Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Akan ormanının altını önce kuzeye, Begho gibi pazar kentlerinden Sahel'e, on beşinci yüzyılın sonundan sonra kıyıdaki Avrupa kalelerine aktı. Altın tozu para olarak kullanıldı ve her alışveriş bir tartı gerektirdi. Kayıp mumla dökülen pirinç ağırlıklar önce geometrik, sonra çoğunlukla figürlü oldu ve figürler atasözleri taşıdı. Asante krallığı Altın Tabure'yi bütün halkın ruhunun yeri saydı; 1900'de onu korumak için savaştı. Sözcünün asası, konuşan davullar, kente ve adinkra kumaşları sözü sarayda ve gündelik hayatta taşıdı. 1874 ve 1896'da Kumasi'den götürülen altınların bir kısmı 2024'te ödünç olarak geri döndü.
Açılış: kimsenin oturmadığı tabure
1900 baharında Altın Kıyısı'nın İngiliz valisi Frederic Hodgson, Kumasi'de Asante önderlerini topladı. Konuşmasında Altın Tabure'nin nerede olduğunu sordu ve o anda neden üzerinde oturmadığını öğrenmek istedi. Asante için bu soru, bütün bir halkın ruhuna uzanan bir eldi. Çünkü o tabureye Asante hükümdarı da oturmuyordu. Birkaç gün içinde ayaklanma başladı. Orta Afrika krallıklarında iktidar, elde tutulan bir figürde ya da hükümdarın oturduğu bir yerde görünüyordu. Akan ormanında ise en güçlü nesne, üzerine oturulmadığı için güçlüydü.
Dersin yolu
Önce ormanın altınını ve onu kuzeye ve güneye taşıyan yolları göreceğiz. Ardından altın tozunu tartan terazinin, ağırlıkların ve kutuların küçük dünyasına gireceğiz. Sonra Asante krallığının kuruluş anlatısını, Altın Tabure'yi ve 1900 savaşını ele alacağız. Sarayın sözcüsünü, onun asasını ve konuşan davulları dinleyeceğiz. Kumaşlara ve bayraklara yazılan sözlere bakacağız. Ders, 1874'te Kumasi'den götürülen altınlarla ve onların 2024'te geçici olarak dönüşüyle kapanıyor.
Sıfır noktası: orman, altın ve Akan dilleri
Akan adı, bugünkü Gana'nın güney yarısında ve Fildişi Kıyısı'nın doğusunda yaşayan, birbirine yakın diller konuşan halkları kapsıyor. Asante, Fante, Akyem, Akuapem ve Bono bunların arasında. Bölgenin büyük kısmı yağmur ormanıyla kaplıydı. Ormanın toprağı ve ırmak yatakları ise altın taşıyordu.
Altın iki yoldan çıkarılıyordu. Irmak kumu tavalarla yıkanıyor, ağır altın taneleri dipte kalıyordu. Bu işi çoğu zaman kadınlar yapıyordu. Daha derindeki damarlara ise dar kuyular kazılarak ulaşılıyordu. Çıkan altın çoğunlukla toz ve küçük taneler hâlinde kaldı. Bu tozun kendisi para olarak kullanıldı.
Mekanizma — altının iki yolu
Akan altını önce kuzeye aktı. Sahel kentlerinden gelen Mande kökenli tüccarlar, ormanın kenarında pazar kentleri kurdu. Bu tüccarlar Dyula adıyla anılıyordu ve çoğu Müslümandı.
Arkeolog Merrick Posnansky 1970'lerde Begho'da kazılar yaptı. Kent, yerel halkın ve Müslüman tüccarların ayrı mahallelerde yaşadığı bir pazar olarak ortaya çıktı. Buradan kuzeye altın ve kola cevizi gidiyordu. Kuzeyden ise tuz, kumaş ve pirinç geliyordu. Akan sanatında pirincin bu kadar önemli olması, bu ticaretle başlıyor.
On beşinci yüzyılın sonunda altına ikinci bir yol açıldı. Portekiz gemileri kıyıya ulaştı ve Avrupalılar bu kıyıya Altın Kıyısı adını verdi.
Portekizliler kaleyi altın ticaretini denetlemek için kurdu. Adını da "maden" anlamına gelen bir sözden aldı. Kıyıya kısa sürede başka Avrupa kaleleri dizildi. On yedinci yüzyıldan sonra bu kalelerde altının yanında köleleştirilmiş insanların ticareti büyüdü. Elmina'nın zindanları bugün o ticaretin anıtı olarak ziyaret ediliyor. Altının ve insanların aynı kapıdan geçtiğini hatırlamak, bu dersin bütün parlak nesnelerinin arka planı.
İki yoldan da Akan topraklarına metal kaplar girdi. Akan dökümcüleri bu kapları örnek alıp kendilerininkini yaptı.
Kuduo kapları altın tozu, değerli nesneler ve sunular için kullanıldı. Bazıları bir önderin ruhuna adanan törenlerde ve mezarlarda yer aldı. Gövdedeki süslemeler kimi zaman Kuzey Afrika'dan gelmiş pirinç kapların Arap yazısını andırıyor. Akan ustaları bu yazıyı okumadan, bir desen olarak aktarmış olabilir.
Uzaktan gelen kaplardan biri, yolculuğunun ne kadar uzun olduğunu açıkça gösteriyor.
İbrik İngiltere'de, Kral II. Richard'ın döneminde yapıldı. Akan topraklarına nasıl ulaştığı bilinmiyor; büyük olasılıkla bir Avrupa gemisiyle kıyıya geldi. İngiliz askerleri onu 1896'da Kumasi'de, Asante hükümdarına ait eşyaların arasında buldu. Bir kralın sofrasından çıkan kap, beş yüz yıl sonra başka bir kralın hazinesinde duruyordu.
Mekanizma — terazi, ağırlık ve kutu
Altın tozu para olunca, her alışveriş bir tartıya dönüştü. Satıcının ve alıcının yanında küçük bir terazi, bir avuç pirinç ağırlık, tozu almak için kaşıklar ve tozu saklamak için kutular bulunurdu. Herkes kendi ağırlıklarını taşıyordu ve iki tarafın ağırlıkları tutmazsa pazarlık yeniden başlıyordu.
Toz bu kutularda taşındı ve saklandı. Kutuların bir kısmı Avrupa'dan gelen pirinç levhalardan yapıldı. Kapakları sıkı kapanacak biçimde dövüldü, çünkü dökülen her tane bir kayıptı.
Ağırlıklar ise bir sistemin parçasıydı. Her ağırlık belirli bir altın miktarını temsil ediyordu. Tarihçi Timothy Garrard, ağırlıkları yaşlarına göre iki büyük gruba ayırdı. Erken ağırlıklar çoğunlukla geometrikti: küp, piramit, disk, çubuk ve bunların yüzeyine kazınmış çizgiler, sarmallar, haçlar. Figürlü ağırlıklar daha geç, özellikle on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda çoğaldı. Garrard ayrıca ağırlık birimlerinin hem kuzeyden gelen İslam ölçüleriyle hem de kıyıdaki Avrupa ölçüleriyle uyumlu olduğunu savundu. Akan tüccarı iki pazara birden tartabiliyordu.
Ağırlıklar kayıp mum yöntemiyle döküldü. Usta biçimi balmumundan yapar, kille sarar ve fırınlar. Eriyen mumun boşalttığı yere maden dökülür. Ağırlık doğru gelmezse usta bir parçayı keser ya da bir parça ekler. Bazı ağırlıklar doğrudan döküldü: bir böcek, bir tohum, bir yer fıstığı kabuğu kille sarılıp yakıldı ve yerine pirinç akıtıldı. Doğanın kendisi, en ince ayrıntısıyla madene geçti.
Figürlü ağırlıkların çoğu bir söze bağlanıyor. Ağırlığa bakan kişi, hayvanın ya da sahnenin arkasında onun çağırdığı atasözünü duyuyordu.
Atasözü şöyle: iki timsahın tek bir midesi vardır, ama yine de yiyecek için kavga ederler. Söz, çıkarları aynı olan kişilerin birbirleriyle çekişmesini anlatıyor. Bir aile meclisinde ya da iki köy arasındaki anlaşmazlıkta söylenebilirdi. Aynı biçim kumaşlara basılan damgalarda da görülüyor. Söz, malzemeden malzemeye geçiyordu.
Kirpi, Asante ordusunun simgesiydi. Söz şöyle anılır: bin kirpi öldürsen bin kirpi daha gelir. Twi dilinde kirpiye kotoko deniyor ve bugün Kumasi'nin en tanınmış futbol kulübü de bu adı taşıyor. Küçük bir pirinç parçası, bir pazarda altın tartarken aynı zamanda bir devletin kendini nasıl gördüğünü hatırlatıyordu.
Bu ağırlıklar bugün dünya müzelerinde binlerce örnekle temsil ediliyor. Çoğu, on dokuzuncu yüzyılın sonunda sömürge para sistemi altın tozunun yerini alınca kullanım dışı kaldı ve satıldı. Müze etiketinde çoğu zaman yalnız "pirinç, altın ağırlığı" yazar. Hangi sözü taşıdığı, kimin elinde hangi tartıda kullanıldığı etikette yer almaz.
Mekanizma — gökten inen tabure
On yedinci yüzyılın sonunda ormanın içindeki Akan devletlerinden biri, Denkyira, komşularını vergiye bağlamıştı. Kumasi çevresindeki küçük Asante şeflikleri Osei Tutu adlı bir önderin çevresinde birleşti. 1701 dolaylarında Denkyira'yı yendiler. Asante krallığı bu zaferle kuruldu ve on dokuzuncu yüzyılda ormanın büyük bölümüne yayıldı.
Asante anlatısında krallığın kuruluşu bir rahibe bağlanıyor. Okomfo Anokye adlı rahip, büyük bir toplantıda gökten bir tabure indirdi. Tabure kara bir bulutun içinden, gürültüyle inip Osei Tutu'nun dizlerine kondu. Anokye, bu taburenin bütün Asante'nin ruhunu taşıdığını ve onun kaybolmasının halkın sonu olacağını söyledi.
Adı "cuma günü doğan altın tabure" anlamına geliyor, çünkü geleneğe göre bir cuma günü indi. Hükümdar bu tabureye oturmaz. Yeni hükümdar, bu taburenin yer aldığı bir törenle tahta çıkar. Tabure törenlerde kendi sandalyesinin üstünde durur, toprağa değdirilmez. Akan dünyasında sıradan bir tabure de sahibinin ruhuyla bağlıdır. Bir önder ölünce taburesi karartılır ve atalar odasına konur. Altın Tabure ise yaşayanların, ölmüşlerin ve doğacakların ortak ruhunun yeri sayılıyor.
Anlatının ikinci nesnesi Kumasi'de hâlâ yerinde.
Geleneğe göre Anokye bu kılıcı toprağa sapladı ve kimsenin onu çıkaramayacağını söyledi. Kılıç çıkarsa krallığın dağılacağına inanılıyor. Burada bir nesneyi anlatıdan ayırmak mümkün değil. Kılıcın gücü, ona bağlı sözün kuşaktan kuşağa anlatılmasından geliyor.
Valinin 1900'deki sorusu bu yüzden bir hakaret olarak duyuldu. Asante hükümdarı Prempeh dört yıl önce İngilizler tarafından sürgüne gönderilmişti. Ejisu'nun ana kraliçesi Yaa Asantewaa, savaşın önderlerinden biri oldu. Kumasi'deki İngiliz kalesi aylarca kuşatıldı. Savaş Asante'nin yenilgisiyle bitti ve Yaa Asantewaa da sürgüne gönderildi. Ama tabure ele geçmedi. Asante önderleri onu ormanda gizlemişti.
Tabure 1921'de, yol yapımında çalışan birkaç adam tarafından bulundu. Adamlar üzerindeki altın süslerin bir kısmını söküp sattı. Asante mahkemesi onları ağır cezaya çarptırdı, sömürge yönetimi de cezayı sürgüne çevirdi. İngiliz yönetimi bundan sonra tabureye karışmayacağını açıkladı. Yaa Asantewaa bugün Gana'da direnişin simgesi olarak anılıyor.
Mekanizma — sözcünün asası
Asante sarayında hükümdar halkla ve yabancılarla doğrudan konuşmazdı. Arada bir sözcü dururdu. Twi dilinde ona okyeame deniyor. Sözcü hükümdarın sözlerini aktarır, ama onları süsler, atasözleriyle güçlendirir ve gerektiğinde yumuşatır. Bir yanlış söz ağızdan çıkarsa, sorumluluğu sözcü üstlenir. İyi bir sözcü, dilin ustası sayılıyordu.
Sözcünün elinde bir asa bulunur. Asaların tepesinde, altın varakla kaplanmış oyma figürler yer alır.
Figürün sözü iktidar üzerinedir: iktidar bir yumurtaya benzer, sıkı tutarsan kırılır, gevşek tutarsan düşer. Sözcü bu asayı bir meclise taşıdığında, söylemeden bir uyarı da taşıyordu. Başka asaların tepesinde bir fil ya da başını geriye çevirmiş bir kuş bulunabilir. Aynı figüre farklı sözler de bağlanabiliyor. Asanın anlamını, onu taşıyan sözcü ve dinleyen meclis birlikte kuruyordu.
Araştırmacılar, figürlü asa tepelerinin önemli bir kısmının on dokuzuncu yüzyılın sonundan sonra yapıldığını düşünüyor. Avrupalı yöneticilerin taşıdığı gümüş başlı bastonlar bu biçime etki etmiş olabilir. Sözü görselleştirme alışkanlığı ise ağırlıklarda çok daha eskiydi.
Sarayda söz yalnız insan ağzından çıkmıyordu.
Akan dilleri tonlu dillerdir; bir hecenin yüksek ya da alçak söylenmesi anlamı değiştirir. Davulcu iki davulun farklı seslerini kullanarak bu tonları taklit eder. Davul, bir önderin övgü adlarını, ataların adlarını ve atasözlerini okur. Dinleyen kişi sözü tonlarından tanır. Davulcunun bilgisi, sarayın tarihini bir yazıcının yerine taşıyordu.
Hükümdarın çevresinde altın, bir dil gibi çalışıyordu.
Disk, hükümdarın ruhunu arındırmakla görevli saray görevlilerinin göğsünü süslüyordu. Bu görevliler törenlerde hükümdarın ruhunu temiz tutmakla yükümlüydü. Altın, Akan düşüncesinde güneşle ve yaşam gücüyle ilişkilendiriliyor. Diskin parlaklığı bir süs olmanın ötesinde, taşıyanın görevini herkese gösteriyordu.
Asante başkentini gören ilk Avrupalılardan biri, 1817'de Kumasi'ye giden bir İngiliz heyetinin üyesi Thomas Edward Bowdich'tir. Kitabı iki yıl sonra Londra'da çıktı.
Levha, Odwira denen yıllık bayramı gösteriyor. Bu bayramda yeni yam hasadı yenmeden önce atalara sunulur, toplum arınır ve önderler hükümdara bağlılıklarını yeniler. Bowdich, Kumasi'nin geniş ve temiz caddelerini, evlerin kabartmalı duvarlarını ve törenlerin görkemini anlattı. Gözlemleri Avrupa'da Afrika'ya dair yerleşik önyargılarla çelişiyordu.
Aban, hükümdarın kıyıdaki Avrupalılarla kurduğu ilişkinin bir göstergesiydi. İçinde altın nesneler, ithal eşyalar ve diplomatik armağanlar korunuyordu. Bu yapı da, içindekiler de, yarım yüzyıl sonra bir savaşın hedefi olacaktı.
Mekanizma — kumaşa ve bayrağa yazılan söz
Akan dokumacıları, dar tezgâhlarda bir el genişliğinde uzun şeritler dokur. Şeritler yan yana dikilerek geniş bir örtü oluşturur. Bu kumaşlara kente deniyor. Kumasi yakınındaki Bonwire köyü, kente dokumacılığının en tanınmış merkezi. Dokumacılar çoğunlukla erkekti.
Desen, adını Asante hükümdar soyunun bağlı olduğu Oyoko klanından alıyor. Kente desenlerinin her birinin bir adı vardır ve bazı desenleri yalnız hükümdar giyebilirdi. Dokumacılar ipeği bir dönem ithal kumaşları sökerek elde etti. Şeridin dokusu, kıyı ticaretinin izini de taşıyor.
Kente bir tören giysisiydi. Yas tutanların giydiği kumaş ise başka bir yolla süslendi. Pamuklu kumaşın üstüne, su kabağından oyulmuş damgalarla koyu bir boya basılıyordu. Damgaların her biri bir sözü ya da bir fikri temsil ediyordu.
Bu parça, bugün bilinen en eski adinkra kumaşlarından biri sayılıyor. Kumaştaki damgaların bir kısmı ağırlıkların ve asaların taşıdığı sözlerle aynı. İki timsahın ortak midesi burada bir damga olarak da görülüyor. Akan sanatında bir söz, pirince, ahşaba, altına ve kumaşa aynı rahatlıkla geçebiliyordu.
Kıyıdaki Fante kentlerinde söz bir de bayraklara yazıldı. Fante kentlerinin asafo denen savaşçı toplulukları, her biri kendi adı ve rengi olan birlikler hâlinde örgütlenmişti.
Bayrağın ortasındaki sahne, rakip topluluğa bir atasözüyle meydan okuyordu. Köşedeki İngiliz bayrağı ise sömürge yönetiminin varlığını gösteriyordu. 1957'de bağımsızlıktan sonra o köşeye Gana bayrağı geçti. Bayrak, aynı yüzeyde hem yerel bir rekabeti hem de bir imparatorluğu taşıyordu.
Mekanizma — Sagrenti savaşı, 1874
On dokuzuncu yüzyıl boyunca Asante ile kıyıdaki İngiliz yönetimi birkaç kez savaştı. 1873'te Asante ordusu kıyıya yürüdü. İngiltere, Sir Garnet Wolseley komutasında bir ordu gönderdi. Asante'de bu savaş, Wolseley'in adından türetilen Sagrenti adıyla anılıyor.
1874 şubatında İngiliz ordusu Kumasi'ye girdi. Hükümdar Kofi Karikari kentten çekilmişti. Askerler sarayı ve evleri yağmaladı. Kent ateşe verildi, Aban da havaya uçuruldu. Ardından imzalanan antlaşma, Asante'ye büyük bir altın tazminatı yükledi. Kumasi'den götürülen altın nesnelerin bir kısmı Londra'da açık artırmayla satıldı. Bir kısmını da British Museum ve bugünkü Victoria and Albert Müzesi aldı.
Bu baş, Asante hükümdarının tören nesnelerinden birine bağlı olduğu düşünülen altın parçalardan biri. Bir yorum onun yenilmiş bir düşman önderini temsil ettiğini söylüyor. Kesin işlevi tartışmalı. Kesin olan, Kumasi'nin sarayında bir tören düzeninin parçası olduğu ve bugün Londra'da bir koleksiyonda durduğu. Avrupa'da Asante altınına duyulan ilgi, onu yapan ustalardan çok değerli madene ve savaşın öyküsüne yöneldi.
1896'da İngilizler yeniden Kumasi'ye girdi. Bu kez çatışma olmadı. Hükümdar Prempeh tutuklandı ve önce Sierra Leone'ye, sonra Seyşeller'e sürüldü. 1924'te geri dönebildi. Richard II ibriği bu ikinci girişte alındı.
Mekanizma — 2024, geçici dönüş
2024'te British Museum ile Victoria and Albert Müzesi, Kumasi'den götürülmüş bir grup altın ve gümüş nesneyi Kumasi'ye ödünç verdi. Ödünç, Asante hükümdarı Otumfuo Osei Tutu II'nin tahttaki yirmi beşinci yılına denk geldi. Aynı yıl ABD'deki bir üniversite müzesi de birkaç Asante nesnesini kalıcı olarak iade etti.
Ödünç birkaç yıllıktı ve uzatılabiliyordu. İngiliz yasaları ulusal müzelerin koleksiyonlarından nesne çıkarmasını büyük ölçüde engelliyor. Ödünç bu yüzden bir uzlaşma olarak sunuldu. Asante tarafında kimi bunu bir başlangıç olarak karşıladı. Kimi ise kendi atalarının nesnelerini ödünç almanın bir çelişki olduğunu söyledi. Nesnelerin Kumasi'ye dönüşü törenlerle, davullarla ve sözcülerin konuşmalarıyla karşılandı.
Karşılaştırma: tartıdaki söz, mecliste söz
Kirpi ağırlığı ile yumurta tutan el asası aynı işi farklı yerlerde görüyor. Ağırlık pazarda, iki tüccarın arasında duruyordu. Asıl görevi altını ölçmekti ve sözü bunun yanında taşıyordu. Asa ise mecliste, hükümdarın sözünü aktaran kişinin elindeydi. Asıl görevi sözün kendisiydi. Biri küçük ve el içinde gizli, öbürü uzun ve herkesin göreceği yükseklikte. İkisinde de figür, onu okuyacak birini bekliyor. Atasözünü bilmeyen göz, birinde bir hayvan, öbüründe bir el görür.
Usta katmanı: sözü bilen kişi
Akan nesnelerinin anlamı, nesnenin kendisinde ve onu yorumlayan kişide birlikte duruyor. Aynı figür birden fazla atasözüne bağlanabiliyor. Bir sözcü aynı asayı farklı bir mecliste farklı bir sözle konuşturabiliyor. Bu bilgi yazıya geçmedi; ustadan çırağa, sözcüden sözcüye, davulcudan davulcuya aktarıldı. Bir ağırlık ya da bir asa müzeye girince, nesne geldi ama onu konuşturan kişi geride kaldı. Bugün araştırmacılar bu anlamları çoğu zaman Gana'daki sözcülerle, dokumacılarla ve dökümcülerle konuşarak yeniden topluyor. Bir Akan nesnesine bakarken sorulacak soru, "ne gösteriyor" sorusundan çok "ne söylüyor ve kime" sorusu.
Kalıcı araçlar
Ölçü işini ayır. Bir nesnenin bir ölçü, bir saklama ya da bir tören aracı olup olmadığını belirle; çoğu zaman ikisi bir aradadır.
Sözü ara. Figürlü bir Akan nesnesinde, figürün hangi atasözüne bağlandığını kaynaklardan bul ve tek bir anlama kilitlenme.
Malzemenin yolunu izle. Pirincin, ipeğin ve altının kuzeyden mi, kıyıdan mı, yerel madenden mi geldiğini sor.
Yaşı tipten çıkarma. Geometrik ve figürlü ağırlıkların yaklaşık sırasını bil, ama tek bir parçayı biçimine bakarak kesin tarihleme.
Görülmeyen nesneyi hesaba kat. Altın Tabure gibi sergilenmeyen bir nesnenin gücünü, ona bağlı anlatı ve ritüelden oku.
Yağmanın tarihini yaz. Bir Asante altınının 1874'te mi, 1896'da mı, başka bir yolla mı Avrupa'ya ulaştığını kayıtlardan çıkar.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Altın ağırlıkları süs eşyası ya da oyuncaktı."
Ağırlıklar bir tartı sisteminin parçasıydı ve her biri belirli bir altın miktarını temsil ediyordu. Figürler bu işe bir söz ekliyordu.
Yaygın yanlış"Asante hükümdarı Altın Tabure'ye oturur."
Tabureye kimse oturmaz. Hükümdar, onun yer aldığı bir törenle tahta çıkar.
Yaygın yanlış"Akan altını Avrupalılar gelince ticarete açıldı."
Altın yüzyıllarca önce kuzeye, Sahel kentlerine ve oradan çöl yollarına akıyordu.
Yaygın yanlış"2024'te Asante altınları Gana'ya iade edildi."
İngiliz müzelerinin nesneleri ödünç olarak, belirli bir süre için gitti. Kalıcı iade yalnız birkaç nesne için, başka bir kurumdan geldi.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Akan ormanının altını önce kuzeye, Begho gibi pazar kentlerinden Sahel'e, on beşinci yüzyılın sonundan sonra kıyıdaki Avrupa kalelerine aktı. Altın tozu para olarak kullanıldı ve her alışveriş bir tartı gerektirdi. Kayıp mumla dökülen pirinç ağırlıklar önce geometrik, sonra çoğunlukla figürlü oldu ve figürler atasözleri taşıdı. Asante krallığı Altın Tabure'yi bütün halkın ruhunun yeri saydı; 1900'de onu korumak için savaştı. Sözcünün asası, konuşan davullar, kente ve adinkra kumaşları sözü sarayda ve gündelik hayatta taşıdı. 1874 ve 1896'da Kumasi'den götürülen altınların bir kısmı 2024'te ödünç olarak geri döndü.
Sonraki derse köprü
Asante sarayında söz, bir asanın tepesinde ya da bir davulun derisinde duruyordu, ama onu konuşturan hep bir insandı. Akan topluluklarında maske geleneği, komşularına göre sınırlı kaldı. Batı ve Orta Afrika'nın başka pek çok topluluğunda ise ataların, ruhların ve toplumsal kuralların sesi bir maskeyle sahneye çıkıyordu. Bir maske, müzeye tek başına bir oyma yüz olarak girdi. Oysa yerinde onu bir dansçının bedeni taşıyordu, kostüm hareket ettiriyordu, müzik ve kalabalık tamamlıyordu. Oyma bir yüz, köyün meydanında onu izleyen ve ona karşılık veren insanların önünde maskeye dönüşüyordu.