Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Doğu Afrika kıyısının liman kentleri Bantu kökenli Svahili dilini konuşan bir Afrika toplumunun kentleriydi. Şirazi kuruluş anlatıları bir kimlik iddiasıydı ve sömürge dönemi bilginleri onları harfiyen okudu. Mercan taşı, kireç ve mangrov direği evlerin ve camilerin biçimini belirledi. Kizimkazi'nin yazıtı ve mezar sütunları yerel ustanın uzak bir dünyayla konuşan elini gösteriyor. Duvara gömülen ya da nişe dizilen porselen, ithal nesnenin kıyıda ikinci bir yaşam kazandığını anlatıyor. Portekiz şiddeti Kilwa'yı yıktı ve Mombasa'ya bir kale dikti. Lamu ve Pate'de nişler, kapılar ve siwalar kıyının kendi dilini taşıdı. Ummanlı Zanzibar'ın zenginliği köleleştirilmiş insanların emeğine dayandı.
Açılış: sütundaki boş yuvalar
Kenya kıyısında, Malindi'nin kuzeyindeki küçük Mambrui kasabasında, bir mezarın başında beyaz sıvalı bir sütun yükselir. Sütunun gövdesinde, göz hizasının biraz üstünde, yuvarlak çukurlar sıralanmış. Bu çukurların birkaçında hâlâ mavi desenli tabaklar oturuyor. Ötekiler boş ve kenarlarında bir zamanlar orada duran tabağın izi seçiliyor.
Tabakları Çin'in fırınları yaptı ve bir gemi onları okyanusu aşarak buraya getirdi. Sütunu kıyının ustaları ördü. Mezarda yatan kişi bu kasabanın insanıydı ve büyük olasılıkla Svahili konuşuyordu. Boş yuvaların öyküsü ise başka bir yerde, gezginlerin ve koleksiyoncuların çantalarında sürüyor. Bu ders kıyının yapılarını bu üç el ile okuyor: uzakta yapılan nesne, yerinde çalışan usta, nesneyi duvarından söken kişi.
Dersin yolu
Önce kıyının kimin kıyısı olduğunu soracağız; dil ve kazılar bir yanda, kentlerin kuruluş anlatıları öbür yanda duruyor. Ardından mercan taşının evleri nasıl biçimlendirdiğini, mihraplara ve sütunlara gömülen kâselerin ne anlattığını göreceğiz. Dikişli tekneler, Portekiz topları, Lamu ile Pate'nin nişleri ve kapıları sırayla gelecek. Ders Ummanlı Zanzibar'la ve bir kazı raporunun başlığıyla kapanıyor.
Sıfır noktası: kimin kıyısı
Bugünkü Somali'nin güneyinden Mozambik'e kadar uzanan kıyıda, bin yılı aşkın bir süre boyunca bir dizi liman kenti yaşadı. Bu kentlerin insanları kendi dillerine Kiswahili diyordu. Svahili, Bantu dil ailesinin bir koludur. Temel sözcükleri, dilbilgisi ve ses düzeni kıyının iç kesimlerindeki çiftçi toplulukların dilleriyle akrabadır. Arapçadan, Farsçadan ve Hint dillerinden çok sayıda sözcük almıştır. Ama bu alıntılar bir Bantu dilinin gövdesine eklenmiştir.
Kentlerin kendi anlatıları ise başka bir köken söyler. Kilwa'nın on altıncı yüzyılda derlenen vakayinamesi, kentin Şiraz'dan gelen bir sultan ve oğulları tarafından kurulduğunu anlatır. Kıyının birçok ailesi kendini Şirazi ya da Arap soyuna bağladı. Bu anlatılar bir kimlik iddiasıydı. İslam dünyasının merkezine yakınlık, bir ailenin ticaret ortakları ve komşuları önündeki saygınlığını artırıyordu. Anlatı, köken kadar bir statü de taşıyordu.
Sömürge döneminin bilginleri bu anlatıları harfiyen okudu. Taş camiler ve yazıtlar gören Avrupalı araştırmacılar kentleri Arap ya da İranlı kolonileri, yerel halkı da bu kolonilerin tebaası saydı. Büyük Zimbabwe'de karşılaştığımız önyargı burada da işledi. Taştan bir yapı görülünce kurucusu kıtanın dışında arandı.
Kazılar bu tabloyu değiştirdi. Kıyıdaki en eski yerleşimlerde bulunan çanak çömlek, iç kesimlerin çiftçi köylerinde de bulunan bir türdü.
Araştırmacılar bu kaplara kazınmış desenlerinden ötürü üçgen çentikli seramik adını veriyor. Kıyının erken köylerinde ithal sırlı kapların yanında, ama onlardan çok daha fazla sayıda bulundular. Yemek pişirilen, su taşınan kaplar bunlardı. Kentlerin temelinde yerel bir çiftçi ve balıkçı nüfusu yaşıyordu.
Kuzey Kenya kıyısındaki Pate adasında, Shanga denen terk edilmiş bir kentte yapılan kazı bu sürekliliği bir camide gösterdi.
Kazıyı yürüten Mark Horton, aynı yerde önce ahşaptan, sonra taştan yapılmış bir dizi cami buldu. Cami her yenilemede biraz büyüdü ve malzemesi değişti. Yerel bir topluluk yeni dini benimsemiş ve onun için önce kendi bildiği tekniklerle yapı kurmuştu. Taş, yüzyıllar sonra geldi.
Yirmi birinci yüzyılda başka bir kanıt türü eklendi. 2023'te yayımlanan bir eski DNA çalışması, ortaçağ Svahili mezarlarından alınan örnekleri inceledi. Sonuçlar, on birinci yüzyıl dolaylarında başlayan bir karışımla hem Afrika kökenli hem de İran ve Hindistan kökenli soyları gösterdi. Yazarlar kıyının dilinin ve kültürünün Afrikalı kaldığını da vurguladı. Kıyı, okyanusun öbür yakasından gelenleri de içine alan bir Afrika toplumuydu.
Mekanizma — mercan, kireç ve mangrov
Kıyı kentlerinin yapı malzemesi denizden geliyordu. Ustalar kıyı şeridindeki eski mercan resiflerinden kaba taş kesti ve bunu duvarların gövdesinde kullandı. Canlı resiflerden ise daha yoğun, ince dokulu bir mercan çıkardılar. Bu taş yeni kesildiğinde yumuşaktı, kolayca oyuluyordu ve havayla temas ettikçe sertleşiyordu. Kapı kemerleri, mihrap çerçeveleri ve süs bordürleri bu ince taştan oyuldu.
Harç ve sıva da mercandan yapılıyordu. Mercan parçaları büyük ateşlerde yakılıyor, elde edilen kireç kum ve suyla karıştırılıyordu. Beyaz kireç sıvası duvarları güneşten ve tuzdan korudu. Kentlere uzaktan bakan denizcinin gördüğü parlak beyazlık bu sıvaydı.
Çatıyı ise kıyının bataklık ormanları belirledi. Mangrov ağaçlarının düz ve sert gövdeleri, Svahili dilinde boriti denen direklere dönüştü. Bu direkler duvardan duvara uzatılıyor, üstlerine mercan ve kireçten bir tavan dökülüyordu. Bir mangrov direği belli bir uzunluğu aşamaz. Odaların genişliği de bu yüzden sınırlı kaldı. Svahili evleri dar ve uzun odaların arka arkaya dizilmesiyle büyüdü. Biçimi bir ağacın boyu belirledi.
Kilwa'nın güneyindeki küçük bir adada, bu evlerin bir kentin içinde nasıl dizildiği bugün de okunabiliyor.
Kazıyı yürüten Stephanie Wynne-Jones ve Jeffrey Fleisher, evlerin içinde ve aralarındaki açık alanlarda çok sayıda ithal kap, cam boncuk ve Kilwa sikkesi buldu. Evin en iç odası, ailenin en değerli nesnelerinin saklandığı ve gösterildiği yerdi. Bir konuğun hangi odaya kadar kabul edildiği, ev sahibiyle arasındaki ilişkiyi anlatıyordu.
Songo Mnara, karşısındaki Kilwa adasıyla birlikte 1981'de Dünya Mirası listesine alındı. Kilwa'nın Büyük Camii ve denize bakan Husuni Kubwa sarayı aynı listede. Faslı gezgin İbn Battuta on dördüncü yüzyılda Kilwa'yı ziyaret etti ve onu dünyanın en güzel ve en iyi yapılmış kentlerinden biri olarak andı.
Mekanizma — kıble duvarında okyanus
Kıyının camilerini yerel ustalar yaptı; yönelimleri ve yazıtları ise Mekke'ye bakan bir dünyaya aitti.
Bu yazıt, kıyıda tarihi okunabilen en eski kitabeler arasında sayılıyor. Kizimkazi'nin ustası, İslam dünyasının dört bir yanında kitabelerde kullanılan köşeli harfleri yerel mercana oydu.
Kıyının camilerinde ve mezarlarında, duvara yerleştirilmiş sırlı kâselerle sık karşılaşılır. Ustalar sıva henüz ıslakken kâseyi duvara bastırıyor, ağzı dışarı bakacak biçimde gömüyordu. Mihrap kemerinin çevresinde, kubbelerin içinde ve mezar sütunlarında bu kâseler parlıyordu. Bir kısmı Çin porseleni ya da seladonuydu. Bir kısmı İran'dan ve Basra Körfezi'nden gelen sırlı topraktı.
Bir kâse Çin'de bir yemek kabı olarak yapılmıştı. Kıyıda ise duvarın bir parçası oldu ve bir daha yemek görmedi. Bu yeni kullanım, kıyının ithal nesneye kendi anlamını verdiğini gösteriyor. Onu bir mezara gömen aile, ölüsünün okyanusun öbür yakasına uzanan bir dünyada yaşadığını herkese gösteriyordu.
Mekanizma — ölülerin sütunları
Kıyı mezarlarının en tanınmış biçimi, mezarın başına dikilen yüksek sütundur. Svahili kıyısının dışında bu biçim neredeyse hiç görülmüyor. Sütunların bir kısmı silindir, bir kısmı sekizgen ya da köşeliydi.
Kenya kıyısındaki Gede kentinde, ormanın içinde kalan bir mezar bu sütunların tarihlenmesine yardım etti.
Arkeologlar kentin bu yapısına, üzerindeki tarih yüzünden kısaca Tarihli Mezar diyor. Kıyıdaki mezarların çoğu yazıt taşımadığı için bu tür tarihler değerli. Gede'yi yirminci yüzyılın ortasında James Kirkman kazdı.
Sütunların ne anlattığı tartışılıyor. Kimi araştırmacılar onları ölünün toplumdaki yerinin işareti, kimi de iç kesimlerin eski anma geleneklerinin İslam'la aldığı yeni biçim sayıyor. Mambrui'de kâseler sütunu uzaktan görünen bir anıta, mezarı da ailenin servetinin ve bağlantılarının bir göstergesine çevirdi.
On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda pek çok sütunun kâsesi söküldü. Bir kısmını koleksiyoncular, bir kısmını değerini bilen yerel satıcılar aldı. Hangi kâsenin hangi mezardan söküldüğü çoğu zaman kaydedilmedi.
Mekanizma — dikişli tekne ve uzak bir filo
Kıyının ticareti mevsimlere bağlıydı. Svahililer kuzeydoğudan esen kış rüzgârına kaskazi, güneybatıdan esen yaz rüzgârına kusi der. Arabistan'dan ve Hindistan'dan gelen büyük gemiler kaskazi ile güneye iniyor, kusi dönünce geri gidiyordu. Aradaki aylarda tüccarlar ev sahibi ailelerin yanında kalıyordu. Kentleri birbirine bağlayan ise yerel teknelerdi.
Dikişli gövde esnekti ve resife çarptığında kırılmak yerine esneyebiliyordu. Mtepe, kıyı boyunca mangrov direği ve tahıl taşıyan yerel ağın emekçisiydi.
Kıyıdan ihraç edilenlerin başında altın ve fildişi geliyordu. Altın, Zimbabwe yaylasından Sofala limanına iniyor, oradan kuzeye, Kilwa'ya taşınıyordu. Fildişi Hindistan'da ve Çin'de aranıyordu. Karşılığında en çok kumaş ve cam boncuk alınıyordu; boncuklar iç kesimlere, Limpopo vadisine kadar ulaştı. Gucerat'ın boyalı ve baskılı pamukluları kıyıda giyimin ve servetin ölçüsüydü. Bu kumaşların neredeyse hiçbiri bugüne kalmadı; ithal mallardan en iyi korunanı, toprağa ve duvara gömülen seramikti.
On beşinci yüzyılın başında okyanusun öbür ucundan çok farklı bir filo kıyıya ulaştı. Ming imparatorunun amirali Zheng He, yüzlerce gemiden oluşan filolarla Hint Okyanusu'nu dolaştı. Filonun bazı seferleri Somali kıyısına ve Malindi'ye kadar indi. Malindi'nin elçileri Çin sarayına bir zürafa götürdü. Saray onu Çin efsanelerindeki uğurlu qilin ile özdeşleştirdi ve resmettirdi. Bu öykü yalnız Çin kayıtlarından biliniyor. Seferler kısa süre sonra durdu; porselen kıyıya çoğunlukla Arap, İranlı ve Hintli tüccarların gemilerinde gelmeyi sürdürdü.
Mekanizma — top, haç ve kale
1498'de Vasco da Gama'nın gemileri Afrika'nın güney ucunu dolaşarak kıyıya ulaştı. Mombasa'nın hükümdarı Portekizlilere kuşkuyla yaklaştı. Rakibi Malindi ise onları iyi karşıladı ve Hindistan'a giden yolu bilen bir kılavuz verdi.
Dikme, Malindi'nin hükümdarıyla kurulan ittifakın işaretiydi. Kıyının kentleri birbirine rakipti ve her biri gelen yabancıyı kendi rekabetinde kullanmaya çalıştı.
İttifak kısa sürede şiddete dönüştü. 1505'te bir Portekiz filosu Kilwa'yı ele geçirdi ve yağmaladı. Aynı yıl Mombasa yakılıp yağmalandı. Portekizliler okyanus ticaretini denetlemek, kıyı kentlerinden vergi almak ve Hint kumaşının alışverişini kendi ellerine geçirmek istiyordu. Kilwa bir daha eski gücüne kavuşamadı.
Portekizliler kıyıdaki varlıklarını bir kaleyle sabitledi.
Kaleyi 1590'larda İtalyan mimar Giovanni Battista Cairato tasarladı. Burçların sivri uçları, saldırganın her duvarın dibinde çapraz ateşle karşılanmasını sağlıyordu. Duvarları ise kıyının ustaları kıyının mercanıyla ördü. Avrupalı bir plan, yerel bir taşla ve büyük olasılıkla yerel ve köleleştirilmiş işçilerin emeğiyle yükseldi.
On yedinci yüzyılın sonunda Umman'dan gelen bir ordu kaleyi uzun bir kuşatmaya aldı. Kuşatma iki yılı aştı ve 1698'de kale Ummanlıların eline geçti.
Batık yirminci yüzyılın son çeyreğinde su altında kazıldı. Kale bugün bir müze ve 2011'den beri Dünya Mirası listesinde. Duvarları Portekizlilerin, Ummanlıların ve sonra İngilizlerin aynı yapıyı sırayla nasıl kullandığını katman katman taşıyor.
Mekanizma — Lamu ve Pate: niş, kapı, boynuz
On yedinci ile on dokuzuncu yüzyıllar arasında kuzeydeki Lamu takımadalarının birbirine rakip iki kenti, Pate ve Lamu, kıyının şiirini, mimarisini ve tören nesnelerini biçimlendirdi.
UNESCO 2001'de kenti, Doğu Afrika'da Svahili yerleşiminin en eski ve en iyi korunmuş örneği olarak listeye aldı. Kentte eşekler hâlâ yük taşıyor, yelkenli tekneler limana yanaşıyor.
Lamu'nun ve Pate'nin varlıklı evlerinin en iç odasında, duvar bir vitrine dönüşürdü.
Nişlerde Çin porseleni tabaklar, İran ve Avrupa kapları, Kuran nüshaları ve değerli kumaşlar dururdu. Bu oda çoğunlukla evin kadınlarının odasıydı ve düğünlerde, doğumlarda, yas günlerinde önem kazanırdı. Kâse burada duvara gömülmedi. Kaldırılıp yeniden konulabilen, ailenin servetini ve geçmişini sergileyen bir koleksiyonun parçasıydı.
Lamu evlerinin dışarıya açılan yüzü kapıydı.
Kapı, bir evin sahibinin servetini ve saygınlığını sokağa gösteren tek süslü yüzeydi. Bu kapıların kaynağı tartışılıyor. Kimi araştırmacılar nilüfer ve gül motiflerinde Gucerat'ın oymacılığını ve Hintli ustaların katkısını görüyor. Kimi ise kıyının yüzyıllardır taşta ve ahşapta oyduğu bordürlerin bu kapılarda sürdüğünü vurguluyor. İki görüş birbirini dışlamıyor. Okyanus ticaretiyle gelen ustalar ve modeller, yerel bir oyma geleneğinin içine karıştı.
Kıyı kentlerinin iktidarını ise bir müzik aleti temsil ediyordu.
Siwa, kentin hükümdarlığının ve büyük ailelerinin simgesiydi. Düğünlerde, sünnet törenlerinde ve önemli günlerde çalınır, sesi kentin bütününe yayılırdı. Kimin siwa çaldırma hakkı olduğu, kentte kimin söz sahibi olduğunu gösteriyordu. Fildişi genellikle okyanusa satılan bir maldı. Siwa, aynı malzemenin kıyıda kaldığında bir iktidar sesine dönüşebildiğini gösteriyor.
Pate sarayı şiirin de merkeziydi. Svahili yazarlar kendi dillerini Arap harfleriyle yazdı ve uzun dizeli manzum öyküler, utendi denen destanlar kaleme aldı.
Şiir, Hz. Muhammed döneminde Bizans'a karşı yapılan Tebük seferini anlatır. Bilinen en eski tarihli Svahili şiirlerinden biri sayılıyor. Kıyının İslam dünyasıyla bağı burada bir yazı biçiminde görülüyor. Dil ise Bantu kökenli Svahili'nin ta kendisiydi.
Mekanizma — Ummanlı Zanzibar
On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Umman sultanı Seyyid Said sarayını Maskat'tan Zanzibar adasına taşıdı. Sultanlığın adada ve karşı kıyıda kurduğu karanfil plantasyonlarında köleleştirilmiş insanlar çalıştırıldı. İç kesimlere uzanan kervan yolları fildişiyle birlikte esir alınmış insanları da kıyıya taşıdı. Zanzibar'ın pazarı bölgenin en büyük köle pazarlarından biri hâline geldi.
Bu dönemin zenginliği Zanzibar'ın Taş Kasaba denen eski kentine yansıdı. Kentin evleri, saray ve konakları Umman, Hint, Svahili ve Avrupa geleneklerini bir arada taşıyor. Taş Kasaba 2000'de Dünya Mirası listesine alındı.
Zanzibar'da kapı tipleri genellikle iki aileye ayrılıyor. Düz lentolu ve lentosunda çoğu zaman bir kitabe taşıyan kapılar Umman geleneğine bağlanıyor. Üstü yarım daire biçimli, pirinç topuzlu kapılar ise Hint etkisiyle açıklanıyor. Topuzların Hindistan'da kapıyı fillere karşı korumak için kullanıldığı anlatılır. Zanzibar'da topuz, evin sahibinin zenginliğini gösteren bir süse dönüştü.
Sultanlığın gücü en açık biçimde denize bakan bir sarayda dile geldi.
Adı "Harikalar Evi" anlamına gelir. Sultan Bargaş'ın yaptırdığı bina, Doğu Afrika'da elektrikle aydınlatılan ilk yapılardan biri olarak anılır. 1896'daki kısa İngiliz bombardımanında hasar gördü; 2020'nin sonunda bir bölümü çöktü.
Zanzibar'ın köle pazarı, İngiliz baskısıyla 1873'te kapatıldı. Pazarın yerine bir Anglikan katedrali yapıldı.
Ziyaretçi figürlere çukurun kenarından, yukarıdan bakıyor. Anıt, kıyının sanat tarihinin servetini kimin emeğiyle kurduğunu soruyor. Mercan taşından evler, oymalı kapılar ve porselenle dolu nişler, köleleştirilmiş insanların emeğinden ayrı düşünülemez. Bu emek çok daha önce de kıyının ekonomisindeydi; Ummanlı Zanzibar onu bir plantasyon düzenine çevirdi.
Mekanizma — bir kazı raporunun başlığı
Kıyının tarihini yazarken seçilen sözcüklerin de bir tarihi var. Yirminci yüzyılın ortasında Kilwa'yı kazan arkeolog sonuçlarını bir raporda topladı.
Rapor hâlâ kıyı arkeolojisinin temel kaynaklarından biri. Başlık ise kenti "Doğu Afrika kıyısındaki bir İslam ticaret kenti" olarak tanımlıyor. Chittick kentin kökenini büyük ölçüde dışarıdan gelen tüccarlarla açıklıyordu. Sonraki kuşağın arkeologları aynı buluntuları yeniden okudu. Yerel çanak çömleğin sürekliliğini, Svahili dilini ve iç kesimlerle olan bağları merkeze koydular. Bir kenti hangi sıfatla adlandırdığınız, kimin kenti olduğu sorusuna verdiğiniz cevabı da içeriyor.
Karşılaştırma: duvardaki kâse, nişteki kâse
Mambrui sütunundaki tabak ile Lamu'daki bir zidaka nişinde duran tabak aynı fırınlardan çıkmış olabilir. Sütundaki tabak kireç sıvasına gömüldü ve yerinden bir daha oynamadı. Bir ölünün anısını taşıdı ve ancak biri onu kırarak ya da söküp alarak duvardan ayırabildi. Nişteki tabak ise evin hanımının elinde yer değiştirdi, düğünde indirildi, yasta örtüldü. Aynı fırının ürünü, kıyıda biri bir anıtın, öteki bir ailenin yaşayan koleksiyonunun parçası oldu.
Usta katmanı: ithal nesnenin ikinci yaşamı
Bu dersin nesnelerinin önemli bir bölümü başka bir yerde yapıldı. Porselen Çin'den, kumaş Gucerat'tan, sırlı kaplar İran'dan, kalenin planı İtalya'dan geldi. Kıyının sanat tarihini yalnız bu kökenlerle yazan, kıyıyı bir depo gibi gösterir. Kâseyi duvara gömen, kapıya topuz çakan, porseleni nişe dizen el kıyının eliydi. İthal nesne kıyıda ikinci bir yaşam kazandı ve bu yaşamın biçimini kıyının insanları belirledi.
Kalıcı araçlar
Kökeni kullanımdan ayır. Bir nesnenin nerede yapıldığını sorduktan sonra, nerede ve nasıl kullanıldığını ayrıca sor.
Dili kaynağa ekle. Bir topluluğun kökenini ararken konuştuğu dili ve gündelik çanak çömleğini de kanıt saydığından emin ol.
Kuruluş anlatısını bir iddia olarak oku. Bir ailenin ya da kentin uzak bir soya bağlanmasının ona hangi saygınlığı kazandırdığını düşün.
Malzemenin sınırını bul. Bir yapının biçimini taşın, kirecin ya da bir ağacın boyunun nasıl sınırladığını çıkar.
Boş yuvayı da gör. Bir duvarda, bir sütunda ya da bir nişte eksik olanın nereye gittiğini sor.
Emeği hesaba kat. Bir kentin servetini kimin ürettiğini, kimin taşıdığını ve kimin emeğiyle yapıldığını araştır.
Başlığı oku. Bir kazı raporunun, bir sergi ya da bir kitabın adının bir kente hangi kimliği verdiğine bak.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Svahili kentlerini Araplar ve İranlılar kurdu."
Dil Bantu kökenli, en erken çanak çömlek yerel ve camilerin ilk evreleri yerel tekniklerle yapıldı. Şirazi anlatısı bir kimlik iddiasıdır.
Yaygın yanlış"Svahili dili Arapçanın bir lehçesidir."
Svahili bir Bantu dilidir. Arapçadan aldığı sözcükler bir Bantu dilinin dilbilgisine yerleşmiştir.
Yaygın yanlış"Duvara gömülen Çin kâseleri yalnız süs için kondu."
Kâseler bir ailenin servetini, bağlantılarını ve ölülerinin anısını gösteren bir dil kuruyordu.
Yaygın yanlış"Kıyıyı dünyaya Avrupalılar bağladı."
Portekizliler geldiğinde kıyı yüzyıllardır Arabistan, Hindistan ve Çin ile bağlantılıydı. Portekizlilerin yaptığı, var olan ağı şiddetle denetlemeye çalışmaktı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Doğu Afrika kıyısının liman kentleri Bantu kökenli Svahili dilini konuşan bir Afrika toplumunun kentleriydi. Şirazi kuruluş anlatıları bir kimlik iddiasıydı ve sömürge dönemi bilginleri onları harfiyen okudu. Mercan taşı, kireç ve mangrov direği evlerin ve camilerin biçimini belirledi. Kizimkazi'nin yazıtı ve mezar sütunları yerel ustanın uzak bir dünyayla konuşan elini gösteriyor. Duvara gömülen ya da nişe dizilen porselen, ithal nesnenin kıyıda ikinci bir yaşam kazandığını anlatıyor. Portekiz şiddeti Kilwa'yı yıktı ve Mombasa'ya bir kale dikti. Lamu ve Pate'de nişler, kapılar ve siwalar kıyının kendi dilini taşıdı. Ummanlı Zanzibar'ın zenginliği köleleştirilmiş insanların emeğine dayandı.
Sonraki derse köprü
Böyle bir sütundan sökülen tabak bir Avrupa vitrinine ulaştığında yanına Çin'deki fırının ve hanedanın adı yazıldı. Duvara gömen usta da, sütunun altında yatan kişi de kayda girmedi. Afrika'dan götürülen nesnelerin çoğu benzer bir yazgı paylaştı. Müzeler onları bir halkın ya da kabilenin adıyla, bazen hiçbir adla sergiledi; oysa birçoğunu tanınan, adı bilinen ustalar yapmıştı. Bu adsızlığın ne kadarı kaybolmuş bilgiden, ne kadarı koleksiyoncunun Afrikalı sanatçıya biçtiği yerden geliyor, etiketin satırları arasında okunabiliyor.