Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Jōmon avcı-toplayıcıları ip baskılı, alev biçimli kaplar, büyük köyler ve kilden kadın figürleri yaptı. Yayoi döneminde pirinç tarımı ve metal geldi; dōtaku çanları, hendekli köyler ve Çin'den alınan mühür ve aynalar bu dönemin izleri. Kofun döneminde anahtar deliği biçimli dev höyükler yükseldi ve çevrelerine ev, savaşçı ve at biçimli haniwa dizildi. Yarımadayla ilişki her katmanda görülüyor, ama biçimi tartışmalı; büyük höyüklerin birçoğu bugün de kazıya kapalı.
Açılış: çocukların tırmandığı bir hükümdar höyüğü
Osaka'nın kuzeyindeki Takatsuki kentinde, ağaçlarla kaplı bir höyüğün çevresi halka açık bir park. Hafta sonları aileler çimenlerde yemek yiyor, çocuklar höyüğün yamacına tırmanıyor. Höyüğün bir kenarında, alçak bir set üzerinde pişmiş topraktan bir kalabalık duruyor.
Kazıda parça parça bulunan figürler, höyüğün yanındaki bir sete yeniden kuruldu. Çoğu araştırmacı höyüğün altıncı yüzyılda ölen bir Yamato hükümdarına ait olduğunu düşünüyor.
Burada bir tuhaflık var. Japonya İmparatorluk Sarayı Dairesi, o hükümdarın mezarı olarak birkaç kilometre batıdaki başka bir höyüğü belirlemiş. Belirlenmiş höyük kazıya kapalı. Imashirozuka ise resmî listenin dışında kaldığı için kazılabildi ve parka dönüştü. Bir höyüğün araştırmaya açıklığı, bugünkü bir resmî karara bağlı.
Dersin yolu
KRO-312.4'ün sonunda, Japonya'ya götürülen Koreli çömlekçileri izlemiştik. Bu derste o adaların kil işçiliğini çok daha gerilere, binlerce yıl öncesine götüreceğiz. Avcı-toplayıcı köylerin kaplarından ve kil figürlerinden, pirinçle gelen bronz çanlara ve aynalara, oradan dev höyüklere ve haniwa figürlerine ilerleyeceğiz. Usta katmanında, bu geçmişin bugün kimin atası olarak anlatıldığını soracağız.
Sıfır noktası: üç ad, üç farklı kaynak
Japon takımadalarının erken tarihi, genellikle üç büyük döneme bölünür. Bu dönemlerin adlarının her biri başka bir yolla konmuş.
İlk ad bir yabancının gözlemine dayanıyor. On dokuzuncu yüzyılın yetmişli yıllarında Amerikalı zoolog Edward Morse, Tokyo'ya giden tren yolunun kenarında bir kabuk yığını fark etti. Kazdığı yığından çıkan çömleklerin yüzeyini İngilizcede "ip izli" diye tarif etti. Bu tarifin Japonca çevirisi, "Jōmon", zamanla bütün bir dönemin adı oldu.
Yüzyıllar boyunca biriken istiridye ve midye kabuklarının kireci, gömülü kemikleri ve çömlek kırıklarını korudu ve yığını köyün bir arşivine çevirdi.
İkinci ad bir kent semtinden geliyor. On dokuzuncu yüzyılın seksenli yıllarında Tokyo'nun Yayoi semtinde, daha ince duvarlı ve az bezemeli bir çömlek bulundu. Semtin adı, bu yeni tür kaplara ve onların temsil ettiği döneme verildi. Üçüncü ad olan "Kofun" ise "eski höyük" anlamına geliyor; dönem, en görünür anıtlarıyla adlandırılmış.
Bu dönemlerin başlangıç ve bitiş tarihleri tartışmalı. Karbon ölçümleri Jōmon'un başlangıcını çok gerilere itti; dönemin on bin yılı aşkın bir süreye yayıldığı kabul ediliyor. Yayoi'nin başlangıcı da daha erkene çekildi, ama bu yeni tarihleri herkes benimsemiyor. Bu derste kesin yıllar yerine dönemlerin sırasını kullanacağız.
Mekanizma — ipin izi ve alevin biçimi
Jōmon kapları, dünyanın bilinen en eski çömlek geleneklerinden biri sayılıyor. İlk kaplar, tarımdan çok önce, avcı-toplayıcı topluluklar tarafından yapıldı. Kap, meşe palamudu gibi sert yiyecekleri kaynatıp acısını gidermeyi mümkün kıldı.
Çömlekçi, kili şeritler hâlinde sararak duvarı yükseltiyor, duvar ıslakken yüzeye bükülmüş bir ip yuvarlıyordu. İpin bükülme yönü ve kalınlığı değiştikçe desen de değişiyordu. Arkeologlar bugün bu desenlerle kapları bölgelere ve evrelere ayırıyor.
Dönemin ortalarında, kuzeybatıdaki Niigata bölgesinde olağanüstü bir kap türü ortaya çıktı. Yirminci yüzyılın otuzlu yıllarında Nagaoka yakınındaki Umataka kazısında ilk örneği bulunan bu kaplara, biçimlerinden ötürü "alev biçimli" dendi.
Bu buluntu grubu, ulusal hazine olarak koruma altına alınan tek Jōmon çömlek topluluğu. Kapların bazılarının iç yüzeyinde yanık yiyecek izleri bulundu; bu karmaşık biçimlerin içinde yemek de pişirilmişti. Yine de ağır çıkıntılar, kabı taşımayı ve karıştırmayı zorlaştırıyordu.
Bu bezemenin amacı bilinmiyor. Kapların topluluk şölenlerinde kullanıldığını düşünenler de, desenleri bölgenin kimlik işareti sayanlar da var.
Mekanizma — köyün ortasındaki direkler
Jōmon toplulukları, bazen yüzyıllar boyunca aynı yerde yaşayan büyük köyler kurdu. Bu köylerin en iyi bilineni kuzeyde, Aomori kenti yakınında bulunuyor.
Direklerin taşıdığı yapının neye benzediğini kimse bilmiyor. Bugünkü canlandırma çatısız, katlı bir kule olarak kuruldu; bu da bir yorum. Önerilen işlevler arasında gözetleme kulesi, tören yapısı ve mevsimleri izleyen bir işaret var. Ağır kütükleri taşıyıp dikmek ise her durumda topluluğun ortak emeğini gerektiriyordu.
Yerleşimde uzun bir topluluk evi, sıra sıra yetişkin mezarları ve çocukların gömüldüğü çömlekler de bulundu. Köyün çevresinde kestane ağaçlarının bilerek yetiştirildiği düşünülüyor. Uzak bölgelerden gelen yeşim ve obsidyen, köyün takımadaların başka uçlarıyla alışveriş yaptığını gösteriyor.
Mekanizma — kilden bedenler
Jōmon köylerinden binlerce küçük pişmiş toprak figür çıktı. Bunlara Japoncada "dogū", yani "toprak figür" deniyor. Figürlerin büyük çoğunluğu kadın bedenini gösteriyor; göğüsler, şişkin karınlar ve geniş kalçalar sık görülüyor.
Bu figür, köyün ortasındaki bir çukurda neredeyse bütün olarak bulundu ve bu yüzden sıra dışı. Dogūların büyük kısmı kolları, bacakları ya da başları kopuk ele geçiyor. Bazı araştırmacılar figürlerin bir törende, bir hastalığı üstlenmesi için bilerek kırıldığını düşünüyor. Ama kırılma, figür toprakta beklerken de olmuş olabilir; karar, kırık yüzeylerin biçimine ve parçaların dağılımına bakılarak verilmeli.
Dönemin son evresinde kuzeyde bambaşka bir figür türü belirdi.
"Gözlüklü" adı, kuzey kutup halklarının kar gözlüklerine benzetilerek kondu. Gözlerin bir gözlüğü mü, kapalı göz kapaklarını mı, bir maskeyi mi gösterdiği bilinmiyor. Kimi popüler kitaplar figürü uzaydan gelen bir ziyaretçinin giysisi diye sundu; arkeologlar bu okumanın figürü kendi bölgesinin öteki dogūlarından kopardığını söylüyor.
Mekanizma — pirinç, çan ve tahıl ambarı
Takımadalarda sulu pirinç tarımı, kıtadan ve Kore yarımadasından gelen bilgi ve insanlarla başladı. Önce güneybatıdaki Kyushu adasında yerleşen tarım, yüzyıllar içinde doğuya yayıldı. Pirinçle birlikte bronz ve demir de geldi.
Yayoi'nin en tuhaf bronz nesneleri, "dōtaku" denen çan biçimli dökümlerdi. İlk örneklerin içinde bir dil asılıydı ve sallandığında ses veriyordu. Zamanla çanlar büyüdü ve duvarları inceldi. Son evrelerde çalınamayacak kadar büyük döküldüler ve seyirlik nesnelere dönüştüler.
Bu çan, ulusal hazine ilan edilen ilk dōtaku. Çizimleri, pirinç tarımına dayanan bir dünyanın erken görsel tutanağı sayılıyor. Ambarın merdivenle çıkılan yüksek döşemesi, tahılı nemden ve fareden koruyordu.
Dōtakular çoğu zaman köylerden uzak tepe yamaçlarına bilerek gömülmüş olarak çıkıyor.
Bu gömü, yirminci yüzyılın son on yılında bir yol yapımı sırasında bulundu. Birkaç kilometre ötedeki Kōjindani'de daha önce, yüzlerce bronz kılıcın sıra sıra gömüldüğü bir çukur ortaya çıkmıştı. Toplu gömünün nedeni tartışılıyor: tanrılara sunu mu, yoksa yeni bir siyasi düzen kurulurken eski törenlerin bırakılışı mı?
Mekanizma — hendekli köy ve denizaşırı bir mühür
Pirinç, depolanabilen ve çalınabilen bir zenginlikti. Yayoi köyleri büyüdükçe çevrelerine hendekler kazdı; bazı mezarlarda ok uçları saplanmış iskeletler bulundu.
Yoshinogari'nin kuzeyinde, büyük pişmiş toprak küplere gömülmüş ölülerin uzun sıraları uzanıyor. Sıraların ucunda yükseltilmiş bir höyük var ve oraya gömülenlerin yanına bronz kılıç ve cam boncuk konmuş. Köyün içinden bir seçkin kesimin ayrıldığı, mezarın biçiminden okunabiliyor.
Bu dönemde takımadalar, Çin kaynaklarına da girmeye başladı. Han hanedanının tarihini anlatan Hou Hanshu, Wa ülkesinden Na adlı bir topluluğun elçilerinin Han sarayına geldiğini ve imparatorun onlara bir mühür verdiğini kaydeder.
Mühür on sekizinci yüzyılın sonunda, tarla kanalı açan bir köylü tarafından bulundu. Gerçekliği bir süre tartışıldı; ölçüsünün Han dönemi ölçü birimine uyması çoğu araştırmacıyı ikna etti. KRO-311.4'te gördüğümüz Çin imparatorluk düzeni, artık denizin öbür yakasındaki topluluklara da unvan dağıtıyordu.
Mekanizma — aynalar ve bir kraliçenin adı
Üçüncü yüzyılda yazılan Üç Krallık tarihinin Wei bölümü, Wa ülkesini uzun bir pasajla anlatır. Metne göre Wa ülkesi uzun süre savaşlarla sarsılmış, sonunda Himiko adlı bir kadını hükümdar seçmişti. Himiko büyü ve törenlerle yönetiyor, halkın arasına pek çıkmıyordu. Wei sarayına elçi gönderdi ve karşılığında unvan, ipek ve yüz bronz ayna aldı.
Himiko'nun ülkesinin Kyushu'da mı, Nara havzasında mı olduğu bilinmiyor. Soru, bugün bulunan aynalara da uzanıyor.
Bu tür aynalara "üçgen kenarlı tanrı ve hayvan aynası" deniyor. Bazılarının üzerinde, Himiko'nun elçi gönderdiği yıllara denk gelen bir Wei yılı yazılı. Bu yüzden onları Wei sarayının armağanları sayanlar var. Ama bu tür aynalar Çin'in içinde neredeyse hiç bulunmadı; öteki araştırmacılar onların takımadalarda, Çin aynalarını örnek alan ustalarca yapıldığını savunuyor.
Nara havzasındaki erken dev höyük Hashihaka da bu tartışmanın içinde. Kimi araştırmacılar onu Himiko'yla ilişkilendiriyor, kimi bu bağı zayıf buluyor. İmparatorluk Sarayı Dairesi ise höyüğü efsanevi bir prensesin mezarı olarak belirlemiş ve kazı yapılamıyor.
Mekanizma — anahtar deliği biçimli dev höyükler
Üçüncü yüzyılın ortalarından itibaren Nara havzasında ve Osaka ovasında yeni bir mezar biçimi yayıldı. Önden bakıldığında kare, arkadan yuvarlak olan bu höyükler, havadan bakıldığında eski bir anahtar deliğine benziyor. Japoncada bu biçime "önü kare, arkası yuvarlak höyük" deniyor.
Ölü, yuvarlak kısmın tepesindeki bir mezar odasına gömülüyordu. Basamaklı yamaçlar ırmak taşlarıyla kaplanıyordu. Bugün ağaçlarla örtülü bu tepeler, yapıldıkları dönemde parlayan taş yamaçlardı.
Daisen, dünyanın en büyük mezar yapılarından biri olarak anılıyor. İmparatorluk Sarayı Dairesi onu, Japonya'nın ilk tarih kitaplarında adı geçen İmparator Nintoku'nun mezarı olarak belirlemiş. Bu belirleme, höyükten çıkan bir yazıta dayanmıyor; erken tarih kitaplarına ve sonraki yüzyılların geleneğine dayanıyor. Höyüğün arkeolojik tarihlemesinin bu imparatorun geleneksel yaşam süresiyle örtüşüp örtüşmediğinde araştırmacılar anlaşmıyor.
Ziyaretçi bugün yalnızca hendeğe bakan cepheyi görebiliyor. Yerden yürüyen biri ağaçlı bir tepe görür; anahtar deliği biçimi ancak havadan seçilir. Höyük grubu yirmi birinci yüzyılın başında Dünya Mirası listesine alındı, ama kazıya kapalı kaldı.
Mekanizma — höyüğün çevresindeki kil kalabalığı
Höyüklerin yamaçlarına sıra sıra "haniwa", yani "kil halkası" denen pişmiş toprak nesneler dizildi. İlk haniwa, höyüğü bir çit gibi çevreleyen içi boş silindirlerdi. Kökenleri, Yayoi'nin sonunda Okayama yakınındaki Tatetsuki höyüğünde görülen süslü tören ayaklıklarına dayandırılıyor. Zamanla silindirlerin tepesinde önce evler, kalkanlar ve kayıklar, sonra insanlar ve hayvanlar belirdi.
Bu evler bir seçkin konutunun avlusunu canlandırıyor. Ölü toprağın altında yatarken, evinin modeli toprağın üstünde duruyordu.
Altıncı yüzyılda, özellikle doğudaki Kantō ovasında insan figürlü haniwa çoğaldı.
Bu figür, ulusal hazine ilan edilen ilk haniwa. Zırhın levhaları ve kılıcın kabzası dikkatle işlenmiş; yüz ise birkaç kesikle verilmiş. Usta, rütbeyi gösteren donanımı öne çıkarıp kişiliği geri planda bırakmış.
At, takımadalara Kofun döneminde geldi. Usta, atı bir seçkinin malı yapan koşum takımını tek tek biçimlendirmiş. Figür, sahibinin binicilik gücünü ve bu gücü sağlayan denizaşırı bağlantıları sergiliyordu.
Dizilişi bir cenaze töreni olarak okuyanlar da, ölünün yaşamındaki bir saray törenini ya da yeni hükümdarın görevi devralışını görenler de var. KRO-311.4'teki pişmiş toprak ordu mezarın altına gömülmüştü. Haniwa ise toprağın üstünde, herkesin görebileceği yerde duruyordu.
Mekanizma — denizin öbür yakasıyla bağ
Beşinci yüzyılda mezarlara demir zırhlar, at koşumları, altın kulak süsleri ve yüksek ısıda pişmiş gri kaplar girdi. KRO-312.1'de, Gaya'nın demirini ve sert, gri çömleklerini görmüştük. Takımadalarda "sueki" denen bu sert kapların tekniği, yarımadanın güneyiyle olan bağlantılara dayandırılıyor.
Bu bağlantının biçimi tartışmalı. Japon ve Kore tarih kitapları ilişkiyi kendi saraylarının bakış açısından anlatıyor. Yirminci yüzyılın ortasında bir Japon tarihçinin, kıtadan gelen atlı bir topluluğun takımadaları fethettiğini öne süren tezi büyük ilgi gördü. Bu tezi bugün çoğu araştırmacı reddediyor; göçün ve aktarımın ölçüsü ise tartışılmayı sürdürüyor.
Güneybatı Kore'deki Yeongsan Irmağı havzasında, anahtar deliği biçimli birkaç höyük bulundu. Bu höyüklere oraya yerleşmiş takımadalı kişilerin mi, biçimi benimseyen yerel seçkinlerin mi gömüldüğü henüz yanıtlanmadı.
Takımadalarda yazılmış en eski uzun metinlerden biri, bir kılıcın üzerinde duruyor.
Yazıt, kılıcın sahibinin atalarını sıralıyor ve ailesinin kuşaklar boyunca hükümdarın muhafız başı olarak hizmet ettiğini söylüyor. Hükümdarın adı "Wakatakeru" olarak okunuyor. Çoğu araştırmacı bu adı, tarih kitaplarındaki İmparator Yūryaku ile özdeşleştiriyor. Yazıttaki yıl, altmış yıllık Çin takvimiyle verilmiş ve bu yüzden iki farklı tarihe okunabiliyor. Ağırlıklı görüş, beşinci yüzyılın ikinci yarısındaki okumayı benimsiyor.
Kılıç doğuda, Kantō ovasında bulundu. Uzak bir aile, Nara havzasındaki hükümdarla kurduğu hizmet bağını altın telle yazıp mezarına taşımıştı.
Altıncı yüzyılın sonunda, mezar eşyaları kıtanın en gösterişli işleriyle yarışır hâle geldi.
Höyüğün taş tabutu yirminci yüzyılın seksenli yıllarında soyulmamış olarak bulundu. Takımadalarda hiç yaşamamış filler ve aslanlar, motiflerin uzun bir yoldan geldiğini gösteriyor. Eyerin yapıldığı atölye bilinmiyor; adaylar arasında kıta, yarımada ve takımadalardaki göçmen ustalar sayılıyor.
Mekanizma — boyalı odalar: höyük geleneğinin son evresi
Yedinci yüzyılda büyük anahtar deliği höyükleri artık yapılmıyor, seçkinler daha küçük höyüklere gömülüyordu. Nara havzasının güneyindeki Asuka bölgesinde, bu küçük höyüklerin ikisinde boyalı mezar odaları bulundu.
Takamatsuzuka resimleri yirminci yüzyılın yetmişli yıllarının başında bulundu. Duvarlarda erkek ve kadın grupları ile dört yön hayvanları, tavanda bir yıldız haritası vardı. Kadınların giysileri Goguryeo ve Tang resimleriyle karşılaştırılıyor. Sonraki on yıllarda nem ve küf resimleri ağır biçimde bozdu; taş oda sonunda parça parça sökülüp koruma için çıkarıldı.
Kitora'nın resimleri ilk kez yirminci yüzyılın seksenli yıllarında, bir soyguncu deliğinden sokulan ince bir kamerayla görüldü. Gök haritası, Çin gökbilimine göre düzenlenmiş en eski haritalardan biri sayılıyor. Takamatsuzuka'daki bozulmadan sonra Kitora'nın sıvaları duvarlardan ayrılarak korumaya alındı. KRO-312.1'deki Goguryeo kara kaplumbağasının akrabası olan bu yön hayvanları, büyük höyük çağının kapanışında duruyor.
Usta katmanı: kimin atası?
Jōmon kapları uzun süre "ilkel" bir evrenin çömlekleri sayıldı. Yirminci yüzyılın ellili yıllarının başında ressam Okamoto Tarō, Tokyo Ulusal Müzesi'nde gördüğü Jōmon kapları üzerine bir deneme yayımladı ve onlarda Japon sanatının unutulmuş bir canlılığını buldu. Denemesi, bu kapları sanat olarak görmenin yolunu açtı.
Jōmon'u takımadaların "özgün" kültürü, Yayoi'yi dışarıdan gelen bir katman sayan anlatılar da yaygınlaştı. Araştırmalar ise bugünkü takımada halkının birden çok kökenden geldiğini gösteriyor; Ainu ve Ryūkyū tarihleri de bu iki dönemli anlatıya kolayca sığmıyor.
Kofun höyükleri için soru daha keskin. Birçok büyük höyük, İmparatorluk Sarayı Dairesi tarafından imparatorlara ya da imparatorluk ailesi üyelerine ait olarak belirlenmiş ve kazıya kapalı. Araştırmacılar, bu belirlemelerin bir kısmının arkeolojik tarihlemeyle örtüşmediğini belirtiyor. Daire ise höyükleri bugün de saygı gösterilen mezarlar olarak koruduğunu söylüyor.
Japonya ile Kore arasındaki köken tartışmaları da bu kapalılığa bağlanıyor. Kazı yapılamadıkça höyüklerin içindeki eşyaların yarımadayla ilişkisi bilinemiyor ve bu boşluk iki ülkede de ulusal anlatılarla dolduruluyor. Sanat tarihçisinin işi, bu boşluğu kendi tarafının anlatısıyla doldurmak yerine, neyin bilinmediğini açıkça yazmak.
Kalıcı araçlar
Ad sorusu: bir dönemin adının nereden geldiğini sor; bir semt, bir tarif ya da bir anıt, dönemi farklı bir yönden çerçeveler.
Kullanım izi: bir nesnenin törensel mi gündelik mi olduğuna karar vermeden önce, üzerinde yanık, aşınma ya da onarım izi ara.
Kırık okuması: bir figürün kırık bulunmasını, kasıtlı kırılmanın kanıtı saymadan önce kırık yüzeyleri ve parçaların dağılımını incele.
Gömü sorusu: bir yerleşimin dışına toplu gömülmüş nesnelerde, kimin neyi neden bıraktığını sor.
Bakış noktası: bir anıtın biçimini, yerden yürüyen birinin onu nasıl gördüğüyle birlikte değerlendir.
Erişim sorusu: bir alanın neden kazıldığını ya da kazılamadığını, bugünkü kurumların kararlarıyla birlikte öğren.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Jōmon adı eski bir Japon adıdır."
Ad, on dokuzuncu yüzyılda bir Amerikalı zoologun kapların yüzeyi için kullandığı İngilizce tarifin Japonca çevirisinden gelir.
Yaygın yanlış"Dōtaku, çalınmak için yapılmış çanlardır."
İlk örnekler ses veriyordu; son evrelerde çanlar çalınamayacak kadar büyük ve ince döküldü ve seyirlik nesnelere dönüştü.
Yaygın yanlış"Haniwa, Çin'deki pişmiş toprak ordu gibi mezarın içine gömülürdü."
Haniwa höyüğün yamaçlarına ve tepesine, toprağın üstünde görülebilecek biçimde dizilirdi.
Yaygın yanlış"Daisen Kofun'un İmparator Nintoku'ya ait olduğu kazıyla kanıtlanmıştır."
Belirleme geleneğe dayanır; höyük kazıya kapalıdır ve tarihlemesi tartışmalıdır.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Jōmon avcı-toplayıcıları ip baskılı, alev biçimli kaplar, büyük köyler ve kilden kadın figürleri yaptı. Yayoi döneminde pirinç tarımı ve metal geldi; dōtaku çanları, hendekli köyler ve Çin'den alınan mühür ve aynalar bu dönemin izleri. Kofun döneminde anahtar deliği biçimli dev höyükler yükseldi ve çevrelerine ev, savaşçı ve at biçimli haniwa dizildi. Yarımadayla ilişki her katmanda görülüyor, ama biçimi tartışmalı; büyük höyüklerin birçoğu bugün de kazıya kapalı.
Sonraki derse köprü
Kagawa çanındaki ambarı ve Akabori'nin ev modellerini hatırla: yerden yükseltilmiş döşeme, iki eğimli çatı, sırtta dizili yatay kütükler. Bu biçim, höyükler terk edildikten sonra da ortadan kalkmadı. Japonya'nın en saygın tapınaklarından biri olan Ise'nin ana yapısı, bu yükseltilmiş ambar biçimini andıran bir mimariyle kuruluyor. Üstelik o yapı, belli aralıklarla yeni ağaçla yan arsada baştan kuruluyor ve eskisi sökülüyor. Ahşabı yenilenen bir yapının ne kadar "eski" sayılabileceği sorusu, Shinto mekânının merkezinde duruyor.