
Chilam Balam, "jaguar kâhin" diye çevrilebilecek bir unvanın adı. Bu adı taşıyan kitaplar Yucatán'ın birçok köyünde tutuldu ve kuşaktan kuşağa kopyalandı. İçlerinde yirmi yıllık takvim döngülerine bağlı kehanetler var. Aynı sayfada İspanyolların gelişi, eski bir döngünün kötü yılları gibi anlatılabiliyor. Maya zamanı, yeni olayları kendi düzenine alıyor. Kitaplar köy topluluklarının ortak malıydı ve yüksek sesle okunmak için yazılmıştı.
Mekanizma — Tepeyac tepesi
Meksiko'nun kuzeyindeki Tepeyac tepesi, bugün Amerika kıtalarının en çok ziyaret edilen hac yerlerinden biri.
Geleneğe göre Meryem, 1531'de Juan Diego adlı Nahua bir köylüye tepede göründü. İmgesi köylünün pelerinine kendiliğinden işlendi. Olayın ilk ayrıntılı yazılı anlatıları 1648'de İspanyolca, 1649'da Nahuatl dilinde basıldı. Fransisken rahip Sahagún ise on altıncı yüzyılda bir yakınmasını kaydetmişti. Ona göre Tepeyac'ta eskiden Tonantzin, yani "anamız" adlı bir tanrıçaya tapılıyordu. Yerliler yeni ada eski bağlılığı taşıyordu. Bu tanıklık, Guadalupe'yi gizlenmiş bir yerli tanrıça olarak okumaya yol açtı. Böyle bir okuma milyonlarca inananın bağlılığını tek bir kaynağa indirger ve dikkatle yapılmalı. Kanıtın söylediği daha sınırlı: kutsal bir yer, inancın adı değişse de kutsallığını korudu. Juan Diego 2002'de Katolik Kilisesi tarafından aziz ilan edildi.
Mekanizma — Cusco'nun yerli ressamları
Andlar'da Hristiyan resmi Avrupa'dan gelen gravürlerle öğrenildi. Flaman ve İtalyan baskıları gemilerle Lima'ya, oradan katırlarla dağlara ulaştı. Cusco'da bu baskıları büyük tuvallere çeviren atölyelerin önemli bir bölümü yerli ve melez ressamların elindeydi.
Diego Quispe Tito, Cusco'nun San Sebastián mahallesinden, İnka soyuna bağlandığını söyleyen yerli bir ressamdı. Tuvallerini imzaladı. Örnek aldığı gravürlerin dar arka planlarını genişletti, onlara kuşlarla dolu ağaçlar ekledi. 1680'lerin sonunda Cusco ressam loncasında İspanyol ve yerli ressamlar arasında bir ayrılık yaşandı. Yerli ustalar kendi yollarına gitti. Bugün "Cusco okulu" denen resmin dili, büyük ölçüde bu atölyelerde biçimlendi.
Katedralin başka bir duvarında, ziyaretçilerin en çok sorduğu tuval asılı.
Kobay, Andlar'da yüzyıllardır hem gündelik hem de tören yemeği. Tuval bu yüzden sık sık "yerli ressamın gizli imzası" diye anlatılır. Daha yalın bir açıklama da var: ressam, izleyicinin tanıdığı bir şölen yemeğini sofraya koydu. Hangisi seçilirse seçilsin, Avrupa'dan gelen bir sahne And sofrasının malzemesiyle kurulmuş.
Bolivya'nın yüksek yaylasında, kasaba kiliselerinin duvarlarını ayrı bir melek ordusu doldurur.
Melekleri tüfekle ve saray giysileriyle göstermek Avrupa'da görülmemiş bir buluştu. And inancında göğün ve yıldızların kendi varlıkları vardı. Kimi araştırmacılar bu melekleri, kilisenin o varlıkların yerine koyduğu bir ordu olarak yorumladı. Kimileri ise meleklerin sömürge ordusunun gücünü göğe taşıdığını düşünüyor. Bu yorumları destekleyen yazılı kanıt sınırlı.
Potosí'nin gümüş dağı ise resimde bir kadına dönüştü.
Önceki derste karşılaştığımız Dağ Bakiresi resminde Meryem'in gövdesi Potosí'nin gümüş dağıyla birleşiyor: yamaçlarda madenciler ve lamalar dolaşıyor, başının üstünde Kutsal Üçlü taç takıyor, dağın eteğinde papa, kral ve küçük boyutlu bir İnka hükümdarı duruyor.
Gümüşüyle Avrupa'nın değer ölçülerini sarsan dağ, bu resimde kutsal bir bedene dönüşüyor. And köylerinde dağlar ve toprak ana, Pachamama, yaşayan varlıklar sayılıyordu. Resim Meryem ile dağı birleştirerek bu iki saygıyı aynı imgeye topluyor. Kimin hangi saygıyı öne çıkardığı, resmin önünde duranın kim olduğuna bağlı.
Mekanizma — İnka soyunun resmi
Cusco'da İnka soyları, sömürge düzeni içinde ayrıcalıklarını korumak için soylarını kanıtlamak zorundaydı. Resim bu kanıtın parçası oldu.
Tuval, İnka hükümdar soyunu İspanyol soylu ailelerine ve Cizvit tarikatının kurucularına bağlıyor. Beatriz'in soyu, son İnka direnişinin önderlerine uzanıyordu; resim bu soyu Hristiyan bir evlilikle uzlaştırıyor. Aynı yüzyıllarda İnka krallarını sırayla gösteren portre dizileri de kopyalanıp dağıtıldı. İnka geçmişini anlatan bir kitap da bu soyluların elinden düşmedi.
Yazarı bir İspanyol yüzbaşı ile bir İnka prensesinin oğluydu. Çocukluğunu Cusco'da annesinin akrabaları arasında geçirdi, kitabını İspanya'da yaşlılığında yazdı. Kendini "mestizo", yani melez diye tanıttı. Kerolar da sürdü. Ahşap içki kapları sömürge döneminde de yapılmaya devam etti. Yüzeylerine renkli reçine kakmalarla İnka hükümdarları, gökkuşakları ve İspanyol askerleri işlendi.
Bu sürekliliği bir isyan kesti. 1780'de José Gabriel Condorcanqui, son İnka önderlerinden birinin adını alarak Túpac Amaru oldu. Cusco'nun güneyinde sömürge yönetimine karşı ayaklandı ve ertesi yıl idam edildi. Ardından İnka giysisi giymek, İnka krallarının portrelerini yapmak ve Garcilaso'nun kitabını dolaştırmak yasaklandı. Bir imge yüz yıl boyunca bir soylu ayrıcalığının işareti olmuştu. Şimdi isyanın işareti sayılıyordu. Süreklilik, sömürge yönetiminin izin verdiği ölçüde sürmüştü.
Mekanizma — ovadan gelen defterler
Kuzey Amerika'da kesinti başka bir takvimle işledi. Ovalarda yaşayan halklar 1870'lere kadar büyük ölçüde bağımsız yaşadı. Sonra ABD ordusu onları çekincelere kapattı.
Cheyenne, Kiowa ve öteki ova halklarından savaşçılar, Florida'daki bir kaleye tutsak olarak götürüldü. Howling Wolf gibi kimileri orada çizmeye başladı. Ovalarda erkekler savaş başarılarını bufalo derisinden çadırlara ve giysilere resimlemişti. Bufalo yok olunca aynı resim dili, beyaz memurların defterlerine geçti. Yüzeyin malzemesi değişti, figürün profilden çizilişi ve atın koşuşu aynı kaldı. Defterler aynı zamanda yeni bir hayatın kaydını tutuyor: tren, kale, okul sırası.
Mekanizma — ulusun geçmişi
Meksika'da 1910 devriminden sonra yeni devlet, kendine fetih öncesi bir geçmiş seçti.
Rivera'nın duvarlarında Mexica dünyası parlak, bereketli ve düzenli. Fetih karanlık bir yarık olarak resmediliyor. Aynı düşünce sonra mimariye taşındı.
Mexica salonu avlunun karşısında, binanın ana ekseninin sonunda duruyor. Güneş Taşı orada, bir sunak gibi sergileniyor. Ziyaretçi ulusun geçmişine doğru yürüyor. Bu tarih anlatısının bir bedeli vardı. Eski uygarlıklar ulusun ortak atası sayıldı. Bugün yaşayan Nahua, Maya ya da Otomi köyleri ise çoğu zaman yoksul bir "kalıntı" gibi görüldü. Geçmiş sahiplenildi, torunlar kenarda kaldı.
Mekanizma — bugün
1992'de Kolomb'un yolculuğunun beş yüzüncü yılı kutlanırken kıtanın pek çok yerinde yerli örgütler karşı gösteriler yaptı. Aynı yıl Maya K'iche' aktivist Rigoberta Menchú Nobel Barış Ödülü'nü aldı.
Salish ve Kootenai halklarından ressam Smith, yerli imgesinin hatıra eşyasına dönüştürülmesini sergiledi. Bugün dil de sanatın bir alanı. Peru 1975'te Quechua'yı resmî dil ilan etti, Meksika 2003'te yerli dillerin haklarını yasayla tanıdı. Cusco'nun köylerinde dokumacılar, 1990'ların ortasında kurulan bir merkezde eski desenleri ve doğal boyaları yeniden öğretiyor. Nahuatl ve Maya dillerinde şiir yazılıyor. Eski kodekslerin resim dili çağdaş sanatçıların tuvallerine dönüyor. Geçmiş, bu sanatçıların elinde kendi zamanlarının malzemesi.
Karşılaştırma: tek çizgi mi, çok iplik mi?
Sık kullanılan bir model kesintiyi öne alır: fetih bir dünyayı bitirdi, sonrası yeni bir sanattır. Bir başka model direnişi öne alır: yerli inanç Hristiyan imgenin altında gizlice sürdü. Fransız tarihçi Serge Gruzinski, 1999'daki kitabında başka bir yol önerdi. Ona göre sömürge Meksika'sında imgeler, ne tamamen Avrupalı ne tamamen yerli, sürekli yeniden karılan bir melez düşüncenin ürünüydü. Bu dersteki eserler her modeli bir noktada zorluyor. Ixmiquilpan'ın savaşçıları açıkta duruyordu. Chilam Balam'ın zamanı ise kesintiyi kendi döngüsüne aldı. Túpac Amaru'dan sonraki yasak, sürekliliğin kesintiye dönüşebildiğini hatırlatıyor.
Usta katmanı: alaydaki tacı yeniden okumak
Açılıştaki Santa Ana tuvaline dönelim. Tuvalin bezi, boyası ve gravürden alınmış kalabalık düzeni Avrupa'dan geliyor. Taç, tunik ve güneş levhası ise İnka sarayının işaretleri. Resmi ısmarlayan kilise bir zafer görmek istiyordu. Resimde yürüyen soylular ise vergi ve unvan ayrıcalıklarını savunuyordu. Bir yüzyıl sonra aynı taç yasaklandı. Bugün Cusco'da her yıl Haziran'da İnti Raymi adlı bir güneş bayramı canlandırılıyor ve İnka giysileri yeniden sokakta. Tek bir imge, her yüzyılda başka bir el tarafından taşındı.
Kalıcı araçlar: üç zamanda bir eser
Bu kursun on beş durağında biriken araçları, bir eserin geçtiği üç zamana göre topluyoruz. Her eser bu üç zamanın her birinde başka bir soruya cevap verir.
Yapıldığı zamanda, malzemenin yolunu ve taşımanın emeğini hesapla. Toprağı da yapı say. Bir anıtın içinde örtülmüş evreleri, altına gömülmüş sunuları ara. İmgenin hangi ışıkta, kaç kişi için görüldüğünü kur. Kalıbı ve tekrarı bir karar olarak oku. Yazıyı resimle birlikte oku, tarihin hangi buluntuya dayandığını sor. Bir merkezin bir üslubu icat mı ettiğini, eski gelenekleri mi topladığını ayır. Bir yolun, bir deponun ya da düğümlü bir ipin bir devleti nasıl bir arada tuttuğunu izle; kaydın, onu okuyan insanla tamamlandığını unutma.
Aktarıldığı zamanda, adın kimin dilinden ve hangi yüzyıldan geldiğini bul. Sömürge kaynağında soruyu soranı, cevabı vereni ve yazanı ayır. Bulunuş öyküsünü, kazı ile yağma çukuru arasındaki farkı, yeniden kurulmuş duvarı kaydet. Bir nesnenin değerini kimin ölçtüğünü sor; altın, tüy ve kumaş aynı terazide tartılmadı. Bir hükümdarın taşındaki övgüyü komşuların yazıtlarıyla sına.
Bugün, eserin torunlarını ara. Bir eseri kimin oyduğunu ve kimin onu taşıma hakkına sahip olduğunu ayrı ayrı sor. Bir höyüğün, bir direğin ya da bir kemiğin yorumunda o toprağa bağlı ulusun ne söylediğini öğren. Sözlü anlatıyı kendi aktarım kuralıyla tart. Gösterme, inceleme ve yayımlama için izni kimin verdiğini sor. Bir direğin korunmasını mı, toprağa dönmesini mi istediğini sahibine bırak.
Bu dersin aracı üç zamanın arasına çizilen çizgiyi denetler. Bir eserin "fetih öncesi" ya da "sömürge" etiketini okuduğunda, etiketin hangi elleri ve hangi ipliği kestiğini sor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Fetihle birlikte yerli sanat sona erdi."
Yerli ustalar kiliseleri oydu, haritaları çizdi, tuvalleri boyadı; kero, dokuma ve Latin harfli kitaplar sürdü.
Yaygın yanlış"Kilise duvarlarındaki yerli imgeler rahiplerden gizlenmişti."
Ixmiquilpan gibi örnekler kilisenin en görünür yerlerinde, rahiplerin gözetiminde yapıldı; gizlilik yorumu kanıtla sınanmalı.
Yaygın yanlış"Tequitqui tarafsız bir üslup adıdır."
Sözcük "boyun eğen" anlamını taşır ve ustaların seçimlerini gölgelediği gerekçesiyle eleştirildi.
Yaygın yanlış"Meksika muralizmi yerli halkın sesidir."
Rivera ve çağdaşları geçmişi ulusal kimliğe aldı; yaşayan yerli topluluklar bu anlatıda çoğu zaman kenarda kaldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Fetih gerçek bir kesintiydi; salgınlar, yıkım ve kitap yakımları bunu gösteriyor. Aynı yüzyıllarda yerli eller kiliseleri oydu, haritaları çizdi, kitapları yazdı. Tlaxcala Lienzosu fethi müttefiklerin gözünden anlatır, Teozacoalco haritası Mikstek soy resmini sürdürür. Tequitqui terimi tartışmalı. Chilam Balam kitapları Maya zamanını Latin harfleriyle taşıdı, Tepeyac kutsallığını korudu. Cusco'da yerli ressamlar ve İnka soyluları kendi resim dilini kurdu; 1780 isyanından sonra İnka imgesi yasaklandı. Fort Marion defterleri ova resmini yeni bir yüzeye taşıdı. Rivera geçmişi ulusa mal etti. Bugün dil ve dokuma canlanıyor.
Sonraki derse köprü
1947'de Norveçli Thor Heyerdahl, Peru kıyısından bir salla Pasifik'e açıldı. Polinezya'nın Güney Amerika'dan iskân edildiğini kanıtlamaya çalışıyordu. Bu, kurs boyunca sorguladığımız türden bir açıklamaydı: okyanusun ortasındaki adaları, kendi yolcularının bulmuş olamayacağını varsayıyordu. 1976'da Mikronezyalı denizci Mau Piailug, Hōkūle'a adlı bir çift gövdeli kanoyu pusulasız ve haritasız olarak Hawai'i'den Tahiti'ye yönlendirdi. Yolunu yıldızların doğuş noktalarından, dalga kabarmalarının yönünden ve kuşların uçuşundan okudu. Okyanusya'nın sanat tarihi, kuşaktan kuşağa ezberlenen ve beden ile şarkıda taşınan bu seyrüsefer bilgisiyle başlıyor.