Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Kennewick tartışması, kazı verisi, köken anlatısı ve yasanın aynı kalıntı hakkında çatışabileceğini gösterdi. Kıtanın adı ve "keşif", "Yeni Dünya", "prekolomb" sözcükleri Avrupa'nın bakış noktasından doğdu. Cyrus Thomas'ın raporu "kayıp uygarlık" kurgusunu bilimde çürüttü. Landa kitapları yaktı ve kendi metniyle yazının çözüm anahtarını bıraktı. Floransa Kodeksi, Popol Vuh ve Guaman Poma, yerli bilginin sömürge çerçevesinde yazıya geçişini taşıyor. Delgamuukw kararı sözlü tarihi kanıt saydı. NAGPRA ve 1989 müze yasası, kalıntılar ve kutsal nesneler üzerindeki kararı topluluklarla paylaştırdı. Ozette ve Hopi örnekleri, topluluk iş birliğinin hem kazandırdığını hem sınırladığını gösteriyor.
Açılış: Columbia Irmağı'nın sığlığında bir kafatası
1996 yazında Washington eyaletinin Kennewick kentinde, Columbia Irmağı kıyısında sürat teknesi yarışları yapılıyordu. Yarışı izlemeye gelen iki genç, sığ suda yürürken çamurda bir insan kafatası buldu. Kemikleri inceleyen arkeolog ise kalça kemiğine saplanmış taş bir mızrak ucu fark etti. Radyokarbon ölçümü, kalıntıların dokuz bin yıl dolayında eski olduğunu gösterdi.
Ardından gelen tartışma yirmi yıla yaklaştı. Umatilla, Yakama ve Nez Perce'nin de aralarında bulunduğu beş yerli topluluk, kalıntıları ataları olarak gördü ve toprağa verilmesini istedi. Anlatılarına göre ataları bu kıyıda zamanın başından beri yaşıyordu. Bir grup bilim insanı ise kalıntıları inceleyebilmek için dava açtı. İlk yorumlar kafatasının biçimine bakıp basına "farklı" bir nüfus diye yansımıştı. 2004'te federal temyiz mahkemesi bilim insanlarından yana karar verdi: kalıntılarla yaşayan bir topluluk arasında yasanın aradığı bağ gösterilmemişti.
Çalışma, kalıntının dünyanın öteki nüfuslarından çok bugünkü Amerika yerli halklarına yakın olduğunu gösterdi. Karşılaştırma için genetik örnek veren Colville topluluğu da bu yakınlar arasındaydı. Ertesi yıl Kongre kalıntıların topluluklara verilmesini öngördü. 2017'nin başında topluluklar kalıntıları açıklanmayan bir yerde, kendi törenleriyle toprağa verdi. Kafatasının biçimi bir şey, genler başka bir şey söylemişti. Toplulukların anlatısı ile laboratuvar sonunda aynı yere çıktı. Oraya çok farklı yollardan vardılar.
Dersin yolu ve kursun haritası
Bu ders, bir eserin önünde üç tanığı dinlemeyi öğretiyor: toprağın katmanını, kuşaktan kuşağa aktarılan sözü ve bugün o toprakta yaşayan topluluğun bilgisini. Adlardan başlayıp kayıp uygarlık kurgusuna, yakılan ve yazılan kitaplara, sözlü tarihin mahkemedeki sınavına ve müze depolarını değiştiren yasaya uzanacağız.
Kursun sonraki on dört dersi kuzeyden güneye bir harita çiziyor. Körfez kıyısının ovalarındaki Olmek merkezleri ilk durak. Izgara planlı büyük kent Teotihuacan ikinci. Maya krallıklarının yazısı, takvimi, sarayları ve dikili taşları kendi dersinde. Ardından Mexica başkenti Tenochtitlan ve imparatorluğun büyük tapınağı geliyor.
Kuzey Amerika'da Mississippi havzasının höyükleri, güneybatı çölünün Pueblo yapıları ve Kuzeybatı kıyısının sedir armaları izliyor. Güney Amerika'da yol Chavín ile açılıyor. Paracas kumaşları ve Nazca çizgileri, Moche'nin seramiği ve maden işi sırayı izliyor. Tiwanaku ve Wari ağlarından sonra İnka taş işçiliği, yolları ve düğümlü ip kayıtları geliyor.
Son iki ders, fatihlerin altını, tüyü ve dokumayı kendi ölçüleriyle tartmasına ve fetihteki kesintiye bakıyor. Bu derste o yapıtlara yakından bakmayacağız. Her durakta sorulacak soruyu hazırlayacağız: bir eser hakkındaki bilgimiz kimden, hangi kayıttan ve hangi izinle geliyor?
Sıfır noktası: bir kıtaya verilen adlar
Kıtanın bugünkü adı, onu hiç görmemiş bir haritacının masasında doğdu.
Haritacı Martin Waldseemüller, okyanusun batısındaki karayı Floransalı denizci Amerigo Vespucci'nin adıyla andı. Vespucci'ye bağlanan mektuplar, yeni karanın Asya'dan ayrı olduğunu öne sürüyordu. Kıtada yaşayan insanların kendi yurtları için kullandığı adların hiçbiri haritaya girmemişti.
Haritadan on dört yıl önce başka bir metin bu toprakları Avrupa'ya duyurmuştu.
Kristof Kolomb mektubunda, vardığı adalara İspanyol hükümdarları adına sahip çıktığını ve onlara yeni adlar verdiğini anlatıyordu. Kendini Asya'nın doğu ucunda sandığı için halklara "Hintli" dedi. Türkçedeki "Kızılderili" sözü bu yanılgıya bir ten rengi etiketi ekledi. Mektubun anlattığı Taíno halkı, birkaç kuşak içinde salgın, zorla çalıştırma ve şiddet yüzünden ağır kayıplar verdi.
Bu iki belge, kurs boyunca dikkat isteyecek bir sözcük ailesinin kökenini taşıyor. "Keşif", kıtada on binlerce yıldır yaşayan insanları anlatının dışında bırakan bir bakış açısının sözcüğü. "Yeni Dünya" yalnız Avrupa için yeniydi. "Prekolomb" ya da "Kolomb öncesi" ise Olmek'ten İnka'ya uzanan bütün bir tarihi, Cenovalı bir denizcinin gelişine göre adlandırıyor ve tek bir "önce" kutusuna dolduruyor. Bu kursta "fetih öncesi" sözünü ve dönemlerin kendi adlarını kullanacağız. Bazı yerli örgütler kıtanın bütünü için Guna halkının dilinden gelen "Abya Yala" adını tercih ediyor. "Yerli" sözü ise yüzlerce ayrı ulusu kapsayan bir şemsiye; mümkün olan her yerde topluluğun kendi adını öne alacağız.
Mekanizma — "kayıp uygarlık" kurgusu
On dokuzuncu yüzyılın gezginleri yıkıntıları çoğu zaman bir bilmece gibi anlattı. En sevilen cevap, yapıları çoktan kaybolmuş başka bir halkın yaptığıydı.
İngiliz ressam Frederick Catherwood, oymaları camera lucida adlı optik bir araçla kâğıda aktardı. Çizimleri o kadar dikkatliydi ki yazı işaretleri sonraki araştırmacılar için okunabilir kaldı. Stephens ise Copán'ın toprağını elli dolara satın aldığını yazdı. Kitabın bir yanı çağına göre şaşırtıcıydı. Stephens, yapıları Mısır'a ya da uzak bir kavme bağlayan açıklamaları reddetti. Ona göre bu yapıları, bölgede hâlâ yaşayan halkların ataları yapmıştı.
Kuzey Amerika'da aynı soru, Ohio ve Mississippi vadilerinin toprak tepeleri için siyasi bir ağırlıkla soruldu.
Ephraim Squier ve Edwin Davis, Ohio vadisindeki pek çok toprak yapıyı ölçüp çizdi. Bu yapıların bir kısmı sonraki yıllarda sabanla düzlendi; atlas bugün onların tek kaydı. Kitap ise yapıları kaybolmuş bir "Höyük Yapıcıları" halkına bağlayan fikre kapı aralık bıraktı. Bu fikir, 1830'daki Yerlilerin Sürülmesi Yasası'yla yerli ulusların batıya zorla göçürüldüğü yıllarda yaygınlaştı. Toprağın asıl kurucuları başka bir halksa, oradan sürülenlerin hakkı da zayıf görünüyordu.
Kurguyu çürütmek yine bir devlet kurumuna düştü.
Entomolog kökenli Cyrus Thomas ve ekibi, yıllar süren saha çalışmasıyla çok sayıda höyüğü inceledi. Sonuç açıktı: höyükleri, Avrupalılar geldiğinde bölgede yaşayan halkların ataları yapmıştı. Rapor kurguyu bilim çevrelerinde bitirdi, popüler kitaplarda ise bitiremedi.
Yirminci yüzyılın başında "keşif" sözcüğü bir dergi sayfasına taşındı.
Yale Üniversitesi'nden Hiram Bingham, 1911'de Urubamba vadisinin yukarısındaki bir İnka yerleşimine ulaştı. Onu oraya yöreden bir çiftçi götürmüştü. Sırtlardaki teraslarda iki aile ekin ekiyordu. Bir duvarda, daha önce oradan geçmiş Perulu bir çiftçinin kömürle yazdığı adı duruyordu. Dergi yine de Bingham'ı "kayıp kent"in kâşifi diye tanıttı. Yale'e götürülen binlerce nesne ve kemik, Peru'nun uzun talepleri sonunda 2011'den itibaren Cusco'ya döndü.
Bu kurgular, yıkıntıların yanında yaşayan insanları anlatıdan çıkarıyordu. Bugün Guatemala'da, Meksika'nın güneyinde ve Belize'de otuz dolayında Maya dili konuşuluyor; konuşanlar milyonlarla sayılıyor. New Mexico'daki pueblolar ve Hopi köyleri ataların yerleşimlerine yakın yaşıyor. Kuzeybatı kıyısında Tlingit, Haida ve Kwakwaka'wakw ulusları oymayı sürdürüyor. Andlar'da Quechua ve Aymara milyonlarca insanın gündelik dili. "Kayıp" denen uygarlıkların torunları, çoğu zaman gezginin rehberi, yük taşıyıcısı ya da yıkıntının üstündeki tarlanın sahibiydi.
Mekanizma — yakılan kitaplar, yazılan kitaplar
Fetih, var olan kayıtları yok ederken yenilerini de üretti; çoğu zaman aynı insanların elinden.
1562 yazında Yucatán'daki Maní kasabasında, Fransisken rahip Diego de Landa bir yakma töreni düzenledi. Eski inançları sürdürmekle suçlanan Mayalar sorgulanmış, pek çoğu işkence görmüştü. Ele geçirilen kitaplar ve tanrı figürleri meydanda ateşe verildi. Landa sonradan, kitaplarda batıl inançtan başka bir şey bulmadıklarını ve hepsini yaktıklarını yazdı. Mayaların buna derinden üzüldüğünü de ekledi. Yetkisini aştığı için İspanya'ya çağrıldı ve kendini savunurken bir kitap yazdı.
Metin, yazarının yaktığı kitapların dünyasını anlatan en ayrıntılı kaynaklardan biri oldu. Sayfadaki "alfabe" ise yüzyıllar sonra bir anahtara dönüştü. Landa, bir Maya bilgininden İspanyolca harfleri Maya işaretleriyle yazmasını istemişti. Bilgin, harflerin okunuşlarını hece işaretleriyle karşıladı. 1952'de Sovyet dilbilimci Yuri Knorozov bu listeyi bir hece tablosu olarak okumayı önerdi ve yazının çözümüne giden yolu açtı. Çözümün ayrıntısı KRO-315.4'te.
Landa'nın ateşinden ve sonraki yüzyılların kayıplarından çok az Maya kitabı kurtuldu.
Dresden'deki Saksonya Eyalet Kütüphanesi'nde korunan Dresden Kodeksi, Avrupalıların gelişinden birkaç yüzyıl önce hazırlandı. Ağaç kabuğundan yapılmış, ince kireç sıvasıyla kaplanmış uzun bir şerit; akordeon gibi katlanıyor. Sayfalarda kırmızı, siyah ve mavi boyayla tanrı figürleri, noktalar ve çizgilerle yazılmış sayılar, yazı işaretlerinden sütunlar.
Kodeks on sekizinci yüzyılda Viyana'da satın alınıp Dresden'e götürüldü. Sayfalarında Venüs gezegeninin hareketlerini ve tutulmaları izleyen tablolar var. İkinci Dünya Savaşı'nın sonundaki bombalamada kitaplığın deposunu su bastı ve bazı sayfalar zarar gördü. Bugün ona Madrid ve Paris'te korunan iki kodeks eşlik ediyor. Meksika'da korunan dördüncü bir kodeksin özgünlüğü ise uzun süre tartışıldı.
Kayıt üretme işinin en büyüğü, fetihten birkaç on yıl sonra Meksika Vadisi'nde yürütüldü.
Fransisken rahip Sahagún'un amacı, rahiplerin eski inançları tanıyıp ortadan kaldırmasını kolaylaştırmaktı. Bunun için yaşlı Nahua bilgileriyle yıllarca görüştü. Soruları soranlar ve cevapları yazanlar, Tlatelolco'daki Santa Cruz Koleji'nde yetişmiş üç dilli yerli bilginlerdi. Antonio Valeriano bunların en bilineni. Resimleri de yerli ressamlar yaptı. On ikinci kitap, fethi Tlatelolco'dan bakan Nahua tanıkların gözünden anlatıyor. İki sütun her yerde aynı şeyi söylemiyor; İspanyolca metin bazı yerlerde Nahuatl metni kısaltıyor ya da yorumluyor. Kodeksi kullanan araştırmacı, "Sahagún'a göre" demeden önce hangi sütunu ve kimin sesini okuduğunu sormak zorunda.
Yerli yazarlar da Latin harflerini kendi tarihlerini kaydetmek için kullandı.
K'iche' soyluları, yaratılış anlatısını ve hanedanlarının tarihini fetihten sonraki yıllarda Latin harfleriyle yazmıştı. O ilk metin bugün kayıp. Ximénez, Guatemala'da Chichicastenango'da görevliyken eline geçen bir kopyayı yeniden yazdı ve çevirdi. İkiz kahramanların yeraltı efendileriyle top oyunu oynadığı bölümler, çok daha eski Maya kaplarındaki sahnelerle karşılaştırılıyor. Anlatının o kaplardan yüzyıllarca sonra yazıya geçtiği ve bir rahibin kaleminden süzüldüğü de akılda tutulmalı.
Andlar'da da benzer bir el yazması, fetihten sonra doğmuş bir yerli soylunun kaleminden çıktı.
Guaman Poma, Andlar'ın soylu bir ailesinden geliyordu ve sömürge yönetiminde çevirmen olarak çalışmıştı. Kitabını İspanyolca yazdı, araya Quechua sözler kattı. Amacı kralı sömürge istismarlarına karşı uyarmaktı. El yazmasının krala ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyor; 1908'de Kopenhag'da yeniden ortaya çıkana kadar neredeyse hiç okunmadı. Çizimleri İnka dünyasının en çok kullanılan görsel kaynağı; ama kendi davasını savunan bir Andlının bakışını da taşıyor.
Mekanizma — resimle, iple ve sözle tutulan kayıt
Alfabeyle yazılmamış kayıtlar da birer belge.
Büyük Ovalar'ın halklarında kış sayımı, her yılı o yılın en akılda kalan olayıyla adlandırıyordu. Lone Dog'un sayımında bir kış, yıldızların yağdığı yıl olarak anılıyor; bu, 1833'te Kuzey Amerika'dan görülen büyük meteor yağmuruyla örtüşüyor. Lekeli yüzler ise çiçek hastalığı salgınlarını kaydediyor. Resim tek başına okunmuyordu. Sayımı tutan kişi her resmin öyküsünü anlatıyordu. Böyle kayıtlar, yorumlayan insanı yitirince büyük ölçüde susuyor.
Sözlü tarihin kanıt değeri en açık biçimde bir mahkeme salonunda sınandı.
Britanya Kolumbiyası'nın kuzeyinde yaşayan Gitxsan ve Wet'suwet'en halklarının şefleri, topraklarının sahipliğini kanıtlamak için atalarından gelen anlatıları mahkemeye sundu. Gitxsan bu anlatılara adaawk der. Her biri bir hanenin kökenini, göçlerini ve toprak sınırlarını taşır. Törenlerde, tanıkların önünde aktarılır. İlk derece mahkemesinin yargıcı bu anlatıları güvenilir kanıt saymadı. Yüksek Mahkeme ise sözlü tarihin yazılı belgelerle eşit düzlemde tartılması gerektiğine hükmetti ve davanın yeniden görülmesinin yolunu açtı.
Sözlü anlatının gücü ile sınırı aynı yerde duruyor. Seçilmiş aktarıcıların törenlerde, sıkı kurallarla taşıdığı bir anlatı yüzyıllarca arşiv gibi işleyebilir. Oregon'daki Klamath halkı, iki ruhun savaşında bir dağın çöktüğünü anlatır. Bazı araştırmacılar bu öyküyü, yedi bin yılı aşkın süre önce Crater Lake gölünü oluşturan patlamayla ilişkilendiriyor. Öte yandan sözlü anlatı tarihleri sıkıştırabilir, olayları yeni ihtiyaçlara göre yeniden düzenleyebilir. Yazılı belge de aynı şeyi yapabilir; Landa'nın ve Sahagún'un metinleri bunun örnekleri. Tarihçinin işi, her tanığa kendi aktarım kuralına göre soru sormak.
Gerilim en çok ilk insanların gelişi sorusunda keskinleşiyor. Arkeologların çoğu, insanların son buzul çağında Asya'dan, Bering bölgesindeki kara köprüsünden ya da Pasifik kıyısı boyunca geldiğini düşünüyor. Pek çok köken anlatısı ise halkın kendi toprağında, bir gölden ya da yeraltından çıkışını anlatır. Standing Rock Sioux topluluğundan düşünür Vine Deloria Jr., 1969'daki kitabında antropologların yerli halkları kuramlarının nesnesine çevirdiğini yazdı. Sonraki bir kitabında Bering göçü modeline de itiraz etti; arkeologların çoğu bu itirazı kabul etmiyor. Sorusu ise yerinde duruyor: köken anlatısı yalnız bir tarih iddiası mı, yoksa bir halkı toprağına bağlayan başka türden bir bilgi mi?
Mekanizma — müzenin deposu ve mezarın yasası
Yirminci yüzyılın sonunda Amerika Birleşik Devletleri'ndeki müzelerin depolarında on binlerce yerli insanın kalıntısı ve mezarlardan çıkarılmış nesneler duruyordu. Bir kısmı kafatası ölçerek ırk sınıflaması yapan on dokuzuncu yüzyıl bilim insanları için toplanmıştı. Öteki kısmı savaş alanlarından ve baraj kazılarından gelmişti. Yerli örgütlerin uzun mücadelesi önce 1989'da bir müze yasasını, ertesi yıl genel bir yasayı getirdi.
Yasa, federal fon alan kurumlardan ellerindeki kalıntıları, mezar eşyalarını ve kutsal nesneleri listelemesini istedi. Listeler topluluklarla paylaşılacak, soy ya da kültürel bağ gösterildiğinde nesneler iade edilecekti. Federal topraklardaki ve yerli topraklarındaki mezarlar koruma altına alındı, kalıntıların ticareti suç sayıldı. Yasanın bir kavramı arkeologlarla toplulukları sık sık karşı karşıya getirdi: "kültürel bağ". Binlerce yıllık bir kalıntıyla bugünkü bir topluluk arasındaki bağ hangi kanıtla kurulacaktı? Kennewick bu sorunun en bilinen sınavı oldu. Yasa bu bağ için coğrafyayı, dili, arkeolojiyi ve sözlü geleneği birlikte sayıyor.
2024'ün başında yürürlüğe giren yeni bir yönetmelik, sergileme kararında toplulukların onayını merkeze aldı. New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi iki salonunu kapattı; Chicago'daki Field Müzesi bazı vitrinlerini örttü ve önlerine nedenini açıklayan notlar koydu. Gösterme hakkının kimde olduğu sorusu böylece ziyaretçinin önüne geldi.
1989 yasası ise Washington'da yeni bir müzenin kuruluşunu öngörmüştü.
Müzenin koleksiyonu, New York'ta yerli nesneleri toplayan George Gustav Heye'nin kurduğu eski bir müzeden geldi. Binanın ilk tasarımı yerli kökenli mimar Douglas Cardinal'a aitti; sergiler topluluklarla birlikte hazırlandı. Açılış günü binlerce yerli, kendi giysileri ve bayraklarıyla Ulusal Alan'da yürüdü. Kuruluş ilkesi, yerli halkların kendi tarihlerini anlatmasıydı. Bazı eleştirmenler ise ilk sergilerde kronolojinin ve fetih şiddetinin geri planda kaldığını yazdı.
Mekanizma — kazıda topluluğun yeri
Topluluk iş birliğiyle yürütülen arkeolojinin erken örneklerinden biri, Pasifik kıyısında bir fırtınanın ardından başladı.
1970'te bir fırtına kıyıdaki toprağı aşındırınca evlerin tahtaları göründü. Makah kabile konseyi, Washington Eyalet Üniversitesi'nden arkeologlarla birlikte kazı yapılmasına karar verdi. Kazı on bir yıl sürdü ve on binlerce nesne çıkardı. Buluntular Makah topraklarında kaldı; topluluk Neah Bay'de kendi müzesini ve araştırma merkezini kurdu. Nesneler, Makah yaşlılarının bilgisiyle yorumlandı. Bir sepetin ne işe yaradığını, hâlâ benzerini ören biri anlatabiliyordu.
Güneybatıda Hopi Kültürel Koruma Ofisi, bölgedeki arkeolojik projelerde danışman olarak çalışıyor. Hopi düşüncesinde ataların bıraktığı yıkıntılar, çanak çömlek kırıkları ve kaya resimleri, klanların göç yolları üzerinde bıraktığı ayak izleri olarak anlatılıyor. Bu bakış kazıyı topluluğun belleğine bağlıyor, ama bir sınır da çiziyor: bazı tören bilgileri yalnız topluluğun üyelerine açık ve hiçbir yayına girmiyor. İş birliği, araştırmacının her şeyi yayımlama alışkanlığını da sınırlıyor.
Usta katmanı: üç tanık ayrıştığında hakem kim?
Bugün yerli arkeologlar ve müzeciler alanın kendisini değiştiriyor. Anishinaabe kökenli arkeolog Sonya Atalay, 2012'deki kitabında araştırmanın toplulukla birlikte ve topluluk için yapılmasını savundu; araştırma sorusu bile ortak belirleniyor. Toprak, söz ve topluluk aynı eser hakkında farklı şeyler söylediğinde son sözü kim söyleyecek? Kursun durakları bu soruya farklı koşullar sunuyor. Maya'da okunabilen yazı, Nazca'da yalnız toprak ve çizgi, Pueblo'da ataların yerleşimine yürüme mesafesinde yaşayan torunlar. Tanıkların ağırlığı her durakta yeniden tartılacak.
Kalıcı araçlar
Adın kaynağını bul. Bir esere, bir halka ya da bir kıtaya verilen adın kimin dilinden, hangi yüzyılda geldiğini sor.
Tanıkları ayır. Kazı katmanının, sözlü anlatının ve yaşayan topluluğun söylediklerini ayrı sütunlara yaz. Örtüştükleri ve ayrıldıkları yerleri işaretle.
Yazanın elini gör. Bir sömürge kaynağında soruyu kimin sorduğunu, cevabı kimin verdiğini ve metni kimin yazdığını ayır. İki dilli bir metinde iki sütunu karşılaştır.
Yokluğu oku. Bir kayıt tutanının neyi yaktığını, neyi atladığını, neyi kendi amacına göre seçtiğini düşün.
Okuyucuyu hatırla. Resimli ya da düğümlü bir kayıt, onu yorumlayan insanla tamamlanır.
Sözü kendi kuralıyla tart. Bir sözlü anlatıyı kimin, hangi törende, hangi tanıkların önünde aktardığını sor; yazılı belgeye gösterdiğin şüphenin ölçüsünü ona da uygula.
İzni sor. Bir nesnenin gösterilmesine, bir kalıntının incelenmesine ya da bir tören bilgisinin yayımlanmasına kimin karar verdiğini öğren.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Amerika'yı Kolomb keşfetti."
Kıtada on binlerce yıldır insanlar yaşıyordu; Kolomb'un yolculuğu Avrupa ile Amerika arasında kalıcı bir temasın başlangıcıydı, Kuzey Atlantik'te İskandinav denizciler de daha önce kısa süreli bir yerleşim kurmuştu.
Yaygın yanlış"Mayalar ve öteki büyük uygarlıklar ortadan kayboldu."
Bazı kentler terk edildi, krallıklar çöktü; ama otuz dolayında Maya dili bugün milyonlarca insan tarafından konuşuluyor, Quechua ve Aymara Andlar'da gündelik dil olarak yaşıyor.
Yaygın yanlış"Sözlü tarih kanıt sayılmaz, yazılı belge her zaman daha güvenilirdir."
Sözlü anlatı da yazılı belge de seçer, sıkıştırır ve amacına göre düzenler; Kanada Yüksek Mahkemesi 1997'de sözlü tarihin yazılı kanıtla eşit düzlemde tartılması gerektiğine hükmetti.
Yaygın yanlış"NAGPRA arkeolojiyi yasakladı."
Yasa kazıyı ve araştırmayı yasaklamadı; insan kalıntıları ve kutsal nesneler söz konusu olduğunda toplulukla danışmayı ve iadeyi zorunlu kıldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Kennewick tartışması, kazı verisi, köken anlatısı ve yasanın aynı kalıntı hakkında çatışabileceğini gösterdi. Kıtanın adı ve "keşif", "Yeni Dünya", "prekolomb" sözcükleri Avrupa'nın bakış noktasından doğdu. Cyrus Thomas'ın raporu "kayıp uygarlık" kurgusunu bilimde çürüttü. Landa kitapları yaktı ve kendi metniyle yazının çözüm anahtarını bıraktı. Floransa Kodeksi, Popol Vuh ve Guaman Poma, yerli bilginin sömürge çerçevesinde yazıya geçişini taşıyor. Delgamuukw kararı sözlü tarihi kanıt saydı. NAGPRA ve 1989 müze yasası, kalıntılar ve kutsal nesneler üzerindeki kararı topluluklarla paylaştırdı. Ozette ve Hopi örnekleri, topluluk iş birliğinin hem kazandırdığını hem sınırladığını gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Bu dersin sıfır noktası bir kıtaya dışarıdan verilen addı. Kursun ilk eserleri de kendilerine ait olmayan bir adla anılıyor. "Olmek" sözcüğü Nahuatl dilinden geliyor ve kauçuk ülkesinin insanları anlamına geliyor. Mexica bu adı kendi çağlarında Körfez kıyısında yaşayan halklar için kullanıyordu. Yirminci yüzyılın arkeologları aynı adı, Veracruz ve Tabasco ovalarında Mexica'dan iki bin yılı aşkın süre önce yaşamış bir topluluğa verdi. Bu topluluk San Lorenzo ve La Venta gibi merkezlerde, uzak dağlardan taşınan bazalt bloklardan miğferli dev başlar yonttu. Kendi adlarını bilmediğimiz bu yontucuların yazılı bir kaynağı yok; dilbilimcilerin bir kısmı onları bugün Mixe ve Zoque dillerini konuşanların atalarına bağlıyor.