Ders KRO-314.12 · Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla

Tekstil, boncuk, sepet ve cinsiyetlendirilmiş emek

3.335 kelime · 23 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Afrika tekstillerinde emeğin cinsiyete göre bölüşümü yerden yere ve zamandan zamana değişti. Kano'da çivit erkeklerin, Abeokuta'da kadınların işiydi. Yoruba erkekleri dar tezgâhta aso oke, kadınlar geniş tezgâhta kijipa dokudu; Akwete'de dokuma kadın işiydi. Bamana bezinde ve Kuba eteğinde dokuyan ve işleyen eller ayrıldı. Cam boncuk hem ticaretle geldi hem de İfe, Bida ve Krobo atölyelerinde yapıldı. Sepetler ve çömlekler çoğunlukla kadın elinden çıktı, ama yeni malzemeler ve pazarlar ayrımı değiştirdi.

Açılış: iki çivit kabı

Bir maskeli dansçı meydana çıktığında, seyircinin gördüğü şeyin büyük bölümü kumaştır. Yoruba atalarını temsil eden giysiler kat kat panolardan dikilir, dans ederken açılıp kapanır. Bu kumaşları kimin dokuduğunu, kimin boyadığını ise sahne hiç göstermez. Bu ders, gösterinin arkasındaki o ellere bakıyor. İlk durak Nijerya'nın kuzeyinde, eski Kano kentinin bir kapısının dibinde.

Kano'da boyacılık erkeklerin işidir. Boyacılar bezleri çukura bir kez daldırır, havaya çıkarır, yeniden daldırır. Çivit havayla buluştukça sarıdan yeşile, yeşilden maviye döner. Birkaç yüz kilometre güneybatıda, Abeokuta'nın avlularında aynı boya toprağa gömülü kocaman küplerde hazırlanıyor. Orada kabın başında duranlar kadınlar. Bitki de renk de aynı. Emeği bölen çizgi ise iki kentte ters yönden geçiyor.

Dersin yolu

Önce emeğin cinsiyete göre nasıl bölüştürüldüğünü ve bu bölüşümün neden bir doğa yasası sayılamayacağını tartışacağız. Ardından dar ve geniş dokuma tezgâhlarına, sonra çivide ve çamur boyasına geçeceğiz. Fulbe dokumacılarının yünü ve Kuba'nın rafya kadifesi, dokuyan el ile işleyen elin nasıl ayrıldığını gösterecek. Ders cam boncuğun ithal ve yerel yollarıyla, güneyin boncuk işleriyle, sepetlerle ve bir çömlekçi kadının adıyla kapanıyor.

Sıfır noktası: kim dokur, kim boyar

Afrika tekstilleri üzerine yazanlar yüz yılı aşkın bir süre aynı cümleyi tekrarladı: erkekler dokur, kadınlar boyar ve eğirir. Bu cümlenin doğru bir yanı var. Batı Afrika'nın pek çok yerinde dar şeritler dokuyan tezgâhın başında gerçekten erkekler oturuyor. Pamuğu eğiren eller de çoğu zaman kadınlara ait. Ama cümle bir kural gibi okunduğunda harita bozuluyor. Kano'nun boyacıları erkek, Abeokuta'nınkiler kadın. Doğu Nijerya'da kadınlar geniş tezgâhta dokuyor. Güney Afrika'da sepet çoğunlukla kadın işi, ama tanınmış sepetçiler arasında erkekler de var.

Araştırmacılar bu yüzden "cinsiyetlendirilmiş emek" kavramını kullanıyor. Kavram, bir işin kime düştüğünü topluluğun kendisinin belirlediğini anlatıyor. Bu belirleme yerden yere, aynı yerde de yüzyıldan yüzyıla değişebilir. Bir zanaat para kazandırmaya başladığında, yeni bir araç geldiğinde ya da bir pazar açıldığında çizgi kayıyor. Kimi zaman çizgiyi bir yasak ya da bir inanç destekliyor. Kimi zaman da bilgi aile içinde, anneden kıza ya da babadan oğula geçtiği için ayrım sürüyor.

Bu ayrımın sanat tarihine bir bedeli oldu. Avrupalı koleksiyoncular ahşap heykeli "sanat", kumaşı, sepeti ve boncuğu "el işi" saydı. Heykelin büyük bölümünü erkekler, kumaşın ve sepetin önemli bir bölümünü kadınlar yaptığı için, bu sıralama kadınların emeğini müzenin alt katlarına indirdi. Bu ders nesneleri yapanlarıyla birlikte okuyor.

Mekanizma — dar tezgâh, geniş tezgâh

Batı Afrika'da dokumanın ne kadar eski olduğunu Mali'deki Bandiagara sarplığının mağaraları gösterdi.

Bu buluntuları Rita Bolland ayrıntılı biçimde inceledi ve yayımladı. Kuru mağara havası pamuğu korumuştu. Bugün de Sahel'den Gine kıyısına kadar kullanılan dar şerit tezgâhının bin yıla yakın bir geçmişi olduğu böylece anlaşıldı.

Dar şerit tezgâhı yatay kurulur ve ayakla çalışır. Dokumacı ayaklarıyla iplik takımlarını sırayla kaldırıp indirir, mekiği elle geçirir. Tezgâhtan çıkan şerit bir avuç genişliğindedir ama çok uzundur. Dokumacı onu parçalara böler ve yan yana dikerek geniş bir bez elde eder. Kumaşın deseni de bu dikişte doğar: şeritlerin kenarları buluştukça çizgiler ve kareler bir araya gelir.

Yoruba topraklarında bu tezgâhın başında erkekler oturur ve dokudukları bezin adı aso oke'dir.

Etu, Yorubaca beçtavuğu demek. Desenin adı, kuşun koyu tüylerindeki açık benekleri hatırlatmasından geliyor. Aso oke'nin bir başka türü yabani ipeğin bej rengini taşır, bir başkası koyu kırmızıya boyanmış ipliklerle dokunur. Bu bezler düğünde, cenazede ve bayramda giyilir. Bir aile ya da bir dernek aynı bezi ortak giysi olarak seçebilir.

Yoruba kadınlarının ise başka bir tezgâhı vardı.

Kadınların tezgâhı dikey durur ve tek parça geniş bir bez verir. Bu tezgâhta dokunan kijipa günlük giysi, sırt bezi ve battaniye oldu. Bezin değeri, sağlamlığında ve elde eğrilmiş ipliğin emeğinde yatıyordu. Fabrika pamuklusu yaygınlaşınca kijipa geriledi.

Doğu Nijerya'da aynı dikey tezgâh daha ünlü bir bezin kaynağı oldu.

Akwete'de dokuma bilgisi kadınların elinde kaldı ve annelerden kızlara geçti. Batı Afrika'da "dokuma erkek işidir" cümlesinin en açık itirazı bu kasabadan geliyor.

Çizgi zaman içinde de kayıyor. Gana'nın ve Togo'nun Ewe dokumacıları kente bezlerini dar tezgâhta, erkek elleriyle dokudu. Ewe dokumacıları şeritlere insan, hayvan ve gündelik nesne figürleri de işledi. Araştırmacılar yirminci yüzyılın son çeyreğinden bu yana kimi dokuma kentlerinde kadınların da dar tezgâha oturduğunu kaydediyor. Okullar, kooperatifler ve turist pazarı eski ayrımı gevşetti.

Mekanizma — çivit: çukur ve küp

Çivit Batı Afrika'nın en yaygın boyasıdır. Yaprakları ezilip top hâline getirilir, kurutulur, sonra kül suyuyla mayalandırılır. Boya kabında renk görünmez. Bez havaya çıktığında mavi belirir. Her daldırma rengi biraz daha koyulaştırır. Bu yüzden en koyu mavi, en çok emeği taşıyan mavidir.

Kano'nun erkek boyacıları bu koyuluğu bir adım öteye taşıdı.

Tokmakla dövme bezin yüzeyini düzleştirir ve ona mora çalan bir parıltı verir. Bu sarıklar kervan yollarıyla Sahra'ya ulaştı. Tuareg erkekleri onları başlarına ve yüzlerine sardı. Kumaşın boyası zamanla tene geçtiği için Avrupalı gezginler onlara "mavi insanlar" dedi. Kano'nun boya çukurları böylece çölün öbür ucundaki bir giyim geleneğini besledi.

Hausa kentlerinde erkekler kumaşı yalnız boyamadı, üstüne nakış da işledi.

Aska biyu, Hausacada "iki bıçak" demek. Desenin adı, cüppenin göğsündeki iki uzun üçgenden geliyor. Kaynaklar nakışçıların çoğunu erkek sayar ve aralarında Kuran okullarının öğrencilerini ve hocalarını da anar. Bu cüppeler bir erkeğin rütbesini ve servetini gösterdi. Bir cüppe için şeridi dokuyan, bezi boyayan ve nakışı işleyen eller ayrı olabilirdi.

Güneybatıda, Yoruba kentlerinde ise çivit kadınların işiydi.

Adı "Ibadan tatlıdır" anlamına geliyor. Desendeki sütunlar, Ibadan'daki Mapo salonunun cephesini hatırlatıyor. Kadın boyacı bezin üstüne mısır ya da manyok nişastasından bir macun sürer, deseni bir tüyle ya da ince bir çubukla çizer. Macun kuruyunca bez çivite girer. Macunlu yerler boyayı içmez ve yıkanınca açık kalır. Yorubaca bu tekniğe adire eleko denir; adire "bağla ve boya" anlamına geliyor.

Olokun deseni boyacılar arasında en çok tekrarlanan kalıplardan biri oldu. Her kadın onu kendi elinin çizgisiyle yeniden çizdi ve karelerin anlamını da kendince anlattı.

Yirminci yüzyılın başında adire bir pazar malına dönüştü. Fabrikadan gelen ucuz beyaz pamuklu, kadın boyacılara bol ve düzgün bir zemin verdi. Abeokuta'nın pazarları adireyi Gine kıyısı boyunca satmaya başladı.

Kaynaklar şablonların bir kısmının çay sandıklarının iç kaplamasından kesildiğini anlatır. Şablonu kesen ve macunu süren çoğu zaman erkeklerdi. Çizimi elle yapan kadınlardı, boyayan da yine kadınlardı. Yeni araç, kadınların zanaatına erkekleri sokan bir kapı açtı. Bir yüzyıl içinde aynı bezin üretimi iki cinsiyet arasında yeniden bölüşüldü.

Mekanizma — çamur ve yaprak

Mali'nin Bamana toplulukları kumaşı çamurla boyadı. Bamanaca adı bogolan, yani "çamurla yapılan". Burada da emek iki ele bölünür. Erkekler pamuğu dar tezgâhta şeritler hâlinde dokur ve şeritleri diker. Kadınlar bezi önce bir ağacın yapraklarından kaynatılmış sarı bir suya batırır. Sonra demirce zengin ırmak çamurunu haftalarca mayalandırır ve desenleri bu çamurla çizer. Yaprak suyundaki tanen çamurdaki demirle birleşince desenler koyulaşır ve kahverengiden siyaha döner.

Nakunte Diarra, Kolokani'nin en tanınmış çamur boyacılarından biri sayılıyor. Bu bölgenin bezlerinde zemin koyudur. Kadın boyacı deseni çizmez, desenin çevresini çamurla doldurur ve motifleri açık bırakır. Her işaretin bir adı vardır ve bu adlar bir atasözüne, bir tarihî olaya ya da bir eşyaya bağlanır. Sarah Brett-Smith, Bamana kadınlarının bu bezleri doğum ve kadınlığa geçiş gibi anlarda nasıl kullandığını inceledi. Avcılar da aynı tekniğe başvurdu ve onların gömlekleri koruyucu bir giysi sayıldı.

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde bu bez Bamako'nun sokaklarından moda salonlarına uzandı. Malili modacı Chris Seydou çamur boyalı bezlerden ceketler ve elbiseler dikti. Köyde bir kadının yaşamındaki bir anı işaretleyen motif, kentte bir ulusal kimlik ve bir moda işaretine dönüştü. Turist pazarı için şablonla basılan bezler ise elle çizen kadınların emeğini ucuzlattı.

Mekanizma — yün ve düğün

Nijer Irmağı'nın iç deltasında Fulbe çobanlarının yünü de dar tezgâhta dokundu. Bu işi Fulbe toplumu içinde dokumacılığı soydan soya sürdüren bir meslek grubu yaptı.

Bu perdeyi genellikle gelinin ailesi ısmarlar. Düğünde yeni evlilerin yatağının çevresine gerilir. Sivrisinekten korur ve odayı bölerek bir mahremiyet alanı kurar. Dokumacı, desen sırasını ve şeritlerin dizilişini ezberinden kurar.

Mekanizma — rafya: dokuyan el, işleyen el

Orta Afrika'da kumaşın ham maddesi pamuk ya da yün olmadı. Dokumacılar rafya palmiyesinin genç yapraklarından ince lifler çıkardı. Kongo'nun rafya kumaşları on altıncı yüzyıldan itibaren Avrupa'nın merak dolaplarına ulaşmıştı. Kongo Havzası'nın doğusunda Kuba krallığı bu lifle başka bir yüzey yarattı.

Kuba'da rafya tezgâhında erkekler oturur. Tezgâh eğik kurulur ve tek seferde kare biçimli, sade bir pano verir. Erkekler bu panoyu dokuduktan sonra kadınlara verir. Kadınlar onu dövüp yumuşatır, üstüne nakış işler ya da aplike parçalar diker.

Kadın nakışçı rafya lifini iğneyle zeminden geçirir ve iki ucunu bıçakla kısacık keser. Kesilen uçlar kabarır ve yüzey kadifeye benzer. Desenler bir kenardan ötekine düzenli sürmez. Bir köşede yön değiştirir, bir sırada kesintiye uğrar. Kuba nakışçıları bu kesintiyi bir hata saymaz. Desenler adlandırılır ve nakışçı onları kendi seçtiği sırayla birleştirir. Henri Matisse de atölyesinin duvarlarına Kuba kumaşları asmıştı.

Kuba'nın en uzun dokumaları ise kadınların giysileriydi.

Anlatıya göre aplike parçalar başlangıçta dövme sırasında rafyada açılan delikleri kapatmak için dikildi. Sonra kendi başına bir süsleme diline dönüştü. Bu etekler danslarda ve cenazelerde giyildi. Kuba'da ölüler zengin kumaşlarla gömülür ve bir ailenin biriktirdiği kumaşlar onun servetini gösterirdi. Panoyu erkek dokudu, eteği kadın dikti, değeri ise bütün aile taşıdı.

Mekanizma — cam boncuk: ithal ve yerel

Boncuk, Afrika'nın en eski süs malzemelerinden biri. Deve kuşu yumurtası kabuğundan ve deniz kabuğundan boncuklar on binlerce yıl öncesine gidiyor. Cam boncuğun Afrika'daki tarihinde ise yollardan biri dışarıdan, ticaretle geldi.

Avrupalı tüccarlar bu boncukları gemilerle getirdi. Bohemya'nın cam atölyeleri de aynı pazar için boncuk üretti. Boncuklar fildişi, altın ve köleleştirilmiş insanlar karşılığında değiş tokuş edildi. Ama Afrikalı alıcılar renkleri ve biçimleri seçti, istemediklerini geri çevirdi. Avrupalı üreticiler de kataloglarını bu seçimlere göre değiştirdi.

Öteki yol yereldi. İfe'de cam boncuklar Avrupalılar gelmeden yüzyıllar önce eritilip biçimlendirilmişti. Daha geç dönemlerde Gana'da ve Nijerya'da yeni atölyeler öne çıktı.

Krobo ustaları camı eritmez, toz hâline getirip kalıpta pişirir. Kalıptaki her deliğin ortasına bir bitki sapı konur. Sap yanınca boncuğun deliği açılır. Bu boncuklar Krobo genç kızlarının kadınlığa geçiş törenlerinde, kızın bedenini kat kat saran dizilerde taşınır. Aynı boncuk bir pazar malı, bir aile yadigârı ve bir törenin parçası olabilir.

Bida'nın cam ustaları kentin bir mahallesinde toplanmış, bilgiyi babadan oğula aktaran bir lonca hâlinde çalıştı. Burada boncuk erkek işiydi. Yoruba saraylarındaki boncuklu taçlar da çoğu zaman erkek boncukçuların elinden çıktı. Batı Afrika'da boncuğun cinsiyeti, onu yapan atölyeye ve onu takan kişiye göre değişti.

Mekanizma — güneyin boncuk işleri

Güney Afrika'da on dokuzuncu yüzyılda bol ve ucuz cam boncuk geldi. Zulu ve Ndebele kadınları bu boncukları giysiye, önlüğe, kolyeye ve bele dönüştürdü. Turist kitapları Zulu boncuk işlerini çoğu zaman "aşk mektupları" diye anlatır ve her renge sabit bir anlam verir. Araştırmalar başka bir tablo çiziyor. Renk düzenleri bölgeden bölgeye ve on yıldan on yıla değişti. Bir dizinin kimin kızı, hangi bölgeden, evli mi bekâr mı olduğunu bildirmesi, renklerin sözlükteki bir anlamından çok bu yerel düzenlere dayanıyordu.

Ndebele kadınları aynı geometrik dili evlerinin duvarlarına da boyadı. Önlükte ve duvarda motiflerin basamaklı kenarları ve parlak renkleri birbirine benziyor. Esther Mahlangu bu duvar resmi dilini yirminci yüzyılın sonunda bir otomobilin gövdesine taşıyarak dünyaca tanındı. Böylece kadınların ev içinde sürdürdüğü bir resim dili, uluslararası sanat dünyasına bir kadının adıyla girdi.

Mekanizma — sepetin iki eli

Sepet, emeğin cinsiyetinin en tartışmasız sanıldığı alanlardan biri. Ruanda'da sepeti kadınlar ördü.

Agaseke saray çevresinde değerli şeyleri saklamak için kullanıldı ve düğünlerde armağan edildi. Tutsilere yönelik 1994 soykırımından sonra kurulan kadın kooperatifleri bu sepetleri farklı toplulukları bir araya getiren ortak bir iş olarak sürdürdü. Sepet bugün Ruanda devletinin arması üzerinde de yer alıyor.

Gelenek bu tekniği bir prense bağlar, ama duvarları kadınlar sıvadı ve boyadı. Teknik yirminci yüzyılda geriledi ve Nyakarambi'deki kadın kooperatifi onu yeniden canlandırdı. Güney Afrika'da ise erkeklerin ördüğü sepetler "sepet kadın işidir" cümlesini sınıyor.

Reuben Ndwandwe, Zulu sepetçiliğinin en tanınmış adlarından biri. Hlabisa'da sepeti çoğunlukla kadınlar örüyordu. Ndwandwe'nin ustalığı bu çoğunluğun içinden bir erkeğin de yükselebildiğini gösterdi.

Anlatıya göre kentin gece bekçileri ellerindeki sopalara renkli teller sarmaya başladı. Bu teller zamanla otla örülen bira kabı kapaklarının biçimini aldı. Yeni malzemeyle yeni eller de geldi. Bugün tel sepeti hem kadınlar hem erkekler örüyor.

Mekanizma — bir çömlekçinin adı

Batı Afrika'da çömlekçilik büyük ölçüde kadınların elindeydi. Kadınlar kili çark kullanmadan sarmal ya da oyma yöntemiyle biçimlendirdi, açık ateşte pişirdi.

Ladi Kwali çömlekçiliği Gbari topluluğunun kadınlarından, ailesi içinde öğrendi. Michael Cardew'un Abuja'da kurduğu merkeze katılan ilk kadın oldu ve orada yüksek ateşte pişirme ve sırla tanıştı. Eserleri Londra'da sergilendi ve Nijerya'nın yirmi nairalık kâğıt parasına yüzü basıldı. Aynı köylerde onun gibi çalışan yüzlerce kadının adı ise hiçbir müze etiketine yazılmadı.

Karşılaştırma: Kano çukuru ve Abeokuta küpü

Kano'da boya toprağa kazılmış bir çukurdadır ve çukurun başında erkekler durur. Abeokuta'da boya küptedir ve küpün başında kadınlar durur. Bu farkı malzemeyle açıklamak mümkün olmuyor. Araştırmacılar farkın kaynağını topluluğun kendi düzeninde, ticaret yollarında ve boyanın kime gelir getirdiğinde arıyor. Bir kumaşın anlamını okurken, onu yapan elin kime ait olduğunu ve o elin neden o işe düştüğünü sormak gerekiyor.

Usta katmanı: bölünmüş nesne

Bu dersteki nesnelerin çoğu birden fazla elden geçti. Bamana bezini erkek dokudu, kadın boyadı. Kuba eteğinin panosunu erkek dokudu, kadın dikti. Hausa cüppesinin şeridini, boyasını ve nakışını farklı ustalar yaptı. Müze kaydı bu ellerden çoğu zaman yalnız birini, o da çoğu zaman bir topluluk adıyla anar. Bir tekstili tam okumak, onu üretim zincirinin halkalarına geri ayırmayı gerektiriyor.

Kalıcı araçlar

Elleri ayır. Bir nesnenin hangi aşamasını kimin yaptığını sor: lif, iplik, dokuma, boya, nakış, dikiş.

Kuralı yere bağla. "Erkekler dokur" gibi bir genellemeyi duyduğunda onun hangi topluluk ve hangi yüzyıl için geçerli olduğunu bul.

Aracı izle. Yeni bir tezgâh, şablon ya da malzeme geldiğinde emeğin kime kaydığına bak.

Pazarı hesaba kat. Bir zanaat para kazandırmaya başladığında üretimin ve emeğin nasıl değiştiğini sor.

Anlamı yerelden oku. Bir rengin ya da motifin anlamını, onu kullanan topluluğun kendi düzeninde ara. Turist kitabının sözlüğünü sona bırak.

Adı ara. Bir müze kaydında topluluk adının arkasında bir usta adı olup olmadığını araştır.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Afrika'da dokumayı her yerde erkekler yapar."
Doğrusu

Yoruba ve Igbo kadınları geniş dikey tezgâhta dokudu. Akwete bezi kadın dokumacıların elinden çıkıyor.

Yaygın yanlış"Zulu boncuk işlerinde her rengin sabit bir anlamı vardır."
Doğrusu

Renk düzenleri bölgeye ve döneme göre değişti. Sabit renk sözlüğü büyük ölçüde turist anlatısından geliyor.

Yaygın yanlış"Cam boncukların hepsi Avrupa'dan geldi."
Doğrusu

İfe'de, Bida'da ve Krobo toplulukları arasında cam boncuk yerel atölyelerde yapıldı.

Yaygın yanlış"Tekstil ve sepet sanat değil, el işidir."
Doğrusu

Bu ayrım koleksiyoncuların sıralamasından doğdu ve kadınların emeğini müzelerde arka plana itti.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Afrika tekstillerinde emeğin cinsiyete göre bölüşümü yerden yere ve zamandan zamana değişti. Kano'da çivit erkeklerin, Abeokuta'da kadınların işiydi. Yoruba erkekleri dar tezgâhta aso oke, kadınlar geniş tezgâhta kijipa dokudu; Akwete'de dokuma kadın işiydi. Bamana bezinde ve Kuba eteğinde dokuyan ve işleyen eller ayrıldı. Cam boncuk hem ticaretle geldi hem de İfe, Bida ve Krobo atölyelerinde yapıldı. Sepetler ve çömlekler çoğunlukla kadın elinden çıktı, ama yeni malzemeler ve pazarlar ayrımı değiştirdi.

Sonraki derse köprü

Güney Afrika'nın on dokuzuncu yüzyıl boncukları Avrupa gemileriyle geldi. Limpopo vadisinde ise bundan yüzyıllar önce Hint Okyanusu'ndan gelmiş cam boncuklar bulunuyor. Bu boncuklar kıyıya, Doğu Afrika'nın liman kentlerine yanaşan teknelerle ulaştı. Kilwa, Mombasa ve Lamu gibi kentlerde Svahili tüccarlar mercan taşından camiler ve evler yaptı, Gucerat pamuklusu ve Çin porseleni satın aldı. Muson rüzgârları her yıl bu kıyıyı Arabistan'a, Hindistan'a ve daha uzağa bağladı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-314 — Afrika Sanatları: Antik Dönemden 19. Yüzyıla →

15 bölümden 12. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga