Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Peru'nun güney kıyısında çöl, kumaşı, saçı ve tüyü iki bin yıldan uzun süre korudu. Tello ve Mejía Xesspe 1920'lerde Paracas mezarlarını kazdı ve Wari Kayan'da dört yüzü aşkın demet buldu. Paracas mantoları deve türü yününden işlenen, renkleri kurallı biçimde yer değiştiren figürler taşır. Nazca, pişirme öncesi boyanan kapları, trofe başları, Cahuachi tören merkezi ve puquiolarıyla bu mirası sürdürdü. Pampadaki figürler koyu taşlar kaldırılarak yapıldı. Takvim, yürüyüş ve su yorumları tartışılıyor, uzaylı tezi ise yerli emeği yok sayan bir kalıbı tekrarlıyor. Otoyol, ayak izleri ve yeni bulunan figürler, bu yüzeyin hem kırılgan hem hâlâ keşfedilmekte olduğunu gösteriyor.
Açılış: Lima'da açılan bir demet
Chavín'in kedigil dişli, yılan saçlı varlıkları dağlardaki tören merkezinde taşa oyuldu. Aynı imgeler, milattan önceki birinci binyılın ikinci yarısında, kıyıya inen yollar boyunca başka malzemelere geçti. Peru'nun güney kıyısında bu imgeler pamuk ve yüne boyanıp işlendi. Orada yağmur neredeyse hiç yağmaz ve kumun içine gömülen kumaş iki bin yıldan uzun süre renklerini koruyabilir.
1927'de Perulu arkeolog Julio C. Tello ve yardımcısı Toribio Mejía Xesspe, Paracas yarımadasında bir mezarlık buldu. Kumun altında, sıkışık biçimde dizilmiş dört yüzü aşkın mumya demeti vardı. Demetlerin çoğu Lima'ya taşındı. Birçoğu onlarca yıl açılmadan müze depolarında bekledi, bir kısmı bugün de açılmadı.
Bir demet açıldığında, konservatörler önce dıştaki kaba pamuk sargıyı çözer. Altından katlanmış mantolar, işlemeli kuşaklar, başlıklar, yelpazeler ve yiyecek dolu küçük kaplar çıkar. En içte, dizlerini göğsüne çekmiş, oturur biçimde bağlanmış bir beden durur. Kimi demette onlarca kumaş katı vardır. Kimi mantonun hiç giyilmeden mezara konduğu, kenarlarında kullanım izi olmamasından anlaşılır.
Böyle bir demet açılırken bir arşiv gibi okunur. Her kat bir kararı, her kumaş bir işçiliği, her figür bir anlatının parçasını taşır. Bu ders, kumaşı çölde koruyan iklimin, aynı çölün yüzüne çizilen dev figürleri de nasıl koruduğunu ve onların nasıl yanlış okunduğunu izliyor.
Dersin yolu
Önce güney kıyısının coğrafyasını ve onu yaşanır kılan suyu tanıyacağız. Sonra Paracas mezarlarına, işlemeli kumaşların tekniğine ve imgelerine geçip kafatası biçimlendirme geleneğine bakacağız. Ardından Nazca döneminin seramiğine, tören merkezine ve yeraltı su kanallarına uzanacağız. Çölün yüzündeki figürlerin nasıl yapıldığını, kimlerin onları kayda geçirdiğini ve hangi yorumların hangi kanıta dayandığını tartacağız. Son bölümde bu figürleri tehdit eden yolları, ayak izlerini ve yapay zekâyla bulunan yeni figürleri ele alacağız.
Sıfır noktası: kumun ve suyun kıyısı
Peru'nun Pasifik kıyısı, dünyanın en kurak şeritlerinden biri. Denizin soğuk akıntısı havayı serinletir ve yağmur bulutlarının oluşmasını engeller. Kıyıdan içeri doğru And dağlarından inen ırmaklar, kumun ortasında yeşil vadiler açar. Kimi ırmak yılın büyük bölümünde kurudur, suyu yalnız dağlardaki yağmur mevsiminde gelir.
Paracas yarımadası, Pisco kentinin güneyinde denize uzanan çıplak, rüzgârlı bir kara parçası. Burada yerleşim, denizin bol balığı ve kabuklu hayvanlarıyla beslendi. Biraz daha güneyde ve içeride Ica, Nazca ve Palpa vadileri yer alıyor. Paracas adı arkeologların bu bölgedeki milattan önceki yüzyıllara verdiği addır. Nazca adı ise kabaca milattan sonraki ilk altı yüzyıla verilir. İki kültür birbirini izler ve aralarındaki geçiş ani olmadı; bazı dokuma ve seramik gelenekleri bir dönemden ötekine kesintisiz aktı.
Çölün iki yüzü var. Bir yüzü yaşamı zorlaştırır: su kıttır, gölge azdır, rüzgâr kumu taşır. Öbür yüzü bulunanı korur. Organik malzemenin çürümesi için nem gerekir ve bu kıyıda nem çok azdır. Pamuk, yün, tüy, ahşap, saç ve deri burada başka iklimlerde kaybolacak kadar uzun süre dayanabildi. Aynı kuraklık, çölün yüzüne çizilen izlerin de yağmurla silinmeden kalmasını sağladı.
Mekanizma — Paracas mezarları
Tello güney kıyısının tarihini kumun içinden, kazı çukurundan yazmak istiyordu. Huarochirí'nin dağ köylerinde Ketçuaca konuşarak büyümüştü ve And uygarlıklarının yerli kökenini savunan ilk Perulu arkeologlardan biriydi. Chavín'deki kazılarından birkaç yıl sonra, 1925'te yarımadada ilk mezar grubunu buldu.
Bu mezarlarda bir odaya birden çok kişi konmuştu. Kafataslarının bir kısmında, cerrahi bir müdahaleyi gösteren delikler vardı ve kimi deliklerin kenarında kemiğin iyileştiği görülüyordu. Odaların içinden çıkan kaplar, Paracas'ın erken seramik dilini tanımamızı sağladı.
Bu kapların boyası pişirmeden sonra sürüldü. Çömlekçi önce kabı pişirir, kazınmış çizgilerin arasını bitkisel reçineyle karıştırılmış boyalarla doldururdu. Bu yüzden renkler parlaktır, ama kolayca dökülür. Kimi kabın üzerindeki kedigil yüzü ve kıvrık dişler, Chavín'in imge dünyasıyla akrabadır. Yarımadanın yakınında, Karwa denilen bir yerde bulunan boyalı pamuk kumaşlar, aynı imgelerin kıyıya kumaş üzerinde de taşındığını gösteriyor.
İki yıl sonra Tello ve Mejía Xesspe, yarımadanın başka bir yamacında çok daha büyük bir mezarlık buldu.
Mezarlık, Ketçuaca kökenli Wari Kayan adıyla anılıyor. Demetler büyüklükleriyle birbirinden ayrılıyordu. Kemikleri inceleyen araştırmacılara göre en büyüklerin çoğu yaşlı erkeklere aitti ve en fazla sayıda işlemeli mantoyu da onlar taşıyordu. Bu fark, mezarın bir toplumsal sıralamayı yansıttığını düşündürüyor. Kumaşların bir bölümünün yıllarca, belki birkaç kişinin ömrü boyunca hazırlandığı da tahmin ediliyor.
Mekanizma — iğneyle yazılan figürler
Wari Kayan mantolarının çoğu iki katmanlı bir işin ürünü. Zemin, düz dokunmuş bir pamuk ya da yün kumaştır. Figürler bu zeminin üzerine, deve türü hayvanların boyanmış yününden iğneyle işlendi. And'ın deve türleri, yani lama, alpaka ve yabani akrabaları, dağlarda yaşıyordu. Yünlerinin kıyıya ulaşması, dağ ile kıyı arasında düzenli bir alışveriş olduğunu gösteriyor.
İşlemede en sık kullanılan teknik, dikişlerin birbirini kısmen örttüğü sap işi denen bir dikişti. Bu dikişle kenar çizgileri ince, iç yüzeyler yoğun bir renk alanı olarak doldurulabiliyordu. Araştırmacılar Paracas işlerinde iki ana üslup ayırıyor. Erken üslupta figürler doğrusal ve geometrik bir ağın içine gömülür. Sonraki üslupta her figür, kendi rengini taşıyan geniş bloklar hâlinde zeminden ayrılır. İkinci üslupta aynı figür bir mantonun üzerinde onlarca kez tekrar eder, ama renkleri bir dizi kuralla yer değiştirir.
Figürlerin en çok tartışılanı, uçar gibi görünen insan biçimli varlıklar. Bedenleri yatay ya da geriye doğru bükük durur, saçları dalgalanır, ellerinde bıçak, asa ya da kesik bir baş tutarlar. Kimi araştırmacılar onları bir ritüel sırasında kendinden geçen dansçılar ya da şamanlar olarak okuyor. Kimileri bunları ölünün ata katına geçişi olarak yorumluyor. Başka bir figür, iri yuvarlak gözleri ve ağzından çıkan şeritlerle Gözlü Varlık (Oculate Being) adıyla anılır. Bu varlık Paracas'tan Nazca'ya uzanan bir süreklilik içinde değişerek yaşadı.
Renk bu kumaşlarda bir bilgi taşıyıcısıydı. Kırmızılar, sarılar, maviler, yeşiller ve kahverengiler, bitkilerden ve kimi böceklerden elde edilen boyalarla yünlere verildi. Amerikalı araştırmacı Anne Paul, kimi demetlerin mantolarını yıllarca inceledi ve renklerin kurallı bir düzenle yer değiştirdiğini ortaya koydu. Bu düzenlerin ne anlama geldiği tam olarak çözülemedi. Yine de rastgele olmadıkları açık.
Paracas kumaşlarının en ünlülerinden biri, çölden çok uzakta bir müzede duruyor.
Bu kumaşın kenarındaki figürler birbirinden farklı. Kimi bitki taşıyor, kimi bir hayvan kılığında, kimi kesik bir başla görünüyor. Bir kenar dizisi, bir toplumun tören kadrosunu ya da mitolojik varlıklarını sıralayan bir galeri gibi okunabilir. Kumaşın Peru'dan hangi yolla çıktığı ve kimin elinden geçtiği, bugün müzelerin sordukları sorular arasında.
Kimi kumaşlar için bu soru bir geri dönüşle sonuçlandı. Yirminci yüzyılın ilk yarısında bir İsveçli diplomat, Peru'dan çok sayıda Paracas kumaşını gizlice ülkesine götürdü. Kumaşlar sonunda Göteborg'daki bir müzeye ulaştı.
Peru bu kumaşları uzun yıllar geri istedi. İsveç hükümeti 2014'te onları aşamalı olarak geri vermeyi kabul etti ve kumaşlar partiler hâlinde gönderildi. Her parti, yolculuğa dayanacak biçimde paketlenip uzmanların gözetiminde taşınmak zorundaydı. Çöl kumaşı yüzyıllarca sakladı; nemli bir depoda ise yalnız birkaç yıl içinde zarar görebilir.
Mekanizma — biçimlendirilen baş
Paracas mezarlarının kemikleri, kumaşlar kadar dikkat çekici bir uygulamayı da gösteriyor.
Bu biçim, bebeklik döneminde kafatası kemikleri henüz yumuşakken başa sıkıca bağlanan bantlar ve tahtalarla verildi. Kemik büyürken bağın yönünü izledi. Uygulama And bölgesinde ve dünyanın başka birçok yerinde biliniyor. Paracas'ta başın biçimi muhtemelen bir topluluğa ya da soy hattına aitliği, belki bir toplumsal konumu gösteriyordu. Bir kişinin kim olduğu, kumaşında olduğu kadar kafasının biçiminde de görünür kılınmıştı.
Bu kafatasları yirmi birinci yüzyılda başka bir hikâyenin malzemesi oldu. Kimi çevrimiçi yayınlar ve özel bir müze, onların insan dışı varlıklara ait olduğunu ileri sürdü. Kanıt olarak sunulan genetik sonuçlar bilimsel dergilerde yayımlanmadı ve bağımsız biçimde doğrulanmadı. Biyolojik antropologlar, bu kafataslarının boyutlarının ve kemik yapısının insan kafataslarıyla tutarlı olduğunu söylüyor. Biçimlendirmenin izleri, bağın uygulandığı yerlerde kemik üzerinde görülebiliyor.
Mekanizma — yamaca çizilen ilk figürler
Paracas topluluğu yalnız kumaş işlemedi. Yamaçlara ve düzlüklere de figürler çizdi. Güney kıyısının çizgi geleneği, Nazca'dan önce başladı.
Alman ve Perulu arkeologların ortak bir projesi bu figürleri kayda geçirdi ve yanlarındaki yerleşimleri kazdı. Figürlerin bir kısmı, Paracas kumaşlarındaki ve seramiklerindeki varlıklara benziyor. Ardından gelen Nazca döneminde figürlerin yamaçtan düzlüğe, yani bakanın yanından yürüyüşçünün ayağının altına indiği düşünülüyor.
Yarımadanın kuzey yamacında, denize bakan başka bir çizim duruyor.
Bu figürün ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Yakınından toplanan çanak çömlek parçaları Paracas dönemine işaret ediyor. Başka yorumlar onu çok daha sonraki yüzyıllara, hatta denizcilerin yön bulma işaretlerine bağlıyor. Yaşını kanıtlayacak bir buluntu çıkmadıkça figür birkaç olası tarih arasında asılı kalıyor. Bir çizimin yaşı, yanındaki kırık bir kap parçasına bağlı olabiliyor.
Mekanizma — Nazca'nın kapları ve başları
Milattan sonraki ilk yüzyıllarda güney kıyısının seramiği değişti. Nazca çömlekçileri renkleri artık pişirmeden önce, sıvı kil boyalarla sürdü. Böylece renkler fırında kabın yüzeyine kaynaştı ve dökülmedi. Tek bir kap üzerinde pek çok farklı ton kullanılabildi.
Bu tür kaplarda deniz canlıları, kuşlar, bitkiler ve mitolojik varlıklar birlikte görünür. Katil balina, denizin en güçlü avcısı olarak kesik başla birlikte çizilir. Zamanla figürler karmaşıklaştı, uzantılar ve şeritler bütün yüzeyi kapladı. Kapların bir kısmı mezarlara kondu, bir kısmı törenlerde kırıldı.
Kaplardaki kesik başlar bir hayal ürünü olarak kalmadı. Mezarlardan gerçek başlar da çıktı.
Bu başların kimlere ait olduğu tartışılıyor. Bir görüşe göre savaşta öldürülen düşmanlardan alındılar. Başka bir görüş, onların topluluğun kendi ölülerinden hazırlandığını ve bereket törenlerinde kullanıldığını öne sürüyor. Kimi başların toplu hâlde, düzenli biçimde gömülmesi bir tören bağlamına işaret ediyor. Kemiklerin kimyasal analizleri, başların bir kısmının yerel halktan geldiğini düşündürüyor.
Mekanizma — tören merkezi ve yeraltı suyu
Nazca'nın en büyük yapı topluluğu, Nazca ırmağının güney kıyısında yükseliyor.
İtalyan arkeolog Giuseppe Orefici burada uzun yıllar kazı yaptı. Amerikalı arkeolog Helaine Silverman ise alanın kalabalık bir kent olmadığını öne sürdü. Kalıcı nüfus azdı. Belirli zamanlarda vadilerden gelen topluluklar burada toplanıyordu. Şölen veriyor, kap kırıyor ve sunu bırakıyorlardı. Bazı çizgilerin Cahuachi'ye doğru uzanması, merkez ile çöl yüzeyi arasında bir bağ kurulmuş olabileceğini gösteriyor. Merkez, ilk yüzyılların sonunda büyük ölçüde terk edildi.
Kurak bir vadide böyle toplantıları besleyen tarım, yeraltındaki suya dayanıyordu.
Puquiolar, ırmak yatağının altındaki suyu yatay galerilerle toplayıp tarlalara taşır. Sarmal ağızlar, galeriye hava ve temizlik için inmeyi sağlar. Kimi araştırmacılar bu sistemi Nazca dönemine tarihlendiriyor. Başkaları, bir kısmının İspanyol fethinden sonra yapıldığını ileri sürüyor. Tarih tartışmalı kalsa da, bugün çiftçiler hâlâ bu kanallardan su alıyor ve onları her yıl birlikte temizliyor.
Mekanizma — taşı kaldırarak çizmek
Nazca ile Palpa arasındaki düz yüksek düzlüklere pampa denir. Pampanın yüzeyi, demir ve mangan oksitleriyle koyulaşmış küçük taşlarla kaplıdır. Bu taşların altında daha açık renkli bir toprak vardır. Çizgi yapmak için yüzeydeki koyu taşlar kaldırılıp kenarlara yığıldı. Açığa çıkan açık zemin, koyu çevrenin içinde bir iz olarak kaldı.
Pampada yüzlerce düz çizgi, geniş yamuklar, sarmallar ve birkaç düzine hayvan ve bitki figürü bulunuyor. Figürlerin çoğu, kendi üzerinden geçmeyen tek ve kesintisiz bir çizgiyle çizildi. Bir kişi bir figürün çizgisini başından sonuna yürüyebilir. 1994'te Nazca ve Palpa'nın çizgileri UNESCO Dünya Mirası listesine alındı.
Maymunun yurdu, dağların doğusundaki ormanlardır. Aynı figür Nazca kaplarında da görülüyor. Pampadaki hayvanlar arasında bu tür uzak yerlerin canlılarının bulunması, Nazca'nın imge dünyasının dağlarla ve ormanla bağlantılı olduğunu düşündürüyor.
Bu figürler yerden bütün olarak görülemez. Bu yüzden onları yapanların havadan bakmış olması gerektiği düşüncesi yaygınlaştı. Oysa bir figürü büyütmek için havadan bakmak gerekmez. Küçük bir çizim, ip ve kazıklarla parça parça yere aktarılabilir. Amerikalı araştırmacı Joe Nickell, 1980'lerin başında küçük bir ekiple ve basit araçlarla dev bir kuş figürünü bu yolla yeniden çizdi.
Pampanın kenarındaki bir tepe yamacında, öbür figürlerden farklı bir çizim duruyor.
Bu figüre astronot adını, onu bir uzay giysisine benzeten ziyaretçiler verdi. İri gözler ve yuvarlak baş, Paracas kumaşlarındaki ve Palpa yamaçlarındaki varlıklarla daha kolay karşılaştırılabilir.
Mekanizma — çizgileri kim okudu
Çizgileri ilk kayda geçirenlerden biri Mejía Xesspe oldu. 1920'lerin sonunda onları fark etti ve kutsal yollar olarak yorumladı. 1941'de Amerikalı tarihçi Paul Kosok, bir çizginin üzerinde dururken güneşin kış gündönümünde tam onun ucunda battığını gördü. Pampayı bir takvim olarak okuma fikri bu gözlemden doğdu.
Kosok'un yanında çalışmaya başlayan Alman matematikçi Maria Reiche, ömrünün geri kalanını pampaya verdi. Çizgileri ölçtü, haritaladı, süpürdü ve onları yollardan ve tarladan korumak için yıllarca uğraştı.
Reiche'nin takvim yorumu sonraki ölçümlerle sınandı. Çizgilerin yönlerinin büyük bölümünün belirli gök olaylarına denk gelmediği görüldü. Bugün çoğu araştırmacı birkaç yorumu birlikte tartıyor. Amerikalı astronom Anthony Aveni ve ekibi, çizgilerin pampada belirli merkezlerden ışın gibi dağıldığını, üzerlerinde yürünmek için yapıldığını savundu. Antropolog Johan Reinhard, çizgileri dağlara ve suya yönelik ritüellerle ilişkilendirdi. Çizgilerin üzerinde kırık kaplar bulunması, burada yürüyen toplulukların sunu bıraktığını düşündürüyor. Kurak bir vadide en büyük kaygı suydu. Ritüellerin merkezinde de büyük olasılıkla o duruyordu.
1968'de İsviçreli yazar Erich von Däniken, pampanın uzaylıların iniş pisti olduğunu öne süren bir kitap yayımladı. Kitap çok sattı ve çizgileri dünyaca ünlü yaptı. Bu tez kanıta dayanmıyordu. Figürlerin yapım tekniği açıklanabiliyordu ve imgeleri, onları yapan toplumun kaplarında ve kumaşlarında zaten vardı. Tezin altındaki varsayım daha eski bir kalıbı tekrarlıyordu. Bir anıtı yapan yerli toplumun yeteneği yok sayılıyor, eser dışarıdan gelen birine veriliyordu. Aynı kalıp Afrika'da taş kentler için, Kuzey Amerika'da höyükler için de kuruldu. Her seferinde anıtı yapanların torunları hâlâ oradaydı.
Mekanizma — yollar, ayak izleri ve yeni figürler
Pampanın kuraklığı çizgileri korur, ama bir izi silmek de çok zordur. Yere basan bir ayak ya da geçen bir tekerlek, koyu taş tabakasını kalıcı olarak bozar.
Otoyol yirminci yüzyılın ortasında, çizgiler henüz yaygın olarak tanınmadan pampanın ortasından geçirildi. Yolun kenarına sonradan bir gözlem kulesi dikildi. Ziyaretçiler figürleri oradan, yerden biraz yukarıdan görebiliyor.
Aralık 2014'te Lima'da bir iklim konferansı sürerken, Greenpeace eylemcileri Sinekkuşu figürünün yanına kumaş harflerle bir mesaj yerleştirdi. Girişin yasak olduğu alanda bıraktıkları ayak izleri yüzeyde kaldı. Örgüt sonradan özür diledi ve Peru makamları yasal süreç başlattı. Olay, çizgilerin bir manzara olmanın ötesinde kırılgan bir yüzey olduğunu herkese gösterdi.
Tehdit eden aynı ilgi, yeni figürlerin bulunmasını da sağladı. 2020'de gözlem noktalarından birinde yapılan bakım çalışması sırasında, yamaçta silinmeye yüz tutmuş bir figür ortaya çıktı.
Japonya'daki Yamagata Üniversitesi'nden Masato Sakai'nin ekibi, uzun yıllardır pampayı yürüyerek ve havadan çekilmiş görüntülerle tarıyor.
Ekip 2024'te yapay zekâ destekli bir tarama ile üç yüzü aşkın yeni figür bulduğunu yayımladı. Sakai'ye göre küçük figürler, patikalarda yürüyen kişilerin yakından görmesi için yapıldı. Büyük çizgi figürleri ise toplu törenlerin yürüyüş alanlarıydı. Yapay zekâ adayları gösterdi; her adayın gerçekten bir figür olduğunu arazide yürüyen arkeologlar doğruladı.
Kalıcı araçlar
İklimi oku. Bir eserin bugüne nasıl ulaştığını sorarken, onu koruyan ya da bozan çevreyi de hesaba kat.
Demeti katman katman düşün. Bir mezarı tek bir nesne yerine, sırayla konmuş kararlar dizisi olarak çöz.
Tekniği ayır. Bir kumaşta zemini işlemeden, bir kapta pişirme öncesi boyayı sonrasındakinden ayırt et.
Tarihin dayanağını sor. Bir figürün yaşının hangi buluntuya bağlandığını öğren.
Yorumları kanıtla tart. Takvim, yürüyüş yolu ve su ritüeli gibi açıklamaların her birinin neye dayandığını sor.
Dışarıdan gelen açıklamaya şüpheyle bak. Bir anıt yerli bir topluma çok görüldüğünde, bu varsayımın kökünü ara.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Nazca figürleri ancak havadan görülebildiği için yapanlar uçmuş olmalı."
Figürler küçük çizimlerden ip ve kazıkla büyütülebilir ve üzerlerinde yürünecek biçimde tek çizgiyle kurulmuştur.
Yaygın yanlış"Uzun Paracas kafatasları insan dışı varlıklara aittir."
Bu biçim bebeklikte başa bağlanan bantlarla verildi ve kafatasları insan kemik yapısıyla tutarlı.
Yaygın yanlış"Paracas ve Nazca birbirinden kopuk iki uygarlıktır."
Dokuma, seramik, imge ve yer çizimi gelenekleri bir dönemden ötekine süreklilik içinde aktı.
Yaygın yanlış"Çizgilerin bir takvim olduğu kanıtlandı."
Takvim yorumu sonraki ölçümlerle büyük ölçüde desteklenmedi; bugün birkaç yorum birlikte tartılıyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Peru'nun güney kıyısında çöl, kumaşı, saçı ve tüyü iki bin yıldan uzun süre korudu. Tello ve Mejía Xesspe 1920'lerde Paracas mezarlarını kazdı ve Wari Kayan'da dört yüzü aşkın demet buldu. Paracas mantoları deve türü yününden işlenen, renkleri kurallı biçimde yer değiştiren figürler taşır. Nazca, pişirme öncesi boyanan kapları, trofe başları, Cahuachi tören merkezi ve puquiolarıyla bu mirası sürdürdü. Pampadaki figürler koyu taşlar kaldırılarak yapıldı. Takvim, yürüyüş ve su yorumları tartışılıyor, uzaylı tezi ise yerli emeği yok sayan bir kalıbı tekrarlıyor. Otoyol, ayak izleri ve yeni bulunan figürler, bu yüzeyin hem kırılgan hem hâlâ keşfedilmekte olduğunu gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Güney kıyısında imgeler kumaşa işlendi ve çölün yüzüne yürünerek çizildi. Kuzeye, Moche ve Chicama vadilerine çıkınca, aynı yüzyıllarda başka bir topluluk imgelerini kile ve madene emanet etti. Moche çömlekçileri kalıplarla binlerce kap üretti; kimi kapların gövdesinde yaşayan bir kişinin yüzünü tanıyacak kadar belirgin hatlar vardı. Altın, gümüş ve bakır alaşımından dövülen takılar, onları takanların rütbesini törende görünür kılıyordu. Bu kuzey vadilerinde bir kabın ya da bir kulak süsünün kimi temsil ettiği, iktidarın kendini nasıl gösterdiğiyle ilgili bir soruydu.