Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: "Üç Krallık" adı, yüzyıllar sonra yazılmış bir tarih kitabından geliyor ve güneydeki Gaya birliğini dışarıda bırakıyor. Goguryeo'nun açık koridorlu taş odaları duvar resimlerini korudu: av, dans ve tören sahnelerinden Budist imgelere ve dört yön hayvanlarına uzanan bir dizi. Silla'nın taş yığınlı höyükleri yağmalanmadan kaldı ve altın taçları, uzak diyarlardan gelen camları ve hançerleri sakladı. Gaya'nın gücü demirdi. Baekje, güney Çin'in tuğla mezarını ve Han'ın dağ buhurdanını kendi dünyasına göre yeniden kurdu. Budizm krallıklara farklı komşulardan ve farklı hızlarla girdi. Düşünceli bodhisattvalar bu dönemin en ünlü eserleri oldu; Baekje aracılığıyla da yeni din ve ustaları Japon adalarına ulaştı.
Açılış: geriye dönüp ok atan avcılar
Yalu Irmağı'nın kuzey kıyısında, bugünkü Çin sınırları içindeki Ji'an kentinin çevresinde, binlerce toprak ve taş mezar var. Bunlardan birinin içinde, taş duvarların sıvası üzerinde bir av sahnesi boyanmış. Atlılar dalgalı şeritler hâlinde çizilmiş tepelerin arasında dörtnala koşuyor.
Atın üzerinde geriye dönüp ok atmak, bozkır atlılarının bilinen bir savaş ve av hareketi. Karşı duvarda ise başka bir dünya var. Benekli giysiler içinde bir sıra dansçı, kollarını aynı yöne açmış, bir şarkıcı topluluğunun önünde hareket ediyor. Mezara bugünkü adını veren de bu dansçılar.
Mezarda yatan kişinin adını bilmiyoruz. Resimler onu, ait olduğu dünyanın en canlı anlarıyla kuşatıyor: av, ziyafet, müzik ve misafir.
Bu kursla birlikte bakışımız Çin'in doğusuna, Kore yarımadasına ve Japon adalarına dönüyor. Bu üç bölge yüzyıllar boyunca yazıyı, dini, mezar geleneklerini ve zanaat bilgisini birbirine aktardı. Her aktarım, alan tarafın elinde yeni bir biçime büründü. İlk ders, bu zincirin ilk halkasında, yarımadanın erken krallıklarında başlıyor.
Bu derste ne olacak
Önce yarımadanın siyasi haritasını kuracağız ve bu dönemin adının nereden geldiğini soracağız. Ardından dört ayrı mezar geleneğine gireceğiz: Goguryeo'nun resimli odaları, Silla'nın altınla dolu höyükleri, Gaya'nın demiri ve Baekje'nin tuğla mezarı.
Sonra Budizmin krallıklara hangi yollardan girdiğine ve ilk Budist heykellere bakacağız. Karşılaştırma bölümünde bir Kore heykelini Japonya'daki ahşap bir benzeriyle karşılaştıracağız. Usta katmanında ise bu mirasın bugün kimin tarafından, nasıl anlatıldığını tartışacağız.
Sıfır noktası: bir yarımada, birkaç saray
"Üç Krallık" adı, on ikinci yüzyılda Goryeo sarayında derlenen bir tarih kitabından geliyor. Kitabın adı Samguk Sagi, yani Üç Krallığın tarihsel kayıtları. Goguryeo, Baekje ve Silla bu kitabın üç ana konusu. Ad, anlattığı olayların çoğundan yüzyıllar sonra konmuş bir çerçeve.
Bu çerçeve bir krallığı dışarıda bırakıyor. Yarımadanın güneyinde, iki büyük komşunun arasında Gaya adıyla anılan küçük yönetimlerden oluşan bir birlik vardı. Gaya, altıncı yüzyılda Silla'nın içine katıldı. Bu yüzden kitabın başlığında yer almadı; ama mezarları bu dönemin en zengin buluntularından bazılarını verdi.
Krallıkların konumu, sanatlarını da biçimlendirdi. Goguryeo kuzeyde, Mançurya ovalarından yarımadanın kuzeyine uzanan geniş bir toprağa yayıldı. Bozkır halklarıyla da kuzey Çin devletleriyle de sınır komşusuydu. Baekje güneybatıda, denize açık bir kıyıda kuruldu ve güney Çin sarayları ile Japon adalarına deniz yoluyla bağlandı. Silla ise güneydoğuda, dağlarla çevrili bir vadide, uzun süre dışa en kapalı krallık olarak kaldı.
Bu haritanın kuzeybatısında bir de daha eski bir katman var. KRO-311.15'te, Han atölyelerinden çıkan lake kadehlerin yarımadanın kuzeyindeki Lelang mezarlarında bulunduğunu görmüştük. Lelang, Han imparatorluğunun bu bölgede kurduğu yönetim birimlerinden biriydi. Dördüncü yüzyılın başında Goguryeo bu bölgeyi ele geçirdi. Lelang'ın yönetim yapısı ve halkının kimliği bugün de tartışılıyor; ama orada yaşayan zanaatkârların ve mezar geleneklerinin bir kısmının yeni sahiplerinin dünyasına geçtiği açık.
Mekanizma — Goguryeo'nun boyalı odaları
Goguryeo mezarlarının çoğu, taş bloklarla örülmüş bir oda ve onu örten toprak bir tümsekten oluşur. Odanın girişi bir koridorla dışarıya bağlanır. Bu düzen mezarı yağmaya açık bıraktı, ama duvarlara resim için bir yüzey sundu. Goguryeo'nun bize bıraktığı asıl hazine bu yüzden duvarlarda.
Bu resimlerin en erkenlerinden biri, bugünkü Kuzey Kore'deki Anak yakınında bulunan bir mezarda.
Bu mezarın bir duvarında, mürekkeple yazılmış kısa bir metin var. Metin, Çin'in kuzeydoğusundan gelip Goguryeo'ya sığınan Dong Shou adlı bir memurun adını, unvanlarını ve ölüm tarihini veriyor. Tarih, Doğu Jin hanedanının takvimiyle yazılmış.
Tartışma buradan çıkıyor. Bazı araştırmacılar mezarın bu memura ait olduğunu düşünüyor. Ötekiler ise yazıtın efendinin portresinin yanında değil, bir görevlinin figürünün yanında durduğunu hatırlatıyor ve mezarın bir Goguryeo kralına ait olabileceğini savunuyor. İki okumada da bu duvarlar, Çin mezar resminin dilini Goguryeo topraklarında kullanan bir sınıfın varlığını gösteriyor.
Beşinci yüzyılda resimlerin dili değişti. Muyongchong'daki av sahnesi ve dansçılar, bir efendinin kendi dünyasını anlatan sahnelerdi. Aynı dönemde başka bir mezarda, bu dünyaya yeni bir varlık girdi.
Yere eğilen figürlerin mezarın sahipleri olduğu düşünülüyor. Bir mezarın tavanında bir Buda'ya eğilen ölüler, iki inancın aynı odada nasıl buluştuğunu gösteriyor. Ziyafet ve av sahneleri yerinde duruyor; Buda onların üstüne, tavana yerleşmiş.
Altıncı ve yedinci yüzyıllarda ise duvarlardaki insanlar giderek azaldı. Başkent artık güneyde, Pyongyang'daydı. Bu dönemin mezarlarında dört yön, dört göksel hayvanla temsil edildi.
Bu dört hayvan, Çin kozmolojisinde dört yönün koruyucularıdır. Gangseo'da ressam, yüzeyde hiçbir insan figürüne yer bırakmamış. Taş duvarların düz yüzeyine doğrudan boyanan hayvanlar, boş bir zeminde süzülüyor. Yılanın kıvrımları bir yazıcının fırçası kadar akıcı. Mezar odası artık bir gökyüzü haritası gibi duruyor.
Mekanizma — Silla höyükleri ve altın
Silla'nın başkenti Gyeongju'nun ortasında, bugün de çimenle örtülü büyük toprak tepeler yükseliyor. Bunlar kral ve soylu mezarları. Yapıları Goguryeo mezarlarından çok farklı. Ölü, ahşap bir oda içine konuyor; odanın üstü binlerce yuvarlak dere taşıyla örtülüyor; en sonunda da üstüne kalın bir toprak tabakası yığılıyor.
Ahşap oda zamanla çürüyünce taşlar içe çöküyor ve mezara girmek neredeyse imkânsızlaşıyor. Bu yüzden Silla mezarları büyük ölçüde yağmalanmadan bugüne ulaştı. Duvar resmi yok, ama içleri altınla dolu.
Gyeongju'daki en büyük höyüklerden biri, birbirine yapışık iki tepeden oluşuyor. Yetmişli yıllarda yapılan kazıda, iki tepenin altında iki ayrı mezar çıktı.
Güney mezarında silahlar ve bir erkeğe ait olduğu düşünülen eşyalar bulundu. Kuzey mezarında ise bu altın taç ile birlikte, üzerinde "hanımın kemeri" anlamına gelen bir yazı bulunan gümüş bir kemer ucu çıktı. Bu yazı, en gösterişli tacın bir kadının mezarında olduğunu düşündürüyor.
Tacın kendisi de soru doğuruyor. Altın levha o kadar ince ki ağır pullar ve taşlarla birlikte bir başta uzun süre taşınması zor görünüyor. Bazı araştırmacılar tacın yalnızca törenlerde ya da gömü için yapıldığını düşünüyor. Ağaç ve boynuz biçimleri de Sibirya'daki bazı şaman başlıklarıyla karşılaştırıldı. Bu bağ çekici, ama doğrudan bir aktarımı kanıtlamıyor; tartışma sürüyor.
Höyüklerden çıkan nesneler, Silla'nın uzak dünyalarla bağını da gösteriyor.
Bu tür camlar Doğu Akdeniz ve Batı Asya'nın cam atölyelerine benziyor. Yarımadanın güneydoğusuna kadar nasıl geldikleri tam olarak bilinmiyor. Kulpu saran altın tel ise bir onarımın izi. Kırılan bir cam kap atılmamış; altınla sarılıp bir mezara konacak kadar değerli sayılmış.
Bu kakma tekniği ve biçim, Karadeniz çevresinden Orta Asya'ya uzanan bir bölgedeki hançerlere benziyor. Hançerin Silla'da yapılmadığı genellikle kabul ediliyor. Ama elden ele hangi yolla geçtiği, hangi ara duraklardan geçtiği hâlâ belirsiz.
Bu mezarlardan biri, Silla'dan kalmış nadir resimlerden birini de korudu.
Mezar, bugünkü adını bu resimden aldı: "göksel atın mezarı". Sonraki yıllarda yapılan incelemelerde bazı araştırmacılar hayvanın başında bir boynuz izi gördüklerini ve hayvanın boynuzlu bir masal yaratığı olabileceğini öne sürdü.
Mekanizma — Gaya'nın demiri
Gaya'nın gücü altından çok demirden geliyordu. Üçüncü yüzyılda yazılan Çin kaynaklı bir tarih, yarımadanın güneyindeki bu bölgede demir üretildiğini, komşu halkların ve Japon adalarından gelenlerin bu demiri aldığını aktarır. Aynı kayda göre demir, pazarda para gibi kullanılıyordu.
Tabana dizilen levhalar işlenmeye hazır demir, yani ölüyle gömülen bir servet. Zırhlar ise atlı savaşın yarımadanın güneyine kadar ulaştığını gösteriyor.
Gaya ustaları yüksek ısıda pişmiş gri, sert kaplar da yaptı. Bu çömlekçilik geleneği, beşinci yüzyıldan sonra Japon adalarında görülen benzer sert kapların kökeni olarak tartışılıyor.
Mekanizma — Baekje: tuğla mezar ve buhurdan
Baekje'nin mezarlarının çoğu, Goguryeo'nunkiler gibi yağmalandı. Yetmişli yılların başında, Gongju'da bir drenaj çalışması sırasında bir istisna ortaya çıktı. Kazıcılar, başka bir mezarın arkasında, hiç açılmamış bir tuğla mezara ulaştı.
Bu tuğla mimarisi, güney Çin'deki Liang hanedanı mezarlarına benziyor; Baekje sarayı bu sarayla düzenli elçiler gönderip alıyordu.
Mezarın sahibi ise burada tartışma doğurmadı; girişin hemen içinde iki taş levha bulundu.
Kralın levhası onu, güney Çin sarayının verdiği bir generallik unvanıyla ve kendi adıyla anıyor. İkinci levhanın arka yüzünde başka bir metin var. Bu metin, mezarın toprağının yeraltının tanrılarından satın alındığını kaydeden bir belge. Sikkeler de bu satışın bedeli. Aynı odada bir Çin unvanı, bir yerel kral adı ve yer tanrılarıyla yapılmış bir sözleşme birlikte duruyor.
Mezarda kral ve kraliçenin ahşap tabutları da bulundu. Tabutların ağacının, yalnızca Japon adalarında yetişen bir şemsiye çamı türü olduğu belirlendi.
Baekje'nin son başkenti Buyeo'da, doksanlı yıllarda bir tapınak alanının yanındaki çamurlu bir çukurda başka bir nesne çıktı.
Biçim, KRO-311.5'te gördüğümüz Han dönemi dağ biçimli buhurdanların akrabası. Tütsü, dağların arasındaki deliklerden yükseliyor ve dağları bulutların içinde bırakıyor. Baekje ustası bu kalıbı çok daha kalabalık bir dünyayla doldurmuş ve onu lotus ile müzisyenlerle birlikte bir tapınağın yanında kullanmış. Eski bir Çin cennet imgesi ile yeni bir din, tek nesnede birlikte yaşıyor.
Mekanizma — Budizm krallıklara giriyor
Samguk Sagi'ye göre Budizm, Goguryeo'ya dördüncü yüzyılın son çeyreğinde, kuzey Çin'deki bir devletin gönderdiği bir rahiple geldi. Baekje'ye ise on yıl kadar sonra, güney Çin'deki Doğu Jin sarayından denizi aşan yabancı bir rahiple ulaştı. İki krallık, dini iki ayrı Çin'den aldı: biri kara yoluyla kuzeyden, öbürü deniz yoluyla güneyden.
Silla'da durum farklıydı. Kaynaklar, yeni dinin sarayda uzun süre direnişle karşılaştığını anlatır. Altıncı yüzyılın başlarında, Budizmi savunan genç bir saray görevlisinin idam edildiği ve kesilen boynundan süt gibi beyaz kan aktığı aktarılır. Bu anlatı, Silla'da Budizmin resmen kabulüne bağlanır. Mucize hikâyesi, sarayın içindeki çatışmanın izini de taşıyor.
KRO-311.6'da, Budist imgenin Çin'e ulaşırken nasıl çevrildiğini görmüştük. Yarımadaya ulaşan imge ise zaten bir kez çevrilmişti. Yarımadanın ustaları onu Çin biçimleriyle aldı ve yeniden biçimlendirdi. En erken izlerden biri, küçük ve taşınabilir bir heykel.
Yazıt, heykelin bir Goguryeo tapınağında, bin Buda dikmeyi amaçlayan bir adağın parçası olarak yapıldığını söylüyor. Tarihi, Goguryeo'nun kendi takvimine göre "Yeonga'nın yedinci yılı" diye veriyor. Heykel ise güneyde, Silla'nın toprağında bulundu.
Uzun yüz, sivri hale ve keskin uçlu etekler de kuzey Wei heykellerinin üslubunu hatırlatıyor.
Baekje'de Budist heykel, kayalara da oyuldu.
Bu gülümseme, Kore'de "Baekje gülümsemesi" diye anılır. Taşın yeri, Baekje'yi Çin'e bağlayan deniz yolunun yakınında. Kabartmanın bu yol üzerinden geçen yolcular için bir koruma imgesi olduğu düşünülüyor.
Bir Budist yapının içinden çıkan yazı ise bazen eski bir anlatıyı sarstı.
Sonraki bir tarih kitabı, Mireuksa'nın bir Baekje kralı ile onun Silla'dan gelen prenses eşi tarafından kurulduğunu anlatır. Levha ise pagodanın, Baekje'nin soylu bir ailesinden gelen bir kraliçenin bağışıyla kurulduğunu söylüyor. Prenses hiç anılmıyor. Levha, iki binli yıllarda pagoda onarılırken bulundu ve hâlâ tartışılıyor. Belki levha yalnızca bu pagodayı anıyor; belki de anlatı sonradan kuruldu. Ama bir kadının bağışçı olarak sesi, taşın içinde yüzyıllarca korunmuştu.
Mekanizma — düşünceli bodhisattvalar
Seosan'daki oturan figürün duruşu, bu dönemin en ünlü heykellerinde tek başına işlenir. Bir bacak ötekinin dizinin üzerine atılmış; bir el yanağa doğru kalkmış; baş hafifçe eğilmiş. Bu figürlerin, gelecekte yeryüzüne inecek olan Buda Maitreya'nın bir biçimi olduğu genellikle kabul ediliyor. Kore'de bu tipe bangasayusang deniyor: yarı bağdaş kurmuş, düşünceli figür.
Seul'deki Kore Ulusal Müzesi'nde bu tipin iki büyük örneği, loş ve sade bir odada yan yana sergileniyor.
İkisi arasındaki fark, bir üslup değişimini gösteriyor. İlki giysinin keskin, düz kanatlarıyla kuzey Çin heykelinin dilini taşıyor. İkincisinde ise beden giysiden kurtulmuş; yüzey yumuşamış ve hacim derinleşmiş.
İki heykelin de nerede yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Biri ya da ikisi, kaynağı belgelenmeden el değiştirdi ve müzeye ulaştı. Bazı araştırmacılar onları Silla'ya, bazıları Baekje'ye bağlıyor. Üslup tek başına bu soruyu çözmüyor; iki krallığın ustaları aynı modellerden besleniyor ve birbirlerinin işini görüyordu.
Karşılaştırma: Kyoto'daki ahşap ikiz
Japon kayıtları, altıncı yüzyılın ortasında Baekje kralının Yamato sarayına bir Buda heykeli ve sutralar gönderdiğini anlatır. Kaynaklar olayın yılı konusunda birbirinden ayrılıyor. Ama Budizmin Japon adalarına ilk kez Baekje sarayı aracılığıyla ulaştığı, bu kaynakların ortak anlatısı. Kayıtlar, sonraki yıllarda Baekje'den tapınak ustalarının, kiremit ustalarının ve bir ressamın gönderildiğini de aktarır.
Kyoto'daki bir tapınakta, Seul'deki ikinci heykelin şaşırtıcı bir benzeri duruyor.
Tapınak, kayıtlarda yarımadadan gelen göçmen kökenli bir aileyle ilişkilendiriliyor. Heykelin ahşabı da tartışmanın merkezinde. Dönemin Japon heykellerinde çoğunlukla kâfur ağacı kullanılırken bu figür kızılçamdan. Kızılçam yarımadada yaygın olduğu için kimi araştırmacılar heykelin orada yapılıp gönderildiğini düşünüyor. Kimileri ise bu ağacın Japonya'da da yetiştiğini hatırlatıyor.
Kaynağı ne olursa olsun, iki heykel bir aktarımın iki ucunu gösteriyor: metalin parlaklığından ağacın sıcaklığına geçen tek bir duruş. Japonya'nın kendi Budist sanatı bu kursun ilerisinde; burada yalnızca zincirin bir sonraki halkasının nereden başladığını görüyoruz.
Usta katmanı: bu mirası kim anlatıyor?
Bu dersin eserlerinin büyük kısmı, yirminci yüzyılda kazıldı. Bu kazıların ilk dalgası, Japon sömürge yönetimi döneminde yapıldı. Lelang mezarları ve Gyeongju'daki ilk altın taçlı höyük o dönemde açıldı.
Hyung Il Pai, yüzyıl dönümünde yayımlanan bir kitabında bu kazıların siyasi çerçevesini inceledi. Ona göre sömürge dönemi arkeolojisi Lelang'ı öne çıkararak yarımadanın tarihini dışarıdan gelen etkilerle açıklamaya eğilimliydi. Bağımsızlıktan sonra ise ulusal anlatılar bu çerçeveye karşı çıktı ve yerel kökenleri vurguladı. İki anlatı da eserleri kendi sorusuna göre okudu.
Goguryeo mezarları, bir kısmı Çin'de, bir kısmı Kuzey Kore'de olmak üzere iki ayrı dünya mirası alanı olarak kayıtlı. İki binli yılların başında Çin'de yürütülen bir araştırma programı Goguryeo'yu Çin tarihinin bir parçası olarak ele aldı. Kore'de bu yaklaşım sert tepkiyle karşılandı. Goguryeo mirasının kime ait olduğu, bugünkü siyasetin de sorusu.
Bir eseri okurken iki soruyu ayırmak işe yarıyor. Birincisi: bu mezarı yapanlar kendilerini nasıl tanımlıyordu ve kimlerle konuşuyordu? İkincisi: bugün bu mezarı kim, hangi sınırların içinden anlatıyor? İlk soru eserin kendi dünyasına, ikincisi onun sonraki hayatına ait.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Geriye dönük ad uyarısı: bir dönem adının, olaylardan yüzyıllar sonra yazılmış bir kitaptan gelip gelmediğini sor ve bu adın dışarıda bıraktığı toplulukları ara.
Mezar yapısı okuması: bir mezar geleneğinden bize ne kaldığını, mezarın nasıl inşa edildiğiyle açıkla. Açık koridorlu taş oda resmini, kapalı taş yığını nesneyi korur.
Katman ayırma: aynı odada ya da aynı nesnede, farklı inançların imgelerini ayrı ayrı adlandır ve hangisinin nereye yerleştirildiğine bak.
Yol haritası: bir dinin ya da biçimin bir krallığa hangi komşudan, kara yoluyla mı deniz yoluyla mı geldiğini sor; iki komşu aynı şeyi farklı yerlerden almış olabilir.
Yazıt ile anlatıyı karşılaştırma: sonraki bir tarih kitabının anlattığını, dönemin kendi yazısıyla sına. İkisi çeliştiğinde ikisini de kaynak olarak oku.
İki zaman sorusu: bir eserin kendi döneminde kime ait olduğunu, bugün onu kimin anlattığından ayır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Kore sanatı Çin sanatının küçük bir kopyasıdır."
Krallıklar Çin'den yazı, mezar resmi ve Budist imge aldı; ama Silla'nın taş yığınlı höyükleri, altın taçları ve bozkırla bağları, Baekje'nin buhurdanı gibi örnekler bu biçimlerin yeniden kurulduğunu gösteriyor.
Yaygın yanlış"Üç Krallık dönemi yalnızca üç krallıktan oluşuyordu."
Gaya birliği yüzyıllar boyunca güneyde ayrı bir güç olarak yaşadı ve demir ve seramikte bölgenin en etkili merkezlerinden biri oldu.
Yaygın yanlış"Budizm yarımadaya tek bir yoldan, bir kerede geldi."
Goguryeo dini kuzeyden kara yoluyla, Baekje güneyden deniz yoluyla aldı; Silla ise onu ancak uzun bir direnişten sonra resmen kabul etti.
Yaygın yanlış"Düşünceli bodhisattvaların hangi krallıkta yapıldığı bellidir."
İki büyük heykelin de yapıldığı yer belgelenmemiştir; Silla ya da Baekje'ye bağlanmaları bugün de tartışmalıdır.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: "Üç Krallık" adı, yüzyıllar sonra yazılmış bir tarih kitabından geliyor ve güneydeki Gaya birliğini dışarıda bırakıyor. Goguryeo'nun açık koridorlu taş odaları duvar resimlerini korudu: av, dans ve tören sahnelerinden Budist imgelere ve dört yön hayvanlarına uzanan bir dizi. Silla'nın taş yığınlı höyükleri yağmalanmadan kaldı ve altın taçları, uzak diyarlardan gelen camları ve hançerleri sakladı. Gaya'nın gücü demirdi. Baekje, güney Çin'in tuğla mezarını ve Han'ın dağ buhurdanını kendi dünyasına göre yeniden kurdu. Budizm krallıklara farklı komşulardan ve farklı hızlarla girdi. Düşünceli bodhisattvalar bu dönemin en ünlü eserleri oldu; Baekje aracılığıyla da yeni din ve ustaları Japon adalarına ulaştı.
Sonraki derse köprü
Yedinci yüzyılın ikinci yarısında Silla, Tang imparatorluğuyla kurduğu bir ittifakla önce Baekje'yi, sonra Goguryeo'yu yendi. Yenilen krallıkların ustaları, tapınak yapımcıları ve rahipleri artık tek bir sarayın, Gyeongju'nun hizmetindeydi. Elde taşınabilen yaldızlı bronz figürlerin yerini, taştan yontulmuş büyük Budalar ve dağların yamacına kurulan tapınaklar aldı. Bir dağın içine örülen taş bir mağarada oturan büyük bir Buda, bu yeni ölçeğin en bilinen örneği. Birleşik Silla'nın heykeli ve tapınak mimarisi, savaşla birleşen bir yarımadanın Budist bir ülke imgesini nasıl kurduğunu soruyor.