Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Mapungubwe'de yönetici aile on üçüncü yüzyılda tepeye çıktı ve altınla gömüldü. Büyük Zimbabwe'nin ustaları kendiliğinden ayrılan granit levhalarla harçsız çevre duvarları ördü. Tepe Kompleksi kayalarla birleşti, Büyük Çevre ise Paralel Geçit'i ve dolu Konik Kule'yi kuşattı. Sabuntaşı kuşlar büyük olasılıkla kraliyet atalarını temsil ediyordu ve çoğu sömürge yıllarında yağmalandı. Altın Sofala ve Kilwa üzerinden Hint Okyanusu'na indi. Sömürge kuramları yapıyı yabancılara verdi; Randall-MacIver ve Caton-Thompson Afrikalı yapımcılığı gösterdi. Rodezya rejimi bu sonucu bastırdı, bağımsız Zimbabwe ise yerleşimin adını ve kuşunu aldı. Khami, Naletale ve Thulamela geleneği sürdürdü.
Açılış: kurşun kalemin kokusu
Sahel'in altını develerin sırtında kuzeye, çölün öbür kıyısına gidiyordu. Afrika'nın güneyinde çıkarılan altın ise doğuya, Hint Okyanusu'nun limanlarına iniyordu. Bu ikinci yolun iç ucunda, bugünkü Zimbabwe'nin yaylasında, taştan örülmüş büyük bir yerleşim duruyordu. 1871'de oraya ulaşan ilk Avrupalılardan biri, Alman jeolog Karl Mauch'tu. Mauch'u bölgeye bir Amerikalı avcı olan Adam Render götürmüştü.
Mauch duvarların arasında bir kapı lentosu buldu ve ondan küçük bir parça kesti. Ahşabı kokladı ve kokuyu cebindeki kurşun kalemin tahtasına benzetti. Kalemler o yıllarda sedirden yapılıyordu. Mauch buradan büyük bir sonuca atladı: ahşap Lübnan sediri olmalıydı, yapıyı da Saba melikesinin ustaları kurmuş olmalıydı. Bir parça tahtanın kokusu, bir kıtanın geçmişini başkalarına bağlamaya yetti.
Bu ders o kokunun yarattığı yüz yıllık inkârı ve onun altında kalan yapıyı ele alıyor. Önce taşların kendisine bakacağız, sonra onları yorumlayanlara.
Dersin yolu
Önce Limpopo vadisindeki öncül krallığı, Mapungubwe'yi göreceğiz. Ardından Büyük Zimbabwe'nin granit duvarlarının nasıl örüldüğünü, tepedeki yapılarla vadideki yapıların nasıl ayrıştığını izleyeceğiz. Sabuntaşından oyulmuş kuşlar yerleşimin en tanınmış eserleri ve onların yağmalanma öyküsü ayrı bir bölüm tutuyor. Sonra kıyıyla kurulan ticareti, sömürge döneminin kuramlarını ve bu kuramları çürüten kazıları ele alacağız. Ders Rodezya rejiminin sansürüyle, bağımsız Zimbabwe'nin bayrağıyla ve taş duvar geleneğinin ardıllarıyla kapanıyor.
Sıfır noktası: Limpopo'da bir tepe
Güney Afrika'nın iç kesimlerinde, demir işleyen ve sığır yetiştiren topluluklar ilk binyılın ikinci yarısından beri yaşıyordu. Bu topluluklarda zenginliğin ölçüsü sığırdı. Bir ailenin ağılı, evinin ortasında ya da hemen yanında dururdu. Arkeologlar bu düzene merkezî ağıl düzeni diyor.
On birinci ve on ikinci yüzyıllarda Limpopo ırmağı vadisinde bu düzen değişmeye başladı. Bugünkü Güney Afrika, Botsvana ve Zimbabwe sınırlarının buluştuğu yerde, kıyıyla ticaret yapan bir yerleşim büyüdü. Arkeologlar ona K2 diyor. K2'de fildişi işleniyordu ve kazılarda okyanus ötesinden gelmiş çok sayıda cam boncuk çıktı. Fildişi kıyıya iniyor, karşılığında boncuk ve kumaş yukarı çıkıyordu.
On üçüncü yüzyılda yerleşimin merkezi yakındaki bir tepeye taşındı.
Bu tepede önemli bir değişim görülüyor. Halk ovada yaşamayı sürdürdü, yönetici aile ise tepeye çıktı. Toplumsal sınıf, yükseklikle gösterilmeye başlandı. Pek çok araştırmacı bunu Güney Afrika'nın ilk krallığı olarak yorumluyor.
Gergedan 1930'larda, tepenin bir çiftçi ve arkadaşları tarafından fark edilmesinden sonra yapılan kazılarda bulundu. Ahşap çekirdek çürümüş, altın kabuk kalmıştı. Figürün neyi temsil ettiğini bilmiyoruz. Bir kralın gücünün simgesi olduğu öne sürülüyor, ama bunu doğrulayan yazılı bir kaynak yok. Bugün Güney Afrika'nın en yüksek nişanlarından biri onun adını taşıyor.
Mapungubwe on üçüncü yüzyılın sonunda terk edildi. Nedeni tartışmalı; iklimin kuraklaşması sıkça anılan açıklamalardan biri. Ticaretin ve iktidarın ağırlığı kuzeye, Zimbabwe yaylasına kaydı.
Mekanizma — granitin kendiliğinden ayrılması
Büyük Zimbabwe, yaylanın güneydoğusunda, bugünkü Masvingo kentinin yakınında kuruldu. Yerleşim on üçüncü yüzyıldan on beşinci yüzyılın ortalarına kadar büyüdü. Yapımcıları, bugünkü Şona halkının ataları olarak kabul ediliyor. Zimbabwe adı Şona dilinde genellikle "taş evler" diye açıklanıyor.
Bölgenin granit tepeleri ustalara hazır bir malzeme sundu. Gündüzün sıcağı ve gecenin serinliği granitin dış yüzeyini zamanla kat kat ayırır. Kaya, soğan kabuğu gibi levhalar hâlinde kendiliğinden soyulur. Ustalar bu levhaları topladı, gerektiğinde ateşle ve suyla daha da ayırdı ve aşağı yukarı aynı boyda bloklara böldü.
Bloklar harç kullanılmadan, sıra sıra dizildi. Duvarı ayakta tutan, taşların ağırlığı ve dikkatli yerleştirilmesiydi. Duvarlar aşağıda kalın, yukarıda inceydi ve hafifçe içe doğru eğiliyordu. Bu eğim, harcın yokluğunda dengeyi sağlıyordu.
Bu duvarlar bir binanın taşıyıcı duvarları değildi. Üstlerinde dam yoktu. Taş, açık havada kıvrılarak yürüyen çevre duvarları, geçitler ve setler oluşturuyordu. İnsanların oturduğu evler ise bu duvarların içinde, sıkıştırılmış topraktan yapılmış yuvarlak yapılardı. Şona dilinde bu toprağa daga deniyor. Daga evlerin çatıları sazdandı ve çoğu çoktan yok oldu. Bugün gördüğümüz taş iskelet, bir zamanlar kalabalık bir kentin yalnız çerçevesiydi.
Mekanizma — tepedeki yapılar
Yerleşimin en eski bölümü, vadiye hâkim granit bir tepenin üstünde yükseliyor.
Burada ustalar kayayı ortadan kaldırmadı. Duvarlar doğal kayaların arasındaki boşlukları doldurdu ve kayayı yapının parçası yaptı. Uzaktan bakan biri, tepenin nerede bittiğini, duvarın nerede başladığını kolayca ayıramaz. Yapıya ulaşmak için dik ve dar patikalar tırmanmak gerekiyordu.
Tepenin batı ucundaki büyük çevrede yerleşimin en derin kültür katmanları bulundu. Bu, orada yüzyıllar boyunca kesintisiz oturulduğunu gösteriyor. Doğu ucundaki çevre ise sabuntaşı kuşların çoğunun bulunduğu yer olarak biliniyor. Arkeolog Thomas Huffman, Tepe Kompleksi'ni kralın oturduğu ve atalarla iletişim kurduğu yer olarak yorumladı. Bu yorum etkili oldu, ama her araştırmacı onun ayrıntılarına katılmıyor.
Mekanizma — Büyük Çevre ve konik kule
Tepenin güneyindeki vadide, yerleşimin en büyük tek yapısı duruyor.
Büyük Çevre'nin dış duvarı, Sahra'nın güneyindeki en büyük antik taş duvar olarak anılır. Duvarın en düzgün ve en yüksek bölümü doğu yanında. Taş sıraları burada daha düzenli, bloklar daha özenle seçilmiş. Ustalar duvarı bir kerede yapmadı. Daha kaba örülmüş eski bir iç duvar, sonradan daha düzgün bir dış duvarla çevrelendi.
Geçitte yürüyen biri yalnız iki duvar arasındaki dar bir gökyüzü şeridini görür. Geçit, kuzeydeki bir girişten başlayıp çevrenin en önemli bölümüne ulaşıyor. Yapı burada ziyaretçinin bedenini yönetiyor: nereden gireceğini, neyi ne zaman göreceğini duvarlar belirliyor.
Kulenin içinde oda, kapı ya da merdiven yok. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başında hazine arayanlar, altında gizli bir oda bulmayı umarak dibini kazdı. Hiçbir şey çıkmadı. Kulenin anlamı bugün de tartışılıyor. Sık anılan bir yoruma göre bir tahıl ambarının taştan simgesiydi ve halkın krala verdiği payı temsil ediyordu. Başka yorumlar onu bir erkeklik ya da soy simgesi olarak okuyor. Hangi yorum seçilirse seçilsin, içine girilemeyen bu kütlenin tek işi uzaktan görülmekti.
Friz, duvarın en düzgün bölümünü taçlandırıyor ve Konik Kule'nin bulunduğu yere yakın bir yerde yoğunlaşıyor. Ustalar burada aynı granit blokları yalnız açılarını değiştirerek bir süsleme diline çevirdi. Harçsız duvarda desen yapmak için boya ya da oyma gerekmiyordu; taşın konumu yetiyordu.
Mekanizma — vadideki yapılar
Tepe ile Büyük Çevre arasındaki vadi, yerleşimin en kalabalık bölümüydü.
Bu çevreler Büyük Çevre'den daha geç tarihli ve genellikle daha küçük. Araştırmacıların bir bölümü bunları kralın çevresindeki seçkin ailelerin konutları olarak görüyor. Taş duvarlı çevrelerin dışında ise sıradan halkın daga evleri vardı ve onlardan geriye çok az iz kaldı. Kentin nüfusu konusunda yapılan tahminler birbirinden çok farklı.
Vadideki çevrelerden biri, 1900'lerin başında çok zengin bir buluntu topluluğu verdi.
Çevreye, Mauch'u bölgeye getiren avcının adı verilmişti. Gömüde yan yana duran nesneler, yerleşimin iki yüzünü birlikte gösteriyor. Demir çapalar tarlayı, demir çanlar törenleri anlatıyor. Seladon ve cam ise okyanusun öbür kıyısına uzanan bir ticareti kanıtlıyor. Bu kadar uzaktan gelmiş nesnelerin birlikte saklanması, onların burada sıradan mallar olmadığını düşündürüyor.
Mekanizma — sabuntaşı kuşlar
Büyük Zimbabwe'nin en tanınmış eserleri, sabuntaşından oyulmuş kuşlardır. Sabuntaşı yumuşak, kolay oyulan bir taştır.
Kuşlar bir doğa gözlemi gibi yontulmadı. Pençe yerine insan ayağını andıran parmakları, gaga yerine dudağa benzeyen ağızları var. Sütunların bir kısmında zikzak ya da halka desenleri bulunuyor. Araştırmacıların çoğu onları kraliyet atalarının simgeleri olarak okuyor; insan ayağı ve dudak bu yorumu destekliyor. Şona geleneğinde gökyüzündeki kuşlar insanlar ile atalar arasında haber taşır. Huffman kuşları kartal türünden bir yırtıcıyla ilişkilendirdi ve her birinin ölmüş bir hükümdarı andığını öne sürdü. Bu yorum ikna edici bulunuyor, ama kesin değil.
Timsah, Güney Afrika'nın pek çok topluluğunda iktidarla ve suyla ilişkilendirilen bir hayvandır. Sütunun anlamı kesin bilinmiyor. Yine de kuşların tek tip bir kalıptan çıkmadığını, her birinin kendine özgü ayrıntılar taşıdığını açıkça gösteriyor.
Tepedeki yapıdan çok sayıda sabuntaşı kâse de çıktı.
Kâselerin kenarındaki hayvanlar sığır, zebra ya da başka otlayan hayvanlar olarak tanımlanıyor. Kuşlarla aynı taştan yapılan bu kaplar, sabuntaşının yerleşimde kutsal ya da kraliyete ait nesnelere ayrılmış bir malzeme olduğunu düşündürüyor.
Mekanizma — yağmalanan kuşlar
Kuşların çoğu on dokuzuncu yüzyılın sonunda yerlerinden söküldü. Bu yıllarda Cecil Rhodes'un İngiliz Güney Afrika Şirketi bölgeyi ele geçiriyordu. Şirket topraklara Rhodes'un adını verdi ve bölge Rodezya diye anılmaya başladı.
Kuşu, Willi Posselt adında bir avcı ve tüccar söküp götürdü ve sonra Rhodes'a sattı. Rhodes kuşu bir tür tılsım gibi gördü. Evinin pek çok yerine onun biçimini işletti. Bu kuş bugün de Güney Afrika'da duruyor ve Zimbabwe onun geri verilmesini istiyor.
Birkaç yıl sonra İngiliz gezgin Theodore Bent başka kuşları ve sütunları Cape Town'a gönderdi. Bunların çoğu sonradan Zimbabwe'ye geri döndü. Bir kuşun öyküsü ise daha uzun sürdü.
Sütunun üst parçası Zimbabwe'de, alt parçası ise bir Alman misyonerin satışıyla Berlin'de kaldı. Parça yüzyıla yakın bir süre Almanya'da saklandı ve İkinci Dünya Savaşı'nın karmaşasında da el değiştirdi. Almanya parçayı Zimbabwe'ye iade ettiğinde iki yarım yeniden bir araya geldi. Böylece tek bir sütun, yağmanın nesneleri nasıl böldüğünü ve iadenin onları nasıl birleştirebildiğini birlikte gösterdi.
Mekanizma — kıyıya inen altın
Büyük Zimbabwe'nin zenginliği sığıra, tarıma ve ticarete dayanıyordu. Yaylada altın yataklarından altın çıkarılıyordu. Altın ve fildişi kıyıya, bugünkü Mozambik'teki Sofala'ya iniyordu. Oradan kuzeye, Kilwa'ya ve Hint Okyanusu limanlarına taşınıyordu. Kilwa'da basılmış bir bakır sikke bile Büyük Zimbabwe'de bulundu.
Bu kırıklar yerleşimin tarihlenmesinde de işe yaradı. Çin seramiğinin üretim dönemleri iyi bilindiği için, onların bulunduğu katmanlar daha kesin tarihlenebildi. Kırıklar yerleşimin dünya ticaretine bağlı olduğunu gösterdi. Okyanus ötesinden gelenler mallardı; duvarları yerel ustalar ördü. Doğu Afrika kıyısının taş kentleri ise kendi başına ayrı bir öykü.
On beşinci yüzyılın ortasından sonra Büyük Zimbabwe yavaş yavaş terk edildi. Nedeni tartışılıyor: toprağın ve otlakların tükenmesi, odun kıtlığı ve ticaret yollarının kuzeye kayması sıkça anılan açıklamalar. İktidar kuzeyde Mutapa devletine, güneybatıda Torwa devletine geçti.
On altıncı yüzyılda Portekizli tüccarlar Sofala'ya ve iç bölgelere ulaştı. Portekizli tarihçi João de Barros, kıyıdaki tüccarlardan duyduklarına dayanarak iç bölgede büyük bir taş yapının bulunduğunu yazdı. De Barros yapıyı görmemişti, ama ondan söz eden ilk Avrupalı yazar oldu.
Mekanizma — inkârın kuramları
Mauch'un sedir kokusundan sonra Büyük Zimbabwe'yi yabancılara bağlayan kuramlar hızla çoğaldı. Kimine göre yapıyı Fenikeli tüccarlar kurmuştu, kimine göre Saba melikesinin ya da Süleyman'ın adamları. Bazıları Kutsal Kitap'ta altınıyla anılan Ofir ülkesini burada aradı. Bu kuramların ortak noktası, yapının Afrikalılar tarafından yapılmış olamayacağı varsayımıydı.
Bent kazısında Afrika'ya özgü çanak çömleği ve daga evlerinin kalıntılarını gördü. Yine de bunları sonraki yerli sakinlere ait saydı ve yapıları daha eski, yabancı bir halka verdi. Kitap geniş okur buldu. Kuramın siyasi bir işlevi de vardı. Yapı eski bir yabancı uygarlığa aitse, bölgeyi yeni ele geçiren yabancılar da o uygarlığın mirasçısı sayılabilirdi.
Kuramlar arazide de zarar verdi. 1890'larda altın arayan bir şirket bölgedeki taş yapıları kazmak için izin aldı ve mezarlardan altın nesneler söktü. 1900'lerin başında yerleşimin bakımına getirilen gazeteci Richard Nicklin Hall, Büyük Çevre'nin içinden metrelerce toprak kaldırdı. Hall bu katmanları sonraki "yerlilerin pisliği" diye görüyordu. Kaldırılan toprak, yerleşimin tarihini sıralayacak en değerli kanıtı taşıyordu ve geri getirilemedi.
Mekanizma — kazının söylediği
Kuramlara ilk ciddi yanıt, profesyonel bir arkeologdan geldi.
Randall-MacIver İngiliz Bilim Derneği adına çalıştı. Kazılarında Akdeniz'e ya da eski Arabistan'a ait hiçbir nesne bulmadı. Buluntular, bölgede bugün de yaşayan toplulukların kullandıklarına benzeyen çanak çömlek, demir aletler ve boncuklardı. Tarihleme için yabancı ithal nesneleri kullandı ve yapıları ortaçağa yerleştirdi. Raporu sert tepkiyle karşılandı.
Dernek yirmi yılı aşkın bir süre sonra ikinci bir kazı istedi.
Caton-Thompson Konik Kule'nin dibinde ve Hall'un dokunmadığı alanlarda katman katman kazdı. Hava fotoğraflarından da yararlandı. Vardığı sonuç açıktı: buluntuların hepsi Afrika kökenliydi ve yapılar ortaçağa aitti. Raporunda yabancı yapımcı kuramlarını tek tek çürüttü. Sonraki on yıllarda radyokarbon tarihlemeleri onun tarih aralığını büyük ölçüde doğruladı.
Mekanizma — bir rejimin inkârı
Bilimsel sonuç yerleşmişti, ama siyaset ona uymadı. 1965'te Rodezya'daki beyaz azınlık hükümeti İngiltere'den tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Hükümet çoğunluğun yönetime katılmasına karşıydı ve Büyük Zimbabwe onun için tehlikeli bir kanıttı. Taş duvarlar, Afrikalıların güçlü bir devlet kurduğunu gösteriyordu.
Bu yıllarda resmî rehberlerde ve okul kitaplarında yapımcılar belirsiz bırakıldı ya da yabancı kuramlara yer verildi. Arkeologlar Afrikalı yapımcılığı açıkça yazmaları konusunda baskı gördü. Anıtlar müfettişi Peter Garlake 1970'te ülkeden ayrıldı. Birkaç yıl sonra Büyük Zimbabwe üzerine yazdığı kitap, yerleşimin Afrikalı tarihini geniş bir okura anlattı. Aynı yıllarda kurtuluş hareketleri yerleşimin adını kendi ülkelerinin adı olarak benimsedi.
Ülke 1980'de bağımsızlığını kazandığında Rodezya adını bırakıp yerleşimin adını aldı. Sabuntaşı kuş bayrağa, armaya ve paralara yerleşti. Taş bir yapının adı ve bir taş kuşun biçimi bir ulusun simgesine dönüştü. Büyük Zimbabwe 1986'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi.
Mekanizma — taş duvar geleneğinin ardılları
Büyük Zimbabwe terk edildikten sonra taş duvar geleneği sona ermedi. Güneybatıdaki Torwa devletinin merkezi, bugünkü Bulawayo yakınındaki Khami'ye taşındı.
Khami'de taş duvarlar artık bir çevreyi kuşatmıyor, toprağı tutuyordu. Ustalar yamaca platformlar kurdu ve evleri bunların üstüne yerleştirdi. Süsleme, duvarın görünen yüzünde yoğunlaştı.
Naletale, bu geleneğin en zengin bezemeli duvarına sahip yer olarak anılır. Ustalar tek bir duvar yüzünde birçok örgü desenini birleştirdi.
Thulamela 1990'larda kazıldı ve iki seçkin gömü altın süs eşyalarıyla birlikte bulundu. Kazı ve onarım yerel toplulukların katılımıyla yürütüldü. Taş duvar geleneğinin bugünkü sınırları aşan bir alana yayıldığını gösteriyor.
Karşılaştırma: sedir ve seladon
Mauch bir parça ahşabın kokusundan uzak bir halkın ustalarını çıkardı. Caton-Thompson ise seladon kırıklarını ve yerel çanak çömleği katmanlarında okuyarak yerleşimi tarihledi. İkisi de yabancı kökenli bir nesneyle karşılaştı. Mauch onu yapımcının kanıtı saydı. Caton-Thompson ise onu ticaretin kanıtı olarak okudu ve yapıyı yerel buluntularla ilişkilendirdi. Yabancı bir nesne bir yapının içinde bulunduğunda, önce onun oraya nasıl geldiğini sormak gerekiyor.
Usta katmanı: harçsız duvarın dili
Büyük Zimbabwe'nin ustaları granitin kendiliğinden ayrılmasından yararlandı, harç kullanmadı ve dam örtmedi. Taş, çevreleri, geçitleri ve görülmek için yapılmış bir kuleyi kurdu. Desen, taşların açısıyla elde edildi. Khami ve Naletale'de aynı dil istinat duvarlarına ve süslü şeritlere geçti. Bir taş duvara bakarken onun neyi taşıdığını, neyi çevrelediğini ve kime gösterildiğini sormak, bu geleneği okumanın yolu.
Kalıcı araçlar
Malzemenin kaynağını bul. Bir yapının taşının nereden, nasıl elde edildiğini sor.
Duvarın işini ayır. Taşıyıcı mı, çevreleyici mi, toprak tutucu mu olduğunu belirle.
Katmanı koru. Bir buluntunun hangi toprak katmanında, neyle birlikte çıktığını öğren.
İthal nesneyi önce bir ticaret yolunun izi say. Yapımcıyı yerel buluntularda ara.
Kuramın kime yaradığını sor. Bir yapının kökeni hakkındaki iddianın hangi siyasi düzende ortaya çıktığını not et.
Bölünmüş nesneyi izle. Bir eserin parçalarının bugün hangi kentlerde durduğunu araştır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Büyük Zimbabwe'yi Fenikeliler ya da Saba melikesinin ustaları yaptı."
Kazılar yapıların ortaçağa ait olduğunu ve Şona halkının atalarınca kurulduğunu gösterdi.
Yaygın yanlış"Büyük Çevre'nin duvarları bir sarayın damını taşıyordu."
Duvarlar açık havada çevreler oluşturuyordu. Evler içlerinde, sıkıştırılmış topraktan yapılmıştı.
Yaygın yanlış"Çin seramiği, yerleşimi yabancıların kurduğunu kanıtlar."
Seramik ticaretle geldi ve yerleşimin tarihlenmesine yardım etti.
Yaygın yanlış"Sabuntaşı kuşların hepsi Zimbabwe'ye döndü."
Rhodes'un satın aldığı kuş bugün hâlâ Cape Town'da duruyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Mapungubwe'de yönetici aile on üçüncü yüzyılda tepeye çıktı ve altınla gömüldü. Büyük Zimbabwe'nin ustaları kendiliğinden ayrılan granit levhalarla harçsız çevre duvarları ördü. Tepe Kompleksi kayalarla birleşti, Büyük Çevre ise Paralel Geçit'i ve dolu Konik Kule'yi kuşattı. Sabuntaşı kuşlar büyük olasılıkla kraliyet atalarını temsil ediyordu ve çoğu sömürge yıllarında yağmalandı. Altın Sofala ve Kilwa üzerinden Hint Okyanusu'na indi. Sömürge kuramları yapıyı yabancılara verdi; Randall-MacIver ve Caton-Thompson Afrikalı yapımcılığı gösterdi. Rodezya rejimi bu sonucu bastırdı, bağımsız Zimbabwe ise yerleşimin adını ve kuşunu aldı. Khami, Naletale ve Thulamela geleneği sürdürdü.
Sonraki derse köprü
Büyük Zimbabwe'de inkâr, taşın büyüklüğüne ve düzenine takıldı. Batı Afrika'da, Yoruba kenti Ife'de aynı tepkiyi bir yüz doğurdu. Ife ustaları bakır alaşımından ve pişmiş topraktan, dudak kıvrımına ve göz kapağına kadar incelikle işlenmiş baş heykelleri yaptı. Bu başların bir kısmı taç ve tören süsleri taşıyor ve kentin kutsal krallığıyla ilişkilendiriliyor. Doğaya bu kadar yakın bir yüzün tek bir hükümdarı mı, yoksa krallık makamını mı gösterdiği, o başların önünde sorulacak ilk soru.