Ders KRO-314.8 · Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla

Benin sarayı, plaketler ve sömürge yağması

3.206 kelime · 20 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 21 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Benin Krallığı'nda dökümcü loncası Igun Eronmwon yüzyıllar boyunca yalnız Oba için çalıştı. Avrupa'dan gelen manillalar ocakta eritilerek dökümlerin hammaddesi oldu. Ata sunaklarındaki başlar ve fildişi dişler sarayın bellek düzenini taşıdı. İyoba başları ve İdia maskesi kraliçe ananın yerini gösterdi. Direkleri kaplayan levhalar bir saray arşivi gibi işledi ve Portekizlileri de kaydetti. 1897 İngiliz seferi sarayı yakıp nesneleri dünyaya dağıttı. 2020'lerde başlayan iadeler, nesnelerin Benin'de hangi kurumda korunacağı tartışmasını açtı.

Açılış: yemekhaneden inen horoz

Cambridge Üniversitesi'ne bağlı Jesus College'ın yemekhanesinde, uzun yıllar boyunca, masaların üstünde pirinçten bir horoz durdu. Öğrenciler onun altında yemek yedi ve çoğu nereden geldiğini hiç sormadı.

Horoz, 1897'de Benin sarayından alınan nesnelerden biriydi. Koleji bu nesneyle buluşturan, sefere katılmış bir subayın ailesinin bağışıydı. 2016'da öğrenciler horozun yağma geçmişini dile getirdi ve kolej onu yemekhaneden kaldırdı. 2021 sonbaharında horoz, Nijeryalı bir heyete törenle teslim edildi. Bir üniversite yemekhanesinin süsü, bir krallığın kraliçe analarına adanmış sunaklarda duran bir nesneye geri dönüşüyordu.

Önceki derste Ife'nin bakır alaşımı başlarını, krallık kurumunu ve doğaya yakın yüzleri gördük. Benin geleneği kendi döküm sanatının kökenini Ife'ye bağlar. Bu ders o mirasın Benin sarayında nasıl bir kurumsal sisteme dönüştüğünü izliyor. Sonra aynı sarayın 1897'de nasıl yağmalandığını ve nesnelerinin bugün nasıl geri istendiğini soruyor.

Dersin yolu

Önce Oba kurumunu ve sarayı tanıyacağız. Döküm loncasının kimin için ve hangi madenle çalıştığını göreceğiz. Ata sunaklarındaki başlar ve fildişi dişler sarayın bellek düzenini açacak. Sonra saray direklerini kaplayan levhaları tek tek okuyacağız ve Portekizlilerin bu levhalara nasıl girdiğini izleyeceğiz. Ardından 1897 seferine, açık artırmalara ve müzelere geçeceğiz. Ders, son yıllardaki iadelerle ve mülkiyet tartışmasıyla kapanıyor.

Sıfır noktası: Oba ve saray kenti

Önce bir ad karışıklığını giderelim. Bu dersin Benin'i, bugünkü Nijerya'nın güneyinde, Edo halkının yaşadığı bölgede kurulan krallıktır. Komşu Benin Cumhuriyeti adını yirminci yüzyılda aldı ve bu krallıkla aynı topraklarda yer almaz. Krallığın başkenti bugün Nijerya'nın Edo eyaletindeki Benin City'dir.

Krallığın başında Oba unvanlı hükümdar bulunur. Edo geleneğinde Oba, ataların ve tanrıların dünyasıyla insanlar arasında duran kutsal bir kişi sayılır. Bugün de bir Oba tahtta oturuyor ve sarayı Benin City'nin ortasında duruyor. Bu yüzden bu dersin nesneleri, ölü bir uygarlığın kalıntıları olarak okunamaz. Onları yapan kurumun torunları, onları geri isteyen kişiler arasında.

Saray, kentin içinde ayrı bir kent gibiydi. Avluları, galerileri, sunakları ve depoları vardı. Saray görevlileri farklı topluluklara ayrılmıştı; kimi Oba'nın giysilerinden, kimi hazinesinden, kimi törenlerinden sorumluydu. Zanaatkârlar da bu düzenin içindeydi. Demirciler, fildişi ve ahşap oymacıları, deri işçileri, dokumacılar ve dökümcüler ayrı loncalar hâlinde, kentin belirli mahallelerinde yaşıyordu.

Mekanizma — Oba'nın dökümcüleri

Dökümcülerin loncası Igun Eronmwon adını taşır. Lonca yüzyıllar boyunca yalnız Oba için çalıştı. Bakır alaşımından bir nesne döktürmek, hükümdarın onayına bağlıydı.

Benin geleneği, döküm bilgisinin Ife'den geldiğini anlatır. Anlatıya göre on üçüncü ya da on dördüncü yüzyılda Oba Oguola, Ife hükümdarından bir dökümcü istedi. Ife'den gelen usta Benin'de bir lonca kurdu ve bugün de loncanın atası olarak anılıyor. Bu bir sözlü gelenektir ve kesin tarihi doğrulanamaz. Yine de iki kent arasındaki bağı, iki sarayın birbirini nasıl gördüğünü gösteriyor.

Dökümcüler kayıp mum yöntemini kullandı. Usta önce kilden bir çekirdek hazırlar, üstünü mumla kaplar ve figürü mumda işlerdi. Mumun üstüne yeniden kil sıvanır, kalıp ısıtılınca eriyen mum akıtılır ve boşalan yere sıvı maden dökülürdü. Kalıp her seferinde kırılırdı. Bu yüzden her nesne tek örnektir.

Madenin kendisi bir başka hikâye anlatıyor.

Portekizli tüccarlar on beşinci yüzyılın sonundan başlayarak bu halkaları gemilerle getirdi. Halkalar alışverişte para gibi el değiştirdi ve bir bölümü dökümcülerin ocağında eritildi. 2023'te yayımlanan bir kimyasal analiz, bazı Benin dökümlerinin madenini Avrupa'da, Ren bölgesinde üretilmiş manillalarla ilişkilendirdi. Saray sanatının hammaddesi, böylece bir deniz ticaretinin içinden geliyordu.

Bu nesnelere Avrupa'da uzun süre "bronz" dendi. Analizlerin çoğu ise onların büyük bölümünü bakır ile çinkonun alaşımı olan pirince yerleştiriyor. Bu derste "bakır alaşımı" ya da "pirinç" diyeceğiz.

Bakır alaşımının rengi de bir anlam taşıyordu. Edo geleneğinde parlatılmış madenin kızıllığı ve kalıcılığı, Oba'nın gücüyle bağdaştırılır. Madenin paslanmaması ve parlaklığını koruması, kurumun sürekliliğine bir benzetme olarak anlatılır. Mercan boncuklar da aynı kırmızı tonla hükümdarın giysisinde yer alıyordu.

Mekanizma — ata sunağının başları

Sarayın en önemli nesneleri ata sunaklarında duruyordu. Yeni bir Oba tahta çıkınca babası için bir sunak kurar ve oraya bakır alaşımından bir baş koydururdu.

Bu başlar bir kişinin portresi olarak yapılmadı. Yüzler idealleştirilmiş, gözler iri ve dingin, dudaklar dolgun. Baş, Oba'nın bedenindeki gücün oturduğu yer sayılırdı. Sunaktaki baş, ölmüş hükümdarın bu gücünü yaşayanların dünyasında tutuyordu.

Araştırmacılar başları uzun süre bir gelişim dizisine yerleştirdi. Bu diziye göre erken başlar ince ve hafifti, geç başlar ağırlaştı, tabanlarına geniş bir kenar eklendi ve boncuk gerdanlıklar yüzün yarısına kadar çıktı. Dizinin ayrıntıları bugün tartışılıyor, çünkü başların çoğu sunaktan alınırken hangi sunakta, hangi sırayla durduğu kaydedilmedi.

Başın tepesindeki yuvaya oyma bir fildişi diş otururdu.

Dişin yüzeyi dönerek okunur. Figürler sarayın tarihindeki olayları, savaşları ve törenleri anar. Fildişi de bakır alaşımı gibi Oba'nın denetimindeydi. Avlanan her filin bir dişi saraya gitmeliydi. Diş, sunakta başın üstünden yükselerek ata ile göğü birbirine bağlayan bir dikey çizgi kuruyordu.

On altıncı yüzyılda sunak düzenine yeni bir baş türü eklendi.

İyoba, Oba'nın annesine verilen kraliçe ana unvanıdır. Benin geleneği bu unvanı on altıncı yüzyılın başında hüküm süren Oba Esigie'ye ve annesi İdia'ya bağlar. Kraliçe anaya kentin dışında kendi sarayı verilirdi. Ölümünden sonra onun da sunağı kurulur ve oraya bu türden bir baş konurdu. Dersin başındaki horoz da kraliçe ana sunaklarıyla ilişkilendirilen bir nesne türüdür.

Mekanizma — Esigie, İdia ve savaşın kuşu

Esigie'nin saltanatı, Benin sanatında birçok nesne türünün başladığı dönem olarak anılır. Gelenek onun kuzeydoğudaki Igala krallığıyla yaptığı bir savaşı anlatır. Anlatıya göre ordu yola çıkarken bir kuş yenilgiyi haber veren bir çığlık attı. Esigie kuşun öldürülmesini istedi, savaşı kazandı ve kuşun anısına bir tören kurdu.

Saray görevlileri her yıl bu kuşları taşıyarak bir törene katılır ve onları çalardı. Nesne, kehaneti yenen hükümdarı anıyordu. Bir çalgı, bir anıt ve bir tarih kaydı burada tek bir nesnede birleşiyordu.

İdia aynı savaşta oğlunun yanında yer aldı. Gelenek onu orduya büyü gücüyle destek veren bir kraliçe ana olarak anlatır.

Kursun ilk dersinde bu maskenin 1977'de Lagos'taki festivalin amblemi olduğunu gördük. Maske, Oba'nın törenlerde beline taktığı bir nesneydi. Başlıktaki küçük Portekizli başları, denizden gelen yabancıların İdia'nın oğlunun saltanatına bağlandığını gösteriyor. Edo düşüncesinde deniz, Olokun adlı tanrının zenginlik ülkesiydi. Denizden gelen beyaz yüzlü tüccarlar bu düşüncede o ülkeyle ilişkilendirildi.

Mekanizma — direkleri kaplayan levhalar

On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda dökümcüler saray için dikdörtgen levhalar da döktü. Bunların yüzlercesi bugün dünyanın dört bir yanındaki müzelerde. Levhaların arka yüzü düz, ön yüzü kabartmalı ve köşelerinde çivi delikleri var. Bu delikler, levhaların bir yüzeye çakıldığını gösteriyor.

Hangi yüzeye çakıldıklarını Avrupalı bir yazar anlatıyor.

Dapper'e göre sarayın galerileri ahşap direklerle taşınıyordu. Direkler baştan aşağı dökme madenle kaplıydı ve üstlerinde savaşları, zaferleri gösteren resimler vardı. Dapper'in bilgisi ikinci eldendir ve ayrıntılarına temkinle yaklaşmak gerekir. Ama levhalardaki çivi delikleriyle örtüşüyor. 1897'de İngiliz askerleri levhaların çoğunu duvarlarda bulmadı, sarayın bir deposunda yığılı buldu. Levhalar o tarihte artık direklerde durmuyordu.

Levhaların işlevi üzerine en güçlü yorum, onların sarayın bir arşivi olduğudur. Edo anlatımlarına göre bir tören ya da bir giysi konusunda soru çıktığında saray görevlileri levhalara bakardı. Kimin hangi giysiyi giyeceği, kimin hangi nesneyi taşıyacağı orada görülürdü. Bu yorum, yazının kullanılmadığı bir sarayda kabartmanın bir kayıt düzeni olarak işlediğini öne sürüyor.

Levhada boyut, rütbeyi gösteriyor. Oba en büyük figür, görevliler ondan küçük ve onun bedenini taşıyorlar. Kolların desteklenmesi bir törende yaşanan gerçek bir hareketi anıyor. Oba'nın kutsal bedeni, yürürken bile başkalarının elleriyle taşınıyordu. Arka plandaki çiçek benzeri desenin bir su bitkisi olduğu ve Olokun'un dünyasını anlattığı öne sürülür.

Bu levhada da merkez figür en iridir. Askerlerin giysi ayrıntıları dikkatle işlenmiş. Bir saray görevlisi bu levhaya bakarak hangi rütbenin hangi gerdanlığı ve hangi silahı taşıdığını okuyabilirdi. Leopar, Edo düşüncesinde ormanın kralıdır ve Oba'nın simgesi olarak sık sık görülür.

Balık bacaklı figür, Oba'yı Olokun'un deniz dünyasıyla bağlıyor. Balık hem suda hem çamurda yaşayabildiği için iki dünya arasında geçiş yapan bir varlık sayılır. Kimi yorumlar bu figürü bacaklarının tutulduğu anlatılan eski bir Oba'nın öyküsüyle ilişkilendirir. Yorumlar farklı, ama figürün Oba'yı insanların ötesinde bir güç olarak gösterdiği konusunda araştırmacılar birleşiyor.

Mekanizma — denizden gelen yabancılar

Portekizli denizciler on beşinci yüzyılın sonunda Benin kıyısına ulaştı. Oba'nın sarayı onlarla ticaret yaptı ve elçi alışverişinde bulundu. Portekizliler biber, fildişi, kumaş ve bir dönem köleleştirilmiş kişiler aldı. Karşılığında manillalar, kumaşlar ve silahlar getirdiler. Ticaret Oba'nın denetimindeydi.

Dökümcüler Portekizlileri belirgin işaretlerle ayırdı. Uzun düz saç, sivri burun, sakal ve dar kesimli giysi her seferinde tekrarlanıyor. Ellerindeki manillalar onları ticaretle tanımlıyor. Bu levha, bir Afrika sarayının yabancıyı kendi bakışıyla nasıl gördüğünün kaydı. Portekizli burada sarayın bir parçası, Oba'nın ticaret ortağı olarak görünüyor.

Fildişi oymacıları da yabancıları işledi ve onlar için nesne yaptı.

Bu türden tuzluklar Avrupa'ya satılmak için yapıldı. Sierra Leone kıyısında Sapi oymacılarının yaptığı benzer tuzluklar da var. Benin tuzluğu ise kendi atölyesinin figür diliyle ayrılıyor. Afrikalı oymacı burada Avrupalı alıcının sofrasına, alıcının kendi görüntüsünü oyuyordu.

Mekanizma — 1897

On dokuzuncu yüzyılın sonunda İngiltere, Nijer deltası kıyısında bir koruma yönetimi kurmuştu. Palm yağı ticaretinden kazanç bekleyen İngiliz yetkililer, Oba'nın ticaret üzerindeki denetimini bir engel olarak görüyordu.

1897 Ocak'ında İngiliz yönetiminin vekil başkonsolosu James Phillips küçük bir heyetle Benin'e doğru yola çıktı. Saraydan, Oba'nın törenle kapalı kaldığı bir dönem olduğu için ziyaretin ertelenmesi istendi. Heyet yürümeyi sürdürdü ve yolda pusuya düşürüldü. Heyetin çoğu hayatını kaybetti. Kimin emir verdiği bugün de tartışılıyor. Bazı kaynaklar saldırıyı Oba'dan çok saraydaki savaş önderlerinin başlattığını aktarıyor.

İngiltere bir ay içinde bir deniz kuvveti gönderdi. Resmî belgeler bunu "cezalandırma seferi" diye adlandırdı. Kuvvet şubatta kente girdi ve kenti ele geçirdi. Çatışmalarda ve sonrasında öldürülenlerin sayısı bilinmiyor. Kentte bir yangın çıktı ve sarayın büyük bölümü yandı. Askerler sunaklardan, depolardan ve odalardan binlerce nesne topladı.

Fotoğraf, sefere katılmış bir subay tarafından çekildi. Subaylar nesnelerin arasında, bir avcının avının yanında poz verdiği gibi duruyor. Bugün bu fotoğraf, nesnelerin hangi koşullarda yerinden koptuğunun en çok gösterilen kanıtı. Bir müze etiketi "1897'de edinildi" dediğinde, okur bu avluyu hatırlamalı.

Oba Ovonramwen kenti terk etti ve aylarca saklandı. Sonunda teslim oldu, bir İngiliz mahkemesinde yargılandı ve güneydoğudaki Calabar kentine sürüldü.

Ovonramwen 1914'te sürgünde öldü. Aynı yıl oğlu tahta geçti ve sarayı yeniden kurdu. Döküm loncası da yeni Oba için çalışmaya başladı; boşalan sunaklar yeniden dolmaya başladı.

Mekanizma — açık artırmadan vitrine

Seferin masraflarının bir bölümü nesnelerin satışıyla karşılandı. Nesnelerin bir kısmı Londra'da açık artırmaya çıktı, bir kısmını subaylar kendi evlerine götürdü. Avrupalı ve Amerikalı müzeler satıcılardan art arda satın aldı. Birkaç yıl içinde Benin'in sarayı Londra'dan Berlin'e, Viyana'dan New York'a dağılmıştı.

Kraliyet ailesine de armağanlar gitti.

Leoparlar Oba'nın yanında törenlerde yer alıyordu. Fildişi ile bakır, Oba'nın denetimindeki iki değerli malzemeydi ve bu çiftte aynı gövdede buluşuyordu. Ormanın kralını gösteren bu çift, Oba'nın sarayından bir başka hükümdarın sarayına geçti.

Avrupalı bilginler nesneleri gördüklerinde şaşırdılar. Afrika'yı "ilkel" sayan bakış, bu dökümlerin inceliğini açıklayamıyordu. Kimi yazarlar ustaları Portekizlilerden ya da kayıp bir Avrupalı topluluktan öğrenmiş saydı.

Luschan, Berlin müzesi için çok sayıda nesne satın aldı. Benin dökümlerini Avrupa Rönesansı'nın en iyi işleriyle karşılaştırdığı aktarılır. Katalog nesnelerin incelenmesini kolaylaştırdı. Aynı katalog, yağmanın Almanya'ya ne kadar nesne getirdiğinin de dökümüdür.

Mekanizma — geri dönüş yolları

Nijerya bağımsızlığından sonra nesneleri geri istemeye başladı. Uzun süre müzeler bu istekleri geri çevirdi. Bazı ülkelerde yasalar, ulusal koleksiyondaki bir nesnenin elden çıkarılmasını yasaklıyordu.

2000'lerin sonunda Avrupalı müzeler, Nijerya'nın müzeler kurumu ve Oba'nın sarayı Benin Diyalog Grubu adıyla bir araya geldi. Grubun ilk yıllarında dönüşümlü ödünç sergiler konuşuldu. Bu öneri, nesnenin sahibine kendi malını ödünç vermek gibi göründüğü için Nijerya'da eleştirildi.

Seferin yaygın anlatıları uzun süre İngiliz subaylarının anılarından ve resmî raporlardan okundu. Bu metinler kenti kanlı ayinlerin yeri olarak betimledi ve seferi bir kurtarma gibi sundu. Edo tarafının anlatısı ise saray çevresinde ve ailelerde sözlü olarak yaşadı. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Edo tarihçisi Jacob Egharevba, bu sözlü aktarımlara dayanarak krallığın kısa bir tarihini yazdı. Oba'ların sırası, Esigie'nin savaşları ve İdia'nın yeri bugün büyük ölçüde bu tür kaynaklardan biliniyor. İki anlatıyı birlikte okumak, aynı olayın kimin sesiyle kaydedildiğini görünür kılıyor.

2020'ler tabloyu değiştirdi. Arkeolog Dan Hicks 2020'de yayımladığı kitapta İngiliz müzelerinin bu nesneleri sergileyerek 1897'nin şiddetini sürdürdüğünü savundu. 2021'de Jesus College horozu, aynı hafta içinde Aberdeen Üniversitesi de bir başı iade etti.

Üniversite başı yirminci yüzyılda bir açık artırmadan satın almıştı. Araştırma, başın 1897'de alındığını gösterince iade kararı verildi. 2022'de Almanya binden fazla Benin nesnesinin mülkiyetini Nijerya'ya devreden bir anlaşma imzaladı ve ilk parçalar aynı yıl teslim edildi. Smithsonian'ın Afrika sanatı müzesi ve Londra'daki Horniman Müzesi de aynı yıl ellerindeki bir grup nesnenin mülkiyetini devretti. British Museum ise elindeki büyük koleksiyonu yasası gereği elden çıkaramayacağını söylüyor.

Dönen nesnelerin nereye gideceği yeni bir tartışma açtı.

Proje, Ganalı-İngiliz mimar David Adjaye'nin tasarımıyla duyuruldu. Oba'nın sarayı ise nesnelerin saraya ait olduğunu ve kendi müzesinde saklanması gerektiğini savundu. 2023'te Nijerya hükümetinin çıkardığı bir kararname dönen nesnelerin mülkiyetini Oba'ya tanıdı. Bazı Avrupalı kurumlar bunun üzerine iadeleri yavaşlattı. Tartışmanın taraflarından her biri nesnelerin Benin'e ait olduğunu kabul ediyor. Tartışılan, Benin'in hangi kurumunun onları koruyacağı.

Bu arada döküm sanatı kentte yaşamaya devam ediyor.

Loncanın üyeleri bugün de bu sokakta çalışıyor. Ustalar hem saray için hem de satış için döküm yapıyor. Atölyelerde dökülen bir baş, yeni bir Oba'nın sunağına gidebileceği gibi bir yabancının evine de gidebiliyor. Onlar için 1897'de götürülen nesneler atalarının elinden çıkmış işlerdir.

Karşılaştırma: iki yolculuk

Portekizli figürlü tuzluk Avrupa'ya bir alışverişle gitti; satılmak için yapıldı ve alıcısı ona bedel ödedi. Ata sunağının başı ise bir avludan, bir yangının ve bir askerî baskının ortasında koparıldı. İkisi bugün aynı müzenin vitrininde, benzer etiketlerle duruyor olabilir. Ama birinin yolculuğu ticaretin, ötekininki fethin kaydı. Bir nesnenin Avrupa'ya hangi yoldan ulaştığını bilmeden, onu doğru okumak mümkün olmuyor.

Usta katmanı: dağılmış bir arşiv

Levhalar bir arada, direklerde ve depoda dururken bir saray arşivi oluşturuyordu. Bugün o arşivin sayfaları onlarca müzeye dağılmış. Hiçbir müze levhaların sarayda hangi sırayla durduğunu bilmiyor. İade tartışmasında geri istenen şeyin bir parçası da bu kayıp düzendir. Bir levhaya bakarken onun bir zamanlar komşu levhalarla birlikte okunduğunu hatırla.

Kalıcı araçlar

Ustanın kime çalıştığını sor. Bir loncanın tek bir hükümdara bağlı olup olmadığını öğren.

Madenin yolunu izle. Bakır alaşımının nereden geldiğini, hangi ticaretle ocağa ulaştığını düşün.

Boyutu rütbe olarak oku. Bir kabartmada en büyük figürün kim olduğunu ve kimin onu taşıdığını bul.

Arşiv işlevini ara. Bir nesnenin bir bilgiyi saklamak için yapılıp yapılmadığını sor.

Edinme fiilini oku. Bir müze kaydının "edinildi", "alındı" ya da "el konuldu" demesindeki farkı not et.

Mülkiyet sorusunu ayır. Bir nesnenin hangi ülkeye ait olduğu ile hangi kurumun onu koruyacağı farklı sorulardır.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Benin dökümlerini Avrupalılar öğretti."
Doğrusu

Lonca Portekizliler gelmeden önce de çalışıyordu ve Benin geleneği bilgisini Ife'ye bağlar.

Yaygın yanlış"Bu nesneler bronzdan yapıldı."
Doğrusu

Analizlerin çoğu büyük bölümünü pirinç olarak tanımlıyor.

Yaygın yanlış"Benin Krallığı bugünkü Benin Cumhuriyeti'ydi."
Doğrusu

Krallık bugünkü Nijerya'nın güneyindeydi.

Yaygın yanlış"Levhalar yalnız süs için yapıldı."
Doğrusu

Edo anlatımları onların törenlerin ve rütbelerin kaydı olarak kullanıldığını gösteriyor.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Benin Krallığı'nda dökümcü loncası Igun Eronmwon yüzyıllar boyunca yalnız Oba için çalıştı. Avrupa'dan gelen manillalar ocakta eritilerek dökümlerin hammaddesi oldu. Ata sunaklarındaki başlar ve fildişi dişler sarayın bellek düzenini taşıdı. İyoba başları ve İdia maskesi kraliçe ananın yerini gösterdi. Direkleri kaplayan levhalar bir saray arşivi gibi işledi ve Portekizlileri de kaydetti. 1897 İngiliz seferi sarayı yakıp nesneleri dünyaya dağıttı. 2020'lerde başlayan iadeler, nesnelerin Benin'de hangi kurumda korunacağı tartışmasını açtı.

Sonraki derse köprü

Benin'de iktidar, dökülmüş madenin parlaklığında ve sunaktaki başın sürekliliğinde görünüyordu. Ekvatorun güneyindeki savanlarda ve ırmak boylarında ise başka krallıklar gücü başka nesnelere yükledi. Kongo'da çivi ve madde yüklü figürler, Luba'da boncuklu bellek tahtaları, Kuba'da hükümdarı simgeleriyle gösteren oyma heykeller vardı. Bu nesnelerin çoğu ahşaptan yapıldı ve elden ele, törenden törene taşındı. Bir hükümdarın sözü, belleği ve hukuku, Orta Afrika'da bir sunağın tepesinde durmaktan çok bir elden ötekine geçen tahtanın ve figürün içinde yaşıyordu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-314 — Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla →

15 bölümden 8. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga