Ders KRO-314.7 · Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla

Ife portreleri; bakır alaşımı, krallık ve natüralizm

3.305 kelime · 15 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Ife, Yoruba anlatılarında dünyanın başladığı kent ve kral soylarının kaynağıdır. Klasik dönemde, on ikinci ile on beşinci yüzyıllar arasında, kentin ustaları pirinçten ve saf bakırdan kayıp mum yöntemiyle başlar ve figürler döktü. Frobenius Olokun başını Atlantis'e bağladı, ama 1938 Wunmonije buluntusu ve Ita Yemoo kazıları sanatın Ife'nin kendi atölyelerinde geliştiğini gösterdi. Yüzler doğaya yakın, ama ideal bir yaşa doğru yumuşatılmış. Çizgiler ve delikler taçlar, peçeler ve gövdelerle tamamlanan bir makam imgesine işaret ediyor. Pişmiş toprak eserler, cam boncuk atölyeleri ve Oranmiyan dikmesi kentin üretim ve hafıza ağını tamamlıyor.

Açılış: Atlantis'i arayan etnolog

Büyük Zimbabwe'nin taş duvarlarını gören sömürge yazarları, bu yapıları kuranları Afrika'nın dışında, Fenikelilerde ya da Saba melikesinin adamlarında aradı. Aynı refleks, bin kilometrelerce batıda, Nijer ırmağının güneyindeki ormanlık bir kentte de çalıştı. 1910'da Alman etnolog Leo Frobenius, Yoruba halkının kutsal kenti Ile-Ife'ye geldi. Kentin kenarındaki bir koruda, deniz ve zenginlikle ilişkilendirilen Olokun'a adanmış bir tapınakta, bakır alaşımından dökülmüş bir başla karşılaştı.

Frobenius'un gözünde bu yüz fazla güzeldi. Ona göre Afrikalı bir dökümcü böyle bir baş yapamazdı. O da başı, Akdeniz'den gelip burada kaybolmuş bir uygarlığın kalıntısı saydı. Olokun'u deniz tanrısı Poseidon'la eşleştirdi ve Ife'yi Platon'un anlattığı batık Atlantis'in Afrika'daki yankısı ilan etti.

Kitabın adı "Ve Afrika konuştu" anlamına geliyor. Oysa kitapta konuşan Afrika değildi. Yazar, gördüğü en güzel yüzleri onları yapanların elinden almıştı. Bu ders, o yüzlerin kime ait olduğunu ve neden bu kadar "gerçek" göründüklerini soruyor.

Dersin yolu

Önce Ife'nin Yoruba dünyasındaki yerini ve klasik dönemini kuracağız. Ardından Olokun başının kopya tartışmasına, sonra da 1938'de bir ev temelinden çıkan başlara bakacağız. Sonra yüzlerdeki çizgileri, delikleri ve "natüralizm" sözcüğünün taşıdığı sorunları tartacağız. Pişmiş toprak başlar, cam boncuk atölyeleri ve kentin taş dikmesi tabloyu tamamlayacak. Ders, Ife ile Benin arasındaki aktarım geleneğiyle kapanıyor.

Sıfır noktası: dünyanın başladığı kent

Yoruba anlatılarında Ife, dünyanın kurulduğu yerdir. Bir anlatıya göre tanrılar ilk toprağı bu noktada suların üstüne serpti ve insanlar buradan dağıldı. Oduduwa, Yoruba krallarının ortak atası olarak bu kentte anılır. Yoruba topraklarındaki pek çok kral soyu kökenini Ife'ye bağlar. Kentin hükümdarı Ooni, bu yüzden siyasal bir yöneticiden fazlasıdır; bir dinî merkezin de koruyucusudur.

Arkeologlar Ife'nin en parlak evresine klasik dönem diyor. Bu dönem genellikle on ikinci ile on beşinci yüzyıllar arasına yerleştiriliyor. Kent o çağda ormanla savan arasındaki geçiş kuşağında, kuzeye uzanan ticaret yollarına bağlı büyük bir merkezdi. Sahra'yı aşan kervanların taşıdığı malların bir bölümü, ırmaklar ve kara yollarıyla güneye, Ife'ye kadar ulaşıyordu.

Klasik dönemin izi, kentin yerinde görülebilen bir mimari ayrıntıda da duruyor.

Sayısız kırık parçanın toplanıp desen hâlinde dizilmesi, kentin büyük bir emekle düzenlendiğini gösteriyor. Ife'nin kerpiç duvarları büyük ölçüde yağmurla eridi. Zeminleri ise toprağın altında kaldı ve kazılarda hâlâ ortaya çıkıyor.

Mekanizma — kopya mı, özgün mü?

Frobenius Olokun başını Avrupa'ya götürmek istedi. İngiliz sömürge yönetimi araya girdi ve baş Ife'de bırakıldı. Etnolog, kentten bir grup pişmiş toprak başla ayrıldı. Olokun başı ise Ooni'nin sarayında saklanmaya devam etti. Hikâye burada bitmiyor.

İki araştırmacı başın kayıp mum yöntemiyle dökülmediğini savundu. Onlara göre yüzeydeki izler, kum kalıba dökülmüş, yani yirminci yüzyılda özgünden çıkarılmış bir kopyayı gösteriyordu. Yazarlar özgün başın ne zaman ve nasıl ortadan kalktığını bilemiyordu. Frobenius'un 1910'da gördüğü baş ile sonradan sarayda incelenen baş aynı nesne miydi? Bu soru bugün de kesin bir cevaba kavuşmuş değil.

Mekanizma — bir ev temelinden çıkan başlar

1938'de Ooni'nin sarayına yakın Wunmonije denen mahallede, işçiler yeni bir evin temelini kazıyordu. Toprağın altından önce bakır alaşımı bir yüz, ardından başka başlar çıktı. Bu buluntu, Frobenius'un tek bir başla kurduğu Atlantis kurgusunu bir anda geçersiz kıldı. Artık aynı ellerden çıkmış bir grup baş vardı ve hepsi Ife'nin toprağından gelmişti.

Başların çoğu Ooni Adesoji Aderemi'nin sarayında toplandı. Birkaçı ise kısa sürede ülke dışına çıktı ve Avrupa ile Amerika'daki koleksiyonlara ulaştı.

Bu başta yüz ile taç arasında bir ayrım görülüyor. Yüz yumuşak, şişkin göz kapakları ve dolgun dudaklarla işlenmiş. Taç ise sert, tekrarlanan boncuk sıralarıyla, bir dokuma gibi kurulmuş. Dökümcü ten ile nesneyi iki ayrı yüzey dili olarak ayırıyor. Bakan kişi bir insanı ve onun taşıdığı makamı aynı anda görüyor.

Mekanizma — bakır, pirinç ve kayıp mum

Ife başlarına yıllarca "bronz" dendi. Bronz, bakır ile kalayın alaşımıdır. Ife eserlerinin kimyasal analizleri ise farklı bir tablo çizdi. Wunmonije başlarının çoğunun bakırla çinkonun alaşımı olan pirinçten, kimi zaman da kurşun katkılı pirinçten döküldüğü anlaşıldı. Birkaç önemli eser ise neredeyse saf bakırdı. Araştırmacılar bu yüzden bugün çoğu zaman "bakır alaşımı" terimini kullanıyor; bu terim analizin henüz sınamadığı bir eser için de yanlış olmuyor.

Bakırın ve çinkonun nereden geldiği tartışmalı. Ife'nin çevresinde zengin bakır yatakları bilinmiyor. Metalin bir kısmının Sahra'yı aşan ticaretle, külçe ya da hurda olarak geldiği düşünülüyor. Kurşun izotop analizleri bazı eserlerde başka kaynaklara da işaret etti. Yani metal yerli değilse de onu biçimlendiren bilgi yerliydi.

Bu bilgi kayıp mum dökümüydü. Dökümcü önce kilden bir çekirdek hazırlar. Çekirdeğin üstüne balmumundan ince bir katman sürer ve yüzü bu mumda yontar. Sonra mum modelin üstünü kilden bir kabukla kaplar ve kabuğa metalin gireceği, havanın çıkacağı kanallar açar. Kalıp ısıtıldığında mum erir ve akıp gider; adı da buradan gelir. Mumun bıraktığı boşluğa erimiş metal dökülür. Metal soğuyunca kabuk kırılır. Her kalıp yalnız bir kez kullanılabilir, her döküm tek bir eser verir.

Ife başlarının duvarları çok ince. İnce bir metal duvar, mum katmanının da çok ince ve düzgün sürüldüğünü gösterir. Saf bakır ise bu işi zorlaştırır. Saf bakır erirken gaz emer, kalıpta kolay akmaz ve soğurken gözenek bırakabilir. Ustalar buna rağmen büyük ve karmaşık eserleri saf bakırdan dökmeyi başardı.

Bu maske toprağın altından çıkmadı. Sarayda bilinen bir nesne olarak, Ife krallarından Obalufon'un adıyla anılarak saklandı. Yoruba geleneğinde Obalufon, dokumacılık ve dökümle de ilişkilendirilen bir hükümdardır. Gözlerin altındaki yarıklar, maskenin bir yüzün önüne takılmak için yapılmış olabileceğini düşündürüyor. Deliklere ise bir sakal, bir peçe ya da başka bir süsün tutturulduğu sanılıyor.

Saf bakır bir eser yalnız Ife'de bulunmadı. Ife'nin kuzeydoğusunda, Nijer ırmağının kıyısında da benzer bir parça vardı.

Bu figür Ife'den uzakta, ırmak kıyısındaki bir köyde, başka döküm eserlerle birlikte bir tapınakta korunuyordu. Köylüler figürü ırmağa götürüp yıkar, onunla törenler yapardı. Üslubu onu Ife ustalarına bağlıyor. Nasıl ve ne zaman bu köye ulaştığı ise bilinmiyor.

Mekanizma — çizgiler, delikler ve taç

Wunmonije başlarının bir kısmında yüz, alından çeneye inen ince ve sık dikey çizgilerle kaplı. Bir kısmında ise yüz pürüzsüz. Bu çizgiler uzun süredir tartışılıyor. İlk yorum, onları Yoruba topraklarında yakın zamana dek görülen yüz izlerine, yani deriye bilerek açılan ve topluluğu ya da soyu gösteren çizgilere bağladı. Ama bugün bilinen yüz izleri çoğunlukla yanaklarda, birkaç kısa çizgiden oluşan kümeler hâlinde. Bütün yüzü saran sık çizgiler o düzenle kolayca örtüşmüyor.

İkinci yorum, çizgilerin bir peçeyi gösterdiğini öne sürüyor. Bugün bile Yoruba krallarının taçlarından yüzün önüne sarkan boncuk dizileri var.

Bu taçlarda kralın yüzü halka görünmez. Halk, bir bireyin yüzünü görmez; makamın kendisini, atalardan gelen gücü görür. Bazı araştırmacılar Ife başlarındaki çizgilerin, metale dökülmüş böyle bir peçenin izi olabileceğini düşünüyor. Ama bu da kesin değil. Çizgiler gözlerin ve dudakların üstünden de geçiyor. Bir peçe ise genellikle yüzün önünde, ondan bağımsız asılır. Belki çizgiler yalnız bir ışık ve yüzey etkisi için kazındı. Kaynaklarda bu yorumların her biri hâlâ savunucusunu buluyor.

Deliklerin işlevi biraz daha açık. Pek çok başta saç çizgisi boyunca, kimi zaman dudakların ve çenenin çevresinde sıra sıra küçük delikler var. Bu delikler başa bir şeyin tutturulduğunu gösteriyor. Bir taç, gerçek saç, boncuklu bir peçe ya da sakal olabilirdi. Bazı başların boynunun alt kenarında da delikler bulunuyor. Bu da başın bir gövdeye bağlanmış olabileceğini düşündürüyor.

Arkeolog Frank Willett bu noktadan bir varsayım geliştirdi. Ona göre başlar, ölen bir hükümdarın cenaze törenlerinde kullanılan ahşap gövdeli bir canlandırma figürünün parçası olabilirdi. Willett bu düşünceyi daha geç dönemlerde Yoruba topraklarında belgelenen, ölünün yerine bir figür giydirilen törenlere dayandırdı. Bu yorum kanıtlanmış değil. Ama başları müzedeki kaidelerinden kaldırıp bir törenin, bir gövdenin, giysilerin ve hareketin içine yerleştirmeye davet ediyor.

Mekanizma — "natüralizm" sözcüğü neyi saklar?

Ife başları müzelerde ve kitaplarda çoğu zaman "natüralist" diye tanıtılır. Sözcük, doğada görüleni olduğu gibi aktaran bir sanatı anlatır. Avrupa sanat tarihinde de antik Yunan heykeline ve Rönesans portresine yakıştırılan bir övgüdür. Sorun buradan başlıyor. Ife başları için bu sözcük ilk kullanıldığında, Afrika sanatının geri kalanı "soyut" ya da "ilkel" sayılıyordu. Natüralizm, Ife'yi Afrika'dan koparıp Akdeniz'e yaklaştıran bir etiket olarak doğdu. Frobenius'un Atlantis'i bu etiketin en uç biçimiydi.

Başlara daha yakından bakınca başka bir şey görünüyor. Yüzlerin hepsi aşağı yukarı aynı yaşta. Genç bir yetişkinin pürüzsüz teni, sakin ağzı ve iri, badem biçimli gözleri tekrar ediyor. Kırışık, yara izi, yaşlılık ya da hastalık neredeyse hiç yok. Bu yüzler gerçek kişileri andırıyor, ama hepsi aynı ideal kalıba doğru yumuşatılmış.

O hâlde bunlar portre mi? Sanat tarihinde portre, belirli bir kişinin görünüşünü tanınabilir biçimde aktaran imgedir. Ife başlarının bir bölümünde kişiye özgü ayrıntılar var: burnun biçimi, dudakların kalınlığı ve çenenin hattı baştan başa değişiyor. Bu ayrıntılar başların belirli kişileri anmak için yapıldığını düşündürüyor. Öte yandan hiçbir başın üstünde bir ad yazmıyor. Obalufon maskesi dışında hiçbirinin hangi hükümdara ait olduğu geleneğe bile yansımamış.

Bazı araştırmacılar başları on dördüncü yüzyıl dolaylarındaki siyasal olaylara bağladı. Sanat tarihçisi Suzanne Preston Blier, eserlerin önemli bir kısmının bir iç çatışmadan sonra yeniden birlik kurmaya çalışan bir saray döneminde yapılmış olabileceğini savundu. Bu yorum, başları belirli bir tarihsel anın siyasal dili olarak okuyor. Kanıt ise büyük ölçüde sözlü geleneğe ve üslup karşılaştırmasına dayanıyor; tartışma sürüyor.

Yoruba estetiğinin kendisi de bir ölçü veriyor. Sanat tarihçisi Robert Farris Thompson, yirminci yüzyıl Yoruba eleştirmenlerinin heykeli değerlendirirken kullandığı ölçütleri derledi. Bu ölçütlerden biri, tam benzerlik ile tam soyutlama arasında bir orta noktaya işaret ediyordu. İyi bir heykel tanınabilir olmalı, ama bir aynanın yaptığı gibi her ayrıntıyı kopyalamamalıydı. Bu ölçütlerin yüzyıllar önceki Ife ustalarına ne kadar uygulanabileceği bilinmiyor. Yine de "gerçekçi mi, değil mi?" sorusunun yerine "ne kadar ve neden benziyor?" sorusunu koymaya yardım ediyor.

Mekanizma — başın ağırlığı

1950'lerin sonunda Ife'de Ita Yemoo denen alanda yapılan inşaat çalışmaları yeni buluntular ortaya çıkardı. Ardından gelen kazılarda bakır alaşımı ve pişmiş toprak eserler bulundu. Bunların arasında başlarla sınırlı kalmayan, tam boy figürler de vardı.

Bu figürde baş, bedenin geri kalanına göre çok büyük. Boyun dörtte birine yakın bir bölümünü kaplıyor. Burada "natüralizm" sözcüğü bir kez daha zorlanıyor. Yüz doğaya yakın, ama oranlar bilinçli olarak değiştirilmiş.

Bu oranın bir açıklaması Yoruba düşüncesinde aranıyor. Yorubaca "ori" sözcüğü hem fiziksel başı hem de kişinin kaderini, iç yazgısını anlatır. Ori, insanın yaşam yolunu belirleyen ve ona yön veren güçtür. Başı büyütmek, onu kişiliğin ve yazgının merkezi olarak öne çıkarmak anlamına gelebilir. Bu düşüncenin klasik dönemde de aynı biçimde var olup olmadığı tartışılabilir. Ama sonraki yüzyıllardan kalma nesneler başa verilen önemi açıkça gösteriyor.

Bir Yoruba evinde ile ori, kişinin kendi başına, yani kaderine sunu yaptığı yerdi. Ita Yemoo figürünün dev başı ile bu kap arasında birkaç yüzyıl var. Aradaki bağı bir okuma önerisi olarak almak gerekiyor. Önerinin değeri, oranı bir beceri eksikliği olarak görme alışkanlığını kırmasında.

Ita Yemoo'dan çıkan bir başka eser, Ife sanatında kral ile kraliçenin ya da bir hükümdar çiftinin nasıl gösterildiğine dair ender bir örnek.

Figürlerin kimliğini söyleyen bir yazı ya da gelenek yok. Birbirine dolanan bacaklar bir birlik, belki bir evlilik, belki bir ittifak anlatıyor.

Mekanizma — pişmiş toprağın kalabalığı

Bakır alaşımı eserler Ife sanatının en ünlü bölümü, ama en kalabalık bölümü sayılmaz. Kentin korularında, sunaklarında ve kazı alanlarında çok daha fazla pişmiş toprak baş ve figür parçası bulundu. Bu eserlerin bir kısmı bakır başlarla aynı ideal yüzü taşıyor. Bir kısmı ise çok daha yalın: silindir ya da koni biçimine indirgenmiş, gözleri ve ağzı birkaç çizgiyle gösterilmiş başlar. Pişmiş toprak metalden ucuzdu ve doğrudan elle biçimlendirilebiliyordu. Atölyelerin denediği biçimlerin genişliğini en iyi bu yüzden pişmiş toprak gösteriyor.

Baş, giydiği taç nedeniyle bir kraliçeye ya da saraydan önemli bir kadına ait sayılıyor. Adı geleneksel bir yakıştırma; kimi temsil ettiği bilinmiyor. Dökümcünün mumda yaptığı hareketlerin karşılığı burada doğrudan kilde görülüyor. Aynı ideal yüz ve aynı taç dili iki malzemede birlikte yaşıyor. Bu da aynı görsel dili paylaşan atölyelerin iki malzeme arasında gidip geldiğini düşündürüyor.

Doğaya yakın yüz ile yalın biçimin aynı dünyaya ait olduğunu en açık gösteren eser, kazılarda bulunmuş bir kap.

Bu küçük sahne, bir sunağın üstünde iki tür başın birlikte durduğunu gösteriyor. Ife'de doğaya yakın ve yalın başlar iki ayrı dönemin ya da iki ayrı halkın işi olmayabilir. Aynı törende, belki farklı görevler için, birlikte kullanılmış olabilirler. Avrupalı bakış "natüralist" Ife ile "soyut" Afrika'yı birbirinden ayırmıştı. Ife'nin kendi ustaları ise iki biçimi tek bir sunağa koymuştu.

Mekanizma — boncuk ve cam

Başlardaki taçlar, boyun dizileri ve peçeler boncuktan yapılmıştı. Ife bu boncukları kullanmakla kalmadı, üretti de. Yoruba geleneği Olokun korusunu cam boncuk yapımıyla ilişkilendirir.

Yirmi birinci yüzyılda Nijeryalı arkeolog Abidemi Babalola ve ekibi Igbo Olokun'da yeni kazılar yaptı. Potalardaki camın kimyasal analizi, bu camın Akdeniz, Mısır ya da Yakın Doğu camlarından farklı bir bileşim taşıdığını gösterdi. Kireç ve alüminyum oranı yüksek bu cam, yerel hammaddelerle, kentin kendisinde üretilmiş görünüyor. Aynı bileşimdeki boncuklar Batı Afrika'nın başka bölgelerinde de bulundu. Ife'nin atölyeleri uzaktan gelen camı yeniden eritmekle yetinmedi. Camın kendisini üretti ve onu bir ticaret malı olarak çevresine dağıttı.

Bu bulgu bakır başları da yeni bir ışık altında gösteriyor. Başlardaki boncuklu taçlar, kentin kendi atölyelerinin ürününü metale aktarıyordu. Dökümcü boncuk sıralarını mumda tek tek işlerken, kentin en değerli üretimlerinden birini kralın başına koyuyordu.

Mekanizma — taş dikme ve kral soyları

Ife'de bakır ve pişmiş topraktan başka, taştan anıtlar da var. Bunların en tanınmışı kentin bir korusunda duruyor.

Yerel adı "Oranmiyan'ın asası" anlamına geliyor. Yoruba geleneğinde Oranmiyan, Oduduwa'nın soyundan gelen bir prens ve savaşçıdır. Anlatılar onu Oyo krallığının kurucusu olarak anar. Benin geleneği ise Oranmiyan'ın bir süre Benin'de kaldığını ve oğlunun Benin'in yeni kral soyunu başlattığını anlatır. Taş dikme, Ife'yi çevresindeki krallıkların ortak kökeni olarak gösteren bu anlatıların somut bir işareti gibi duruyor.

Ife ile Benin arasındaki bağ döküm sanatında da anlatılıyor. Benin geleneğine göre bir Benin kralı Ife'den bir dökümcü istedi ve gönderilen usta Benin'de döküm bilgisini öğretti. Bu bir sözlü gelenek ve tarihlemesi kesin sayılmıyor. Yine de gelenek, Ife'nin bölgenin hafızasında bir kaynak, bir başlangıç yeri olarak yaşadığını gösteriyor.

Karşılaştırma: tek baş, bir grup baş

Frobenius tek bir başla yola çıktı. O başın kopya olabileceği ortaya çıktığında bile, kurduğu Atlantis kurgusu kitaplarda yaşamayı sürdürdü. Wunmonije'de ise bir grup baş birlikte çıktı. Başlar birbirine benziyordu, aynı toprakta yatıyordu ve aynı tekniği paylaşıyordu. Grup, tek bir eserin taşıyamayacağı bir kanıt sunuyordu: bir atölyenin, bir kuşağın, bir kentin varlığını. Bir eserin yalnız mı geldiğini, kardeşleriyle birlikte mi bulunduğunu sormak, onun hakkında kurulabilecek hikâyeleri sınırlar.

Usta katmanı: yüzü makam taşıyor

Ife'de doğaya yakın yüz, bir kişiyi anmanın yolu olabilir. O yüzün üstündeki taç, çevresindeki delikler, ardındaki gövde ve önüne sarkan peçe ise onu bir makama dönüştürüyordu. Bir Ife başında önce bir benzerlik arayabilirsin. Başın ne zaman göründüğünü, kimin önünde, neyle örtülerek taşındığını da sorduğunda, "natüralizm" sözcüğünün açıkladığı alan daralır.

Kalıcı araçlar

Malzemeyi analizle adlandır. Bir esere "bronz" demeden önce bakır, pirinç ya da başka bir alaşım olup olmadığını öğren.

Döküm izini oku. Duvar kalınlığı, yüzey izleri ve kalıp yöntemi, bir eserin özgün mü kopya mı olduğuna dair ipucu verir.

Buluntu grubunu ara. Bir eserin tek başına mı, yoksa aynı atölyeden kardeşleriyle mi bulunduğunu sor.

Etiketin tarihini sor. "Natüralist" ya da "soyut" gibi bir sözcüğün hangi karşılaştırmanın içinde, kim tarafından kullanılmaya başlandığını düşün.

Delikleri ve eksikleri tamamla. Bir başın üstüne, önüne ya da altına bağlanmış olabilecek nesneleri zihninde yeniden kur.

Oranı yerel düşünceyle tart. Büyük bir başı beceri eksikliği saymadan önce, o kültürde başın neyi temsil ettiğini araştır.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Ife başları bronzdan yapılmıştır."
Doğrusu

Analizler eserlerin çoğunun pirinç, bazılarının ise neredeyse saf bakır olduğunu gösteriyor. "Bakır alaşımı" daha doğru bir terim.

Yaygın yanlış"Bu kadar doğal yüzler Afrika'nın dışından gelen bir etkinin ürünüdür."
Doğrusu

Wunmonije'de ve Ita Yemoo'da çıkan eserler, tekniğin ve üslubun Ife'nin kendi atölyelerinde geliştiğini gösteriyor.

Yaygın yanlış"Ife başları belirli kralların kesin portreleridir."
Doğrusu

Yüzlerde kişisel ayrıntılar var, ama hepsi ideal bir yaşa ve kalıba doğru yumuşatılmış. Obalufon maskesi dışında hiçbiri geleneğe bile bir adla geçmemiş.

Yaygın yanlış"Ife'de yalnız natüralist başlar yapıldı."
Doğrusu

Pişmiş toprak eserler arasında çok yalın biçimler de var ve Obalara kabı iki türü aynı sunakta gösteriyor.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Ife, Yoruba anlatılarında dünyanın başladığı kent ve kral soylarının kaynağıdır. Klasik dönemde, on ikinci ile on beşinci yüzyıllar arasında, kentin ustaları pirinçten ve saf bakırdan kayıp mum yöntemiyle başlar ve figürler döktü. Frobenius Olokun başını Atlantis'e bağladı, ama 1938 Wunmonije buluntusu ve Ita Yemoo kazıları sanatın Ife'nin kendi atölyelerinde geliştiğini gösterdi. Yüzler doğaya yakın, ama ideal bir yaşa doğru yumuşatılmış. Çizgiler ve delikler taçlar, peçeler ve gövdelerle tamamlanan bir makam imgesine işaret ediyor. Pişmiş toprak eserler, cam boncuk atölyeleri ve Oranmiyan dikmesi kentin üretim ve hafıza ağını tamamlıyor.

Sonraki derse köprü

Oranmiyan anlatısı Ife'den çıkan bir prensi Benin'e götürür. Benin'de kral soyu, saray ve dökümcüler loncası yüzyıllar boyunca birlikte büyüdü. Sarayın ahşap direklerini kaplayan pirinç levhalar savaşları, törenleri ve saray görevlilerini dizi dizi gösterdi. Ölmüş krallar için dökülen başlar sunakların üstünde duruyordu. 1897'de bir İngiliz cezalandırma seferi kenti ele geçirdi ve bu nesnelerin binlercesini yerinden söküp Avrupa'ya taşıdı. Bugün iade masasında konuşulan şey, Ife'den öğrenildiği anlatılan döküm bilgisinin bir sarayın ortasında yüzyıllar boyunca biriktirdiği arşivdir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-314 — Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla →

15 bölümden 7. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga