Ders KRO-315.14 · Amerika Kıtalarının Yerli Sanatları

Altın, tüy, tekstil ve Avrupalı değer hiyerarşilerinin çatışması

3.348 kelime · 18 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Mezoamerika'da yeşim ve tüy, And'da ince kumaş, altının önünde ya da yanında duruyordu. Altın parıltısı ve kutsal bağıyla değerliydi. Avrupa ise altını ve gümüşü ağırlık ve ayarla ölçtü. Cajamarca fidyesi ve Mexica armağanlarının çoğu eritildi. Bugün görülen altının önemli bölümü mezarlardan, göllerden ve dağ sunularından geliyor. Potosí gümüşü dünyayı dolaşan paraya dönüştü. Avrupa kabinelerinde nesneler nadireye dönüştü. Yerli ustalar tüy ve kumaşla Hristiyan imgeler yaptı.

Açılış: Cajamarca'da bir oda

Kasım 1532'de Francisco Pizarro'nun küçük birliği, And dağlarının kuzeyindeki Cajamarca kentinde İnka hükümdarı Atahualpa'yı esir aldı. İspanyol vakanüvislerin anlatısına göre Atahualpa, serbest bırakılması karşılığında bir odayı elini kaldırabildiği yüksekliğe kadar altınla doldurmayı önerdi. Daha küçük bir oda da iki kez gümüşle dolacaktı. Sonraki aylarda İnka yollarında taşıyıcılar ve lama kervanları imparatorluğun dört bir yanından Cajamarca'ya altın getirdi. Cusco'daki tapınakların duvarlarından sökülen levhalar, kaplar, figürler ve takılar bu yükün içindeydi.

Bugün gezilen bu odanın anlatıdaki oda olup olmadığı tartışmalı. Kimi araştırmacılar burasının Atahualpa'nın tutulduğu yer olduğunu düşünüyor. Oda, Peru'da fethin en çok anlatılan sahnesinin taştan tanığı olarak ziyaret ediliyor.

Fidye toplandı, ama Atahualpa serbest bırakılmadı. 1533 yazında İspanyollar onu idam etti. Ondan önce gelen yükün neredeyse tamamı eritildi. Yerli kuyumcular haftalarca ocak başında çalıştı ve yüzlerce yıllık bir sanatın ürünlerini külçeye çevirdi.

Kayıtta bir tapınak levhasının ya da bir altın kabın biçimi yazmıyor. Yalnız ağırlığı ve kime düştüğü yazıyor. Belge, bu dersin sorusunu çok yalın bir dille soruyor. Aynı nesne bir tarafa göre göğün ve hükümdarın gücünü taşıyan bir eserdi, öbür tarafa göre tartılacak bir metal. Bu derste iki değer ölçüsünün karşılaştığı yerleri sırayla dolaşacağız.

Dersin yolu

Önce Mezoamerika ve And dünyasında neyin en değerli sayıldığına bakacağız: yeşim, tüy ve kumaş. Sonra Avrupa'ya giden ilk Meksika armağanlarını ve onları Brüksel'de gören bir ressamın notlarını okuyacağız. Ardından eritilmekten kurtulan altına, Kolombiya'nın göl ve mezar buluntularına geçeceğiz. Potosí'nin gümüş dağı, metalin dünyayı dolaşan paraya dönüştüğü yeri gösterecek. Avrupa sarayları nadire dolaplarına aldıkları nesneleri, yerli ustalar ise Hristiyan imgelerini tüyle yaptı. Ders bugünkü iade tartışmalarıyla kapanıyor.

Sıfır noktası: neyin değerli olduğu

Mexica dünyasında en değerli malzemelerin başında yeşil taş ve yeşil tüy geliyordu. Nahuatl dilinde yeşime ve öteki değerli yeşil taşlara chalchihuitl deniyordu. Quetzal kuşunun uzun yeşil kuyruk tüyü, quetzalli, aynı zamanda "değerli" anlamına da kullanılıyordu. Yeşil, suyun, filizlenen mısırın ve yaşamın rengiydi. Altın da değerliydi, ama bu sıralamada genellikle onların arkasında duruyordu.

Bernal Díaz del Castillo, fethe katılan bir askerdi ve yıllar sonra anılarını yazdı. Anlattığına göre Moctezuma, Cortés'e imparator için birkaç yeşil taş verirken onların her birinin iki yük altına bedel olduğunu söyledi. Sözün aynen böyle söylendiği kesin değil, ama aktarım, iki tarafın değer ölçüsünün aynı olmadığını İspanyolların da fark ettiğini gösteriyor.

And dağlarında en yüksek değer başka bir malzemedeydi. İnka devletinde en değerli nesneler arasında ince dokunmuş kumaş vardı. Amerikalı antropolog John Murra, 1962'de yayımladığı bir makalede İnka devletinde kumaşın siyasal, dinsel ve askerî işlevlerini ayrıntılı biçimde inceledi. Murra'ya göre kumaş, bağlılığın armağanla kurulduğu bir düzenin temel aracıydı.

Altına da And'da büyük bir anlam yükleniyordu. Sömürge dönemi kaynaklarına geçen bir benzetmede altın güneşin teri, gümüş ayın gözyaşı diye anılıyor. Bu söz, metalin değerini ağırlığından çok parıltısına ve kutsal varlıklarla bağına yerleştiriyor. Altın, İnka'da para olarak dolaşmıyordu. Tapınaklarda, hükümdarın çevresinde ve sunularda kullanılıyordu.

Avrupa'nın ölçüsü bambaşkaydı. On altıncı yüzyıl İspanyası için altın ve gümüş, krallığın borcunu ödeyen, ordusunu besleyen, ağırlığı ve ayarıyla ölçülen bir servetti. Kraliyet, Amerika'dan gelen değerli metalin beşte birini kendi payı olarak alıyordu. Bu pay ancak metal tartılıp ayarı belirlendikten sonra hesaplanabilirdi. Bir nesneyi eritmek, onu krallığın hesap defterine sokmanın yoluydu.

Mekanizma — Tenochtitlan'da tüyün ustaları

Mexica başkentinde tüy işi ayrı bir uzmanlıktı. Tüy işçilerine amanteca deniyordu. Adları, kentin Amantlan adlı mahallesinden geliyordu. Bernardino de Sahagún'un yerli bilgilerle hazırladığı Floransa Kodeksi, bu ustaların çalışmasını resimli sayfalarla anlatıyor. Kodeksin bu kursta daha önce tanıştığımız sayfalarında tüylerin nasıl ayrıldığı, boyandığı ve kâğıt bir kalıp üzerine yapıştırıldığı adım adım görülüyor.

Usta önce bir tasarım çiziyor, onu kâğıda ve pamuklu bir zemine aktarıyordu. Ucuz tüylerle bir alt katman yapılıyor, en değerli tüyler en üste, ışığı en iyi yakalayacak yerlere konuyordu. Tropik kuşların tüyleri haraç olarak uzak eyaletlerden geliyordu. Moctezuma'nın sarayında kuşların beslendiği kafesler de vardı. Tüy, rengini ışığın yüzeyde kırılmasından alıyordu. Biraz eğildiğinde maviden yeşile, yeşilden bronza dönebiliyordu.

Bu kursun Mexica dersinde Viyana'daki büyük tüy başlığı ele alınmıştı. Aynı müzede, tüy işinin savaşla ilgili bir başka örneği duruyor.

Kalkan, başlıkla birlikte Habsburg koleksiyonlarından gelen az sayıdaki Mexica tüy işinden biri. Figürün hangi hayvanı gösterdiği tartışılıyor. Kalkanın savaşta mı taşındığı, yoksa bir törende mi kullanıldığı da kesin değil. İki değer ölçüsü burada aynı yüzeyde buluşuyor. Altın şeritler figürün çizgilerini belirliyor, ama yüzeyin büyük bölümünü tüy kaplıyor.

Floransa Kodeksi'nin fethi anlatan kitabı, bu iki malzemenin ayrı yazgılarına dair bir sahne de aktarıyor. Mexica tanıklara göre İspanyollar sarayın hazine odasına girdiğinde tüy işlerinin üzerindeki altını söktü. Geriye kalan tüyleri ise yaktı. Ayrıntıları tam doğru olmasa bile, iki tarafın aynı nesnede neyi gördüğünü açıkça anlatıyor.

Mexica altınının çok azı bugüne kaldı. Mezoamerika'da altın işçiliğinin ne düzeyde olduğunu en iyi, İspanyolların hiç bulamadığı bir mezar gösteriyor.

Mezar, Ocak 1932'de Meksikalı arkeolog Alfonso Caso'nun kazısında açıldı. Göğüs plakalarından birinde takvim işaretleri taşıyan, maskeli bir figür yer alıyor. Parçalar kayıp mum yöntemiyle döküldü. Bu yöntemde usta önce balmumundan bir model yapar, onu kille sarar, mumu eritip boşalan yere metal döker. Mezar 7, fetih sırasında eritilen benzer eserlerin nasıl görünmüş olabileceğini düşündürüyor. Mezarda turkuaz, yeşim ve kristal, altınla aynı özenle işlenmiş ve aynı ölüye bırakılmış.

Mekanizma — Brüksel, 1520: bir ressamın gördüğü

Cortés, Meksika kıyısına çıktıktan kısa bir süre sonra, 1519 yazında, Moctezuma'nın elçilerinden aldığı armağanları İspanya krallığına gönderdi. Bu armağanlar Avrupa'ya ulaşan ilk büyük Mexica eserleri topluluğuydu.

Listede tüy ve yeşil taş, altın ve gümüşle birlikte uzun yer tutuyor. Armağanı veren taraf, en değerli şeylerini göndermişti. Armağanları taşıyan gemi İspanya'ya vardı ve nesneler genç kral Charles'ın yanında saraydan saraya taşındı. 1520 yazının sonunda Brüksel'de sergilendiler.

O günlerde Nürnberg'den gelen Albrecht Dürer de Brüksel'deydi. Ressam, Hollanda yolculuğu boyunca harcamalarını, karşılaştığı insanları ve gördüklerini kısa notlarla yazıyordu.

Brüksel'e ait bir notta Dürer, "yeni altın ülkeden" krala getirilen şeyleri gördüğünü yazıyor. Bir kulaç genişliğinde altın bir güneşten, aynı büyüklükte gümüş bir aydan, silahlarla, kalkanlarla, tuhaf giysilerle dolu odalardan söz ediyor. Ömrü boyunca hiçbir şeyin yüreğini bunlar kadar sevindirmediğini, yabancı ülkelerdeki insanların ustalığına hayran kaldığını not ediyor. Aynı notta nesnelerin değerinin büyük bir para tutarıyla biçildiğini de ekliyor.

Dürer'in tanıklığı iki yüzlü. Bir yanda nesnelere bir sanatçı gözüyle bakan, işçiliği hayranlıkla anan bir Avrupalı var. Öbür yanda, aynı satırda o hayranlığı paraya çeviren bir değer hesabı. Dürer'in gördüğü güneş ve ay disklerinin izi sonradan kayboldu. Büyük olasılıkla eritildiler. Tüy işlerinin birkaçı ise başka yollardan Avrupa saraylarının koleksiyonlarına girdi.

Mekanizma — And'da kumaşın yeri

Cajamarca'ya getirilen altın eritilirken İspanyolların pek ilgilenmediği bir başka servet de vardı. İnka devletinin depolarında binlerce kat kumaş saklanıyordu. Vakanüvisler bu depoları şaşkınlıkla anlattı, ama kumaşı tartıp bölüşmedi.

İnka dokumaları iki ana gruba ayrılıyordu. Gündelik kullanım için dokunan kaba kumaşa awasqa deniyordu. En ince kumaşa ise cumbi deniyordu. Cumbi, sık bir atkı yüzlü teknikle, çoğu kez alpaka ve vikunya yününden dokunuyordu. Bunu dokuyanlar, aqllakuna denen seçilmiş kadınlar ve qompikamayoq denen erkek uzmanlardı.

Bu desen, İnka tuniklerinin en sık rastlanan düzenlerinden biri. Aynı desenin farklı yerlerden çıkan örneklerde neredeyse hiç değişmeden yinelenmesi, devletin dokumayı denetlediğini düşündürüyor. Kimi araştırmacılar damalı tuniklerin askerlere ya da devlet görevlilerine verildiğini ileri sürüyor. Bir tunik, giyenin kime bağlı olduğunu uzaktan belli ediyordu. Bu kursun İnka dersinde ele alınan küçük kareli tokapu tunikleri ise bu düzenin en üst basamağında, hükümdarın çevresinde duruyordu.

Kumaşın değerini, kimden kime verildiği belirliyordu. İnka hükümdarı soylulara, yenilen beylere ve askerlere kumaş armağan ediyordu. Armağanı alan, karşılığında bağlılık ve emek borçlanıyordu. Kumaş tapınaklara sunuluyor, kurban törenlerinde yakılıyor, ölülerle birlikte gömülüyordu.

İspanyol tanıklar Atahualpa'nın giysilerine dair bir ayrıntı aktarıyor. Fethe katılan, Pizarro'nun akrabası Pedro Pizarro'nun anlatısına göre hükümdarın giydiği ince kumaşlar ve dokunduğu nesneler sandıklarda saklanıyor, sonra yakılıyordu. Başkasının eline geçmeleri istenmiyordu. Atahualpa'nın hangi kumaşı giydiğini bildiğimiz bir eser bugüne kalmadı. Ama aktarım, İnka'da kumaşın bir bedenin kutsallığını taşıyabildiğini gösteriyor.

Avrupalılar için kumaş bir mal, en fazla güzel bir eşyaydı. İnka için ise kumaş bir sözleşme, bir rütbe ve bir sunuydu. Fetihten sonra And dokumacıları cumbi tekniğini bırakmadı. Sömürge döneminde aynı teknikle, bu kez İspanyol armalarını ve Avrupa çiçek desenlerini taşıyan örtüler ve halılar dokudular.

Mekanizma — eritilmeyen altın

İnka altınının büyük bölümü Cajamarca'da ve sonraki yıllarda eritildi. Cusco'daki Coricancha tapınağının duvarlarını kaplayan altın levhalar da bu yolu izledi. Vakanüvisler tapınağın bahçesinde altından yapılmış mısır sapları ve hayvanlar olduğunu anlattı. Bu anlatıların ne kadarının görgüye dayandığı belirsiz; hiçbiri bugüne ulaşmadı.

Bugün müzelerde görülen İnka altınının önemli bir bölümü, İspanyolların ulaşamadığı yerlerden geliyor. Yüksek dağ zirvelerine bırakılan sunularda, kumaşa sarılı küçük insan figürinleriyle birlikte altın, gümüş ve deniz kabuğundan küçük lama figürinleri bulundu. Bu sunular bu kursun İnka dersinde, capacocha törenleri bağlamında ele alındı. Avuç içine sığan bu figürinler, eritilen büyük altın heykellerin çok küçük bir yankısı.

Mekanizma — gölün dibindeki altın

İnka'nın kuzeyinde, bugünkü Kolombiya'nın yaylalarında Muisca halkı yaşıyordu. İspanyollar buraya 1530'ların sonunda ulaştı. Onları bu dağlara çeken şeylerden biri, bir gölde yapıldığı anlatılan bir törendi. Anlatıya göre yeni başkan bedeni altın tozuyla kaplanmış olarak bir sala biniyor, gölün ortasında altın ve zümrüt sunuları suya bırakıyordu. Avrupa'da "El Dorado", yani "altınla kaplanmış adam" efsanesi bu anlatıdan doğdu.

Sal, 1969'da Bogotá'nın güneyindeki Pasca yakınlarında bir mağarada, bir seramik kabın içinde bulundu. Figürlerin düzeni, sömürge dönemi kaynaklarının anlattığı göl törenini hatırlatıyor. Muisca ustalarının kullandığı alaşıma tumbaga deniyor. Bakırın oranı yüksek olduğu için İspanyol ayarcılar bu eserlerin çoğunu düşük değerli saydı. Muisca için ise değer, yüzeyin ışığı yakalayan altın renginde ve nesnenin sunu olarak taşıdığı anlamdaydı.

Sunuların bırakıldığı söylenen göl, Bogotá'nın kuzeydoğusundaki Guatavita Gölü'ydü.

On altıncı yüzyılın sonlarında İspanyol tüccar Antonio de Sepúlveda, yerli işçilere bu yarığı kazdırdı. Göl bir ölçüde alçaldı ve kıyıda bazı altın sunular bulundu. Sonra yarığın duvarları çöktü. Yirminci yüzyılın başında bir İngiliz şirketi gölü yeniden boşaltmayı denedi. Sonunda Kolombiya hükümeti gölü koruma altına aldı. Yarık, efsanenin toprağa açtığı bir yara gibi bugün de görünüyor. Bir sunu yeri, aynı zamanda bir hazine çukuru olarak okundu.

Kolombiya'nın orta batısında, Cauca vadisinde yaşayan halkların altın işçiliği daha da eskiye uzanıyor. Arkeologlar bu bölgenin bir dönemine Quimbaya adını veriyor.

Poporo, koka yaprağıyla birlikte çiğnenen kirecin saklandığı kaptı. Kireç, kaba sokulan bir çubukla ağza götürülüyordu. Kap, 1939'da Kolombiya Merkez Bankası tarafından satın alındı. Bankanın altın eserleri eritilmekten kurtarmak için başlattığı bu satın almalar, Altın Müzesi'nin çekirdeğini oluşturdu. Eserleri eritmek yerine korumak için kurulan bir müzenin bir bankaya ait olması, metalin iki değeri arasındaki çekişmenin yirminci yüzyıldaki çözümüydü.

Quimbaya adı, Kolombiya'dan çıkmış bir başka büyük buluntuyla da anılıyor.

Hazine 1890'da, bugünkü Quindío bölgesinde mezar arayan köylülerce bulundu. Kolombiya hükümeti parçaları satın aldı ve 1892'de Madrid'de, Kolomb'un yolculuğunun dört yüzüncü yılı için açılan sergide gösterdi. Ertesi yıl Kolombiya devlet başkanı Carlos Holguín, hazineyi İspanya kraliçe naibine armağan etti. Armağan, İspanyol tacının Kolombiya ile Venezuela arasındaki bir sınır anlaşmazlığında hakemlik yapmasına bir teşekkürdü. Kolombiya'da bu armağan uzun süredir tartışılıyor. 2017'de Kolombiya Anayasa Mahkemesi, hükümetin hazinenin geri getirilmesi için girişimde bulunması gerektiğine hükmetti. İspanyol tarafı ise armağanın yasal biçimde verildiğini öne sürüyor.

Mekanizma — gümüş dağ ve dünyayı dolaşan para

Amerika altınının en ünlü öyküleri fetih yıllarına ait. Gümüşün büyük öyküsü ise fetihten sonra başladı. 1545'te bugünkü Bolivya'nın yüksek yaylasında, olağanüstü zengin bir gümüş yatağı bulundu.

İspanyolca adıyla Cerro Rico'nun eteğinde kısa sürede kalabalık bir kent büyüdü. Madenlerde çalışan emek büyük ölçüde zorla toplandı. Sömürge yönetimi, İnka devletinin dönüşümlü iş yükümlülüğü olan mit'a adını ve biçimini yeniden kullandı. Yayla köylerinden her yıl erkekler madenlere gönderiliyordu. Mit'a İnka'da devlete ve topluluğa karşılık bekleyen bir emek düzeniydi. Sömürge düzeninde ise sağlığı ve yaşamı tüketen bir zorunluluğa dönüştü.

Gümüş, kentteki darphanede sikkeye çevrildi.

Sekiz realler Atlantik'i geçip Avrupa'ya, Pasifik'i geçip Manila üzerinden Çin'e ulaştı. Çin'de tüccarlar sikkelerin ayarını sınamak için üzerlerine kendi küçük damgalarını vurdu. And yaylasından çıkan metal, böylece dünyanın ilk küresel parasından biri oldu.

Gümüşün yolculuğu her zaman tamamlanmadı.

Nuestra Señora de Atocha adlı İspanyol gemisi, 1622'de bir kasırgada Florida açıklarında battı. Batık 1985'te bir hazine avcısı ekibince bulundu. Külçelerin üzerindeki damgalar, her birinin kim tarafından ayarlandığını ve vergisinin ödenip ödenmediğini gösteriyor. Bir İnka tapınak levhası ile bir Atocha külçesi aynı metalden olabilirdi. Levha bir tanrının ve bir hükümdarın varlığını, külçe ise kendi ağırlığını ve ödenen vergiyi taşıyordu.

Potosí'nin dağı, sömürge döneminin resminde de yer aldı.

Resimde dağ ile Meryem'in bedeni tek bir biçimde birleşiyor. Kimi araştırmacılar bu birleşmede And halklarının toprak anaya, Pachamama'ya ve dağlara duyduğu saygının Hristiyan imgenin içinde sürdüğünü görüyor. Başka araştırmacılar bu yorumun resmin kendi kanıtlarını aştığını düşünüyor. Ama resim, maden dağının yalnız bir gümüş deposu olarak görülmediğini, kutsal bir varlık olarak da okunduğunu açıkça gösteriyor.

Mekanizma — hazineden nadireye

Eritilmeyen nesnelerin bir kısmı Avrupa saraylarının koleksiyonlarına girdi. Orada başka bir değer ölçüsüyle karşılaştılar.

Viyana'daki tüy başlık, arşidükün ölümünden sonra hazırlanan envanterde ilk kez görünür. Kaynaklara göre envanter onu Mağribi bir şapka gibi tanımlıyordu. Kabinede nesne, kendi yerinden, adından ve törendeki işlevinden ayrılmıştı. Değeri artık uzaklıktan, nadirlikten ve sahibinin dünyayı dolabında toplayabilmesinden geliyordu. Hazine değerini metalinden, nadire ise tuhaflığından alıyordu.

Danimarkalı hekim Ole Worm'un koleksiyonu bu gravürle ünlendi. Gravür, nadire kabinesinin düzenini gösteriyor. Nesneler malzemeye ve tuhaflığa göre sıralanıyor; geldikleri halk çoğu kez hiç anılmıyor. Amerika'dan gelen bir eşya böyle bir rafta bir balık dişinin yanına konabiliyordu. Bu bakış, bu kursta defalarca karşılaştığımız anonimleştirmenin erken bir biçimiydi.

Mekanizma — tüyle yapılmış bir Hristiyan imgesi

Fetihten sonra amanteca ustaları işlerini bırakmadı. Meksiko'da Fransiskenlerin yerli çocuklar için açtığı San José de los Naturales okulunda tüy işi Hristiyan imgelerine uygulandı.

Yazıta göre pano, Papa III. Paulus için, Tenochtitlan'ın yerli valisi Diego Huanitzin döneminde, Fransisken rahip Pedro de Gante'nin gözetiminde yapıldı. Konu, bir Avrupa baskısından alınmış olmalı. Teknik ise bütünüyle amanteca ustalarının bildiği yöntemdi. Huanitzin, Moctezuma'nın akrabasıydı. Eski soyun bir üyesi, en değerli yerli malzemeyle yeni dinin en yüksek makamına armağan gönderiyordu. Tüy burada hem yerli değerin, hem de yeni düzende yer bulma çabasının taşıyıcısıydı.

Bugün: kimin değeri, kimin nesnesi?

Bu dersteki nesnelerin çoğu bugün yeniden bir değer tartışmasının içinde. Meksika, Viyana'daki tüy başlığı istiyor ve Avusturya tüylerin taşınmaya dayanmayacağını söylüyor. Kolombiya, Madrid'deki Quimbaya hazinesi için yasal bir yol arıyor. Taraflar farklı ölçülere dayanıyor: koruma bilimi, yasal sahiplik, ulusal kimlik, kaynak toplulukların bağı. Bu ölçüler arasında hakemlik yapmak zor. Ama hangi ölçünün konuştuğunu ayırmak, tartışmayı okumanın ilk adımı.

Kalıcı araçlar

Ölçüyü sor. Bir nesneyi kimin ağırlığıyla, kimin parıltısıyla, kimin armağan değeriyle ölçtüğünü ayır.

Erimeyeni izle. Bugün görülen altının hangi koşullarda eritilmekten kurtulduğunu araştır.

Kaydı oku. Bir paylaşım belgesinin ya da envanterin nesneyi hangi bilgiye indirgediğine bak.

Kumaşı unutma. Değer sıralamasında metalin üstünde duran malzemeyi ara.

Rafı sorgula. Bir koleksiyonun nesneyi hangi komşuların arasına koyduğunu ve ondan neyi sildiğini düşün.

Ustayı bul. Avrupa konulu bir eserde yerli tekniğin ve yerli hamisinin izini sür.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Amerika halkları altını Avrupalılar kadar değerli bulmazdı, bu yüzden kolayca verdiler."
Doğrusu

Altın kutsal ve değerliydi; değerini anlamı belirliyordu ve yeşim, tüy ya da kumaş onu geçebiliyordu.

Yaygın yanlış"Fetihten sonra yerli sanat sona erdi."
Doğrusu

Tüy ustaları ve And dokumacıları teknikleriyle yeni imgeler üretmeyi sürdürdü.

Yaygın yanlış"El Dorado bir altın kentiydi."
Doğrusu

Söz, bir göl töreninde altın tozuyla kaplanan başkanı anlatıyordu; kent sonradan Avrupa'da doğdu.

Yaygın yanlış"Düzensiz kenarlı Potosí sikkeleri sahtedir."
Doğrusu

Bu biçim, hızlı kesim ve damgalamanın sonucuydu ve sikkeler dünya ticaretinde güvenle kabul gördü.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Mezoamerika'da yeşim ve tüy, And'da ince kumaş, altının önünde ya da yanında duruyordu. Altın parıltısı ve kutsal bağıyla değerliydi. Avrupa ise altını ve gümüşü ağırlık ve ayarla ölçtü. Cajamarca fidyesi ve Mexica armağanlarının çoğu eritildi. Bugün görülen altının önemli bölümü mezarlardan, göllerden ve dağ sunularından geliyor. Potosí gümüşü dünyayı dolaşan paraya dönüştü. Avrupa kabinelerinde nesneler nadireye dönüştü. Yerli ustalar tüy ve kumaşla Hristiyan imgeler yaptı.

Sonraki derse köprü

Auch'taki panonun yazıtı iki takvimi birden taşıyor: Roma'daki papanın ve Tenochtitlan'daki yerli valinin yılları. Onu yapan ustanın elinde 1521 öncesinden kalan bir teknik vardı, önünde ise yeni bir dinin imgesi. Sanat tarihçileri Amerika'nın geçmişini çoğu kez "Kolomb öncesi" ve "sömürge dönemi" diye iki ayrı rafa ayırdı. Bu panoyu ve onun gibi binlercesini hangi rafa koyacağımız, o çizginin bir kesinti mi, yoksa içinden geçilen bir eşik mi olduğuna bağlı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-315 — Amerika Kıtalarının Yerli Sanatları →

15 bölümden 14. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga