Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Shinto mekânı önce sınırlarla kuruluyor: torii, shimenawa, sakaki ve çitler. Kutsal nesne çoğu zaman görülmüyor. Ise'nin iki ana tapınağı yükseltilmiş, boyasız salonlarıyla yaklaşık yirmi yılda bir yan arsada yeniden yapılıyor ve eski ahşap başka tapınaklarda yaşamaya devam ediyor. Izumo'da eski bir plan ile kazıdan çıkan üçlü direkler, yükseklik efsanesini kısmen destekliyor. Miwa Dağı ve Okinoshima'da kutsal sayılan, doğanın kendisi. Kami ile Buda yüzyıllar boyunca aynı alanı paylaştı ve ayrımları Meiji döneminde yapıldı. Nara özgünlük belgesi, özgünlüğü malzemenin yanında aktarılan bilgiyle de ölçen bir dil kurdu.
Açılış: bir avuç beyaz taş
Ise kentinde, yeniden yapımın son aylarından birinde, mahalle halkı ellerinde beyaz kumaşa sarılı küçük taşlarla sıraya giriyor. Taşlar, kentin içinden geçen Miyagawa ırmağının yatağından toplanmış yuvarlak çakıllar. Sıra, ormanın içindeki çakıllı yoldan ilerleyip sıradan ziyaretçinin hiç geçemediği çitlerin arasına giriyor.
İçeride, henüz kimsenin kullanmadığı yepyeni bir ahşap yapı duruyor. Taşıyıcılar taşlarını yapının çevresindeki zemine bırakıyor, yapıya birkaç adım uzaktan bakıyor ve geri çıkıyor. Bu törene "beyaz taş taşıma" deniyor. Bir Ise sakini, en kutsal alanın içini bu törende görebiliyor; o da yirmi yılda bir.
Birkaç ay sonra yeni yapıya kutsal nesne taşınacak ve çitler yeniden kapanacak. Taşları bırakanlar, o andan sonra yapının yalnızca saman çatısının ucunu görebilecek.
Dersin yolu
Bu derste, kutsal sayılan bir yerin nasıl işaretlendiğine, korunduğuna ve gözden saklandığına bakacağız. Ise'nin iki ana tapınağından başlayıp, yapının yan arsada yeniden kurulma düzenini izleyeceğiz. Ardından Izumo'nun yüksek salonuna, sonra binası olmayan kutsal yerlere, bir dağa ve bir adaya geçeceğiz. Denizin içindeki bir kapıdan sonra, kami ile Buda'nın yüzyıllarca aynı alanı paylaşmasına geleceğiz. Usta katmanında, ahşabı yenilenen bir yapıya "özgün" demenin ölçütünü tartışacağız.
Sıfır noktası: kami, şintai ve sınır
Shinto, Japonya'da "kami" denen varlıklara gösterilen saygının ve törenlerin genel adı. Kami bir dağ, bir kaya, bir ağaç, bir atanın ruhu ya da adı bilinen bir tanrı olabiliyor. Geleneğin tek bir kurucusu ve tek bir kutsal kitabı yok; uygulamalar yerden yere değişiyor.
Bir tapınağın kalbinde, kaminin içine indiğine inanılan bir nesne bulunuyor. Buna "şintai", yani "kaminin bedeni" deniyor. Şintai bir ayna, bir kılıç, bir taş ya da bütün bir dağ olabiliyor. Nesne çoğu zaman kutulara ve örtülere sarılı tutuluyor ve görülmüyor.
Kutsal alanın sınırı birkaç basit işaretle çiziliyor. "Torii" denen kapı, iki dikme ve onları üstten bağlayan iki yatay kirişten oluşuyor. "Shimenawa", pirinç samanından örülmüş kalın bir halat; üzerinde zikzak biçiminde kesilmiş beyaz kâğıt şeritler sallanıyor. "Sakaki" ise yaprağını dökmeyen bir ağaç; dalları sunaklara ve törenlere konuyor.
Bu işaretlerin ortak yanı, bir alanı ayırıp içerisini dışarıdan farklı kılmaları. Kutsal mekân, bir binadan önce bir sınırla kuruluyor.
Mekanizma — Ise'nin iki tapınağı
Ise Jingū, Japonya'nın Mie bölgesinde, ormanla kaplı geniş bir alana yayılmış yüzü aşkın tapınaktan oluşan bir bütün. Bu bütünün merkezinde, birkaç kilometre arayla iki ana tapınak duruyor. İç tapınak Naikū, güneş tanrıçası Amaterasu'ya adanmış. Dış tapınak Gekū ise yiyecek ve tahılla ilişkilendirilen Toyouke tanrıçasına ait.
Geleneğe göre Naikū'nun şintaisi, imparatorluk soyunun kutsal nesneleri arasında sayılan bir ayna. Aynayı görmüş biri bilinmiyor; kaynaklar yalnızca onu saran kaplardan söz ediyor.
Bu biçime "shinmei-zukuri" deniyor. KRO-312.5'teki ambarlarla ortak yanları göze çarpıyor: yükseltilmiş döşeme, merdivenle çıkılan giriş, sırtta dizili kütükler. Ama ortak biçimin hangi yoldan taşındığı tartışılıyor; tapınak bir tahıl ambarından mı türedi, yoksa iki yapı ortak bir yapım geleneğini mi paylaşıyor, kesin değil.
İki ana salon arasındaki farklar küçük ama sabit: kütüklerin çift ya da tek sayıda oluşu, tahta uçlarının kesim yönü. Bu ayrıntılar, her yeniden yapımda aynen korunuyor. Gekū'da her sabah ve akşam, sürtünmeyle yakılan ateşte pişirilen yemek tanrılara sunuluyor; törenin yüzyıllardır sürdüğü anlatılıyor.
Ziyaretçi her iki tapınakta da en dıştaki çitin kapısına kadar ilerleyebiliyor. Bu kapının önünde, beyaz bir perdenin arkasından içerinin yalnızca bir parçası seziliyor. Kapının ötesinde fotoğraf çekmek yasak. Tapınağın en tanınmış görüntüsü, bu yüzden çoğu kişinin hiç doğrudan görmediği bir yapıya ait.
Mekanizma — yan arsa ve kalp direği
Her ana salonun yanında, aynı büyüklükte bir boş arsa uzanıyor. Yeni yapı bu arsaya kuruluyor; kutsal nesne taşındıktan sonra eski yapı sökülüyor ve arsa bir sonraki yeniden yapıma kadar boş bekliyor. Bu düzene "shikinen sengū", yani "belirli yılda yapılan taşınma" deniyor.
Bu direğe "kalp direği" deniyor. Ana salonun döşemesinin tam ortasının altına dikiliyor ve hiçbir yükü taşımıyor. Direğin dikilmesi, gece yapılan gizli bir törenle gerçekleşiyor. Yapı söküldükten sonra direğin yeri bu küçük kulübeyle örtülüyor. Boş arsa da böylece kutsallığını koruyor.
Geleneğe göre düzenli yeniden yapım, yedinci yüzyılın sonunda başladı. Dokuzuncu yüzyılın başında hükümete sunulan bir tören kaydı, yapıları ve kutsal eşyaları ayrıntılı biçimde tarif ediyor. Düzen her zaman kesintisiz işlemedi. On beşinci ve on altıncı yüzyılların iç savaşları sırasında yeniden yapım uzun süre yapılamadı ve yapılar harap oldu. Düzenin yeniden canlanmasında, bağış toplamak için ülkeyi dolaşan Budist rahibelerin rolü kayıtlarda geçiyor.
Bir yeniden yapım hazırlığı yıllar sürüyor. Servi kütükleri ormandan kesiliyor ve kent halkı onları ırmak boyunca ve arabalarla tapınağa çekiyor. Yalnızca ana salonlar yenilenmiyor: çitler, yan yapılar, kapılar ve içerideki yüzlerce kutsal eşya da baştan yapılıyor. Kumaşlar dokunuyor, silahlar dövülüyor, dokuma aletleri yeniden üretiliyor.
Mekanizma — taşınan kami, taşınan ahşap
Yeniden yapımın doruğu, kutsal nesnenin eski yapıdan yenisine taşındığı gece töreni.
İzleyiciler alayı uzaktan görebiliyor; ama taşınan nesne ipeklerin içinde kalıyor. Törenin sesleri, rahiplerin uzun bir çağrısı ve ayak sesleri olarak anlatılıyor. Tören, bu saklanmanın üzerine kurulu.
Eski yapının malzemesi atılmıyor. Ana salonların mahyayı taşıyan büyük direkleri, Naikū'ya giden yolun girişindeki köprüye taşınıyor.
Bu torii kapıları, bir önceki ana salonların direklerinden yapılıyor. Sonraki yeniden yapımda da direkler yine yer değiştiriyor ve eski Tōkaidō yolunun Kuwana ve Seki duraklarındaki torii kapılarına dönüşüyor. Söküm sonrası çıkan başka parçalar ülkenin dört bir yanındaki tapınaklara dağıtılıyor ve küçük yapıların onarımında kullanılıyor. Tek bir kütük böylece onlarca yıl boyunca birkaç farklı kutsal yerde görev yapıyor.
Bu düzen ustaların bilgisini de yeniden üretiyor. Yeniden yapım yaklaşık yirmi yılda bir geldiği için, bir marangoz çalışma ömrü boyunca bu işe birkaç kez katılabiliyor. Genç usta bir yapımda çırak olarak çalışıyor, bir sonrakinde sorumluluk alıyor. Yazılı ölçüler var, ama birleşim yerlerinin nasıl kesileceği ve kütüğün nasıl seçileceği, birlikte çalışarak öğreniliyor.
Müze, gerçek yapının içine bakamayan ziyaretçiye bir yakınlık sunuyor. Bir kopyanın müzede herkese açık durması, aslının kapalı tutulmasıyla birlikte düşünülmeli.
Mekanizma — Izumo: yükseklik efsanesi ve toprağın altındaki kanıt
Japonya'nın batı kıyısında, Shimane bölgesindeki Izumo Taisha, Ise'den ayrı bir mimari geleneği temsil ediyor. Japonya'nın erken mitolojisini anlatan Kojiki'ye göre, Izumo'nun tanrısı Ōkuninushi ülkeyi Amaterasu'nun soyuna bıraktı. Karşılığında, direkleri derine gömülü ve çatısı göğe uzanan bir saray istedi.
Bu biçime "taisha-zukuri" deniyor. İçerideki düzen de Ise'den farklı: yapının ortasında kalın bir direk var ve kaminin oturduğu yer, girişten dolanılarak ulaşılan bir köşede.
Yapının geçmişte çok daha yüksek olduğu anlatılıyor. Onuncu yüzyılda soylu çocuklar için yazılmış bir ders kitabı olan Kuchizusami, ülkenin en büyük yapılarını sayarken Izumo'yu birinci, Nara'daki Büyük Buda salonunu ikinci sıraya koyar. Tapınağın rahip ailesinin elinde, salonun planını gösteren eski bir çizim de korunuyor.
Çizimdeki üçlü direkler uzun süre abartılı bir efsane sayıldı. Ama 2000 yılında, tapınağın avlusunda yapılan bir kazıda toprağın altından şaşırtıcı bir buluntu çıktı.
Buluntu, eski çizimdeki üçlü direk düzenine uyuyordu. Salonun bu dönemde bugünkünden çok daha yüksek olduğu böylece güç kazandı. Gerçek yüksekliği ise hâlâ tartışılıyor; buluntu yalnızca direklerin kalınlığını kanıtlıyor. Anlatı ile kanıt arasındaki boşluk küçüldü, ama kapanmadı.
Izumo da tarih boyunca belli aralıklarla yeniden kuruldu. Bugünkü salon ise yerinde duruyor; son büyük yenilemede çatısı yenilendi ve yapı sökülmedi.
Bu halat, ülkenin en büyük shimenawa'ları arasında sayılıyor. Bir sınır işaretinin bu kadar büyütülmesi, sınırın kendisini bir anıta çeviriyor.
Mekanizma — boyalı salonlar
Ise ve Izumo'nun boyasız ahşabı, Shinto mimarisinin tek yüzü olarak görülmemeli.
Bu biçim "sumiyoshi-zukuri" diye anılıyor ve shinmei ile taisha türleriyle birlikte en eski tapınak biçimleri arasında sayılıyor. Kırmızı boyanın, Budist tapınaklarından alınmış bir renk olduğunu düşünenler var. Denizcilerin koruyucusu sayılan bu tapınak da geçmişte belli aralıklarla yeniden yapıldı.
Mekanizma — binası olmayan kutsal yer
Bazı tapınaklarda, kaminin evi olarak tasarlanmış bir ana salon hiç yok.
Nara havzasının güneydoğusunda, konik biçimli Miwa Dağı'nın eteğinde Ōmiwa tapınağı duruyor. Burada şintai dağın kendisi. İbadet salonu dağa bakıyor; arkasında, dağa açılan bir kapıdan başka yapı yok.
Bu kapıların ardında yalnızca dağ var. Bugün kayıt yaptıran ziyaretçiler belirli bir patikadan dağa çıkabiliyor, ama yamaçta fotoğraf çekmek ve yemek yemek yasak.
Japonya'nın güneybatısında, Kyushu ile Kore yarımadası arasındaki denizde, ormanla kaplı küçük bir ada var: Okinoshima. Ada, Munakata Taisha'nın üç tapınağından birine ait ve adanın tamamı kutsal sayılıyor.
Kazılar, adada yüzyıllar boyunca süren törenlerin izini sürdü. Sunular önce kayaların üstüne, sonra kayaların altına, en sonunda açık alana bırakıldı. Bu sıra, kutsal yeri belirleyen şeyin bir yapıdan çok bir doğa öğesi olduğunu gösteriyor.
Ejderha başları kıtadan, altın yüzük Kore yarımadasından, cam kâsenin ise İran dünyasından geldiği düşünülüyor. Yalnızca bir adaya bırakılmış bu sunular, deniz yolunun ne kadar uzaklara bağlandığını gösteriyor.
Okinoshima'nın kuralları bugün de sürüyor. Adaya kadınların çıkması tapınak tarafından yasak. Erkekler de karaya çıkmadan önce denizde arınmak zorunda ve adadan hiçbir şey alamıyor. Adada görülenin dışarıda anlatılmaması da geleneğin parçası. Ada 2017'de Dünya Mirası listesine girdi; ardından tapınak, genel ziyaretçinin yılda bir kez adaya çıkmasına izin veren uygulamayı durdurdu. Kadınlara yönelik yasağı geleneğin sürdürülmesi olarak savunanlar da, cinsiyete dayalı bir dışlama olarak eleştirenler de var.
Mekanizma — denizin içindeki kapı
Hiroshima yakınındaki Miyajima adasında, tapınak suyun üstüne kurulmuş.
Kapının dikmeleri deniz dibine gömülü değil; yapı kendi ağırlığıyla duruyor. Üst kirişin içindeki bölmeye taşlar konarak ağırlık artırılıyor. Kapı, tapınağa denizden yaklaşan kayıklar için bir giriş olarak düşünülmüş.
Tapınağın suyun üstüne kurulmasını, adanın toprağını kutsal sayıp ona yapı oturtmaktan kaçınmaya bağlayan bir açıklama yaygın. On ikinci yüzyılda güçlü Taira ailesinin başı Taira no Kiyomori, tapınağı büyük bir bağışla yeniden kurdurdu. Ailesi tapınağa, altın ve gümüşle bezenmiş Budist sutra rulolarını da adadı. Kami tapınağına Budist kutsal metin sunmak, o dönem için olağan bir davranıştı.
Mekanizma — kami ile Buda aynı alanda
Budizm, altıncı yüzyılda Kore yarımadası üzerinden Japonya'ya geldi. Yüzyıllar içinde kamiler ile Budalar birbirine bağlandı. Bu iç içeliğe "shinbutsu shūgō", yani "kami ile Budaların birleşmesi" deniyor. Pek çok tapınak alanında bir Budist manastırı ve bir kami tapınağı yan yana duruyordu. Bazı kamilerin, Budaların bu topraklarda görünen biçimleri olduğuna inanılıyordu.
Kasuga'nın kamisinin, beyaz bir geyiğe binerek doğudan Nara'ya geldiği anlatılıyor. Resimde kaminin taşıyıcısı, Shinto'nun sakaki dalı ve Budist figürler tek bir yüzeyde bir araya geliyor. Bu resimler, hem tapınağa hem de yanındaki manastıra bağlı olan Fujiwara ailesi çevresinde kullanılıyordu.
Kami imgesinin heykel olarak ortaya çıkması da Budist heykel geleneğiyle birlikte oldu.
Ortadaki figür savaşçıların koruyucusu sayılan Hachiman'ı gösteriyor, ama onu bir Budist rahip olarak. Kami, Budist bir manastırın koruyucusu olarak manastırın içinde bir yer edinmiş.
Ise bu iç içeliğe karşı mesafesini en çok koruyan tapınaktı. Erken bir kayıt, Ise'ye gönderilen imparatorluk prensesinin çevresinde Budist kavramların doğrudan adıyla anılmadığını ve yerlerine başka kelimeler kullanıldığını gösteriyor. Ama yukarıda gördüğümüz gibi, Ise'nin yeniden yapımını canlandıranlar arasında Budist rahibeler de vardı.
1868'de kurulan Meiji hükümeti, kami ile Budaların ayrılmasını emreden kararlar çıkardı. Tapınaklardan Budist heykeller ve eşyalar çıkarıldı; bazı bölgelerde Budist manastırlar ve imgeler yıkıldı. Hükümet tapınakları devlet yönetimine bağladı ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Shinto, devletin ideolojisiyle iç içe bir kurum olarak yönetildi. Savaştan sonra işgal yönetiminin kararıyla devlet ile tapınaklar ayrıldı. Bugün ayrı ayrı gördüğümüz Shinto ve Budist yapıların ayrımı, büyük ölçüde bu dönemin ürünü.
Usta katmanı: yeni ahşap ne kadar eski?
Yirminci yüzyılın otuzlu yıllarında Ise'yi ziyaret eden Alman mimar Bruno Taut, tapınağı sadeliği ve dürüst malzemesiyle övdü. Sonraki on yıllarda Japon mimar Tange Kenzō'nun da yazarları arasında bulunduğu bir kitap, Ise'yi Japon mimarisinin kaynağı, ilk biçimi olarak sundu. Modernist mimarlar Ise'de aradıkları süslemesiz yalınlığı buldular.
Araştırmacılar bu okumanın da bir yorum olduğunu hatırlatıyor. Yapının ayrıntıları yüzyıllar içinde değişti; yaldızlı metal süsler, oranlar ve yan yapıların yerleşimi her dönemde aynı değildi. "Yedinci yüzyıldan beri hiç değişmeden" söylemi, kesintileri ve değişiklikleri görünmez kılıyor.
Avrupa'da gelişen koruma ilkeleri, uzun süre özgünlüğü malzemenin sürekliliğine bağladı. Bu ölçüte göre Ise'nin hiçbir parçası yirmi yıldan eski değil. TEM-205.6'da bu karşıtlığı kısaca görmüştük. Burada sorunun Japonya'daki uluslararası tartışmayı nasıl etkilediğine bakalım.
Japonya, Dünya Mirası sözleşmesine doksanlı yılların başında katıldı. İlk adaylar arasında, düzenli onarımlarla parçaları değiştirilen ahşap Budist yapılar vardı. Nara toplantısı bu tartışmanın ardından toplandı ve özgünlüğü tek bir ölçüte bağlamayan bir dil kurdu. Belge, aktarılan tekniği ve geleneği de özgünlüğün kaynağı olarak tanıdı.
Bu belge Ise'yi kendiliğinden listeye taşımadı; Ise bugün Dünya Mirası listesinde yer almıyor. Ama soru değişti. Ise'de süren şey, kütüklerden çok ölçüler, birleşim teknikleri, törenler ve ustadan çırağa geçen beceri. Bir yapının yaşını ahşabın kesildiği yılla mı, yoksa yapma bilgisinin kesintisiz aktarıldığı süreyle mi ölçeceğimiz, kimin için ve hangi amaçla sorduğumuza bağlı.
Kalıcı araçlar
Sınır sorusu: bir kutsal mekânda önce binaya bakma; kapı, halat, çit ve çakıl gibi sınır işaretlerinin alanı nasıl böldüğünü izle.
Görünürlük haritası: ziyaretçinin nereye kadar yaklaşabildiğini, neyi görüp neyi göremediğini çiz; görünmezliği tasarımın bir parçası olarak oku.
Döngü sorusu: düzenli yenilenen bir yapıda, neyin değişip neyin sabit tutulduğunu ayır; ölçü, biçim, ayrıntı ve tören ayrı ayrı sürebilir.
Malzemenin sonraki hayatı: sökülen parçaların nereye gittiğini sor; bir kütüğün ikinci ve üçüncü görevi, yapının anlamını genişletir.
Anlatı ve kanıt: bir yapının eski ölçüsüne dair anlatıyı, toprağın altından çıkan kanıtla karşılaştır; kanıtın neyi kanıtladığını ve neyi açık bıraktığını ayrı yaz.
Ayrımın tarihi: bugün ayrı duran iki geleneğin, hangi tarihte ve hangi kararla ayrıldığını öğren.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Ise'deki tapınak yedinci yüzyıldan beri hiç değişmeden duruyor."
Yapı yaklaşık yirmi yılda bir yeniden kuruluyor; düzen iç savaşlar sırasında uzun süre kesintiye uğradı ve ayrıntılar dönemden döneme değişti.
Yaygın yanlış"Her Shinto tapınağının içinde bir tanrı heykeli bulunur."
Kutsal sayılan nesne çoğu zaman bir ayna, bir taş ya da bir dağdır ve görülmez; kami heykelleri Budist heykel geleneğiyle birlikte ortaya çıkmış daha sınırlı bir türdür.
Yaygın yanlış"Shinto ve Budizm Japonya'da her zaman ayrı dinlerdi."
Yüzyıllar boyunca aynı tapınak alanlarını paylaştılar; bugünkü keskin ayrım büyük ölçüde on dokuzuncu yüzyılın sonundaki hükümet kararlarının ürünü.
Yaygın yanlış"Izumo'nun dev yüksekliği yalnızca bir efsanedir."
Yüksekliğin kendisi tartışmalı, ama 2000'deki kazıda bulunan üçlü sedir direkleri, eski plan çizimindeki dev direk düzenini doğruladı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Shinto mekânı önce sınırlarla kuruluyor: torii, shimenawa, sakaki ve çitler. Kutsal nesne çoğu zaman görülmüyor. Ise'nin iki ana tapınağı yükseltilmiş, boyasız salonlarıyla yaklaşık yirmi yılda bir yan arsada yeniden yapılıyor ve eski ahşap başka tapınaklarda yaşamaya devam ediyor. Izumo'da eski bir plan ile kazıdan çıkan üçlü direkler, yükseklik efsanesini kısmen destekliyor. Miwa Dağı ve Okinoshima'da kutsal sayılan, doğanın kendisi. Kami ile Buda yüzyıllar boyunca aynı alanı paylaştı ve ayrımları Meiji döneminde yapıldı. Nara özgünlük belgesi, özgünlüğü malzemenin yanında aktarılan bilgiyle de ölçen bir dil kurdu.
Sonraki derse köprü
Bu derste Hachiman'ı bir rahip kılığında, bir manastırın içinde gördük. Sekizinci yüzyılın ortasında Nara'da dev bir bronz Buda dökülürken, Usa'daki Hachiman tapınağından gelen bir kehanetin projeyi desteklediği kaydedildi. Başkentte Çin örneğine göre planlanmış manastırlar yükseliyor, sarayın desteğiyle sutralar kopyalanıyordu. Ise'de kutsal nesne ipeklerin ardında taşınırken, bu manastırların salonlarında yaldızlı yüzlü heykeller ibadet edenlerin tam karşısına yerleştirildi. Bir imge ibadet edenin karşısına konduğunda, ustadan beklenen şey nasıl değişir? Nara ve Heian'ın salonlarındaki heykellerin yüzü, bu soruya verilmiş ilk büyük cevaplar.