Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Tiwanaku, Titicaca Gölü'nün çevresindeki yükseltilmiş tarlalar ve lama kervanlarıyla beslenen bir tören merkeziydi. Akapana, Kalasasaya ve gömülü tapınak, taş figürler ve kaplarla birlikte şölen ve atalık üzerine kurulu bir düzeni taşıyordu. Bennett monoliti 1933'te La Paz'a taşındı ve 2002'de geri döndü. Wari, Ayacucho'daki başkentten planlı yönetim merkezleri, yollar ve renkli ip kayıtlarıyla bir ağ kurdu. Wari dokumaları ve başlıkları figürü soyutlayan bir dil geliştirdi. İki güç aynı asa tutan figürü paylaştı ve uzun bir kuraklık döneminde dağıldı.
Açılış: La Paz'dan dönen taş adam
Moche beyleri kıyı vadilerinde güçlerini altın kulaklıklarla, kabartmalı kaplarla ve mezarlara gömülen zengin takımlarla gösteriyordu. Aynı yüzyıllarda, And dağlarının yüksek yaylasında başka bir dil konuşuluyordu. Orada iktidar, insan boyunu çok aşan taş figürlerde ve kilometrelerce uzanan yollarda görünür oldu.
1932'de Amerikalı arkeolog Wendell Bennett, Bolivya'daki Tiwanaku kalıntılarında küçük bir avluyu kazarken yerde yatan dev bir taş figüre rastladı. Ertesi yıl figür parçalar hâlinde La Paz'a taşındı. Kentin bir meydanında, trafiğin ortasında yetmiş yıla yakın durdu.
Bolivya'da figüre çoğunlukla Pachamama monoliti deniyor. Pachamama, And halklarının toprak anaya verdiği ad. La Paz'daki yıllar taşa iyi gelmedi. Egzoz dumanı, yağmur ve sıcaklık farkları yüzeydeki ince kazımaları aşındırdı. Tiwanaku köyünün halkı ve Aymara örgütleri figürün yerine dönmesini uzun süre istedi. Figür 2002'de, kalıntıların yanında yapılan müzeye taşındı.
Bu dönüş, dersin bütün sorularını bir arada taşıyor. Figürü La Paz'a götürenler onu ulusun ortak geçmişini gösteren bir anıt olarak görmüştü. Köy için figür, toprağın ve atalarla kurulan bağın bir parçasıydı. Arkeologlar ise onun bir tanrıyı mı, bir atayı mı, yoksa bir hükümdarı mı gösterdiğini hâlâ tartışıyor.
Dersin yolu
Önce Titicaca Gölü'nün çevresindeki yüksek yaylayı ve onu besleyen tarlaları tanıyacağız. Sonra Tiwanaku'nun tören merkezinde dolaşacağız: basamaklı platform, çevrili avlu, gömülü tapınak ve taş figürler. Pumapunku'nun blokları bize taş işçiliğini, içki kapları ise şöleni anlatacak. Ardından kuzeye, Ayacucho vadisine gidip Wari'nin başkentini, yönetim merkezlerini, yollarını ve dokumalarını göreceğiz. İki merkez arasındaki ilişki ve ortak kuraklık dersi kapatıyor.
Sıfır noktası: göl, yayla ve tarla
Titicaca Gölü, bugün Peru ile Bolivya arasında, deniz seviyesinden yaklaşık üç bin sekiz yüz metre yükseklikte uzanır. Çevresindeki düzlüklere altiplano, yani yüksek düzlük deniyor. Burada geceler çoğu mevsim dondurucu, hava ince, güneş sert. Ağaç neredeyse yok. Patates, kinoa ve öteki dağ bitkileri yetişir. Lama ve alpaka sürüleri yün, et ve taşıma gücü sağlar.
Böyle bir yerde büyük bir merkezin ayakta kalması tarımın nasıl yapıldığına bağlıydı. Gölün güney kıyısındaki bataklık düzlüklerde Tiwanaku çiftçileri yükseltilmiş tarlalar kurdu. Aymara dilinde bunlara suka kollus deniyor.
Setlerin arasındaki kanallar gündüz güneşin ısısını depolar, gece bu ısıyı yavaşça bırakır. Böylece don, tarlanın üzerinde daha geç oluşur. Kanallarda biriken çamur ve su bitkileri gübre olarak setlere taşınabilir. 1980'lerde Amerikalı arkeolog Alan Kolata ve Bolivyalı ekip arkadaşları, göl kıyısındaki köylülerle birlikte eski setlerin bir kısmını yeniden işledi. İlk yıllarda verim yüksek çıktı. Sonra çiftçilerin çoğu setleri bıraktı. Bakımları çok emek istiyordu ve devlet desteği sürmedi. Deney, eski sistemin bir teknikten fazlası olduğunu gösterdi. Setler ancak onları her yıl birlikte onaran örgütlü bir toplulukla işliyordu.
Tiwanaku'nun gücü bu topluluklara dayanıyordu. Göl kıyısındaki tarlalar, yüksek otlaklardaki sürüler ve uzak vadilerdeki mısır bahçeleri birbirine lama kervanlarıyla bağlandı. Kervanlar tuz, yün, kurutulmuş et ve obsidyen taşıyıp sıcak vadilerden mısır, biber ve koka getirdi.
Mekanizma — tören merkezi
Tiwanaku kenti, gölün güney kıyısına yakın bir düzlükte yükseldi. Merkezinde, bir hendekle çevrili olduğu düşünülen bir tören alanı vardı. Hendek, kimi araştırmacılara göre merkezi bir ada gibi ayırıyor ve Titicaca'nın kutsal adalarını yeryüzünde yeniden kuruyordu. Bu yorum yaygın, ama kesin değil.
Merkezin en büyük yapısı, basamaklı bir platformdu.
Akapana'nın tepesinde yağmur suyunu toplayan bir avlu vardı. Su, taş kanallardan basamaklar boyunca aşağıya akıyordu. Kimi yorumcular yapının bir dağı, yağmurla beslenen ve suyu vadilere dağıtan bir zirveyi canlandırdığını düşünüyor. Sömürge döneminde hazine arayanlar tepeyi derin biçimde kazdı ve taşlarının bir kısmı köy evlerine ve kiliseye taşındı. Bugün görülen yapı, bu yüzden özgün hâlinin bir kalıntısı.
Akapana'nın kuzeyinde, dikili taşlarla sınırlanmış geniş bir avlu yer alır.
Kalasasaya'nın duvarları 1960'larda Bolivyalı arkeolog Carlos Ponce Sanginés'in yönetiminde yeniden kuruldu. Direklerin arası taşla dolduruldu ve avlu kapalı bir duvarla çevrildi. Bu yeniden kuruluş sonradan eleştirildi. Özgün duvarın nasıl göründüğüne dair kanıt sınırlıydı. Bugün ziyaretçinin gördüğü görüntü, kısmen yirminci yüzyılın bir yorumu.
Avlunun kuzeybatı köşesinde, Güneş Kapısı denen tek parça taş kapı duruyor. Kapının üst kuşağının ortasında iki elinde birer asa tutan bir figür duruyor. İki yanında ona doğru koşan kanatlı yan figürler sıralanır. Kapının bugünkü yerinin özgün yeri olmadığı, oraya sonradan taşındığı düşünülüyor.
Asa tutan figürü araştırmacılar Asa Tanrısı (Staff God) adıyla anıyor. Figürün öne dönük bir yüzü, ışınlar gibi yayılan bir başlığı ve iki yana açılmış kolları var. Bu hâliyle, yüzyıllar önce Chavín'in taşlarında görülen asa taşıyan figürü hatırlatır. Arada uzun bir zaman ve büyük bir mesafe var. Yine de figürün And dağlarında bir biçimden ötekine, bir merkezden ötekine geçen bir iktidar imgesi olduğu kabul görüyor. Adını ve öyküsünü bilmiyoruz. Sömürge döneminde yazıya geçen Viracocha adının bu figüre ait olduğu ileri sürüldü, ama aradaki yüzyıllar böyle bir eşleştirmeyi zorlaştırıyor.
Mekanizma — taştan insanlar
Kalasasaya'nın içinde iki büyük taş figür ayakta duruyor.
Figür 1957'de Ponce Sanginés'in kazısında gün ışığına çıktı ve adını ondan aldı. Elindeki kap, Tiwanaku'nun içki kaplarıyla aynı biçimde. Öbür elindeki nesneyi kimi araştırmacılar bir enfiye tablası olarak yorumluyor. Enfiye tablası, bilinç değiştiren bitki tozlarının hazırlandığı küçük bir tepsiydi. Böyle okunursa figür, şölende içki dağıtan ve törende tozu solumaya hazırlanan biri olarak duruyor.
Figürün yüzeyindeki kazımalar dikkatle bakıldığında bir giysiye benzer. Yaka, kuşak ve eteklik bölgelerinde küçük figürler, kuş ve kedi başları yan yana dizilir. Taş, sanki desenli bir dokuma giymiş bir insanın bedeni gibi oyulmuş. Kimi yorumcular figürlerin tanrılardan çok, belirli soyların taşa dönüştürülmüş atalarını gösterdiğini savunuyor.
Avlunun güneybatı köşesinde ikinci bir figür bulunuyor.
İspanyolca "keşiş" anlamına gelen adı sömürge döneminden kalma. Kumtaşı andezitten daha yumuşak. Bu yüzden Fraile'nin yüzü ve kazımaları Ponce'ninkinden çok daha fazla aşınmış. Malzemenin payı burada açıkça görülüyor. Aynı biçim dili sert taşta keskin kalırken yumuşak taşta siliniyor.
Kalasasaya'nın doğusunda, yerin altına gömülmüş küçük bir avlu daha var.
Başların her biri ayrı bir yüz taşıyor. Kiminin gözleri iri, kiminin ağzı açık, kiminin başında farklı bir başlık var. Kimi araştırmacılar bunların Tiwanaku'ya bağlanan farklı toplulukların atalarını ya da başkanlarını gösterdiğini düşünüyor. Böyle okunursa avlu, birçok soyun bir arada toplandığı bir mekândı. Bennett monoliti de bu avlunun içinde bulunmuştu. Avlunun ortasında bugün başka küçük taş figürler duruyor.
Mekanizma — Pumapunku ve taşın dili
Merkezin güneybatısında, yaklaşık bir kilometre uzakta, Pumapunku adlı ikinci bir tören yapısı yer alıyor. Bugün orada bir platformun kalıntıları ve yere dağılmış yüzlerce taş parçası görülür.
Blokların en çok dikkat çekenleri H biçimli olanlar. Her birinde aynı girinti ve çıkıntılar yineleniyor, sanki bir kalıptan çıkmış gibi. Bu benzerlik, ustaların ölçü şablonlarıyla çalıştığını düşündürüyor. Bloklar, birbirine harçsız ve sıkı biçimde oturacak şekilde kesilmişti.
Taşları birbirine bağlayan bir ayrıntı daha var. Blokların kenarlarına açılan I biçimli yuvalara metal kenetler yerleştirildi. Malzeme bilimci Heather Lechtman'ın incelemesine göre Pumapunku'daki kimi kenetler bakır, arsenik ve nikel içeren bir alaşımdan yapılmıştı. Metalin eritilip doğrudan taşın yuvasına döküldüğü de ileri sürüldü. Böylece iki taş, sanki tek bir parçaymış gibi birbirine kilitleniyordu. Yaylanın sık depremlerinde bu yöntemin bir işe yarayıp yaramadığı tartışılıyor.
Pumapunku, internette Tiwanaku'dan çok daha ünlü. Keskin köşeleri ve yinelenen oyukları, taşları dünya dışı varlıkların kestiğini iddia eden kitaplara ve belgesellere malzeme oldu. Bu iddialar, taşı işleyenlerin elinden çıkan kanıtları görmezden geliyor. Kalıntılarda yarım kalmış bloklar, taş çekiçler ve bitirilmemiş yüzeyler var. Andezit, gölün karşı kıyısındaki taş ocaklarından getirildi. Ustalar sert taşı daha sert taşlarla dövüp kum ve suyla aşındırarak düzleştirdi. Yapıyı kuranlar yaylanın kendi halklarıydı.
Mekanizma — kap, şölen ve koloni
Tiwanaku'nun gücü yalnız taşta görünmüyordu. Kazılarda en sık bulunan nesnelerden biri, ağzı genişleyen bir içki kabı.
Kero, Ponce monolitinin elinde tuttuğu kapla aynı biçimde. İçinde mısırdan yapılan, chicha adlı mayalı bir içki içiliyordu. Şölenlerde ev sahibi konuklarına içki dağıtır, konuklar da onun karşılığında tarlalarda ya da yapı işlerinde çalışırdı. Kero, bu karşılıklılığın ortasında duran bir nesneydi. Kaplar Tiwanaku'dan çok uzaklarda, Peru'nun güney kıyısında ve bugünkü Şili'nin çöl vahalarında da bulundu.
Kerolar kadar dikkat çeken bir başka kap, hayvan başlı buhurdanlardı.
Bu kaplarda bitkiler ve reçineler yakılıyordu. Puma, And halklarının imgelerinde gücün ve yeryüzünün varlıklarından biri. Kondor gökyüzünü, puma toprağı temsil ediyordu diye özetlemek kolay, ama bu tür ayrımları kesinlikle doğrulayan bir yazılı kaynak yok.
Tiwanaku, uzak vadilere kendi insanlarını yerleştirdi. Peru'nun güneyindeki Moquegua vadisi bunların en iyi bilinenlerinden biri.
Arkeolog Paul Goldstein'ın kazıları, Omo'da yaşayanların yayladan gelen insanlar olduğunu gösterdi. Evleri, kapları ve mezarları Tiwanaku'dakilerle aynı biçimdeydi. Burada sıcak vadide mısır yetiştiriyor, yaylaya gönderiyorlardı. Böyle bir koloni, merkezin yaylada yetişmeyen ürünlere ulaşmasının yoluydu. Tapınağın planı da yaylanın tören merkezini küçük ölçekte yineliyordu. Koloni, kendini evden uzakta da aynı mekânlarla tanımlıyordu.
Mekanizma — Wari'nin başkenti
Tiwanaku'nun kuzeybatısında, Peru'nun orta yaylasındaki Ayacucho vadisinde, aynı yüzyıllarda ikinci bir güç büyüdü. Başkentinin adı Huari, kültürün adı ise çoğunlukla Wari olarak yazılıyor.
Huari, bir tören merkezinden çok, sıkışık bir kentti. Yüksek taş duvarlarla çevrili dörtgen bölmeler, dar sokaklar ve avlular birbirine eklendi. Kentin içinde Wari'ye özgü bir tapınak biçimi göze çarpıyor.
D biçimli tapınaklar Wari'nin işaretlerinden biri sayılıyor. Aynı plan, başkentten yüzlerce kilometre uzaktaki Wari yerleşimlerinde de karşımıza çıkıyor. Tapınağın nişlerinde atalara ait nesnelerin ya da kutsal eşyaların durduğu düşünülüyor. Başkentin bir başka bölümünde, yeraltına oyulmuş taş odalar ve galeriler, soylu ölülerin gömüldüğü mezarlar olarak yorumlandı.
Huari'nin yakınındaki Conchopata'da kazıcılar, kasıtla kırılmış dev kaplarla karşılaştı.
Küplerin yüzeyindeki asa tutan figür, Tiwanaku'daki taş kapının ortasındaki figürle şaşırtıcı biçimde benzeşiyor. Yan figürler de oradakiler gibi koşar adım ona yöneliyor. Bu benzerlik, iki merkezin birbirinden habersiz olmadığını gösteriyor. Küpler bir törende kırılıp gömülmüştü. Bir nesneyi kırarak gömmek, onun gücünü dünyadan çekmenin ya da bir sunu olarak vermenin yoluydu.
Mekanizma — sıkıştırılmış desen ve düğümlü ip
Wari'nin en çok tanınan eserleri, ince yün ve pamuktan dokunan giysiler. Wari tuniklerinde, yan figürlerin başları, gözleri ve asaları dar dikey şeritlere yerleştirilir. Dokumacı bu figürleri kimi şeritte sıkıştırır, kimi şeritte genişletir, kimi şeritte ters çevirir. Sanat tarihçisi Rebecca Stone-Miller gibi araştırmacılar, figürün tanınmayacak ölçüde soyutlandığı bu düzeni Wari görsel dilinin ayırt edici yanı olarak gördü. Desen, okunmaktan çok tanınmak için yapılmış gibi. Bir tuniği uzaktan gören, giyenin hangi düzene ait olduğunu anlıyordu.
Aynı dil başlıklarda da sürdü.
Şapkalar düğümlü ilmeklerle yapıldı ve yüzeyleri kadife gibi yumuşak. Desen burada da kareler hâlinde bölünmüş, figürler basamaklı geometrik biçimlere indirgenmiş. Başlık, giyenin rütbesini ve bağlılığını uzaktan belli eden bir işaretti.
Wari'nin yönetim aracı ise bir başka iplik işiydi.
Düğümlü ip kayıtları İnka döneminden iyi bilinir. Wari örnekleri ise ondan yüzyıllarca önceye tarihleniyor ve farklı bir yapı taşıyor. Wari iplerinde bilgi, düğümlerden çok renkli sarmaların sırasında saklanıyor gibi görünüyor. Bu kayıtların ne söylediği okunamıyor. Yine de Wari'nin malları, insanları ve görevleri bir kayıt sistemiyle izlediğini düşündürüyorlar.
Mekanizma — yönetim merkezleri ve yollar
Wari, başkentten uzak vadilere düzenli planlı yerleşimler kurdu. En büyüğü Cusco'nun yakınında bulunuyor.
Odaların bir kısmı depo, bir kısmı asker ya da işçi konutu, bir kısmı tören salonu olarak yorumlandı. Kazıları yöneten Gordon McEwan'ın çalışmaları, yapının bazı bölümlerinin hiç bitirilmediğini gösterdi. Plan, sanki önceden bir masada çizilip araziye uygulanmış gibi düzgün. Böyle bir düzen, bir merkezin uzaktaki bir vadiye kendi biçimini dayatabildiğini gösteriyor.
Pikillacta'da yirminci yüzyılın başlarında küçük figürlerden oluşan bir buluntu ortaya çıktı.
Figürlerin giysileri ve başlıkları, Wari dokumalarındaki desenleri minyatür ölçekte tekrarlıyor. Her biri ayrı bir kişiyi ya da rütbeyi gösteriyor olabilir. Bir arada gömülmüş olmaları, bir topluluğun ya da bir yönetim kadrosunun taşa dönüştürülmüş bir temsili olabileceğini düşündürdü.
Kuzeyde, Huamachuco yakınında, aynı düzende bir merkez daha var.
Viracochapampa da büyük ölçüde bitirilmemiş görünüyor. Bu, Wari'nin her vadide kalıcı bir yönetim kurmayı başaramadığını gösterebilir. Merkezler bir yol ağıyla birbirine bağlandı. Bu yolların bir kısmı, yüzyıllar sonra İnka'nın kendi yol ağına katıldı. Yol boylarındaki depolar ve konaklama yerleri, sonraki imparatorluğun yönetim düzeninin erken bir örneğini sunuyor.
Mekanizma — iki güç bir dağda
Peru'nun güneyindeki Moquegua vadisinde Wari ve Tiwanaku birbirine çok yaklaştı. Tiwanaku kolonileri vadinin aşağısındaydı. Wari ise vadinin yukarısında, sarp bir tepeye yerleşti.
Ryan Williams ve Donna Nash'in yönettiği kazılar, tepede büyük ölçekli chicha yapıldığını gösterdi. Burada şölenler veriliyordu. Kimi araştırmacılara göre aşağıdaki Tiwanaku kolonilerinden gelen konuklar da bu şölenlerde ağırlanıyordu. Tepe sonunda terk edildi. Terk edilmeden önce son bir şölen verildiği, kapların kırıldığı ve yapıların yakıldığı düşünülüyor. İki güç burada, bilinen bir savaşın izi olmadan, uzun süre komşu olarak yaşamış görünüyor.
Kuzey kıyısında, Wari'nin soylu ölülerine ait bir mezar daha bu ilişkinin sınırlarını genişletti.
2012'de Polonyalı ve Perulu arkeologların ortak ekibi bu mezarı hiç yağmalanmamış hâlde buldu. Mezar, Wari'nin kıyıda da soylular aracılığıyla güç kurduğunu ve bu soylular arasında kadınların önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Kadınların yanındaki dokuma aletleri, Wari'nin dokuma emeğine verdiği değeri de hatırlatıyor.
Doğuda, yayladan Amazon ormanına inen yamaçlarda bir mezar daha Wari'nin erişimini genişletti.
Mezarın bulunuşu 2011'de Perulu arkeolog Javier Fonseca'nın ekibince duyuruldu. Gömülen kişi basında Wari Beyi adıyla anıldı. Wari'nin ormanın eşiğine kadar ulaştığını gösteriyor. Bu bölge, yüzyıllar sonra İnka'nın son sığınağı olacaktı.
Karşılaştırma: ikiz mi, rakip mi?
Tiwanaku ile Wari aynı asa tutan figürü, aynı kanatlı yan figürleri, aynı şölen kaplarını paylaştı. Kimi araştırmacılar onları tek bir dinî düzenin iki kolu, ikiz merkezler olarak görüyor. Kimi araştırmacılar ise iki ayrı ve rekabet eden güç olduğunu savunuyor. Kanıt iki yöne de işaret ediyor. Tiwanaku taşta, bir tören merkezinin gücünde ve uzak kolonilerde görünür oldu. Wari ise planlı yönetim merkezlerinde, yollarda ve kayıtlarda.
İki güç on ve on birinci yüzyıllarda dağıldı. And buzullarından alınan buz çekirdekleri, bu yüzyıllarda uzun bir kuraklık dönemine işaret ediyor. Kuraklık, yükseltilmiş tarlaları ve vadilerdeki bahçeleri zor durumda bırakmış olabilir. Ama tek bir nedenle açıklamak zor. İç çekişmeler, uzak kolonilerin bağlılığını yitirmesi ve şölen ağlarının çöküşü de rol oynamış olmalı.
Kalıcı araçlar
Tarlayı sor. Bir tören merkezinin arkasında hangi tarım sisteminin ve hangi emeğin durduğunu araştır.
Malzemeyi ayır. Aynı biçim dilinin sert ve yumuşak taşta nasıl farklı korunduğuna bak.
Yeniden kuruluşu bul. Bir kalıntıda hangi duvarın özgün, hangisinin yirminci yüzyıla ait olduğunu sor.
Kabı izle. Bir içki kabının hangi şölenlerde, hangi karşılıklılık ilişkilerinde dolaştığını düşün.
Planı oku. Izgara düzende kurulmuş bir yerleşimin uzaktan dayatılmış bir düzeni gösterip göstermediğine bak.
Kaydı ara. Okunamayan bir düğümlü ipin bile bir yönetim sistemine işaret edebileceğini hatırla.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Pumapunku'nun taşlarını dünya dışı varlıklar kesti."
Bloklar taş çekiç, kum ve suyla işlendi; kalıntılarda yarım kalmış bloklar ve taş ocakları var.
Yaygın yanlış"Düğümlü ip kayıtları İnka icadıdır."
Wari, renkli sarmalı kendi ip kayıtlarını yüzyıllarca önce kullanıyordu.
Yaygın yanlış"Tiwanaku ve Wari tek bir imparatorluktu."
İki merkez ortak imgeleri paylaştı, ama ayrı başkentlerden yönetildi ve ilişkilerinin niteliği hâlâ tartışılıyor.
Yaygın yanlış"Kalasasaya bugün özgün hâliyle görülüyor."
Duvarları yirminci yüzyılda kısmen yeniden kuruldu.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Tiwanaku, Titicaca Gölü'nün çevresindeki yükseltilmiş tarlalar ve lama kervanlarıyla beslenen bir tören merkeziydi. Akapana, Kalasasaya ve gömülü tapınak, taş figürler ve kaplarla birlikte şölen ve atalık üzerine kurulu bir düzeni taşıyordu. Bennett monoliti 1933'te La Paz'a taşındı ve 2002'de geri döndü. Wari, Ayacucho'daki başkentten planlı yönetim merkezleri, yollar ve renkli ip kayıtlarıyla bir ağ kurdu. Wari dokumaları ve başlıkları figürü soyutlayan bir dil geliştirdi. İki güç aynı asa tutan figürü paylaştı ve uzun bir kuraklık döneminde dağıldı.
Sonraki derse köprü
Pikillacta'dan Cusco kentine bir günlük yürüyüşle varılır. Wari'nin bıraktığı yollar ve depolar, yüzyıllar sonra orada büyüyen bir devletin eline geçti. İnka ustaları taşları harçsız ve birbirine kusursuz oturacak biçimde yonttu; yolları dağdan kıyıya uzattı ve düğümlü iplere kendi kayıtlarını işledi. İnka hükümdarları kendi kökenlerini de Titicaca Gölü'ne ve Tiwanaku'nun yıkık taşlarına bağlayan bir öykü anlattı.