Ders KRO-314.3 · Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla

Nok terrakottaları ve arkeolojik bağlam

3.318 kelime · 20 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Nok pişmiş toprakları ilk kez Jos platosundaki kalay ocaklarında, ırmakların taşıdığı alüvyon çökeltilerinin içinden çıktı. Bernard Fagg parçaları topladı, Jos'ta bir müzenin kuruluşuna öncülük etti ve Taruga ile Samun Dukiya'da kazı yaparak geleneği kömürle tarihledi. Başlar üçgen ya da D biçimli gözleri, delikli göz bebekleri, özenli saç düzenleri ve takılarıyla tanınır. Figürler kil fitillerle kurulmuş, ayrıntıları oyulmuş, astarlanıp açıkta pişirilmiştir. Frankfurt ekibinin kazıları Nok topluluklarının darı eken çiftçiler olduğunu, heykellerin çoğunlukla kırık hâlde çukurlarda bulunduğunu gösterdi. 1990'lardan bu yana yaygınlaşan kaçak kazı pek çok alanı yok etti. Termolüminesans gerçek ile sahteyi her zaman ayıramaz ve iadeler eseri döndürse de bağlamını döndüremez.

Açılış: yam tarlasında bir korkuluk

Sahra'nın kaya resimleri binlerce yıl boyunca aynı kayanın yüzünde durdu. Onları kim gördüyse yerinde gördü: hangi vadiye baktıklarını, hangi kaynağın yakınında olduklarını, hangi resmin hangisinin üstüne boyandığını. Bugünkü Nijerya'nın orta kuşağında, Jos platosunun güney eteklerinde ise bambaşka bir öykü yaşandı. Oradaki yüzler toprağın altındaydı ve gün ışığına çoğu zaman bir kazmanın ucunda, kimse onları aramazken çıktılar.

1943'te Jemaa yakınlarındaki bir kalay ocağında çalışan madenciler topraktan pişmiş kilden bir baş çıkardı. Anlatılan öyküye göre baş bir süre yakındaki bir yam tarlasında korkuluk olarak kullanıldı. Sonra ocağın yöneticisinin eline, oradan da bölgede görevli genç bir sömürge memurunun masasına geldi.

Memurun adı Bernard Fagg'di ve arkeoloji eğitimi almıştı. Başı eline aldığında bir şeyi hemen fark etti: birkaç yıl önce başka bir ocaktan çıkan parçalarla aynı göz biçimini taşıyordu. Bu iki parça, bugün Nok adıyla andığımız bir pişmiş toprak geleneğinin ilk halkalarıydı.

Korkuluk öyküsü sevimli bir anekdot gibi okunur. Oysa dersin bütün sorusu onun içinde saklı. Baş bir tarlada dururken hangi toprak katmanından geldiğini, yanında ne bulunduğunu, kırık mı yoksa bütün mü gömüldüğünü artık kimse söyleyemezdi. Elimizde güzel bir yüz kalmıştı; yüzün öyküsü ise madencinin küreğinde dağılmıştı.

Dersin yolu

Önce arkeolojik bağlamın ne olduğunu kuracağız. Sonra kalay madenlerindeki ilk buluntuları, Fagg'in kazılarını ve tarihleme tartışmasını izleyeceğiz. Ardından başlara yakından bakıp gözü, saçı ve takıyı okuyacağız, heykellerin nasıl yapıldığını soracağız. Demir işçiliği ve köy yaşamı bizi Frankfurtlu bir ekibin uzun kazılarına götürecek. Son durakta sanat piyasası, yağma, sahtecilik ve iade tartışmaları var.

Sıfır noktası: bir nesneyi saran üç bilgi

Arkeologlar bir buluntunun bağlamını üç bilgiyle kurar. İlki buluntu yeri: nesne tam olarak nerede, hangi çukurda, hangi evin köşesinde çıktı. İkincisi katman: toprağın hangi tabakasında yatıyordu, üstünde ve altında ne vardı. Üçüncüsü birliktelik: yanında hangi çanak parçaları, hangi kömür kırıntıları, hangi taş aletler bulundu.

Bu bilgiler bir nesneye tarih, işlev ve topluluk kazandırır. Kömür parçası radyokarbonla tarihlenebilir ve yanındaki heykelin yaşına dair bir ipucu verir. Bir evin tabanında çıkan heykel ile bir mezarda çıkan heykel farklı işler görmüş olabilir. Birlikte bulunan çanaklar bir mutfağı, öğütme taşları bir tarlayı, cüruf bir demirci ocağını anlatır.

Kazı bu bilgileri okurken onları yok da eder. Bir katman kazıldığında bir daha aynı biçimde kazılamaz. Bu yüzden iyi bir kazı ölçer, çizer, fotoğraflar ve her şeyi deftere geçirir. Kayıtsız bir kazı ise, ister madenci ister yağmacı yapsın, aynı katmanı geri dönüşü olmayan biçimde siler.

Bu derste her Nok buluntusuna aynı soruyu soracağız: elimizdeki nesne bu üç bilgiden hangilerini hâlâ taşıyor?

Mekanizma — kalay ocaklarındaki ilk yüzler

Jos platosu sömürge döneminde kalay madenciliğinin merkeziydi. Kalay cevheri ırmakların taşıdığı alüvyon çökeltilerinde birikiyordu. Madenciler bu çökeltileri kazıyor, suyla yıkıyor ve elekten geçiriyordu. Kum ve çakılla birlikte zaman zaman kil parçaları da çıkıyordu.

Geleneğe adını veren de bu ilk buluntuların çevresiydi. Nok, ocakların yakınındaki küçük bir köyün adıdır. Fagg sonraki yıllarda benzer parçaları bir araya getirdi ve onları bu köyün adıyla ortak bir kültür adı altında topladı. Ad bir yeri anlatıyordu, ama o yerin bir başkent ya da kutsal merkez olduğunu söylemiyordu. Yalnız ilk buluntunun tesadüfen orada çıktığını söylüyordu.

İlk parçaların bulunduğu ortam da bir sorun taşıyordu. Alüvyon, ırmağın sürükleyip başka bir yere yığdığı topraktır. İçindeki bir baş, yapıldığı ya da bırakıldığı yerden belki kilometrelerce uzağa taşınmıştı. Arkeologlar bu duruma ikincil bağlam der: nesne bir çökeltide bulunmuştur, ama o çökelti onun ilk yerini göstermez. Kalay ocaklarından gelen başların anlatabildiği tek yer bu yüzden bir ırmak yatağıydı.

Fagg madencilerden parçaları ona getirmelerini istedi. Parça getirenlere küçük ödüller verildiği anlatılır; Fagg ocak yöneticileriyle yazıştı ve buluntu yerlerini haritaya işledi. Zamanla dağınık bir kırık parça topluluğu birikti: başlar, kollar, ayaklar, gövde parçaları, takı ve kumaş izleri taşıyan yüzeyler. Bu topluluk geleneğin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösterdi. Ama hangi parçanın hangi yüzyıla ait olduğunu söyleyemedi.

Mekanizma — kazıyla gelen tarih

Fagg 1950'lerin başında Jos'ta bir müzenin kuruluşuna öncülük etti. Toplanan parçalar burada bir araya geldi.

Müze, buluntuların ülke dışına çıkmadan Nijerya'da kalmasını sağlayan erken bir kurumdu. Ama parçaları tarihlemek için kazı gerekiyordu. Fagg 1960'larda madencilerin kazmasının değmediği alanlarda çalışmaya başladı.

Taruga'da heykel parçaları demir eritme fırınlarıyla aynı yerde ve aynı katmanlarda bulundu. Fırınların içindeki kömür radyokarbonla tarihlendi. Sonuçlar milattan önce birinci binyılın ortalarına işaret ediyordu. Böylece Nok heykelleri üslubun yanında katmanla ve kömürle de bir zamana bağlandı.

Samun Dukiya'da da heykel parçaları, tarihlenebilecek malzemeyle aynı katmanlardan çıktı. Fagg bu iki alanın verisini ve öteki buluntu yerlerini daha sonra bir kitapta topladı.

Fagg'in tarih aralığı uzun süre ders kitaplarında dolaştı: kabaca milattan önce beşinci yüzyıldan milattan sonra ikinci yüzyıla. Bu aralık, aslında birkaç alanın kömür örneklerine ve pişmiş toprak üzerinde yapılan ilk ölçümlere dayanıyordu. Sonraki kazılar onu hem genişletti hem de daha ayrıntılı hâle getirdi. Bugün de herkesin kabul ettiği kesin bir aralık yok; farklı ekiplerin verileri farklı başlangıç ve bitiş noktaları öneriyor. Güvenle söylenebilen, geleneğin en parlak döneminin milattan önce birinci binyıla düştüğü.

Mekanizma — kilin içinden yüz

Bir Nok başına bakan biri önce gözleri görür. Gözler çoğu zaman üçgene yakın ya da yatık bir D harfine benzer. Üst kapak düz ya da hafifçe kavisli bir çizgiyle kesilir, alt kapak aşağı doğru kıvrılır. Göz bebeğinin yerinde derin, düzgün bir delik açılmıştır. Aynı delikler burun kanatlarında, kulak boşluklarında ve çoğu zaman aralık duran dudakların arasında da görülür.

Bu deliklerin bir işlevi olabilir. İçi boş bir heykel fırınlanırken içerideki hava ve nem dışarı çıkmak zorundadır, yoksa kil çatlar. Delikler bu yolu açmış olabilir. Ama delik bir yüzü canlı da gösterir. Bakışın odağı bir oyukta toplanır ve gözler ışıkla gölge arasında derinleşir. Teknik bir çözüm ile bir üslup tercihi burada aynı hareketle birleşiyor.

Gözlerden sonra saç gelir. Başların çoğunda saç özenle düzenlenmiştir: ortadan ayrılmış örgüler, yanlarda ve tepede topuzlar, alından enseye uzanan sıralı kabartmalar. Bazı başlarda saç, tepede birden fazla bölüme ayrılır ve her bölüm ayrı bir topuzla biter. Bu çeşitlilik bir modayı, bir yaş ya da toplumsal konum farkını, belki de bir tören süslemesini gösteriyor olabilir. Hangisinin doğru olduğunu söyleyecek yazılı bir kaynak yok.

Gövde parçaları takıları anlatır. Boyunlarda üst üste dizilmiş boncuk kolyeler, bileklerde ve ayak bileklerinde kalın halkalar, göğüste çaprazlama bağlanmış boncuk dizileri görülür. Bazı figürler bir sopa ya da topuz gibi bir nesne tutar. Oturan figürler çoğu zaman ellerini dizlerine koyar ya da çenelerini bir dizlerine dayar.

Başlar gövdeye oranla büyüktür. Bu oran Nok heykellerinde neredeyse bir kuraldır ve başın taşıdığı anlamla ilgili olabilir. Afrika'nın pek çok sonraki geleneğinde de baş, kişinin yazgısının ve iç gücünün yeri sayılır. Yine de bu yüzyıllar sonraki inançları Nok'a geri taşımak tehlikelidir. Oran bir değerin izini taşıyabilir; o değerin adını bilemiyoruz.

Mekanizma — elle kurulan, bıçakla biçilen figür

Nok heykellerinin çoğu içi boştur. Parçaların kırık yüzleri yapım yöntemini ele verir. Usta kil fitillerini üst üste sararak gövdenin ve başın kabuğunu kurmuş, duvarları elle ve aletle inceltmiştir. Kil deri sertliğine geldiğinde, yani biçimini koruyacak kadar kuruyup henüz kesilebilecek kadar yumuşakken, ayrıntılar oyulmuştur.

Bu yüzden Nok yüzlerinin çizgileri keskin ve temizdir. Göz kapağının kenarı bir bıçakla kesilmiş gibi durur, saç örgülerinin aralarındaki oluklar derin ve düzgündür. Heykel hem eklenerek hem de çıkarılarak yapılmıştır: kil fitille eklenmiş, ayrıntı ağaç oyar gibi çıkarılmıştır.

Yüzeye çoğu zaman ince, kırmızımsı bir astar sürülmüş ve parlatılmıştır. Kil iri kum ve kuvars tanecikleri içerir, bu da onu fırınlama sırasında daha dayanıklı yapar. Büyük figürler açık bir ateşte ya da bir çukurda pişirilmiş olabilir. Bu kadar büyük, içi boş bir figürü çatlatmadan pişirmek uzun bir deneyim isteyen bir ustalıktır.

Mekanizma — demir, darı ve köy

Taruga'nın fırınları Nok'u Batı Afrika'da demir işçiliğinin erken örnekleri arasına yerleştirdi. Demirin bu bölgeye kuzeyden mi geldiği, yoksa yerel olarak mı geliştiği uzun süredir tartışılıyor. Kanıtlar bir yöne kesin olarak ağır basmıyor. Kesin olan, Nok topluluklarının demiri eritip işleyebildiği ve bu bilginin taş aletlerle bir süre yan yana yaşadığı.

Heykelleri yapanlar nasıl yaşıyordu? Fagg'in döneminde yerleşim alanları sistemli olarak kazılmamıştı.

2000'lerin ortasında Frankfurt'taki Goethe Üniversitesi'nden bir arkeolog ekibi, Peter Breunig ve Nicole Rupp'un yönetiminde, Nok bölgesinde uzun soluklu bir araştırma başlattı. Ekip yıllar boyunca onlarca alanda yüzey araştırması ve kazı yaptı. Topraktan çıkan küçük şeylerin peşine düştü.

Bu taneler, Nok topluluklarının inci darısı ekip biçen çiftçiler olduğunu gösterdi. Tahıl köylerin yıl boyu bir yerde kalmasını sağlıyordu. Zamanını heykele ayırabilen ustaları da o besliyordu.

Çömlek parçaları ekibin en güvenilir saatlerinden biri oldu. Bezeme biçimleri zamanla değişiyordu ve kömür örnekleriyle birlikte tarihlenebiliyordu. Ekip bu verilerle Nok için bir evre dizisi önerdi. Bu diziye göre bölgedeki ilk yerleşimler milattan önce ikinci binyılın sonlarına uzanıyor. Heykel geleneğinin en yoğun dönemi milattan önce birinci binyıla düşüyor, ortak çağın başlarında ise yerleşimler seyreliyor. Ekip heykellerin demirden daha önce başlamış olabileceğini de önerdi; bu nokta hâlâ tartışılıyor.

Mekanizma — çukurdaki kırık heykel

Frankfurt ekibinin en çarpıcı bulgusu heykellerin nerede ve nasıl bulunduğuydu.

Heykeller çoğunlukla kırık hâlde ve çukurların içinde çıkıyordu. Bazı çukurlarda parçaların yanında taş dizileri ya da taş yığınları vardı. Kırılmalar bir kaza mıydı, zamanın işi miydi, yoksa bilinçli bir törenin parçası mı? Ekip bu soruyu açık bıraktı. Ama sorunun kendisi ancak kazıyla sorulabilirdi.

Koleksiyonda tek başına duran bir baş, heykellerin hep bütün yapıldığı izlenimini verir. Çukur başka bir resim çiziyor. Heykeller toprağa bırakılırken çoğu zaman zaten kırıktı. Başka parçalarla birlikte gömülüyor, bir köye, belki bir anma törenine bağlanıyordu.

Bu belgelerin değeri tek tek parçalardan büyüktür. Bir başın yüz yıl sonra bile hangi çukurdan, hangi kolla birlikte çıktığını gösterirler.

Sergide her başın yanında onun çıktığı toprak da anlatılıyordu.

Mekanizma — sanat piyasası ve kürek

Jos'taki koleksiyon kurulurken Nok heykelleri Avrupa ve Amerika'da pek tanınmıyordu. 1970'lerin sonundan itibaren Nijerya'nın eski eserlerini dolaştıran sergiler bunu değiştirdi. Talep arttıkça fiyatlar yükseldi.

1990'larda Nok bölgesinde kaçak kazılar yaygınlaştı. Köylüler, gençler, aracılar büyük bir ağ içinde çalışıyordu. Bir baş köyden kentteki aracıya, oradan sınır dışına, sonunda bir galeriye gidiyordu. Her halkada fiyat katlanıyordu. En az kazananlar toprağı kazanlardı.

Frankfurt ekibi bu çukurların yayıldığı alanları da belgeledi. Ekip, araziye vardığında pek çok alanın çoktan kazılmış olduğunu gördü. Yağmacı bir başı alıp çömlek kırıklarını, kömürü ve taşları bir kenara atar. Atılan şeyler tam da arkeoloğun aradığı şeylerdir.

Uluslararası müzeler örgütü ICOM bu tehlikeye dikkat çekmek için bir liste yayımladı.

Liste bir yasa değildir; ama bir alıcıya ya da gümrük memuruna "bu nesne türü yağmayla bağlantılı olabilir" uyarısını yapar. Nijerya'nın kendi yasaları ise daha eskiye uzanır.

Bu iki metni birlikte okuyunca bir sorun belirginleşir. İhraç yasağı 1950'lerden beri yürürlükte. Yasal belgeyle yurt dışına çıkmış bir Nok başı bu yüzden nadirdir. Piyasadaki parçaların çoğunun geçmiş kaydı ya boştur ya da birkaç el değiştirdikten sonra bulanıklaşmıştır.

Bu sorun en görünür hâliyle bir müzenin salonunda patladı.

Eserlerin Nijerya'dan yasa dışı çıkarıldığı ortaya çıkınca tartışma büyüdü. Sonunda iki ülke arasında bir anlaşma yapıldı. Anlaşmayla Nijerya'nın eserler üzerindeki mülkiyeti tanındı, heykeller ise uzun süreli bir ödünç olarak Fransa'da kaldı. Çözüm iki tarafı da tam memnun etmedi. Yine de bir devlet, satın aldığı eserin sahibinin başka bir ülke olduğunu kabul etmişti.

Yakın yıllarda bazı ülkelerin gümrüklerinde ele geçirilen Nok heykelleri Nijerya'ya geri gönderildi. Her iade bir eseri ülkesine döndürür. Ama hiçbir iade, eserin çıktığı çukuru geri getiremez.

Mekanizma — sahtenin kimyası

Fiyatlar yükselince sahtecilik de arttı. Bir alıcı bir Nok başının gerçek olup olmadığını nasıl anlar? En sık başvurulan yöntem termolüminesanstır.

Kil fırınlandığında, içindeki minerallerde birikmiş enerji sıfırlanır. Ardından toprak içindeki doğal radyasyon bu enerjiyi yavaş yavaş yeniden biriktirir. Laboratuvar küçük bir örneği ısıtıp yayılan ışığı ölçer. Ölçüm, son fırınlamadan bu yana geçen süreye dair bir tahmin verir.

Rapor yalnız örnek alınan noktayı tarihler. Sahteciler bunu biliyor.

Örnek eski bir parçadan alınırsa rapor "eski" der. Oysa figürün bütünü hiç var olmamıştır. Daha ustaca sahtekârlıkta yeni bir parça yapay radyasyonla eski gösterilmeye çalışılır. Termolüminesans gerçek bir eseri çürütmez, ama bir sahteyi her zaman yakalayamaz. Bunu kesin olarak yapabilecek tek belge, eserin topraktan çıktığı anı kaydeden kazı defteridir.

Karşılaştırma: kuzeybatıdaki pişmiş topraklar

Nok tek pişmiş toprak geleneği değildi. Nijerya'nın kuzeybatısında, Sokoto ve Katsina çevrelerinde de pişmiş topraktan başlar ve figürler bulundu. Sınırın öbür yanında, Nijer'deki Bura'da da toprağa gömülmüş pişmiş toprak figürler ve kaplar çıktı. Bu gelenekler Nok'la akraba mı, yoksa ayrı ayrı mı gelişti? Tartışma sürüyor.

Sorunun cevabını zorlaştıran yine bağlamdır. Sokoto ve Katsina parçalarının çoğu da kaçak kazıyla piyasaya çıktı. Üsluplar arasında benzerlik görmek kolaydır, ama aynı toprak katmanında, aynı kömürle tarihlenmiş parçalar olmadan iki geleneğin ilişkisini kanıtlamak zordur. Karşılaştırma böylece bir göz alışkanlığına indirgenir.

Kimi araştırmacılar Nok ile kursun ilerisindeki Ife başları arasında da bir bağ önerdi. Arada yüzyıllar var ve iki geleneği bağlayan halkalar bulunamadı.

Usta katmanı: bağlamsız bir başın kaybettikleri

Bir müzayede kataloğunda bir Nok başı düşünelim. Altında yalnız şu yazıyor: "Nijerya, milattan önce birinci binyıl, termolüminesans raporuyla."

Hangi köyde, hangi tepede çıktığını bilmiyoruz. Hangi evrede yapıldığını yalnız üsluba bakarak tahmin edebiliyoruz. Hangi çukurda, hangi kolla, hangi taşlarla gömüldüğünü artık kimse söyleyemez. Belki kendi gövdesinden koparıldı ve gövde başka bir koleksiyonda, başka bir adla duruyor.

Baş hâlâ güzel. Gözleri hâlâ derin, saçı hâlâ özenli. Ama artık bir topluluğun tanığı olmaktan çıktı, bir biçimin örneğine dönüştü. Frankfurt ekibinin çukurdaki kırık parçaları daha az göz alıcıdır. Yine de bize başın bir zamanlar neyin parçası olduğunu söyleyen tek kanıt onlardır.

Kalıcı araçlar

Üç bilgiyi sor. Bir buluntunun yerini, katmanını ve birlikteliğini ayrı ayrı yaz; hangisinin eksik olduğunu belirt.

Ortamı ayır. Nesne yerleşimde mi, mezarda mı, yoksa ırmağın taşıdığı bir çökeltide mi bulundu, kontrol et.

Adı sorgula. Bir kültürün adının bir köyden, bir bilginden ya da bir müzeden gelip gelmediğini araştır.

Elin izini oku. Kırık yüzlerde fitil izlerini, oyma çizgilerini, astar ve parlatma izlerini ara.

Tarihin dayanağını bul. Bir tarih aralığının kömürden mi, kilin kendisinden mi, yoksa üslup benzerliğinden mi geldiğini sor.

Raporun sınırını gör. Termolüminesans raporunun eserin neresinden alındığını ve bütünü temsil edip etmediğini sor.

Zinciri izle. Eserin topraktan vitrine kadar hangi ellerden geçtiğini ve hangi yasaların geçerli olduğunu çıkar.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Nok bir krallığın ya da kentin adıdır."
Doğrusu

Nok, ilk buluntuların yakınında çıktığı küçük bir köyün adıdır; ad geleneği yalnız bir buluntu yerine bağlar.

Yaygın yanlış"Nok heykelleri tam olarak milattan önce 500 ile milattan sonra 200 arasında yapıldı."
Doğrusu

Bu aralık erken kazıların sınırlı verisine dayanıyordu; sonraki araştırmalar tarihleri genişletti ve başlangıç ile bitiş noktaları hâlâ tartışılıyor.

Yaygın yanlış"Termolüminesans raporu olan bir Nok heykeli kesinlikle gerçektir."
Doğrusu

Rapor yalnız örnek alınan noktanın son fırınlamasını tarihler; eski parçalardan birleştirilmiş bir figür de eski bir sonuç verebilir.

Yaygın yanlış"Heykeller bütün olarak yapılıp bütün olarak gömüldü."
Doğrusu

Sistemli kazılarda parçalar çoğunlukla kırık, dağınık ve başka nesnelerle birlikte çukurlarda bulundu.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Nok pişmiş toprakları ilk kez Jos platosundaki kalay ocaklarında, ırmakların taşıdığı alüvyon çökeltilerinin içinden çıktı. Bernard Fagg parçaları topladı, Jos'ta bir müzenin kuruluşuna öncülük etti ve Taruga ile Samun Dukiya'da kazı yaparak geleneği kömürle tarihledi. Başlar üçgen ya da D biçimli gözleri, delikli göz bebekleri, özenli saç düzenleri ve takılarıyla tanınır. Figürler kil fitillerle kurulmuş, ayrıntıları oyulmuş, astarlanıp açıkta pişirilmiştir. Frankfurt ekibinin kazıları Nok topluluklarının darı eken çiftçiler olduğunu, heykellerin çoğunlukla kırık hâlde çukurlarda bulunduğunu gösterdi. 1990'lardan bu yana yaygınlaşan kaçak kazı pek çok alanı yok etti. Termolüminesans gerçek ile sahteyi her zaman ayıramaz ve iadeler eseri döndürse de bağlamını döndüremez.

Sonraki derse köprü

Nok'un yüzleri bize adlarını söylemiyor. Yazı bırakmadılar, kral listesi bırakmadılar ve onları bulan kazma çoğu zaman yerlerini de sildi. Kıtanın doğusunda, Etiyopya yaylalarında ise ortak çağın ilk yüzyıllarında Aksum adlı bir krallık taş dikilitaşlar yükseltti, yazıtlar kazıdı ve üstünde kralların adlarını taşıyan sikkeler bastı. Bu sikkelerde bir noktada eski simgelerin yerini bir haç aldı. Yüzyıllar sonra aynı yaylalarda, Lalibela'da kiliseler yukarıdan aşağıya, tek bir kaya kütlesinin içine oyuldu ve rahipler bugün de oralarda ayin yönetiyor. Kazmanın ucunda kırık çıkan yüzlerin karşısında, oyulduğu günden beri kullanılan bir kilise duruyor. Orada bağlamı rahiplerin takvimi, ilahileri ve hacıların yolu her yıl yeniden kuruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-314 — Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla →

15 bölümden 3. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga