Ders KRO-312.14 · Kore ve Japonya Sanatları

Seramik, lak, tekstil ve onarım estetiği

3.367 kelime · 25 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Momoyama'nın çay seramiği, Mino fırınlarında bilerek eğilen, kusuru kimliğe çeviren kaplar üretti. Arita'da Kore kökenli ustaların bilgisiyle porselen doğdu; Kakiemon boş beyazı, Nabeshima kurallı armağan kabını öne çıkardı. Lak, ağaç özünden yapılan bir yüzeydi ve maki-e ile sedef onu resim, şiir ve çeyiz taşıyıcısına çevirdi. Kosode, desen kitapları ve yūzen, kumaşı modanın merkezine koydu; kumaş eskiyince sökülüp yeni kullanımlara geçti. Altınla onarım kırığı görünür kıldı; başlangıç öyküleri ve modern anlamları belgeyle ayrı tutulmalı.

Açılış: demir zımbalı bir kâse

1727'de Kyoto'da Konfüçyüsçü bilgin Itō Tōgai, tek bir çay kâsesi üzerine kısa bir metin yazdı. Kâse Çin'de yapılmış, yeşil sırlı bir seladondu ve dibinde bir çatlak vardı. Çatlağın iki yakası, küçük demir zımbalarla birbirine tutturulmuştu. Tōgai'nin aktardığı öyküye göre kâse yüzyıllar boyunca elden ele geçmiş, kırılınca onarılmış ve onarımıyla birlikte daha da ünlenmişti.

Bir kabın değeri kırıldıktan sonra neden artar? Bu soru, Japonya'da kaba, kutuya ve kumaşa yöneltilen bakışın tam ortasında duruyor. Bu ders, resim dışındaki o nesnelerin nasıl yapıldığını, nasıl kullanıldığını ve nasıl değer kazandığını konu ediyor.

Dersin yolu

Önce Momoyama döneminin çay seramiklerinden başlayacağız: Mino fırınlarından çıkan Shino ve Oribe, bilerek eğilip bükülen kaplar. Ardından Kyushu'da porselenin doğuşuna, Arita'ya, Kakiemon'a ve Nabeshima'ya geçip Kyoto'nun boyalı seramiğine döneceğiz. Sonra lak sanatına, ağaç özünden yapılan parlak yüzeye ve altın tozuyla çizilen resimlere bakacağız. Kumaş bölümünde kosode denen giysiyi, desen kitaplarını ve Nō sahnesinin kostümlerini izleyeceğiz. En sonda onarıma, kırığı gösteren altın çizgiye geleceğiz. Usta katmanında bu onarım geleneğine sonradan yüklenen anlamları ayıklayacağız.

Sıfır noktası: kullanılan nesneye bakmak

Bir paravan duvara dayanır ve uzaktan seyredilir. Bir çay kâsesi ise iki avuç arasında tutulur, çevrilir, dudağa değer. Bir giysi bedenle hareket eder; bir lake kutu açılıp kapanır ve içine bir şey konur. Bu nesneler el ile, ağırlıkla ve dokunuşla tanınır.

Japonya'da bu nesneler resimden aşağı sayılmadı. Çay toplantılarında konuklar kâseyi elden ele dolaştırıp dibini, ayağını ve sırrını uzun uzun inceliyordu. Değerli kaplar kendi adlarını taşıyordu. Kutularının kapağına sahiplerin ve uzmanların notları yazılıyordu. Kumaş parçaları albümlere yapıştırılıp saklanıyordu.

Mekanizma — Mino fırınları ve kasıtlı eğrilik

On altıncı yüzyılın sonunda çay ustaları Çin'den gelen kusursuz kâselerin yanına başka kaplar koymaya başlamıştı. KRO-312.9'da Rikyū'nun elde biçimlendirilen siyah raku kâsesini ve Kore'den gelen Ido kâselerini gördük. Aynı yıllarda, Seto'nun hemen kuzeyindeki Mino bölgesinin fırınları bu yeni zevke yerli kaplar üretti.

Bu kaplar uzun süre Seto malı sanıldı. 1930'da çömlekçi Arakawa Toyozō, Mino'daki eski bir fırın yerinde Shino kırıkları buldu ve üretim yerini düzeltti.

Shino sırrı, feldispat ağırlıklı kalın bir tabakaydı ve fırında tam erimeden kabın üstünde yumuşak bir örtü bırakıyordu. Shino kapları, Japonya'da sırın altına fırçayla desen yapılan ilk seramikler arasında sayılıyor. Kâsenin adı, çizgilerin çağrıştırdığı çiçekli bir çitten geliyor.

Sarı sır, parlak bir cila yerine yağlı bir deri gibi ışığı emiyor. Yeşil lekeler bakırdan, kahverengi benekler demirden geliyor ve fırında kendi başına yayılıyor.

Mino'nun en cüretli kaplarına "Oribe" deniyor. Ad, Rikyū'nun öğrencisi ve ondan sonra savaşçı önderlerin çay ustası olan Furuta Oribe'den geliyor. Oribe'nin bu kapların yapımında doğrudan bir rolü olup olmadığı belgelerle gösterilemiyor. Ad, onun zevkine bağlanan bir üsluba verildi.

Ağız kenarı bilerek eğilmiş, kap bilerek yamultulmuş. Yeşil sır bakırla elde ediliyordu ve kalın aktığı yerlerde neredeyse siyaha dönüyordu. Desenlerin bir kısmı dönemin kumaşlarıyla akraba görünüyor.

Batıdaki Iga ve Shigaraki fırınları, aynı dönemde sırsız ya da yalnız külün kendiliğinden sır yaptığı kaplar verdi. Bizen'in kahverengi ve sert kapları da bu yerli kil ailesine katılıyordu.

Adı "yırtık torba" demek. Çatlak, pişirme sırasında oluşmuş ve kap ondan sonra da kullanılmaya değer görülmüş. Bu kapta kusur, kabın kimliği oluyor.

Mekanizma — Kyoto'nun elle yapılan kâseleri

Bir önceki derste Hon'ami Kōetsu'yu Sōtatsu'nun ortağı olarak tanıdık. Kōetsu raku ailesinden teknik öğrendi ve kendi çay kâselerini elle biçimlendirdi.

Gelenek, Kōetsu'nun bu kâseyi kızına evlenirken verdiğini ve beyaz tepesi yüzünden ona Fuji adını koyduğunu anlatıyor. Kâsenin biçimi bir dağ kadar sade; adı onu bir manzaraya çeviriyor.

On yedinci yüzyılın ortasında Kyoto'nun Omuro bölgesinde Nonomura Ninsei, çarkı ustalıkla kullanan ve kaplarını sır üstü renklerle boyayan bir atölye kurdu. Ninsei, imzasını kabın dibine damga olarak basan ilk Japon çömlekçilerden biri sayılıyor.

Kavanoz, bir paravanın çiçeklerini yuvarlak bir gövdeye sarıyor. Kōrin'in kardeşi Ogata Kenzan, çömlekçiliği bu Kyoto geleneğinin içinde öğrendi ve kare tabaklarında resmi kabın yüzeyine taşıdı.

Mekanizma — Kyushu'da porselen

KRO-312.4'te İmjin savaşlarından sonra Japonya'ya götürülen Koreli çömlekçileri anmıştık. Bu ustalar Kyushu'nun ve batı Japonya'nın birçok bölgesinde fırın kurdu; Hagi ve Satsuma kaplarının geçmişi onlara bağlanıyor. Japonya'nın ilk porseleni de bu göçün içinden çıktı.

Gelenek, Yi Sam-pyeong adında, Japonya'da Kanagae Sanbei diye anılan bir Koreli çömlekçinin on yedinci yüzyılın başında Arita yakınındaki Izumiyama'da porselen taşı bulduğunu anlatıyor. Bu öykü aile ve bölge geleneğine dayanıyor. Arkeolojik kazılar, Arita çevresinde porselenin on yedinci yüzyılın ilk on yıllarında üretilmeye başladığını doğruluyor; ilk adımı kimin attığını ise gösteremiyor.

Bu ilk porselenler Kore ve Çin mavi-beyazına benziyor ama çizgileri daha serbest. "Imari" adı, kapların gemilere yüklendiği yakındaki limandan geliyor. On yedinci yüzyılın ortasında Çin'deki hanedan değişikliği porselen ihracatını kesince Arita kapları uzak pazarlara açıldı.

Sakaida Kakiemon adıyla bilinen çömlekçi ailesi, Arita'da sır üstü renkli emaye boyamayı geliştiren atölyelerle ilişkilendiriliyor.

Bu süt beyazı gövdeye Japoncada "nigoshide" deniyor. Boyacı, beyazı bir zemin gibi kullanıp ona bol yer bırakıyor. Kakiemon kaplarının Avrupa saraylarında nasıl kopyalandığı ayrı bir öykü; burada yalnız kabın kendisine bakıyoruz.

Arita'nın yakınındaki Ōkawachi'de, bölgeyi yöneten Nabeshima ailesi kendi fırınlarını kurdu. Bu fırınların kapları satışa çıkmadı; şoguna ve öteki yöneticilere armağan olarak gönderildi.

Tabakların boyutu, ayak yüksekliği ve tarak deseni neredeyse bir kural gibi tekrarlanıyordu. Armağan kabı, bir kalite ve sadakat işaretiydi; tek tek ustaların adları kayda geçmedi.

Mekanizma — ağaç özünden yüzey

Lak, Doğu Asya'da yetişen lak ağacının özünden elde edilir. Ağaç gövdesi çizilir ve sızan öz toplanır. Ahşap bir kutunun üstüne ince katmanlar hâlinde sürülen bu öz, nemli bir ortamda yavaşça sertleşir. Her katman kurur, zımparalanır ve üstüne bir sonraki sürülür. Sonunda suya ve ısıya dayanıklı, derin parlaklıkta bir yüzey kalır.

Japonya'da lakın en tanınmış süsleme yöntemine "maki-e", yani "serpme resim" denir. Usta, deseni henüz yaş lakla çizer ve üstüne altın ya da gümüş tozu serper. Toz yalnız yaş çizgiye yapışır. Bir başka yöntem olan "raden"de sedef parçaları yüzeye yerleştirilir.

Heian sarayında tekerlekler kurumasın diye ırmağa bırakılırdı. Usta bu gündelik görüntüyü suyun ve ışığın oyununa çevirmiş. Altın ile sedef, ışık açısı değiştikçe sırayla parlıyor.

On altıncı yüzyılın sonunda Toyotomi Hideyoshi'nin dul eşi, Kyoto'da onun anısına Kōdaiji tapınağını kurdurdu. Tapınağın lake işleri bir üsluba adını verdi.

Kōdaiji maki-e'si kabartma yapmıyor; altın yüzeyde düz kalıyor ve hızlı uygulanıyor. Bu hız, kalelerin ve tapınakların büyük siparişlerine yetişmeye imkân verdi.

Aynı yüzyılda Avrupalı tüccarlar ve misyonerler için de lake eşya yapıldı. Bu "Nanban lakları" Japon tekniğini yabancı biçimlerle buluşturdu.

Japon evinde boş alan bırakılan yüzey, burada neredeyse hiç nefes almıyor. Usta, alıcının zevkine göre çalışıyor.

Kōetsu'nun adı lak sanatında da yaşadı. Ona bağlanan yazı kutuları, şiiri ve nesneyi aynı yüzeyde buluşturuyor.

Gümüş harfler eski bir şiiri yazıyor, ancak şiirin "kayıklardan köprü" anlamındaki sözcüğü eksik. O sözcüğün yerini kayıkların üstünden geçen kurşun şerit tutuyor. Okur, şiiri kutunun resmini görerek tamamlıyor.

Kōrin de bu oyunu sürdürdü. Bir önceki dersteki süsen paravanlarının konusunu bir yazı kutusuna taşıdı.

Paravanda boya olan çiçek, burada sedefin yanardönerliğiyle parlıyor. Köprü kutunun köşesini dönerek nesneyi üç boyutlu bir yol hâline getiriyor.

Lake eşyanın en görkemli kullanımı çeyizdi. 1639'da şogun Tokugawa Iemitsu'nun kızı Chiyohime, Owari'nin Tokugawa ailesine gelin gitti.

Desen, Genji öyküsünün "Hatsune", yani "ilk ötüş" bölümünden geliyor; yeni yılın ilk bülbül sesi. Gelinin eşyaları, okuyanın tanıyacağı bir edebiyat sahnesini her yüzeye dağıtıyor.

Mekanizma — kumaşın değer döngüsü

Bugün "kimono" dediğimiz giysinin atası "kosode"dur, yani "küçük kollu" giysi. Kosode önce iç giysiydi; on altıncı yüzyılda erkekler ve kadınlar için dış giysiye dönüştü. Düz kesimli, kol ağzı dar bir giysiydi ve bütün yüzeyi tek bir resim alanı gibi kullanılabiliyordu.

Boyacı, deseni dikiş ipliğiyle büzüp boyadan koruyor, sonra korunan alanın içine fırçayla resim yapıyordu. Bu teknik on yedinci yüzyılın başında ortadan kalktı. Kalan parçaların çoğu, giysiler sökülüp kesildikten sonra korunabildi.

On yedinci yüzyılın ortasında Edo ve Kyoto'nun varlıklı kentlileri giyime büyük paralar harcıyordu.

Bu düzende sırt, bir paravan kanadı gibi bölünüyor. Giyen yürürken iri desen bir yandan öbür yana akıyor.

Müşteri bu kitaplardan seçiyor, boyacıya sipariş veriyordu. Basılı kitap, modayı kentten kente taşıdı.

On yedinci yüzyılın sonunda Kyoto'da yeni bir boyama yöntemi yayıldı. Ad, Miyazaki Yūzensai adında bir yelpaze ressamından geliyor; onun yöntemdeki gerçek payı tartışmalı.

Yūzen'de boyacı, desenin dış çizgisine pirinç ezmesi sürer. Ezme bir set gibi boyanın yayılmasını önler ve yıkanınca geride beyaz bir çizgi kalır. Böylece ressam kumaşa bir kâğıda boyar gibi boyayabildi. 1680'lerin başında yönetim, kentlilerin altın nakış ve bazı pahalı boyamaları giymesini yasakladı. Yūzen'in yayılışı bu yasaklarla da ilişkilendiriliyor.

Kumaş Nō sahnesinde de yaşıyordu. Nō, savaşçı yönetiminin koruduğu bir tiyatroydu ve bölge yöneticileri oyunculara kostüm armağan ediyordu.

Nō sahnesi yalın bir ahşap zemindi. Neredeyse hiç dekor yoktu; renk ve ışık, kostümün yüzeyinden geliyordu.

Japonya'da kumaş kolay atılmıyordu. Bir giysi eskiyince sökülüyor, yeniden dikiliyor ya da başka bir eşyaya dönüşüyordu. Ölen bir kişinin kosodesi tapınağa bağışlanıp sunak örtüsüne ya da keşiş giysisine çevrilebiliyordu. Kumaş böylece bir sahibin anısını başka bir kullanımda taşıyordu.

"Meibutsu" ünlü eşya, "kire" kumaş parçası demek. Çay ustaları değerli bir çay kabını bu kumaşlardan dikilmiş torbalara koyuyordu. Parçaların bir kısmı, sahibi sayılan ustaların adlarıyla anıldı. Küçük bir kesik bile bir soy ağacına bağlanabiliyordu.

Mekanizma — kırığı göstermek

Japonca'da "kintsugi" altınla birleştirme, "kintsukuroi" altınla onarım demek. Usta, kırık parçaları lakla yapıştırır. Lak, un ya da kil tozuyla karıştırılıp koyulaştırılır ve boşlukları doldurur. Kuruyunca yüzey zımparalanır, ek yerine yeniden ince bir lak çizgisi sürülür. Yaş çizginin üstüne altın tozu serpilir; yöntem maki-e ile aynı.

Bu onarımın ne zaman başladığı kesin bilinmiyor. Lakla tamir eski bir uygulama, altınla gösterilen ek yerinin ise on beşinci ya da on altıncı yüzyılda çay çevrelerinde yaygınlaştığı düşünülüyor. "Kintsugi" sözcüğünün bu onarımın genel adı olarak yerleşmesi daha da geç.

Tōgai'nin metnine göre kâse önce bir Heian soylusuna verildi, sonra şogun Ashikaga Yoshimasa'ya geçti. Kırılınca yerine bir eşi bulunsun diye Çin'e gönderildi; Çin'den zımbalarla onarılmış olarak geri geldi. Zımbalar ona çekirgeyi çağrıştıran adını verdi. Bu öykü olaydan yüzyıllar sonra yazıldı. Bugün sık anlatılan bir uzantısına göre, zımbaları çirkin bulan Japon ustalar altınla onarımı icat etti. Bunu gösteren bir belge yok.

Adı "karlı doruk" demek. Altın çizgiler beyaz sırrın akışını sürdürüyor ve kırığı kâsenin resminin bir parçası hâline getiriyor. Onarım, kabı yeniden kullanılabilir kılmakla yetinmeyip ona yeni bir yüz veriyor.

Kâse, adını bir zamanlar sahibi olan savaşçı Tsutsui Junkei'den alıyor. Anlatıya göre Hideyoshi'ye geçtikten sonra bir hizmetkârın elinden düşüp parçalandı. Orada bulunan şair Hosokawa Yūsai'nin kâsenin adıyla oynayan bir şiir okuyup öfkeyi yatıştırdığı söylenir. Öykü sonraki kaynaklara dayanıyor. Kesin olan, kâsenin parçalarının birleştirildiği ve onarımla birlikte saygınlığını koruduğu.

"Yobitsugi", çağırarak birleştirmek demek. Kayıp parçanın yerine bilerek başka bir kabın kırığı konuyor. Kap kendi tarihinin yanına bir başkasınınkini de alıyor.

Usta katmanı: altın çizgiye yüklenen anlam

Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren kintsugi, Japonya dışında yaygın bir eğretilemeye dönüştü. Kırılmış bir hayatın, yaranın ve iyileşmenin simgesi olarak kişisel gelişim kitaplarında ve sergilerde anlatıldı. Bu okuma çoğu zaman "wabi-sabi" sözcüğüyle birleştirildi ve eksikliği yücelten kadim bir Japon felsefesi gibi sunuldu.

Tarih daha dağınık bir tablo çiziyor. Onarım, önce değerli bir kabı kullanılır tutmanın pratik bir yoluydu. Altın, bir çay toplantısında kabın sahibinin ona verdiği önemi gösteriyordu. Çatlak bir kabın onarım sonrasında daha değerli sayılması, sahiplerin adlarıyla, kutu yazılarıyla ve anlatılarla güçlenen bir soy değeriydi. "Wabi" ve "sabi" sözcüklerinin çay estetiğine bağlanması da büyük ölçüde sonraki yazarların derlemesi.

Bu tartışma modern okumayı geçersiz kılmıyor. Yalnız nesnenin kendi döneminde gördüğü işi, bugün ona yüklediğimiz anlamdan ayırmayı öğretiyor. Yobitsugi kâsesi on yedinci yüzyılda bir çay ustasının elinde bir oyun, bir sahiplik gösterisi, belki bir şakaydı. Bugün bir yas ya da direniş simgesi olarak da okunabilir; kâse bu sonraki okumaları da taşıyor.

Kalıcı araçlar

El ile okuma: bir kabı ağırlığı, duvar kalınlığı, ayağı ve dudağa değen kenarıyla tarif et; yalnız fotoğrafına bakma.

Bilerek bozulan biçim: bir kaptaki eğriliğin fırının mı, ustanın elinin mi işi olduğunu sor.

Malzeme zinciri: lakta ağaç özünü, porselende taşı, kumaşta boyayı ve ipliği izle; nesneyi yapanların sırasını kur.

Taşınan desen: aynı konunun paravandan kutuya, kutudan giysiye nasıl geçtiğini bul.

Kullanım döngüsü: bir kumaşın ya da kabın ilk işlevinden sonra hangi biçimlere dönüştüğünü araştır.

Anlatıyı ayıkla: bir onarım öyküsünün ne zaman ve kim tarafından yazıldığını belirle; olay tarihiyle anlatı tarihini ayrı tut.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Kintsugi, Yoshimasa'nın kâsesi Çin'den zımbalı dönünce icat edildi."
Doğrusu

Kâsenin öyküsü on sekizinci yüzyılda yazıldı ve altınla onarımın başlangıcını gösteren bir belge yok.

Yaygın yanlış"Japon porseleni baştan beri yerli bir buluştu."
Doğrusu

Arita porseleninin gelişimi, Kore'den getirilen ustaların bilgisiyle ve Çin mavi-beyazının örnekleriyle iç içe geçti.

Yaygın yanlış"Seramik, lak ve kumaş Japonya'da resmin altında, zanaat sayılırdı."
Doğrusu

Çay kâseleri ve ünlü kumaş parçaları adlarla, sahiplik kayıtlarıyla ve uzman notlarıyla resim kadar değerli tutuldu.

Yaygın yanlış"Wabi-sabi, kintsugi'nin yüzyıllardır bilinen felsefi temelidir."
Doğrusu

Bu bağın önemli bir kısmı modern yazarların ve yirminci yüzyıl yorumlarının ürünü.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Momoyama'nın çay seramiği, Mino fırınlarında bilerek eğilen, kusuru kimliğe çeviren kaplar üretti. Arita'da Kore kökenli ustaların bilgisiyle porselen doğdu; Kakiemon boş beyazı, Nabeshima kurallı armağan kabını öne çıkardı. Lak, ağaç özünden yapılan bir yüzeydi ve maki-e ile sedef onu resim, şiir ve çeyiz taşıyıcısına çevirdi. Kosode, desen kitapları ve yūzen, kumaşı modanın merkezine koydu; kumaş eskiyince sökülüp yeni kullanımlara geçti. Altınla onarım kırığı görünür kıldı; başlangıç öyküleri ve modern anlamları belgeyle ayrı tutulmalı.

Sonraki derse köprü

Bu derste anılan nesnelerin çoğu bir yerden yola çıkmıştı. Bakōhan Çin'den, Ido kâseleri Kore'den, meibutsugire Çin atölyelerinden gelmişti; Arita kapları ise Imari limanından Nagasaki'ye, oradan Hollandalı gemilerle Batavia'ya ve Amsterdam'a uzanan hatlara katıldı. Lake sandıklar Portekiz kiliselerine ulaştı. Japonya'nın kapılarını büyük ölçüde kapattığı söylenen yüzyıllarda, Nagasaki'deki küçük bir adadan ve Çinli tüccarların limanından nelerin girip çıktığı, kursun bütününü yeniden okutacak bir harita çiziyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-312 — Kore ve Japonya Sanatları →

15 bölümden 14. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga