Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Edo döneminde resim çoğunlukla atölyede öğrenilirdi. Rinpa, Sōtatsu'dan Kōrin'e ve Hōitsu'ya kopyalar ve hayranlıkla aktarılan bir dekoratif dil oldu. Tarashikomi lekesi ve altın zemin onun işaretleri. Nanga ressamları Çin bilgin resmini kılavuz kitaplardan öğrenip Japon zeminine taşıdı. Jakuchū, Shōhaku ve Rosetsu Kyoto'da kendi yollarını çizdi; Ōkyo gözleme dayalı resmi yaydı. Hakuin fırçayı bir Zen öğretim aracına çevirdi. Okul adlarının bir kısmı sonradan kondu.
Açılış: yüz yıl sonra düzenlenen anma
1815 yılında Edo'da bir ressam, bir ölüm yıldönümü için tören düzenledi. Anılan kişi Ogata Kōrin'di ve tam yüz yıl önce Kyoto'da ölmüştü. Töreni düzenleyen Sakai Hōitsu, Kōrin'i hiç tanımamıştı. Aynı yıl Kōrin'in resimlerinden derlediği bir kitap da bastırdı.
Bir ressam, hiç görmediği bir ustaya neden bu kadar emek verir? Hōitsu kendine bir soy arıyordu. Bu ders, hocanın atölyesinden geçmeden kurulan resim geleneklerini konu ediyor.
Dersin yolu
Önce resmin normalde nasıl öğrenildiğini kuracağız. Ardından Kyoto'da bir hattat ile bir yelpaze dükkânının ortaklığından Kōrin'e, Hōitsu'ya ve Suzuki Kiitsu'ya uzanacağız. Sonra Çin bilgin resmini kitaplardan öğrenen Nanga ressamlarına bakacağız. En sonda hiçbir okula sığmayan ressamlar, gözleme dayalı resim ve Zen fırçası var. Usta katmanında bu okul adlarının ne zaman ve kimin eliyle konduğunu tartışacağız.
Sıfır noktası: atölyenin dışında öğrenmek
Kanō okulunda bir ressam, ustanın atölyesine çırak olarak girerdi. Kopya defterlerinden örnekleri tekrar tekrar çizer, yıllar içinde ustanın adını ve kalıplarını devralırdı. Bu düzende soy, aile ve atölye aynı şeydi.
Bu derste göreceğimiz ressamlar ne Kanō atölyesine ne de ukiyo-e yayıncılarının tezgâhına bağlıydı; resmi başka yollardan öğrendiler. Kimi, ölmüş bir ustanın resimlerine bakarak onu kendine hoca seçti. Kimi, Çin'den gelen basılı kılavuzlardan ve az sayıdaki ithal resimden bir üslup çıkardı. Kimi de bahçesindeki tavuklara ya da bir böceğin bacağına uzun uzun baktı.
Mekanizma — hattat ile yelpaze dükkânı
Hon'ami Kōetsu, Kyoto'da kılıç bakımı ve kılıç değerlendirmesiyle geçinen bir ailenin üyesiydi. Kendisi daha çok hattatlığıyla, çay ustalığıyla ve seramik ile lake yaptığı tasarımlarla tanındı. 1615'te Tokugawa Ieyasu, Kyoto'nun kuzeyindeki Takagamine'de ona bir arazi verdi. Kōetsu orada zanaatkârlarla bir yerleşim kurdu.
Tawaraya Sōtatsu'nun hayatı çok daha az belgeli. Doğum ve ölüm yılları bilinmiyor. "Tawaraya" adı, yelpaze ve resimli kâğıt satan bir resim dükkânını gösteriyor. Kōetsu ile Sōtatsu arasındaki ilişkinin bir aile bağı mı, yoksa yalnız iş ortaklığı mı olduğu tartışmalı.
Bu rulo iki elin birlikte çalıştığı bir yüzey. Önce Sōtatsu geyikleri boyadı; Kōetsu sonra yazısını onların üstüne yerleştirdi. Yazının kalınlaşıp incelmesi geyiklerin ritmine karşılık veriyor.
Sōtatsu'nun en kalıcı katkısı bir tekniğe bağlanıyor. Japoncada "tarashikomi" denen bu yöntemde ressam, ilk boya katmanı henüz ıslakken üstüne ikinci bir renk ya da mürekkep damlatır. İkinci katman ilkinin içine kendiliğinden yayılır ve kenarlarında düzensiz halkalar bırakır. Ressam lekenin biçimini tam denetleyemez; yalnız başlatır.
Yaprakların hacmini ıslak mürekkebin yayılması kuruyor. Dış çizgi neredeyse hiç yok. Mürekkep, KRO-312.9'daki Zen resminden tanıdık bir araç. Sōtatsu ondan fırçanın hızına dayanan bir iz yerine, suyun kendi hareketine bırakılan bir yüzey çıkarıyor.
Tapınak, Fushimi kalesinin ahşabı kullanılarak yeniden yapıldı ve kapılar bu yapım sırasında boyandı. Fillerin kapı kenarından taşan bedenleri, Kanō ustalarının ölçülü düzeninden ayrılıyor.
Sōtatsu eski saray edebiyatına da döndü. Resimli rulolardan tanıdığımız Genji öyküsü, onun elinde büyük bir paravana taşındı.
Sōtatsu birkaç figürü büyütüp geniş, boş altın yüzeylerin arasına yerleştiriyor. Öyküyü bilen, sahneyi birkaç ipucundan tanıyor.
Sōtatsu'nun bugün en çok tanınan işi, Kyoto'daki Kenninji tapınağında saklanan Rüzgâr Tanrısı ve Gök Gürültüsü Tanrısı paravanı. İki tanrı, iki kanatlı paravanın iki ucunda, boş bir altın zemin üstünde bulutlara binmiş duruyor. Bu paravanın izini ders boyunca süreceğiz.
Mekanizma — kumaş tüccarının oğlu
Ogata Kōrin 1658'de Kyoto'da, Kariganeya adlı varlıklı bir kumaş evinin ailesinde doğdu. Dükkân, saray çevresine ve zengin kentlilere desenli giysi kumaşları satıyordu. Ailenin Hon'ami Kōetsu ile de akrabalık bağı vardı. Babasından kalan serveti kısa sürede tüketti ve geçimini resimden sağlamaya yöneldi.
Kōrin, Sōtatsu'yu hiç tanımadı. Aralarında yarım yüzyıldan fazla vardı. Kenninji'deki Rüzgâr ve Gök Gürültüsü tanrılarını da kendi eliyle yeniden boyadı. Figürleri ve düzeni korudu; çizgileri sertleştirip renkleri koyulaştırdı.
Paravan, "Ise öyküleri" adlı eski bir şiirli anlatıdan bir sahneye dayanıyor. Öyküde bir gezgin, süsenlerle dolu bir bataklıkta, sekiz kollu bir köprünün yanında durup sevgilisini anar. Kōrin köprüyü ve gezgini kaldırdı, geriye çiçekleri bıraktı. Bazı araştırmacılar öbeklerin tekrarında kumaş boyamada kullanılan kalıpların izini görüyor.
İkinci paravanda öykünün adını veren köprü geri döndü. Köprü, çiçeklerin ritmini kesip gözü çapraz bir yol boyunca taşıyor. Aynı konunun ikinci düzeni, desenin Kōrin için bir deneme alanı olduğunu gösteriyor.
Gövdelerdeki lekeler, Sōtatsu'dan gelen tarashikomi tekniğiyle yapılmış. Dere ise doğadan çok bir kumaş deseni gibi duruyor. Derenin ve altın zeminin malzemesi üzerine yapılan bilimsel incelemeler farklı sonuçlar verdi.
Kōrin'in küçük kardeşi Ogata Kenzan çömlekçiydi. Kōrin onun kare tabaklarının yüzeyine resimler yaptı; Kenzan da yanlarına şiir yazdı. Bu ortak kaplar, Rinpa desen dilinin paravandan sofraya taşındığını gösteriyor.
Mekanizma — hayranlığın arşivi
Sakai Hōitsu 1761'de Edo'da, Himeji bölgesinin yöneticisi olan Sakai ailesinin bir oğlu olarak doğdu. Hōitsu şiir yazdı, ukiyo-e ve Kanō üsluplarında çalıştı, 1797'de bir Budist rahip olarak tonsür aldı. Sakai ailesinin elinde Kōrin işleri vardı; Hōitsu bu resimlere bakarak Kōrin'in üslubuna yöneldi.
Kitap, Kōrin'in yüzüncü ölüm yılı töreniyle birlikte hazırlandı. Ardından Kōrin'in mühürlerini ve imzalarını gösteren ikinci bir kitap bastırdı.
Hōitsu, Kōrin'in Rüzgâr ve Gök Gürültüsü paravanının bir kopyasını da yaptı. Böylece Sōtatsu'nun düzeni, iki kopya aracılığıyla Edo'ya ulaştı. Üç ressam bir hoca zinciriyle bağlanmıyordu; onları birbirine bağlayan, aynı paravanın üç ayrı elden çıkan hâliydi.
Paravanı ısmarlayan, şogun ailesine yakın bir soyluydu. Hōitsu, ön yüzdeki gök gürültüsü tanrısının arkasına yağmurla ıslanan otları, rüzgâr tanrısının arkasına rüzgârla savrulan sarmaşıkları yerleştirdi. Altın zeminin arkasına gümüş, göğün tanrılarının arkasına yerin bitkileri geldi.
Hōitsu'nun ardından Rinpa, Edo'da ilk kez bir hoca-öğrenci ilişkisine kavuştu. Suzuki Kiitsu, Hōitsu'nun atölyesinde yetişti ve onun yardımcısı olarak çalıştı.
Kiitsu'nun renkleri Kōrin'inkilerden daha keskin ve daha parlak. Dere neredeyse grafik bir şerit gibi, ağaç gövdeleri ise yine tarashikomi lekeleriyle boyanmış.
Mekanizma — kitaptan gelen Çin
Nanga, "güney resmi" demek. Ad, Ming döneminde Çin resmini iki soya ayıran bilgin Dong Qichang'ın şemasından geliyor. O şemada "güney soyu", saray ressamlarının "kuzey soyu"na karşı bilgin-amatörlerin resmiydi. Japoncada "bunjinga", yani bilgin resmi diye de anılıyor.
KRO-311.15'te bilgin-amatör idealini gördük: şiir, hat ve resmi bir arada yürüten, resmini satmadığını söyleyen eğitimli adam. Edo Japonya'sında böyle bir sınıf yoktu. Nanga ressamları ideali bir yaşam üslubu olarak benimsedi; arkasındaki sınav ve memurluk düzeni Japonya'ya taşınmadı. Aralarında savaşçı ailelerinden, tüccar ailelerinden ve hekimlerden gelenler vardı.
Çin resmine erişim sınırlıydı. Nagasaki limanına gelen Çinli tüccarlar ve bazı Çinli ressamlar yeni örnekler getiriyordu. On yedinci yüzyılın ortasında Uji'de kurulan Ōbaku tapınağının Çinli keşişleri de Ming hat ve resmini yaydı. Ne var ki ünlü Song ve Yuan ustalarının özgün resimlerini görmek neredeyse imkânsızdı. Asıl kaynak basılı kitaplardı.
Kılavuz, resmi parçalara ayırıp sıraya koyuyordu: önce ağaç, sonra kaya, sonra figür ve köşk. Her biri bir Çin ustasının adına bağlanmış örneklerle öğretiliyordu. Japon ressamı Fan Kuan'ı ya da Ni Zan'ı en çok bu sayfalardan tanıyordu.
KRO-311.10'da Guo Xi'nin, dağın farklı uzaklıklardan farklı görüneceğini anlatan sözlerini gördük. Japon Nanga ressamı bu düşünceyi, Çin dağlarını hiç görmeden, el kitaplarının kalıplarından öğreniyordu.
Nanga'nın en tanınmış adlarından biri Ike no Taiga'ydı. Taiga Kyoto'da yoksul bir ailede doğdu, gençliğinde bir yelpaze dükkânı işletti. Parmaklarıyla resim yapmayı denedi, eşi Gyokuran da ressamdı. Taiga, kitaplardan öğrendiği manzaraları Japonya'nın dağlarına tırmanarak sınadı.
Manzara Çinli; köşkler, giysiler ve kaya kalıpları el kitaplarından tanıdık. Altın zemin ise tamamen Japon. Çin bilgin resmi böyle bir zemine yerleştirilmezdi; Taiga onu Kanō ve Rinpa paravanlarının yüzeyine taşıdı.
Şiirler, on yedinci yüzyılda yaşamış Çinli yazar Li Yu'nun dağ evine dair dizeleriydi. Taiga "kolaylıklar"ı, Buson "keyifler"i resimledi.
Yosa Buson, yaşadığı dönemde daha çok bir haiku şairi olarak tanınıyordu. Matsuo Bashō'yu kendine örnek aldı ve onun şiirine dönüşü savundu. Resimlerinin bir kısmı, kısa bir şiiri birkaç fırça çizgisiyle eşleyen "haiga" türündeydi.
Buson burada bir yüzyıl önceki şairin metnini kendi eliyle yeniden yazdı. İlişki, Hōitsu ile Kōrin'inkine benziyor: ölmüş bir ustaya duyulan hayranlık yeni bir eser üretiyor.
Resim, Çin şiirlerindeki karlı dağ köyü imgesini kullanıyor. Bazı yorumcular damların sıkışık dizilişinde Kyoto'nun kendi mahallelerini görüyor.
Uragami Gyokudō, bir bölge yöneticisinin hizmetinde savaşçıydı. 1794'te görevini bıraktı ve iki oğluyla yollara düştü. Yedi telli Çin çalgısını çalıyordu; adını da sahip olduğu bir çalgının üstündeki yazıttan aldı.
Dağlar Çin manzarasının kalıbından geliyor ama düzenleri sarsıntılı, neredeyse kaygılı. Gyokudō'da kitaptan öğrenilen dil, kişisel bir sese dönüşmüş.
Mekanizma — Kyoto'nun tuhafları
Itō Jakuchū, Kyoto'nun Nishiki çarşısında toptan sebze satan bir ailenin oğluydu. Jakuchū aile işini kırklı yaşlarına doğru kardeşine bıraktı ve kendini resme verdi. Ölümünden sonra yazılan bir anma metnine göre önce Kanō üslubunu öğrendi, sonra tapınaklardaki Çin resimlerini kopyaladı. Sonunda bu kopyaları da yetersiz bulup bahçesinde tavuk besledi ve onları yıllarca çizdi.
Ad, "canlıların renkli âlemi" diye çevrilebilir. Jakuchū diziyi, bir Buda üçlüsü resmiyle birlikte tapınağa sundu; kuşlar ve böcekler Buda'nın çevresindeki bütün canlıları temsil ediyordu. Kimi yerlerde ipeğin arkasına da boya sürdü ve rengin ön yüzden yumuşak bir ışık gibi geçmesini sağladı. Bir incelemede balıklı rulolardan birinde Berlin mavisi saptandığı bildirildi; bu, pigmentin Japonya'daki en erken kullanımlarından biri sayılıyor.
Resim, Buda'nın ölümünü gösteren nirvana sahnesinin düzenini izliyor. Geleneksel sahnede Buda yatar, çevresinde öğrencileri ve hayvanlar ağlar. Jakuchū bu kutsal düzeni bir sebzeci dükkânının malıyla yeniden kurdu. Resmin bir yas anlamı taşıdığını, belki ailesinden birinin ölümüyle ilişkili olduğunu öne süren yorumlar var. Bunu doğrulayan bir belge yok.
Bu kareli yöntem, Kyoto'nun dokuma atölyelerinde desen hazırlamak için kullanılan ızgaralı çizimlerle ilişkilendiriliyor. İki paravanın kaç elden çıktığı tartışmalı. Bazı araştırmacılar birini Jakuchū'ya, ötekini atölyesine veriyor; kimine göre ikisi de atölye işi.
Soga Shōhaku, Kyoto'da doğdu ama ömrünün önemli bir bölümünü Ise çevresinde gezerek geçirdi. Kendini on beşinci yüzyıl ressamlarının mirasçısı olarak tanıttı ve eski Çin efsanelerini taşkın bir fırçayla resmetti. Hakkında anlatılan öyküler, onu kaba, alaycı ve hesaba gelmez biri olarak gösteriyor; bir kısmı sonradan büyütülmüş olabilir.
Ejderhanın yüzü korkutucu olduğu kadar gülünç de. Kanō ejderhalarının ağır ciddiyeti, burada neredeyse bir şakaya dönüşmüş.
Mekanizma — gözle çizmek
Maruyama Ōkyo, Kyoto'da gençken bir oyuncakçı dükkânında çalıştı. İlk işlerinden bazıları, içine mercek takılmış seyir kutularında bakılan perspektifli resimlerdi. Avrupa resminden gelen derinlik etkisini böylece erken yaşta tanıdı. Sonra bitkileri, böcekleri, kuşları ve insanları doğrudan karşısına alıp çizdiği defterler doldurdu.
Ōkyo'nun yöntemine "shasei" deniyor; kabaca "hayattan çizim" diye çevrilebilir. Ōkyo bir dalı ya da bir köpek yavrusunu önce gözlemle defterine geçirdi, sonra o çizimi büyük bir paravanın düzenine taşıdı. Ōkyo çok sayıda öğrenci yetiştirdi; Maruyama okulu adı buradan geliyor.
Ōkyo karı, çevresindeki iğneleri ve gövdeyi boyayarak ortaya çıkarıyor. Gözlemle kurulmuş ağaçlar, Kanō ve Rinpa paravanlarının süslü altın zeminine yerleşmiş.
Ōkyo'nun öğrencilerinden Nagasawa Rosetsu, ustasının sakin gözlemini abartıya çevirdi. 1786 dolaylarında, Ōkyo'nun yerine Kii yarımadasının güneyindeki tapınaklara resim yapmaya gitti.
Japonya'da kaplan yaşamıyordu; ressamlar onu Çin resimlerinden ve post örneklerinden tanıyordu. Tombul gövde ve yuvarlak gözler, bazı yorumcularda bir ev kedisinden yola çıkıldığı izlenimini uyandırıyor; bunu doğrulayan bir belge yok. Rosetsu, gözlem okulunda yetişip gözlemin hiç ulaşamayacağı bir hayvanı abartılı bir varlığa çevirdi.
Mekanizma — keşişin fırçası
Hakuin Ekaku, Rinzai Zen'i yeniden canlandıran bir keşişti. Hara'daki küçük bir tapınakta yaşadı, köylülere ve kentlilere vaaz verdi. Resim ve hattın çoğunu altmışlı yaşlarından sonra yaptı ve bunları öğrencilerine, ziyaretçilerine dağıttı. Fırça onun elinde bir öğretim aracıydı.
Daruma, Zen'in kurucusu sayılan Bodhidharma'nın Japonca adı. Hakuin onu sakin bir azizden çok, izleyiciye meydan okuyan bir yüz olarak çiziyor. Fırça hızlı ve kaba; ustalık gösterisi yerine dolaysızlık hedefleniyor.
Yazıt, insanın hayatını ve gönlünü körlerin geçtiği bu kalasa benzetiyor. Resim, mizahla bir uyarıyı birlikte taşıyor.
Usta katmanı: okul adlarını kim koydu?
"Rinpa" adı Sōtatsu'nun ya da Kōrin'in kullandığı bir sözcük olmadı. Ad, Kōrin'in adından türetilen "Kōrin okulu" deyiminden geliyor ve yaygınlığını yirminci yüzyılda kazandı. Sōtatsu'dan Kiitsu'ya uzanan çizgi, büyük ölçüde Hōitsu'nun arşivleme çabasıyla ve sonraki müze sergileriyle bir okula dönüştü. Okulu, geriye dönüp ona ad koyanlar kurdu.
Sanat tarihçisi Tsuji Nobuo, 1970'te Jakuchū, Shōhaku ve birkaç başka ressamı "tuhafların soyu" başlığı altında bir kitapta topladı. Ne var ki "tuhaf" etiketi, ressamların kendi zamanında nasıl görüldüğünü saklayabilir. Jakuchū, yaşadığı dönemde Kyoto'nun önde gelen ressamları arasında sayılıyordu.
Okul adları öğretimde işe yarıyor; bakışı düzenliyor ve karşılaştırmayı kolaylaştırıyor. Yine de bir resme "Rinpa" ya da "tuhaf" demeden önce, ressamın kendi döneminde kime bağlandığını ve kime satıldığını sormak gerekiyor.
Kalıcı araçlar
Öğrenme yolu: bir ressamın resmi nereden öğrendiğini sor; atölye, kopya edilen resimler, basılı kılavuz ya da doğrudan gözlem.
Kopya zinciri: aynı düzenin ikinci ve üçüncü kopyalarını karşılaştır; korunan biçimle değiştirilen ayrıntıyı ayır.
Desen ve gözlem: bir paravanda hangi öğenin desenden, hangisinin gözlemden geldiğini işaretle.
Islak leke: tarashikomi lekesini bul; ressamın lekeyi nerede başlatıp nerede kendi hâline bıraktığını incele.
Kitaptan üslup: Çin ustasının adına bağlanan bir kalıbı tanı ve Japon ressamının ona ne eklediğini bul.
Sonradan konan ad: bir okul ya da etiket adının hangi yüzyılda, kimin eliyle konduğunu araştır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Rinpa, Sōtatsu'nun kurduğu ve öğrencilerine aktardığı bir okuldur."
Sōtatsu, Kōrin ve Hōitsu arasında bir hoca-öğrenci bağı yoktu. Soy, kopyalar ve hayranlık yoluyla kuruldu; ad da çok sonra kondu.
Yaygın yanlış"Nanga ressamları Çin resmini Çin'deki ustalardan öğrendi."
Çoğu Çin'e hiç gitmedi. Basılı kılavuzlar, az sayıdaki ithal resim ve Nagasaki'deki temaslar başlıca kaynaklardı.
Yaygın yanlış"Jakuchū ve Shōhaku döneminde dışlanmış aykırı ressamlardı."
Jakuchū Kyoto'da saygın bir ressamdı. "Tuhaflar" etiketi büyük ölçüde yirminci yüzyıl sanat tarihinin bir düzenlemesi.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Edo döneminde resim çoğunlukla atölyede öğrenilirdi. Rinpa, Sōtatsu'dan Kōrin'e ve Hōitsu'ya kopyalar ve hayranlıkla aktarılan bir dekoratif dil oldu. Tarashikomi lekesi ve altın zemin onun işaretleri. Nanga ressamları Çin bilgin resmini kılavuz kitaplardan öğrenip Japon zeminine taşıdı. Jakuchū, Shōhaku ve Rosetsu Kyoto'da kendi yollarını çizdi; Ōkyo gözleme dayalı resmi yaydı. Hakuin fırçayı bir Zen öğretim aracına çevirdi. Okul adlarının bir kısmı sonradan kondu.
Sonraki derse köprü
Kōrin'in süsenleri yalnız paravanda yaşamadı. Ailesinin dükkânı desenli kumaşlar satıyordu, kardeşi Kenzan'ın tabaklarına resim yaptı ve Kōetsu'nun adı lake yazı kutularıyla da anılıyor. Bu ders boyunca resim sandığımız desen, bir giysinin eteğinde, bir kâsenin sırında ya da lake bir kutunun kapağında da dolaşıyordu. Japonya'da bir çay kâsesi kırıldığında, kırık çizgisini altınla doldurup gösteren bir onarım geleneği de gelişti. Kumaşın, lakın ve onarılmış seramiğin kendi değer ölçüleri, resim kadar dikkatli bir bakış istiyor.