Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Bugünkü Vietnam'ın dar kıyı şeridinde, iki komşu toplum iki farklı yöne baktı. Kuzeyde Đại Việt, Çin'den aldığı yazıyı, yönetim düzenini ve imgeleri kendi ritmine dönüştürdü; sarayının pişmiş toprak süsleri, ince ve düzenli kıvrımlı ejderhası, nilüfer biçimli pagodası, bilginlerin adlarını taşıyan kaplumbağa stelleri ve okyanuslara yayılan seramikleri bu dönüşümün eserleri. Güneyde Champa'nın krallıkları, Hint Okyanusu dünyasına bağlı, Śiva'ya adanmış tuğla kuleler dikti; tuğlayı doğrudan oydular, kaideleri kendi biçimleriyle donattılar ve dans eden bedenlere yerel yüzler verdiler. İki komşu yüzyıllar boyunca hem savaştı hem alışveriş yaptı; Champa'nın krallıkları zamanla kuzeye katıldı, ama Çam topluluğu bazı kulelerde törenlerini bugün de sürdürüyor. Çam heykellerinin büyük kısmı bir sömürge kurumunun kurduğu müzede toplanmış; bir kutsal alan ise yirminci yüzyılın savaşında bombalandı.
Açılış: İstanbul'da bir Vietnam şişesi
İstanbul'da, Topkapı Sarayı'nın porselen koleksiyonunda, binlerce Çin kabının arasında bir şişe duruyor. Armut biçimli, beyaz zemin üzerine kobalt mavisiyle boyanmış. Gövdesinde çiçekler ve dallar dolanıyor. İlk bakışta bir Çin kabı sanılabilir.
Ama boynundaki yazı başka bir şey söylüyor. Yazı, kabın hangi yılda yapıldığını ve onu boyayan kişinin adını veriyor. Bu kişi, bugünkü kuzey Vietnam'daki bir yöreden bir kadın çömlekçi.
Bu şişe, Vietnam'ın kuzeyinde, Çin'den öğrenilen bir tekniğin yerel ellerde ustalaştığını ve bu kapların okyanus yollarıyla çok uzaklara gittiğini gösteriyor. Bir yolculuk sonunda bir Osmanlı sarayına varmış.
Şimdi aynı yüzyılın aynı kıyısına, ama birkaç yüz kilometre güneye bak. Orada bambaşka bir dünya var: ırmak ağızlarında ve tepelerde yükselen kırmızı tuğla kuleler, içlerinde Śiva'nın sütun biçimli simgesi, kapılarında dans eden göksel kadınlar. Bu, Çamların dünyası.
Bagan dersinin sonunda bu iki komşuyu andık. Kuzeyde Đại Việt, Çin'le aynı yazıyı kullanan, sınavla seçilen memurlarıyla, sırlı seramiğiyle bir saray. Güneyde Champa, Sanskrit yazıtlarıyla, Hindu tapınaklarıyla, denizden geçen tüccarlarla bağlı bir krallıklar dizisi.
Soru şu: aynı kıyı şeridini paylaşan, sık sık savaşan iki toplum, neden bu kadar farklı görsel kültürler kurdu? Ve bugün bu iki kültürü, birinin ötekini büyük ölçüde içine aldığı bir tarihin sonunda, nasıl okuyabiliriz?
Dersin yolu
Önce kıyının coğrafyasını ve iki toplumun kökenlerini kuracağız. Ardından Champa'nın tuğla kulelerine, heykellerine ve yaşayan tapınaklarına gideceğiz. Sonra kuzeye, Đại Việt'in başkentine, pagodalarına, stellerine ve seramiklerine geçeceğiz. Karşılaştırma bölümü iki kültürü birbirine bağlayan savaşları ve alışverişleri okuyor. Usta katmanı, Çam heykellerinin bir sömürge müzesinde toplanmasını ve yirminci yüzyılda bombalanan bir tapınak alanını ele alıyor.
Sıfır noktası: dar bir kıyı, iki yön
Bugünkü Vietnam'ın haritasına bak. Ülke, dağlarla deniz arasında sıkışmış, uzun ve dar bir şerit. Kuzeyde Kızıl Irmak'ın geniş deltası, güneyde Mekong'un deltası. Ortada ise dağların denize çok yaklaştığı, kısa ırmakların küçük ovalar açtığı bir kıyı.
KRO-313.2'de kuzeydeki deltada, bronz davulların dünyasını görmüştük. O deltanın halkları, milattan önceki son yüzyıllardan sonra, yaklaşık bin yıl boyunca Çin imparatorluklarının yönetiminde kaldı. Onuncu yüzyılda bu yönetimden ayrıldılar ve kendi krallıklarını kurdular. Ama bin yıllık birlikteliğin izi derindi: yazı, yönetim biçimi, sınav sistemi, Budizmin Çin'den gelen biçimi ve Konfüçyüsçü değerler.
Orta kıyıdaki halklar ise başka bir yöne baktı. KRO-313.3'te gördüğümüz gibi, Çamlar ilk yüzyıllardan itibaren Sanskrit yazıtları dikti, Śiva'ya tapınaklar yaptı ve Hint Okyanusu'nun ticaret ağlarına bağlandı. Dilleri, deniz yoluyla adalara yayılmış bir dil ailesinin parçasıydı; Cava ve Malay dünyasıyla akrabaydı.
Champa tek bir devlet değildi. Kıyıdaki ırmak ovalarında, her biri kendi limanı ve kendi kutsal alanı olan birkaç krallık vardı. Bunlar kimi zaman tek bir yöneticinin altında birleşti, kimi zaman birbirleriyle yarıştı. "Champa" adı, bu krallıklar ağını bir arada anan bir ad.
Böylece aynı kıyı iki yönelimi birlikte taşıyor: kuzeyde Çin'e, güneyde Hint Okyanusu'na bakan iki dünya. KRO-313.1'de bölgenin deniz ve kara ağlarının kesişme noktası olduğunu görmüştük. Bu kıyı, o kesişmenin en sıkışık yerlerinden biri.
Mekanizma — tuğla kuleler
Çam tapınağının temel birimi, KRO-310.5'te gördüğümüz şemanın yerel bir biçimi: kare bir kutsal oda ve onun üzerinde yükselen kademeli bir kule. Çamlar bu kuleyi tuğlayla yaptı ve kuleye kendi dillerinde "kalan" dedi.
Bu kuleler, kıyıdaki ırmak vadilerinde, çoğu zaman bir tepenin üzerinde ya da bir vadinin içinde, gruplar hâlinde dikildi. En büyük kutsal alan, dağlarla çevrili bir vadide, yüzyıllar boyunca eklenen onlarca kuleden oluşuyordu. KRO-313.3'te bu alanın erken yazıtını ve bir sunağını görmüştük.
Bu kulelerin tuğla işçiliği, araştırmacıları uzun süre şaşırttı.
Tuğlalar birbirine nasıl bağlandı? Bazı araştırmacılar, tuğlaların ince bir bitkisel yapıştırıcıyla, belki bir ağaç reçinesiyle bağlandığını öne sürüyor. Bazıları ise tuğlaların çok ince bir çamur tabakasıyla örülüp sonra bütün yapının pişirildiğini düşündü; bu görüş bugün pek kabul görmüyor. Kıyının güneyinde, bir tepenin üzerindeki başka bir kutsal alanda, aynı tuğla ustalığı bir kadın tanrıya adanmış kulelerde sürdü.
KRO-313.3'te bu kulelerin yerel bir ana tanrıçayla Hint kökenli bir tanrıçanın birleştiği bir yer olduğunu görmüştük. Bu kuleler de bugün hâlâ ziyaretçilerin adak sunduğu bir kutsal alan.
Kesin olan şu: duvarlar örüldükten sonra, ustalar tuğlanın yüzüne doğrudan oyma yaptı. Tuğla, bir taş gibi oyuldu.
KRO-313.7'de Bagan'ın tuğla ustalarının kemer kurduğunu ve sıva kullandığını görmüştük. Çam ustaları ise sıva yerine tuğlanın kendisini oydu. Aynı malzeme, iki kıyıda iki farklı yüzey anlayışı üretti.
Bu alanın kulelerinin bir kısmı bugün yok. Yirminci yüzyılın ortasındaki bir savaşın hava saldırılarında, alanın en yüksek ve en ünlü kulesi yıkıldı.
Bu kulenin bugün nasıl göründüğünü biliyoruz, çünkü yirminci yüzyılın başında Fransız araştırmacılar onu ölçtü, çizdi ve fotoğrafladı. Yıkılmış bir yapının en iyi kanıtı, onu yıkan dünyadan önceki bir sömürge araştırmasının çizimleri. KRO-310.8'de bir resmin, onu kopyalayanların elinde hem korunduğunu hem değiştiğini görmüştük. Burada çizim, kaybolan bir yapının yerini tutuyor.
Mekanizma — taşta dans eden beden
Kulelerin içinde ve çevresinde, Çam ustaları kumtaşından heykeller ve kabartmalar yaptı. Bu heykellerin en ünlüsü, bir kaidenin kenarını çevreleyen dansçılar.
Bu dansçıların bedenleri dolgun, kalçaları bir yana kaymış, yüzleri hafifçe gülümsüyor. KRO-310.7'de Güney Asya'nın ideal bedenini görmüştük. Bu beden o idealin bir yankısı, ama yüzler başka: geniş, basık burunlu, kalın dudaklı, yerel bir yüz. Hint kökenli bir dans duruşu, Çam yüzleriyle bir araya gelmiş.
Kaidenin üzerinde bir zamanlar bir linga duruyordu. Śiva'nın simgesi, dans eden bedenlerin halkasıyla çevrilmişti.
Çam ustaları bu simgenin kaidesine de çok özgün bir biçim verdi.
KRO-310.5'te lingayı taşıyan kaideyi görmüştük: suyu dışarı akıtan kanallı bir taş. Çam ustaları bu kaidenin kenarına göğüs biçimli çıkıntılar ekledi. Bu ekleme, kaidenin bir kadın tanrıyı ve bereketi temsil ettiğini çok açık biçimde gösteriyor. Bazı araştırmacılar, bu biçimin yerel bir ana tanrıça inancıyla bağlantılı olduğunu düşünüyor; bu bağlantı bir yorum olarak kalıyor.
Champa'nın kutsal heykelleri yalnızca Śiva'ya adanmadı. Dokuzuncu yüzyılın sonunda bir hükümdar, büyük bir Budist manastırı kurdurdu.
KRO-313.3'te bu figürü bir Budist kutsal varlık olarak tanıtmıştık. Burada onu dans eden kaide figürleriyle birlikte düşün: iri, basık burunlu, kalın dudaklı yüz, Çam ustalarının yerel yüzü. Aynı yüz, Hindu ve Budist imgelerde ortak bir dil kuruyor.
Sonraki yüzyıllarda Çam heykeli daha sert ve daha süslü bir biçime yöneldi.
Bu hayvanlar, tapınakların köşelerini ve kapılarını bekliyordu. Daha önceki dönemlerin yumuşak, dolgun bedenleri yerine sert, köşeli, çok süslü biçimler var. Bu dönemde Champa, hem kuzeydeki komşusuyla hem de batıdaki büyük imparatorlukla, yani KRO-313.6'da gördüğümüz Angkor'la savaşıyordu. Bazı araştırmacılar bu sert üslubu, bu savaşlarla ve Angkor ile kurulan yakın, düşmanca ilişkiyle bağlantılı görüyor.
Mekanizma — yaşayan bir kule
Çam kulelerinin çoğu bugün harabe. Ama güneydeki bir kulede, bir tören hâlâ her yıl tekrarlanıyor.
Bu kulenin kutsal odasındaki lingaya, bir Çam kralının yüzü oyulmuş. Kule, Śiva'ya adanmış, ama aynı zamanda tanrılaştırılmış bir kralın anısını taşıyor.
Bu tören, bu kulelerin yaşayan bir ibadet yeri olduğunu gösteriyor; onları müze nesnesi gibi okumak eksik kalır. Güney Champa'nın son krallığı, on dokuzuncu yüzyılın başına kadar ayakta kaldı. Bugün Çamlar, Vietnam'da bir azınlık olarak yaşıyor. Bir kısmı bu kulelerdeki törenleri sürdüren bir Hindu kökenli geleneği, bir kısmı ise İslam'ı izliyor.
KRO-310.5'te yaşayan bir tapınağı incelemenin kurallarından söz etmiştik. Burada bu kural daha da hassas: bu kulelerin sahipleri, kendi devletlerini kaybetmiş bir topluluk. Onların törenleri, bugünün parçası.
Mekanizma — Đại Việt'in başkenti
Şimdi kuzeye, Kızıl Irmak deltasına geçelim. On birinci yüzyılın başında, yeni bir hanedan başkentini bu deltanın ortasına, bugünkü Hanoi'nin bulunduğu yere taşıdı ve kente "yükselen ejderha" anlamına gelen bir ad verdi.
Bu başkentin sarayı yüzyıllar içinde yok oldu. Yirmi birinci yüzyılın başında, yeni bir meclis binası için yapılan kazılarda, sarayın temelleri ve çatısının parçaları toprağın altından çıktı.
Bu parçalar, sarayın görünüşünü çatının kenarlarından yeniden kurmamızı sağlıyor. KRO-311.5'te Han mezarlarındaki ev ve kule maketlerinin kaybolan ahşap mimariyi gösterdiğini görmüştük. Burada ahşap saray kayboldu, ama onun pişmiş toprak süsleri kaldı.
Bu dönemin ejderhası, Çin ejderhasından tanınır biçimde farklı.
Bu ejderha, KRO-311 kursunda gördüğümüz Çin ejderhasının iri gövdesinden, pençelerinden ve öfkeli başından çok farklı. İnce, düzenli, neredeyse bir süsleme bandı gibi. Ejderha, Çin'den gelen bir simge; ama yerel ustaların elinde kendi ritmini kazanmış. KRO-311.6'da bir imgenin her durakta yerel bir giysiye büründüğünü görmüştük.
Bu hanedanın hükümdarları Budizmi destekledi ve başkentte olağanüstü bir pagoda yaptırdı.
Anlatıya göre, bir hükümdar rüyasında, bir nilüfer çiçeğinin üzerinde oturan merhametli bir kutsal varlık gördü ve bu rüyanın anısına pagodayı yaptırdı. Yapı, sudan yükselen bir nilüfer gibi tasarlanmış. Bugünkü yapı, yirminci yüzyılın ortasında, çekilen bir sömürge ordusunun yıktığı yapının yerine yeniden yapıldı. Biçim eski, malzeme yeni.
Bu dönemin kutsal heykelleri de kendine özgü bir yüz taşıyor.
Bu figür, Çin'in Budist heykeline yakın, ama yüzü daha yuvarlak, daha yumuşak. Kaidesindeki dalgalar ve ejderhalar, deltanın sularını ve hanedanın ejderhasını kutsal figürün ayaklarının altına yerleştiriyor.
Mekanizma — yazı, sınav ve kap
Đại Việt, Çin'den bağımsızlığını kazandıktan sonra da Çin'in yönetim biçimini benimsedi: memurlar, klasik metinlere dayanan sınavlarla seçiliyordu. KRO-311.9'da Song hanedanının bilgin memurlarını görmüştük. Aynı dönemde, aynı model kuzey Vietnam'da da uygulanıyordu.
Bu steller, bilginin bir ölümsüzlük yolu olduğunu söylüyor. Bir bilginin adı, sınavı kazandıktan sonra taşa kazınıyor ve uzun ömrün simgesi olan bir kaplumbağanın sırtına yerleştiriliyor. KRO-311.7'de yazının bir sanata dönüştüğünü görmüştük. Burada yazı, bir devletin bilgi ve sınav düzeninin anıtına dönüşmüş.
Bu stellerin yazısı Çin yazısı. Ama Vietnam dilini yazmak için, Çin yazısının işaretlerini değiştirip birleştiren ayrı bir yazı da geliştirildi.
Bu yazı, Vietnam dilinin seslerini yazmak için Çin işaretlerini yeniden düzenledi. Bir yazıyı ödünç almak ve onu kendi diline göre dönüştürmek, KRO-311.6'da gördüğümüz çevirinin başka bir biçimi. Bu yazıyı okumak için, hem Çin yazısını hem de Vietnam dilini bilmek gerekiyordu.
Đại Việt'in Budist heykeli, sonraki yüzyıllarda da sürdü ve ahşapta olağanüstü bir doruğa ulaştı.
Bu heykel, KRO-311.6'da gördüğümüz merhametli kutsal varlığın, yüzlerce eli ve gözüyle bütün canlılara uzandığı biçiminin bir yorumu. Ahşap, taştan çok daha kırılgan bir malzeme; nem ve böcekler karşısında yüzyıllar boyunca korunması, düzenli bakım ve yeniden cilalama gerektirdi. Heykelin bugünkü parlaklığı, bu bakımın da bir sonucu.
Kuzey Vietnam'ın en geniş dolaşan sanatı ise seramikti.
Bu kahverengi boyalı seramik, Çin'in seramiklerinden ayrılan yerel bir üslup. Desenler hızlı, serbest ve geniş fırça darbeleriyle çizilmiş. Sonraki yüzyılda, bu atölyeler Çin'den gelen kobalt mavisini de kullanmaya başladı. Açılıştaki şişe, bu yeni tekniğin ürünü.
Bu kapların ne kadar uzağa gittiğini bir batık gösteriyor.
Bu gemi, kuzeyin atölyelerinden çıkan kapları güneye, Güneydoğu Asya'nın limanlarına ve oradan çok daha uzaklara taşıyordu. İlginç bir ayrıntı var: gemi, Champa kıyısının yakınında battı. Kuzeyin kapları, Çamların kıyısından geçerek dünyaya açılıyordu.
Karşılaştırma: savaş ve alışveriş
Bu iki görsel kültür, aynı kıyıda, yüzyıllar boyunca hem savaştı hem de alışveriş yaptı.
On beşinci yüzyılın ikinci yarısında, kuzeyin bir hükümdarı, Champa'nın o dönemdeki başkentini ele geçirdi. Bu, Champa'nın gücünün büyük ölçüde kırıldığı bir savaştı. Güneydeki küçük Çam krallıkları birkaç yüzyıl daha yaşadı, ama kuzey yavaş yavaş güneye doğru ilerledi. On dokuzuncu yüzyılın başında, son Çam krallığı da Vietnam devletine katıldı.
Bu tarih, iki kültürün nasıl anlatılacağı konusunda bir soru doğuruyor. Vietnam'ın ulusal tarih anlatısında, güneye ilerleme çoğu zaman bir genişleme hikâyesi olarak anlatıldı. Çamların gözünden ise aynı süreç, bir krallığın kaybı. İki anlatı, aynı olaylara bambaşka anlamlar veriyor.
Ama iki kültür yalnızca savaşmadı. Savaşlarda esir alınan Çam müzisyenleri, dansçıları ve zanaatkârları kuzeyin sarayına götürüldü. Bazı kaynaklar, Çam müziğinin ve dansının kuzeyin saray müziğini etkilediğini anlatır; bu etkinin ayrıntıları tartışmalı. Kuzeyin bazı yapılarında, Çam ustalarının elinden çıkmış olabilecek tuğla ve taş işleri de öne sürülüyor.
Bu karşılaştırmanın ilkesi şu: savaşan iki komşunun görsel kültürlerini, birini galip birini yenik olarak sıralamadan, ayrı ayrı ve aralarındaki alışverişle birlikte oku. Bir kültürün siyasi olarak yenilmesi, onun sanatının ve insanlarının yok olduğu anlamına gelmiyor.
Usta katmanı: bir sömürge müzesi ve bir bombalanmış vadi
Bugün Çam heykellerinin en büyük toplu koleksiyonu, orta Vietnam'ın bir kıyı kentinde, yirminci yüzyılın başında kurulmuş bir müzede.
Bu müze, bölgedeki Fransız sömürge yönetiminin bir araştırma kurumunun çalışmalarıyla kuruldu. Kurumun araştırmacıları, kutsal alanları belgeledi, kuleleri çizdi ve heykelleri müzeye taşıdı. Müzenin salonları, heykelleri geldikleri yere göre adlandırıyor ve onları üsluplara ayırıyor.
KRO-310.13'te sömürge döneminin arkeoloji araştırmalarının ve müzelerinin bir kategoriyi nasıl kurduğunu görmüştük. Burada da benzer bir durum var. Bu kurum, Champa'nın sanatını, büyük ölçüde Hint etkisinin bir uzantısı olarak sınıflandırdı. KRO-313.3'te bu bakışın, bölgenin yerel dönüşümlerini görmezden gelme riskini konuşmuştuk.
Aynı zamanda, bu müze ve bu çizimler olmasaydı, bu heykellerin ve kulelerin önemli bir kısmı hakkında bugün çok daha az şey bilirdik. Açılışta gördüğümüz bombalanmış kule, yalnızca bu kurumun çizimleri sayesinde biliniyor. Sömürge bilgisi, burada hem bir sınıflandırma iktidarı hem de bir koruma aracı.
Bu kutsal alan, bugün bir dünya mirası listesinde. Uluslararası ekipler, bombalanmış kulelerin bir kısmını onarmaya çalışıyor. Ama vadide hâlâ patlamamış bombalar bulunuyor ve onarım, önce toprağın temizlenmesini gerektiriyor.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
İki yön okuması: aynı coğrafyayı paylaşan iki kültürün, hangi uzak merkezlere baktığını ayrı ayrı sor. Komşuluk, aynı yöne bakmak anlamına gelmiyor.
Malzemenin yüzey anlayışı: aynı malzemenin farklı kültürlerde nasıl farklı işlendiğine bak: sıvayla mı örtülüyor, yoksa doğrudan mı oyuluyor?
Ödünç imgenin ritmi: başka bir kültürden alınan bir imgenin, ejderha gibi, yerel ellerde hangi yeni ritmi ve biçimi kazandığını izle.
Yazının ödünç alınması: bir yazının başka bir dili yazmak için nasıl dönüştürüldüğünü sor; yazı da bir çeviri nesnesi olabilir.
İki anlatı ayrımı: bir fethi ya da bir genişlemeyi, iki tarafın anlatısıyla ayrı ayrı oku. Yenilen tarafın sanatı ve insanları yok olmuş sayılmamalı.
Sömürge bilgisinin iki yüzü: bir sömürge kurumunun belgelerini ve koleksiyonunu, hem bir sınıflandırma iktidarı hem de bir koruma aracı olarak birlikte değerlendir.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Vietnam'ın sanatı Çin sanatının bir kopyasıdır."
Kuzey Vietnam, Çin'den yazıyı, yönetimi ve birçok imgeyi aldı, ama ejderhadan seramiğe kadar onları kendi ritmine ve üslubuna dönüştürdü.
Yaygın yanlış"Champa tek bir krallıktı."
Champa, kıyıdaki ırmak ovalarında, her biri kendi limanı ve kutsal alanı olan birkaç krallığın bir ağıydı.
Yaygın yanlış"Çam kuleleri ve heykelleri Hint sanatının taşraya taşınmış bir kopyasıdır."
Çam ustaları tuğlayı doğrudan oydu, kaideleri kendi biçimleriyle donattı ve figürlere yerel yüzler verdi.
Yaygın yanlış"Champa'nın sanatı bugün yalnızca müzelerde yaşıyor."
Güneydeki bazı Çam kulelerinde, Çam topluluğu her yıl törenlerini sürdürüyor; bu kuleler yaşayan ibadet yerleri.
Yaygın yanlış"Kuzey Vietnam'ın seramikleri yalnızca yerel kullanım içindi."
Bu kaplar, okyanus yollarıyla Güneydoğu Asya'dan Osmanlı sarayına kadar uzanan bir alanda dolaştı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Bugünkü Vietnam'ın dar kıyı şeridinde, iki komşu toplum iki farklı yöne baktı. Kuzeyde Đại Việt, Çin'den aldığı yazıyı, yönetim düzenini ve imgeleri kendi ritmine dönüştürdü; sarayının pişmiş toprak süsleri, ince ve düzenli kıvrımlı ejderhası, nilüfer biçimli pagodası, bilginlerin adlarını taşıyan kaplumbağa stelleri ve okyanuslara yayılan seramikleri bu dönüşümün eserleri. Güneyde Champa'nın krallıkları, Hint Okyanusu dünyasına bağlı, Śiva'ya adanmış tuğla kuleler dikti; tuğlayı doğrudan oydular, kaideleri kendi biçimleriyle donattılar ve dans eden bedenlere yerel yüzler verdiler. İki komşu yüzyıllar boyunca hem savaştı hem alışveriş yaptı; Champa'nın krallıkları zamanla kuzeye katıldı, ama Çam topluluğu bazı kulelerde törenlerini bugün de sürdürüyor. Çam heykellerinin büyük kısmı bir sömürge kurumunun kurduğu müzede toplanmış; bir kutsal alan ise yirminci yüzyılın savaşında bombalandı.
Sonraki derse köprü
Bu derste kıyının iki komşusunu gördük. Batıdaki ovalarda ve ırmak vadilerinde ise başka krallıklar yükseliyordu. Bu krallıklar, KRO-313.7'de gördüğümüz Theravada ağına bağlandı ve kutsal kişinin yeni bir imgesini geliştirdi: bir ayağını kaldırmış, akan bir çizgiyle yürüyen bir beden. Bu krallıklarda kutsal heykeller, kentleri koruyan, savaşlarda ele geçirilip başka başkentlere taşınan güç nesneleri de oldu. Bir Buda heykeli, bir krallığın kimliğini nasıl taşıyabilir? Tay ve Laos krallıklarında Buda imgeleri konusuna geçiyoruz.