Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Onuncu yüzyılın ikinci yarısında kurulan Song hanedanında devleti sınavla seçilen bilgin memurlar yönetti ve manzara resmin en yüksek konusu oldu. On ikinci yüzyılın başında bir imparator, sınavla öğrenci alan, şiirin görünmeyen niteliğini dolaylı yoldan göstermeyi öğreten bir saray akademisi kurdu; akademi parlak renkli manzaralar ve ayrıntılı kent ruloları da üretti. Saraydan bağımsız bilginler ise resmi, benzerlikten çok yapanın zihnini gösteren, yazıyla aynı fırçadan çıkan bir kişisel ifade olarak tanımladı. Başkentin kuzeyden gelen bir orduya düşmesinden sonra güneyde yeniden kurulan akademi, küçük, boşlukla kurulan, şiirle eşleşen kompozisyonlara yöneldi. Bilgin ile saray ustası arasındaki karşıtlık, sonraki yüzyıllarda bilginlerin kurduğu bir değer sıralamasına dönüştü. Bu dönemin bazı keşiş resimleri ise Çin'den çok Japonya'da değer gördü ve orada korundu.
Açılış: bir çocuk kadar görmek
On birinci yüzyılın sonunda, bir yazar ve devlet adamı, bir dostunun resimleri üzerine bir şiir yazdı. Şiirin iki dizesi, sonraki dokuz yüzyıl boyunca resim üzerine en çok alıntılanan sözlerden biri oldu.
Dizeler kabaca şunu söylüyordu: bir resmi, gördüğü şeye ne kadar benzediğine göre değerlendiren, bir çocuğun görüşünden öteye geçememiştir.
Bu çarpıcı bir iddia. Bir resmin en açık ölçütü, gösterdiği şeye benzemesi değil midir? Bu yazar, bu ölçütü bir çocukluk işareti sayıyor. Ona göre bir resmin asıl değeri, benzerliğin ötesinde, onu yapanın zihninde, duygusunda ve kişiliğinde yatıyordu.
Bu küçük resim, bu yazara atfediliyor; ama atıf tartışmalı. Resim, bir manzara değil, bir ağaç ve bir taş. Ağaç kıvrılmış, kurumuş; taş tuhaf, düzensiz. Fırça çizgileri, bir resim çizgisinden çok bir yazı çizgisine benziyor: hızlı, kuru, bir anda.
Bu resmi, aynı yüzyıllarda bir sarayın atölyesinde yapılmış, olağanüstü titiz, renkli, ayrıntılı bir resimle karşılaştır. İkisi aynı dönemin, aynı ülkenin resimleri. Ama resmin ne olması gerektiği konusunda iki çok farklı fikir taşıyorlar.
Soru şu: bir saray atölyesinin ustaları ile saraydan bağımsız bilginler, resmin ne olduğu konusunda neden bu kadar farklı düşündü? Ve bu iki fikrin karşıtlığı, sonraki tarih yazımında nasıl bir değer sıralamasına dönüştü?
Bu derste ne olacak
Önce yeni hanedanı, onun bilgin memurlarını ve manzaranın bu dönemdeki yerini kuracağız.
Ardından saray akademisine geçeceğiz: bir imparatorun kendi resim okulunu nasıl kurduğuna, öğrencilerini nasıl seçtiğine ve onlardan ne beklediğine.
Sonra bilgin resmine bakacağız: saraydan bağımsız bilginlerin, resmi bir kişisel ifade aracı olarak nasıl yeniden tanımladığına.
Ardından hanedanın güneye çekilmesinden sonraki saray resmine ve onun şiirsel, yarım bırakılmış kompozisyonlarına geçeceğiz.
Karşılaştırma bölümünde saray ustası ile bilgin ressam arasındaki karşıtlığı sorgulayacağız. Usta katmanı ise bazı keşiş resimlerinin neden Çin'den çok Japonya'da korunduğunu ve değer gördüğünü ele alacağız.
Sıfır noktası: bilgin memurlar ve manzara
KRO-311.8'de dokuzuncu yüzyılda kapanmaya başlayan kozmopolit bir imparatorluğu gördük. O imparatorluğun onuncu yüzyılın başında çökmesinden sonra, yarım yüzyıllık bir bölünme yaşandı. Onuncu yüzyılın ikinci yarısında, yeni bir hanedan Çin'in büyük bir bölümünü yeniden birleştirdi. Bu hanedana Song hanedanı diyoruz.
Bu hanedanın yönetimi, önceki hanedanlardan önemli bir biçimde farklıydı. Devleti yöneten memurlar, çoğunlukla soylu ailelerden değil, çok zor sınavlarda başarılı olmuş eğitimli bilginlerden seçiliyordu. Bu sınavlar, klasik metinlere, şiire ve yazıya hâkimiyeti ölçüyordu.
Böylece, devleti yöneten sınıf aynı zamanda şiir yazan, yazı yazan ve resim yapan bir bilgin sınıfıydı. KRO-311.7'de güneydeki soylu kültürünün zevki, zekâyı ve kişiliği yücelttiğini görmüştük. Bu dönemde, benzer değerler bir memur bilgin sınıfının değerlerine dönüştü.
Bu dönemde manzara, resmin en yüksek konusu hâline geldi. Dağlar, ırmaklar, sisli vadiler, ağaçlar ve bu büyük doğanın içinde küçük gezginler. Manzara, yalnızca bir doğa görüntüsü değildi; bir evren düzeninin, bir ahlak düzeninin ve bir kişinin iç dünyasının imgesiydi.
Bu dönemin ilk yarısının büyük manzara ustalarını ve onların dağlarını bir sonraki derste ayrıntılı olarak göreceğiz. Bu derste, manzara resminin iki farklı üretim çevresine, saraya ve bilginlere, odaklanıyoruz.
Mekanizma — bir imparatorun akademisi
On ikinci yüzyılın başında, hanedanın bir imparatoru, sanata tutkuyla bağlı bir hükümdardı. Kendisi de yetenekli bir ressam ve yazıcıydı. Sarayında bir resim akademisi örgütledi, ressamlara memurluk rütbeleri verdi ve akademiye öğrenci almak için sınavlar düzenledi.
Sonraki kaynaklar, bu sınavlarda öğrencilere bir şiir dizesinin verildiğini ve bu dizeyi resmetmelerinin istendiğini anlatır.
Bu anlatılardan birine göre, bir sınavda "çiçeklere basarak dönen atın toynakları kokuyor" dizesi verilmişti. Öğrencilerin çoğu çiçekler ve atlar çizdi. Kazanan öğrenci ise, dörtnala giden bir atın toynaklarının peşinden uçan kelebekler çizdi. Koku görünmez; ama kelebekler onu görünür kılıyor.
Bu anlatılar sonraki kaynaklardan geliyor ve bir öğretici hikâye olarak okunmalı. Ama akademinin idealini iyi gösteriyor: doğrudan göstermek yerine, zekice bir dolaylılıkla, bir şiirin görünmeyen niteliğini görünür kılmak.
İmparatorun kendi resimleri de bu idealin örnekleri.
Bu resim, bir sabah sarayın üzerinde görülen turnaları kaydediyor. Resmin yanındaki yazı, bu olayı imparatorluk için uğurlu bir işaret olarak yorumluyor. Resim, bir doğa gözlemi ile bir siyasi mesajı birleştiriyor: doğa, imparatorun yönetimini onaylıyor.
İmparatorun yazısı da kendine özgü bir biçim taşıyor.
Bu yazı, KRO-311.7'de gördüğümüz kişiliğin izi olarak yazı fikrinin bir imparatordaki yansıması. İmparator, kendine özgü bir yazıyla, kendi kişiliğini ve zevkini sarayın her belgesine işliyor.
Bu imparator aynı zamanda büyük bir koleksiyoncuydu.
Bu katalog, resimleri konularına göre sınıflandırıyor: dinî figürler, insan figürleri, saraylar, yabancılar, ejderhalar ve balıklar, manzaralar, hayvanlar, çiçekler ve kuşlar, bambu, sebzeler. KRO-311.2'de bir on birinci yüzyıl bilgininin eski bronzları katalogladığını görmüştük. Bu dönemde imparatorluk, kendi koleksiyonunu, geçmişi ve bugünü düzenlemenin bir aracı olarak sınıflandırıyor.
Akademinin genç öğrencilerinden biri, olağanüstü bir manzara rulosu yaptı.
Rulonun sonundaki bir yazı, onu yapan genç ressamın, imparatorun kişisel öğrencisi olduğunu ve resmi on sekiz yaşında yaptığını söylüyor. Bu genç ressamın başka hiçbir eseri bilinmiyor. Resim, parlak renkli, ayrıntılı, titiz bir saray resmi: bilgin resminin kuru, hızlı fırçasının tam tersi.
Aynı dönemde, bir başka saray ressamı, bir kentin hayatını olağanüstü bir ayrıntıyla resmetti.
Bu rulo, bir kentin hayatını, bir yolculuk gibi, sağdan sola doğru açılarak gösteriyor. İzleyici ruloyu açtıkça, kırsaldan kente, sakin köylerden kalabalık sokaklara ilerliyor. KRO-311.7'de bir rulonun açıldıkça bir anlatıyı gösterdiğini görmüştük. Burada rulo, bir yerin ve bir anın panoraması. Ruloda gösterilen kentin, hangi bayramın ve hangi anın olduğu tartışmalı; ama resim, bu dönemin kent hayatının en ayrıntılı görsel belgelerinden biri.
Mekanizma — bilginin fırçası
Açılıştaki şiire geri dönelim. Onu yazan kişi, bu dönemin en ünlü bilgin memurlarından biriydi. O ve onun çevresindeki bilginler, resim hakkında sarayın akademisinden çok farklı bir fikir geliştirdi.
Bu bilginlere göre, resim bir meslek değil, bir bilginin kendini ifade etmesinin bir yoluydu, tıpkı şiir ve yazı gibi. Resim, bir nesnenin görüntüsünden çok, ressamın o nesne karşısındaki zihnini ve duygusunu göstermeliydi. Bu yüzden, dışsal benzerlik ikinci plandaydı; önemli olan, fırçanın hareketinde görülen iç nitelikti.
Bu fikrin en sevilen konularından biri bambu.
Bu ressam, açılıştaki şiirin yazarının dostu ve akrabasıydı. Bambu, bu bilginler için önemli bir simgeydi: eğilir ama kırılmaz, içi boştur ama güçlüdür, kış boyunca yeşil kalır. Bambuyu resmetmek, bir bilginin ahlaki niteliklerini resmetmek demekti.
Bambunun yaprakları, yazının çizgilerine çok benziyor. Bir bambu yaprağı, tek bir fırça darbesiyle, başında kalın, sonunda ince, yazıdaki bir çizgi gibi çiziliyor. Bu bilginler için resim ile yazı, aynı fırçanın ve aynı elin iki farklı kullanımıydı.
Aynı çevreden bir başka bilgin, manzarayı yeni bir teknikle çizdi.
Bu ressamın dağları, çizgilerle değil, yan yana bastırılan ıslak mürekkep lekeleriyle yapılmış. Lekeler, dağların yeşilliğini ve sisin nemini bir arada gösteriyor. Bu teknik, sonraki yüzyıllarda onun adıyla anıldı. Ama ona bağlanan resimlerin çoğu, sonraki ressamların taklitleri ya da onun üslubuyla yapılmış eserler. KRO-311.7'de bir ünlü adın, yüzyıllar içinde bir üsluba dönüştüğünü görmüştük. Burada da aynı durum var.
Bir başka bilgin ressam ise rengi tamamen bıraktı.
Bu ressam, yalnızca çizgiyle çalışan bir teknik geliştirdi. Atların ve seyislerin bedenleri, yalnızca kontur çizgileriyle, bir yazının çizgileri kadar ekonomik ve kesin biçimde kurulmuş. Bu rulo, yirminci yüzyılda yurt dışına çıktı, uzun süre kayıp sanıldı ve ancak yirmi birinci yüzyılda yeniden ortaya çıktı.
Rulonun hikâyesi bir yana, çizgi burada renkten daha çok şey söylüyor. Atların ağırlığı, seyislerin duruşu ve giysilerinin kıvrımı, aynı kalınlıkta akan tek bir mürekkep çizgisiyle kuruluyor. Bu çizgi, KRO-311.7'de gördüğümüz eski figür ustalarının ince çizgisine bilinçli bir dönüş. Bilgin ressam, geçmişin bir üslubunu seçerek kendi bilgisini ve zevkini gösteriyor.
Bu çevrenin resimden daha çok değer verdiği şey yine yazıydı. Açılıştaki şiirin yazarı, sürgünde yazdığı iki şiiri bir kâğıda kendi eliyle geçirdi.
Yazı sakin başlıyor, sonra hızlanıyor. Harfler büyüyor, bazı çizgiler uzayıp aşağı sarkıyor, satırların eğimi değişiyor. Şiir yoksulluğu, yalnızlığı ve eve dönememenin acısını anlatıyor; yazının ritmi de bu duyguyla birlikte yükseliyor. Sona eklenen yazıda, bu çevrenin bir başka büyük yazıcısı, yazarın bu yazıyı bir daha yazmaya kalksa aynı sonucu alamayacağını söylüyor.
Bu değerlendirme, bilgin estetiğinin özünü taşıyor: değerli olan, tekrarlanamayan bir anın izi. Bir ustanın kusursuz tekrarı, bu ölçüte göre daha düşük bir şey. Bu yüzden bu bilginler kendilerini, resim de yapan birer bilgin olarak tanımladı; ressam sözcüğü onlar için bir meslek adıydı. Resim için para almamak, bir meslek ustası gibi sipariş üzerine çalışmamak bu kimliğin parçasıydı; resim, dostlar arasında dolaşan bir armağandı.
Mekanizma — güneydeki saray
Açılıştaki imparatorun sarayı uzun sürmedi. On ikinci yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda, kuzeydeki bir bozkır halkının ordusu başkenti aldı. Resim akademisini kuran imparator ve tahttaki oğlu esir olarak kuzeye götürüldü ve bir daha dönmedi. Koleksiyonun büyük bölümü dağıldı ya da yağmalandı.
Hanedanın bir kolu güneye çekildi ve doğu kıyısındaki, bir gölün kenarında kurulu bir kenti, bugünkü Hangzhou'yu, yeni başkent yaptı. Bu geri çekilmeyle başlayan dönem yaklaşık bir buçuk yüzyıl sürdü. Yeni sarayda resim akademisi yeniden kuruldu ve kuzeyden kaçan ressamların bir kısmı onun çekirdeğini oluşturdu.
Güneydeki akademinin resmi, kuzeyin büyük, dolu, heybetli manzaralarından farklı bir yöne gitti. Resimler küçüldü: bir yelpazenin yüzeyi, bir albüm yaprağı. Kompozisyonun büyük bölümü boş bırakıldı ve sis, su ve uzaklık, boşluğun kendisiyle gösterildi.
Bu küçük yapraklar, sarayın gündelik hayatında kullanıldı, armağan edildi ve saklandı. Bir yaprağın yanına ya da karşısındaki yaprağa, imparatorun ya da sarayın bir üyesinin eliyle, bir şiir dizesi yazılabiliyordu. Resim ve şiir, aynı küçük nesnede yan yana duruyordu. Kuzeydeki akademi sınavının idealini hatırla: burada da resim, bir dizenin görünmeyen ruh hâlini taşımak için yapılıyor.
Güney akademisinin en ünlü iki ustası, bu küçük ve boş kompozisyonu bir üsluba dönüştürdü.
Figürler yaprağın bir kenarına toplanmış ve bilgin, uçup giden kuşa bakıyor. Resmin anlamı, figür ile kuş arasındaki boşlukta, bakışın gittiği yerde duruyor. Şiir de bu anı anlatıyor: kolun değdiği kır çiçekleri kendi kendine dans ediyor, insandan kaçan kuş ötmüyor. Resim ve şiir birbirini açıklamıyor; ikisi, aynı an üzerine iki ayrı cevap.
Bu ressamın adı sonradan bir lakapla anıldı: "tek köşe". Aynı akademiden bir başka ustaya ise "yarım kenar" dendi.
Bu rulo açıldıkça, bir ırmak yolculuğu gibi ilerliyor. Yoğun, koyu mürekkepli kayalıkların ardından, neredeyse boş bir su yüzeyi ve sisin içinde soluk bir dağ geliyor. Boşluk, burada bir dinlenme ve bir uzaklık. Fırça ise bilgin resminin kuru, kişisel çizgisine hiç benzemiyor: güçlü, ustaca ve kendinden emin bir meslek ustasının fırçası.
Güney akademisinin içinde, bu kurallardan ayrılan bir usta da vardı.
Bu figür, neredeyse bir mürekkep sıçraması. Sonraki bir kaynak, bu ressamın akademide yüksek bir rütbe aldığını, ama rütbenin nişanını sarayda asıp bırakarak ayrıldığını anlatır. Hikâyenin doğruluğu bilinmiyor. Ama ayrıldıktan sonra bir Budist mezhebinin, zihnin ani uyanışını öğreten Chan okulunun keşişleriyle yakın ilişki kurduğu ve bu çevre için hızlı, özgür resimler yaptığı genel olarak kabul ediliyor.
Karşılaştırma: saray ustası ve bilgin ressam
Açılıştaki soruya dönelim. Bir yanda turnaları, parlak mavi-yeşil dağları ve kalabalık bir kenti titizlikle resmeden bir saray akademisi var. Öte yanda kuru bir ağaç, bir bambu dalı, bir sürgün şiiri yazan bilginler.
Bu karşıtlık, sonraki yüzyıllarda bir değer sıralamasına dönüştü. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda, bir bilgin ressam ve kuramcı olan Dong Qichang, resim geçmişini iki soya ayırdı. Bir soyda, kendini ifade eden bilginler vardı ve bu soy, onun gözünde, daha yüksekti. Öteki soyda, ustalıklı ama meslekten ressamlar. Güney akademisinin tek köşe ve yarım kenar ustaları, bu sıralamada aşağıya düştü.
Susan Bush, on birinci yüzyıldaki bilgin çevresinden Dong Qichang'a kadar uzanan bu kuramı, bilginlerin kendi metinleri üzerinden inceledi. Bu metinler, bilgin resminin değerlerini bilginlerin kendi ağzından anlatıyor; bu yüzden tarafsız bir tanık sayılmaz.
Karşıtlığı gerçek resimlerle sınayınca sınırlar bulanıklaşıyor. Akademiyi kuran imparator, kendisi bir yazıcı ve ressamdı; bilgin estetiğini sarayın içine taşıdı. At resimlerinin ustası bir memurdu, ama çizgisi son derece ustalıklıydı. Bir akademi ustası, akademiden ayrılıp bir keşiş çevresinde özgür bir fırçaya yöneldi. Bilgin ve saray çevreleri aynı başkentte yaşadı, birbirinin resimlerini gördü, birbirinden etkilendi.
Buradan çıkan ilke: bir dönemin kendi değer sıralamasını, o sıralamayı kuranların kim olduğunu sorarak oku. "Bilgin" ile "usta" arasındaki çizgi, resimlerin kendisinde çoğu zaman bulanık; keskinliğini, onları sonradan sınıflandıranların metinlerinden alıyor.
Usta katmanı: Japonya'da korunan mürekkep
Güney başkentinin çevresindeki Chan manastırlarında, bir başka keşiş ressam, olağanüstü sade bir resim yaptı.
Bu resim, Kyoto'daki bir Zen tapınağında korunuyor. Altı meyve, mürekkebin koyuluğunun ne kadar ince ayarlanabileceğini gösteriyor. Resmin ne anlattığı konusunda farklı okumalar var; bazıları onu zihnin boşluğunun bir imgesi olarak okuyor. Bu yorumlar, resmin kendisinden çok, onun sonradan içinde yaşadığı Zen geleneğinden geliyor.
Aynı keşiş ressamın, güneydeki iki ırmağın buluştuğu bölgenin sekiz manzarası üzerine yaptığı bir rulo da Japonya'ya ulaştı.
Bu rulonun, Japonya'da, ayrı parçalar hâlinde asılabilmesi için bölümlere ayrıldığı anlatılır. Her parça, bir çay odasının ya da bir kabul salonunun duvarında tek başına asılan bir resim oldu. Bir yolculuk gibi açılan bir rulo, böylece bir dizi bağımsız resme dönüştü. KRO-311.8'deki bölünmüş at takımını hatırla: burada da bir bütün parçalanmış, ama bu kez parçalayan, onu çok seven bir zevkin kendisi.
Bu resimler, Çin'de uzun süre sınırlı bir değer gördü. Sonraki bazı Çinli yazarlar bu keşişin fırçasını kaba ve kuralsız buldu. Japonya'da ise aynı resimler, askerî yöneticilerin koleksiyonlarında, Zen tapınaklarında ve çay ustalarının elinde en değerli Çin resimleri arasında sayıldı ve Japon mürekkep resminin gelişimini derinden etkiledi.
Bu durum önemli bir şey gösteriyor: bir resmin değerini, onu yapan kadar onu saklayan, sergileyen ve yorumlayan topluluk da kuruyor. Bu keşiş ressamların eserlerini bugün büyük ölçüde Japonya'daki koleksiyonlar sayesinde tanıyoruz.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Benzerlik sorusu: bir resmi değerlendirmeden önce, onun hangi ölçütle yapıldığını sor: gösterdiği şeye benzemek mi, yapanın zihnini göstermek mi?
Dolaylılık okuması: bir resmin bir şiiri ya da bir niteliği doğrudan mı gösterdiğini, yoksa kelebekler gibi dolaylı bir işaretle mi görünür kıldığını ara.
Çizginin soyu: bir çizginin yazıya mı, eski bir ustanın üslubuna mı, bir meslek atölyesine mi yaslandığını izle.
Boşluğun işi: bir kompozisyonun boş bıraktığı alanı sisin, suyun, uzaklığın ya da bakışın taşıyıcısı olarak oku; eksiklik sonucuna en son var.
Sıralamanın kaynağı: bir "yüksek" ve "düşük" resim ayrımıyla karşılaşınca, bu ayrımı kimin, hangi yüzyılda ve kendi çıkarıyla nasıl kurduğunu sor.
Saklayanın zevki: bir eserin değerini, yapıldığı ülkede ve sonradan korunduğu ülkede ayrı ayrı sor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Song resmi baştan sona siyah mürekkepten ibaretti."
Saray akademisi, parlak mavi ve yeşil renkli manzaralar ve titizlikle boyanmış kuşlar, çiçekler ve kent sahneleri de üretti.
Yaygın yanlış"Bilgin ressamlar resim tekniğini bilmeyen amatörlerdi."
Onların amatörlüğü, para için ve sipariş üzerine çalışmamayı anlatan bir kimlikti; birçoğu ustalıklı bir fırçaya sahipti.
Yaygın yanlış"Saray ustaları ile bilgin ressamlar birbirinden kesin çizgilerle ayrılıyordu."
İmparatorun kendisi bir yazıcı ve ressamdı, bir akademi ustası akademiden ayrıldı; iki çevre aynı kentte birbirinden etkilendi.
Yaygın yanlış"Boş bırakılan alan, resmin bitmediğini gösterir."
Güney akademisinde boşluk, sisi, suyu, uzaklığı ve bakışın yönünü taşıyan bilinçli bir kompozisyon öğesiydi.
Yaygın yanlış"Bir resmin değeri her yerde aynıdır."
Çin'de kaba bulunan bazı keşiş resimleri, Japonya'da en değerli Çin resimleri arasında sayıldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Onuncu yüzyılın ikinci yarısında kurulan Song hanedanında devleti sınavla seçilen bilgin memurlar yönetti ve manzara resmin en yüksek konusu oldu. On ikinci yüzyılın başında bir imparator, sınavla öğrenci alan, şiirin görünmeyen niteliğini dolaylı yoldan göstermeyi öğreten bir saray akademisi kurdu; akademi parlak renkli manzaralar ve ayrıntılı kent ruloları da üretti. Saraydan bağımsız bilginler ise resmi, benzerlikten çok yapanın zihnini gösteren, yazıyla aynı fırçadan çıkan bir kişisel ifade olarak tanımladı. Başkentin kuzeyden gelen bir orduya düşmesinden sonra güneyde yeniden kurulan akademi, küçük, boşlukla kurulan, şiirle eşleşen kompozisyonlara yöneldi. Bilgin ile saray ustası arasındaki karşıtlık, sonraki yüzyıllarda bilginlerin kurduğu bir değer sıralamasına dönüştü. Bu dönemin bazı keşiş resimleri ise Çin'den çok Japonya'da değer gördü ve orada korundu.
Sonraki derse köprü
Bu derste manzarayı yapan çevrelere baktık: saray ve bilginler. Ama bu dönemin ilk yarısında, dev boyutlu, dikey ruloların üzerinde yükselen heybetli dağlar yapıldı ve bu dağlar, tek bir noktadan bakılarak görülmüyor. Göz, bir ruloda aşağıdan yukarıya, yakından uzağa, bir patikadan bir tapınağa gezinerek ilerliyor. Bu bakış biçimi, bir manzara ressamının sözlerinden derlenen bir metinde, dağlara farklı yerlerden ve farklı mevsimlerde bakmak üzerine düşüncelerle de anlatıldı. Tek bir bakış noktası olmayan bir resim, izleyiciyi manzaranın içinde nasıl dolaştırır? Fan Kuan, Guo Xi ve hareketli bakış konusuna geçiyoruz.