Ders KRO-311.8 · Çin Sanatları

Tang kozmopolitliği, mezar figürleri ve İpek Yolu

2.886 kelime · 15 eser örneği · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Yedinci yüzyılın başında kurulan Tang hanedanı, bozkırla karışmış bir kuzey mirasının üzerinde, yabancılara başlangıçta açık, kozmopolit bir imparatorluk kurdu; ızgara planlı başkenti, farklı dinlerin tapınaklarını ve yabancı tüccar topluluklarını barındırdı. Üç renkli kurşunlu sırla kaplanmış mezar figürleri, kalıplarla seri olarak üretildi ve ölülere öbür dünyada atlar, develer, müzisyenler ve abartılı hatlarla gösterilen yabancılar sağladı. Mezar duvar resimleri saray hayatını ve yabancı eğlenceleri gösterdi. Defineler, kripta adakları ve bir batık, kara ve deniz yollarıyla gelen nesnelerin genişliğini ortaya koydu. Sekizinci yüzyılın ortasındaki bir isyandan ve dokuzuncu yüzyıldaki bir baskıdan sonra bu açık dünya kapanmaya başladı. Bu dönemin bazı anıtları, yirminci yüzyılda sökülüp yurt dışına dağıldı.

Açılış: bir devenin sırtındaki orkestra

Bir müze vitrininde, iki hörgüçlü bir deve başını göğe kaldırmış, ağzı açık, bağırıyor gibi duruyor. Devenin sırtında, iki hörgücün arasına kurulmuş, halılarla örtülü bir platform var. Platformun üzerinde, bir halka hâlinde oturmuş bir grup erkek müzisyen, farklı çalgılar çalıyor. Ortalarında, ayakta bir kadın şarkıcı ya da dansçı.

Figürler pişmiş topraktan yapılmış ve parlak bir sırla kaplanmış. Sır, üç renkte: koyu sarı, yeşil ve krem. Renkler, fırında erirken birbirine akmış ve devenin bedeninde, halıların üzerinde benekli, damlalı desenler oluşturmuş.

Müzisyenlerin yüzlerine bak. Bazıları yerel yüzler. Bazılarının ise uzun sakalları, iri burunları ve derin gözleri var; Orta Asya'dan gelmiş yabancılar olarak gösterilmişler.

Bu figür, bir memurun mezarına konmuştu. Mezarın sahibi, öbür dünyaya, sırtında bir orkestra taşıyan bir deveyle gidiyordu. Deve, İpek Yolu'nun hayvanı; müzisyenlerin bir kısmı, o yolun ötesinden gelmiş yabancılar; çaldıkları çalgıların bir kısmı da batıdan gelmiş çalgılar.

Bu tek figürde, bu dönemin dünyasının bir özeti var: uzak ülkelerle bağlantı, yabancıların varlığı, yabancı müziğin ve eğlencenin moda oluşu, ve bütün bunların bir mezar nesnesine dönüşmesi.

Soru şu: bir mezar figürü, bir imparatorluğun dünyayla ilişkisini nasıl gösteriyordu? Ve bu açık, kozmopolit dünya, neden bir yüzyıl içinde kapanmaya başladı?

Bu derste ne olacak

Önce yeniden birleşen imparatorluğu ve onun kozmopolit başkentini kuracağız.

Ardından mezar figürlerine geçeceğiz: üç renkli sırın tekniğine, figürlerin seri üretimine ve bu figürlerin yabancıları nasıl gösterdiğine.

Sonra mezarların duvar resimlerine ve saray hayatının imgelerine bakacağız.

Ardından yabancı nesnelere, dinlere ve ticarete geçeceğiz: altın ve gümüş kaplara, cam kaplara, bir yabancı din taşına ve bir batığa.

Karşılaştırma bölümünde bu kozmopolit imgeleri, bir yüzyıl sonraki kapanma ve yabancılara karşı dönüşle karşılaştıracağız. Usta katmanında da bu dönemin eserlerinin yirminci yüzyıldaki dağılmasını ele alacağız.

Sıfır noktası: yeniden birleşen imparatorluk

KRO-311.7'de Han hanedanının çöküşünden sonraki yaklaşık dört yüzyıllık bölünmeyi gördük. Altıncı yüzyılın sonunda, kısa ömürlü bir hanedan Çin'i yeniden birleştirdi. Onun ardından, yedinci yüzyılın başında, yaklaşık üç yüzyıl sürecek yeni bir hanedan kuruldu. Bu hanedana Tang hanedanı diyoruz.

Bu hanedanın kurucu ailesi, kuzeyin bozkır halklarıyla karışmış bir soydan geliyordu. KRO-311.6'da kuzeyi yöneten bozkır hanedanlarını görmüştük. Tang hanedanı, bu karışık kuzey dünyasının mirasçısıydı ve bu yüzden yabancılara, yabancı geleneklere ve yabancı dinlere karşı, özellikle ilk yüzyılında, oldukça açıktı.

Hanedanın başkenti, KRO-311.6'daki çeviri atölyesinin bulunduğu eski başkentti. Yeni hanedan bu kenti, çok büyük ve çok düzenli bir plan üzerinde yeniden kurdu.

Bu kent, döneminin dünyadaki en büyük kentlerinden biriydi. Batı pazarı, İpek Yolu'ndan gelen tüccarların, özellikle Orta Asya'daki bir ticaret halkının, Soğdluların, yoğun olarak bulunduğu bir yerdi. Kentte farklı dinlerin tapınakları vardı: Budist manastırları, İran kökenli bir ateş dininin tapınakları ve batıdan gelen bir Hristiyan topluluğunun kilisesi.

KRO-310.5'te bir tapınağın bir ızgara üzerine kurulduğunu görmüştük. Burada bütün bir kent, bir ızgara üzerine kurulmuş. Izgara, imparatorluğun düzenini, kentin her mahallesine kadar taşıyor.

Bu kentin kozmopolit karakterini en açık gösteren nesnelerden biri, bir yabancı dinin taşı.

Bu taş, bir yabancı dinin, imparatorluğun dilinde, imparatorluğun geleneksel taş yazıt biçiminde kendini tanıttığını gösteriyor. KRO-311.6'da bir öğretinin yerel kavramlarla çevrildiğini görmüştük. Burada da bu Hristiyan topluluk, kendi öğretisini anlatmak için Budist ve yerel felsefi kavramları ödünç almış. Taşın tepesinde, bir haç, bir nilüfer çiçeğinin ve bulutların üzerinde duruyor.

Bu taş, sonraki yüzyıllarda toprağa gömüldü ve on yedinci yüzyılda yeniden bulundu. Bulunduğunda, Avrupalı misyonerler için büyük bir heyecan kaynağı oldu: Hristiyanlığın Çin'e çok erken bir dönemde ulaştığının kanıtıydı.

Mekanizma — üç renkli sır ve seri üretim

Açılıştaki devenin parlak renklerine dönelim. Bu renkler, kurşun içeren bir sırdan geliyor.

Bu sırın içindeki kurşun, sırın düşük bir sıcaklıkta erimesini sağlıyor. Sırın içine katılan farklı metal oksitler, farklı renkler veriyor: demir koyu sarı ve kahverengi, bakır yeşil. Sır fırında eridiğinde akıcı hâle geliyor ve renkler birbirine akarak benekli, damlalı desenler oluşturuyor. Bu akış, ustanın tam olarak denetleyemediği bir süreç; her figürün renk deseni biraz farklı.

Bu figürler mezarlar için yapıldı. Kurşunlu sır, günlük kaplarda kullanıldığında sağlık için tehlikeliydi. Bu figürler, soyluların ve yüksek memurların mezarlarına, onların öbür dünyadaki hizmetkârları, hayvanları ve eğlenceleri olarak konuldu.

Figürlerin sayısı ve boyutu, mezarın sahibinin rütbesine göre belirleniyordu. KRO-311.3'te kap takımlarının rütbeyi gösterdiğini görmüştük. Burada da bir düzenleme, mezar figürlerinin sayısını ve boyutunu rütbeye bağlıyordu. Ama zamanla, soylular bu kuralları aşan gösterişli mezar donanımlarına yöneldi ve devlet, bu savurganlığı sınırlamak için yeni düzenlemeler çıkarmak zorunda kaldı.

Bu figürler, KRO-311.4'teki ordu gibi, kalıplarla ve parçalardan yapıldı. Baş, gövde, bacaklar ayrı kalıplardan çıkıp birleştirildi ve ayrıntılar elle eklendi. Büyük atölyeler, çok sayıda figürü bu yöntemle üretti.

Mezar figürlerinin arasında, yabancıları gösteren çok sayıda figür var.

Bu figürler, Orta Asya'dan gelen tüccarları, seyisleri, deve sürücülerini ve eğlencecileri gösteriyor. Yüzleri, yerel figürlerin yüzlerinden çok farklı biçimde, abartılı hatlarla yapılmış: iri burunlar, gür sakallar, derin göz çukurları.

Bu abartı dikkat çekici. Figürler, yabancıları tanınır bir tip olarak gösteriyor; gerçekçi bireyler olarak bakmak yanıltıcı olur. Bir izleyici, bu figürü görünce hemen bir yabancı olduğunu anlıyor. KRO-310.10'da bir Jain el yazmasında yabancı hükümdarların farklı bir görsel dille çizildiğini görmüştük. Burada da yabancı, bir görsel kalıpla tanımlanıyor.

Mezarların girişlerinde ise koruyucu figürler duruyordu.

Bu koruyucular, KRO-311.6'da gördüğümüz Budist mağaraların kapılarındaki koruyucu figürlerden türemiş. Budist bir imge, mezarın koruyucusuna dönüşmüş. Bir inancın imgesi, başka bir inancın ya da bir geleneğin ihtiyacına göre yeniden kullanılıyor.

Mekanizma — mezar duvarındaki saray

Bu dönemin kraliyet ailesinin mezarları, uzun, eğimli bir geçitle yeraltındaki odalara iniyor ve bu geçitlerin ve odaların duvarları resimlerle kaplıydı.

Bu kadınlar, prensesin öbür dünyadaki hizmetkârları olarak resmedilmiş. Figürler, ince, akıcı çizgilerle çizilmiş; her biri farklı bir duruşta, farklı bir yöne bakıyor. Bazıları birbirleriyle konuşuyor gibi.

Bu prensesin ölümü, bir saray çatışmasıyla bağlantılı. Kaynaklar, genç yaşta öldüğünü ve ölümünün bir siyasi olayla ilişkili olduğunu anlatıyor; ayrıntılar tartışmalı. Mezarı, ailesinin yeniden gözde olduğu bir dönemde, büyük bir törenle yapıldı. Mezar, bir ölümün yanında bir aklanmanın da anıtı olabilir.

Aynı dönemin başka bir prensin mezarında, saray hayatının eğlenceleri resmedilmiş.

Polo, Orta Asya ve İran'dan gelen bir oyundu ve bu dönemin saray soyluları arasında çok popülerdi. Bir yabancı oyun, bir prensin mezarının duvarında, onun öbür dünyadaki eğlencelerinden biri olarak resmedilmiş.

Bu dönemin sarayı, kutsal kişinin imgesini de dev boyutlarda yaptırdı.

Bir yazıt, bu dev figürün yapımına, dönemin en güçlü kadın hükümdarının kendi kişisel harcamalarından bağış yaptığını söylüyor. Figürün yüzünün bu hükümdarın yüzüne benzediği de sonradan yaygın olarak anlatıldı; ama bu, belgelerle desteklenmeyen bir anlatı. KRO-311.6'da dev figürlerin imparatorlarla ilişkilendirildiğini görmüştük. Burada aynı gelenek, bir kadın hükümdarın bağışıyla sürüyor.

Mekanizma — yollar, nesneler ve inançlar

Bu imparatorluğun dünyayla ilişkisi, uzak yerlerden gelen gerçek nesnelerde de görülüyor.

Tang'dan hemen önceki kuzey hanedanlarının döneminde, başkentte yaşayan yabancı tüccarların bazıları, yerel biçimde, ama kendi dünyalarının imgeleriyle gömüldü.

Bu yatak, başkentteki yabancı tüccar topluluğunun önde gelen bir üyesine ait. Biçimi yerel bir cenaze nesnesi, ama sahneleri Orta Asya'nın dünyası: ziyafetler, avlar, kervanlar ve İran kökenli ateş dininin töreni. KRO-311.7'de bir mezar duvarında yerel bilgelerin bir yaşam biçimi olarak örnek alındığını görmüştük. Burada bir yabancı tüccar, yerel bir mezar biçiminin içine kendi dünyasının yaşam biçimini yerleştiriyor.

Başkentin bir mahallesinde, yirminci yüzyılda, toprağa gömülmüş iki büyük küp bulundu.

Bu definenin içinde, İran'ın ve Bizans'ın sikkeleri, Orta Asya biçimli gümüş kupalar ve yerel atölyelerin, yabancı biçimleri taklit ederek yaptığı kaplar bir arada bulundu. Definenin neden gömüldüğü tartışmalı. Birçok araştırmacı onu, sekizinci yüzyılın ortasındaki büyük bir isyan sırasında kaçan bir soylunun gömdüğü hazine olarak görüyor. KRO-311.3'teki gömülü defineyi hatırla: yine bir tehlike anında gömülmüş ve geri alınamamış bir hazine.

Uzak ülkelerden gelen nesneler, kutsal mekânlara da adandı.

Bu kripta, dokuzuncu yüzyılın sonunda mühürlendi ve yirminci yüzyılın sonunda, pagodanın bir kısmı çöktükten sonra açıldı. İçinde, bir kutsal kalıntının çevresinde, imparatorluk ailesinin adakları ve bir envanter taşı vardı. KRO-311.5'te bir mezarın kendi envanterini taşıdığını görmüştük. Burada bir kripta, içindekilerin listesini kendi içinde taşıyor. Ve bu adakların arasında, Budist bir kalıntıya, İslam dünyasının atölyelerinden gelen cam kaplar sunulmuş.

İpek Yolu'nun kara yollarının yanında, KRO-310.12'de gördüğümüz deniz yolları da işliyordu.

Bu kâse, batıya giden bir geminin yükünden. Gemi, Arap ya da Hint Okyanusu tarzında, tahtaları birbirine iple dikilerek yapılmıştı ve on binlerce kâseyle birlikte battı. Kâselerin bir kısmının üzerinde, Orta Doğu'daki alıcıların zevkine uygun desenler var. Tarih yazılı bu kâse, bütün yükün aşağı yukarı ne zaman yapıldığını gösteriyor.

Bu kâseler, İpek Yolu adının ne kadar dar olduğunu gösteriyor. Ticaret ipeğin yanında seramik, metal, cam, baharat ve insanlar taşıyordu; ve kara yollarının yanında denizden de yapılıyordu.

Yollar, inançları da taşıdı. KRO-311.6'da kutsal metinlerin kaynağına giden bir keşişin yolculuğunu görmüştük. Bu dönemde, çok daha ünlü bir keşiş, yaklaşık on yedi yıl süren bir yolculuktan yüzlerce metinle döndü.

Bu pagoda, bir keşişin getirdiği metinleri saklamak için yapıldı. Keşiş, hayatının geri kalanını bu metinleri çevirerek geçirdi. Pagoda, KRO-310.3'te gördüğümüz stupanın uzak bir torunu: bir kutsal nesneyi, burada kutsal metinleri, saklayan ve işaretleyen bir yapı.

Karşılaştırma: açık bir dünyanın kapanması

Açılıştaki devenin sırtındaki yabancı müzisyenleri ve bu dersin kozmopolit imgelerini, bir yüzyıl sonrasıyla karşılaştıralım.

Sekizinci yüzyılın ortasında, imparatorluğun kuzey sınırlarını yöneten, Orta Asya kökenli bir general isyan etti. İsyan yıllarca sürdü, başkent düştü ve imparatorluk derinden sarsıldı. İsyan bastırıldı, ama imparatorluk bir daha eski gücüne kavuşamadı.

Bu isyanın liderinin Orta Asya kökenli olması, yabancılara karşı bir güvensizliği besledi. Sonraki yıllarda, başkentteki yabancılara karşı saldırılar ve kısıtlamalar görüldü.

Dokuzuncu yüzyılın ortasında, bir imparator, yabancı kökenli sayılan dinlere karşı büyük bir baskı başlattı. Binlerce Budist manastırı kapatıldı, keşişler ve rahibeler zorla sivil hayata döndürüldü, tapınakların bronz heykelleri eritilip paraya dönüştürüldü. Aynı baskı, Hristiyan ve İran kökenli topluluklara da yöneldi.

Açılıştaki Nesturi steline dönelim. Bu taş, büyük olasılıkla bu baskı döneminde toprağa gömüldü ve ancak sekiz yüzyıl sonra yeniden bulundu. Taş, açık bir dünyanın hem kanıtı hem de o dünyanın kapanmasının bir tanığı.

Edward Schafer, bu dönemin yabancı nesnelere olan tutkusunu anlatan kitabında, uzak ülkelerden gelen hayvanların, bitkilerin, kokuların ve nesnelerin bu imparatorluğun hayal gücünü nasıl beslediğini gösterdi. Ama bu tutku, bir kentin ve bir sarayın zevkiydi; yabancılara duyulan hayranlık ile yabancılardan duyulan korku, aynı yüzyıllarda birlikte yaşayabiliyordu.

Bu karşılaştırmanın ilkesi şu: bir dönemin kozmopolitliğini, onun imgelerinden okurken, bu imgelerin kimin zevkini yansıttığını ve bu açıklığın ne kadar sürdüğünü sor. Mezar figürlerindeki yabancılar, bir soylu zevkinin yabancıları; onların gerçek hayattaki durumu, bu figürlerden okunamayabilir.

Usta katmanı: sökülen atlar

Bu imparatorluğun ikinci imparatoru, savaşlarında bindiği altı atın, mezar alanında taş kabartmalarla ölümsüzleştirilmesini istedi.

Bu kabartmalar, imparatorun kişisel savaş anılarını taşıyor. Her at, bir savaşla ve bir yarayla bağlantılı. Ok çekilen at, imparatorun bir savaşta bindiği ve yaralanan atı olarak anlatılıyor.

Yirminci yüzyılın başında, bu altı kabartmadan ikisi, kırılarak parçalara ayrıldı ve yurt dışına götürüldü. Bu iki kabartma bugün batıdaki bir üniversite müzesinde duruyor. Öteki dördü de sökülmeye çalışıldı, ama yerel halk ve yetkililer tarafından engellendi; bugün kentteki bir müzede duruyorlar.

KRO-311.6'da mağara kabartmalarının sökülüp dağıldığını görmüştük. Burada aynı süreç, bir imparatorun kişisel anıtında yaşanıyor. Altı atlık bir takım, iki farklı ülkeye, iki farklı müzeye bölünmüş. Bir takım, ancak dijital bir yeniden kurulumla ya da iki müzenin fotoğrafları bir araya getirilerek bütün olarak görülebiliyor.

Bu kabartmaların iadesi konusu, iki ülke arasında zaman zaman gündeme geliyor. Bu tartışma, KRO-310.9'da gördüğümüz iade tartışmalarıyla aynı soruları soruyor: bir nesne, hangi yolla, hangi koşullarda yurt dışına çıktı ve bugün kime ait olmalı?

Kalıcı araçlar

Bu ders sana altı yeni araç veriyor.

Sır okuması: bir sırlı nesnede renklerin nasıl aktığını ve karıştığını izle. Akış, ustanın tam denetleyemediği bir sürecin izi olabilir.

Yabancı tipi: bir figürün yabancı olarak nasıl tanımlandığını sor: gerçekçi bir birey mi, yoksa abartılı hatlarla kurulmuş tanınır bir tip mi?

Yabancının kendi biçimi: bir yabancı topluluğun kendi mezarlarında ya da taşlarında, yerel bir biçimi kendi dünyasının imgeleriyle nasıl doldurduğuna bak.

Define ve kriptanın envanteri: gömülmüş ya da mühürlenmiş bir nesne grubunu, onun kendi listesiyle ve içindeki uzak kökenli nesnelerle birlikte oku.

Yolun genişliği: "İpek Yolu" gibi bir adın neyi kapsadığını ve neyi dışarıda bıraktığını sor: yalnızca ipek mi, yalnızca kara mı?

Açıklığın süresi: bir dönemin kozmopolit imgelerini okurken, bu açıklığın kimin zevki olduğunu ve ne zaman kapandığını sor.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Üç renkli sırlı figürler gündelik kullanım için yapılmış süs eşyalarıydı."
Doğrusu

Bu figürler, büyük ölçüde mezarlar için, ölünün öbür dünyadaki hizmetkârları, hayvanları ve eğlenceleri olarak yapıldı.

Yaygın yanlış"Mezar figürlerindeki yabancılar gerçekçi portrelerdir."
Doğrusu

Yabancılar, abartılı hatlarla kurulmuş tanınır tipler olarak gösteriliyor. Figürler bir soylu zevkini yansıtıyor.

Yaygın yanlış"İpek Yolu yalnızca ipek taşıyan bir kara yoluydu."
Doğrusu

Ticaret seramik, metal, cam, baharat, inançlar ve insanlar taşıdı ve denizden de yapıldı.

Yaygın yanlış"Bu dönemin kozmopolitliği bütün dönem boyunca sürdü."
Doğrusu

Sekizinci yüzyılın ortasındaki bir isyandan sonra yabancılara karşı bir güvensizlik büyüdü ve dokuzuncu yüzyılda yabancı kökenli sayılan dinlere karşı büyük bir baskı başladı.

Yaygın yanlış"Bir takımın parçaları hep bir arada korunur."
Doğrusu

Bir imparatorun altı at kabartmasından ikisi yirminci yüzyılın başında sökülüp yurt dışına götürüldü; takım bugün iki ülkeye bölünmüş.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Yedinci yüzyılın başında kurulan Tang hanedanı, bozkırla karışmış bir kuzey mirasının üzerinde, yabancılara başlangıçta açık, kozmopolit bir imparatorluk kurdu; ızgara planlı başkenti, farklı dinlerin tapınaklarını ve yabancı tüccar topluluklarını barındırdı. Üç renkli kurşunlu sırla kaplanmış mezar figürleri, kalıplarla seri olarak üretildi ve ölülere öbür dünyada atlar, develer, müzisyenler ve abartılı hatlarla gösterilen yabancılar sağladı. Mezar duvar resimleri saray hayatını ve yabancı eğlenceleri gösterdi. Defineler, kripta adakları ve bir batık, kara ve deniz yollarıyla gelen nesnelerin genişliğini ortaya koydu. Sekizinci yüzyılın ortasındaki bir isyandan ve dokuzuncu yüzyıldaki bir baskıdan sonra bu açık dünya kapanmaya başladı. Bu dönemin bazı anıtları, yirminci yüzyılda sökülüp yurt dışına dağıldı.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir imparatorluğun dışa açık, parlak ve renkli dünyasını gördük. Bu imparatorluğun çöküşünden sonra kurulan hanedanın döneminde, sanatın en yüksek alanı içe dönüyor: büyük dağları, sisli vadileri ve küçük gezginleri gösteren mürekkep manzaraları. Bu manzaralar, bir yandan sarayın bir akademisinde, öte yandan saraydan bağımsız bilginlerin elinde yapıldı ve bu iki çevre, resmin ne olması gerektiği konusunda farklı fikirler geliştirdi. Bir manzara resmi, bir dünya görüşünü nasıl taşıyabilir? Song manzara resmi, saray akademisi ve bilgin resmi konusuna geçiyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-311 — Çin Sanatları →

15 bölümden 8. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga