Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Budist öğreti Çin'e hem Orta Asya'nın kara yollarından hem de denizden, yüzyıllar boyunca ulaştı; ilk imgeleri yerel ölümsüzlük inançlarının içine karıştı. Metinlerin çevirisi, önce yerel felsefi kavramları ödünç aldı, sonra büyük çeviri atölyelerinde yeni bir dinî dile dönüştü; bazı keşişler metinlerin kaynağına gitmek için uzun yolculuklara çıktı. Vaha kentlerinde, Ajanta'nın geleneğini taşıyan mağaralar oyuldu; merkez sütunlu mağaralar, stupanın çevresinde dolaşmayı bir kaya sütununun çevresine taşıdı. Kuzeydeki bir hanedan, öğretiyi bir imparatorluk projesine dönüştürdü ve imparatorlarla ilişkilendirilen dev figürler oydurdu; bir kuşak sonra, kutsal beden, yerel bilgin sınıfının bol cübbesini giyen ince bir bedene dönüştü. Yirminci yüzyılda mühürlü bir kitaplığın içindekiler ve bazı mağara kabartmaları yurt dışına dağıldı.
Açılış: bir kumtaşı yamacındaki dev yüz
Kuzey Çin'de, bir nehir vadisinin kenarındaki kumtaşı bir yamacın yüzüne, sıra sıra onlarca mağara açılmış. Mağaraların bir kısmının önü yüzyıllar içinde çökmüş ve içlerindeki heykeller açık havaya çıkmış.
Bu açık mağaralardan birinde, bağdaş kurmuş, dev bir oturan figür duruyor. Figür, yamacın kayasından yerinde oyulmuş. Omuzları geniş, yüzü dolgun, gözleri badem biçiminde ve uzağa bakıyor. Dudaklarında hafif bir gülümseme. Omzunun birinden, ince kıvrımlı bir cübbe dökülüyor.
Bu figürü KRO-310.4'te gördüğümüz kutsal bedenlerle karşılaştır. Geniş omuzlar ve dolgun beden, Mathura'nın ağır bedenini hatırlatıyor. Cübbenin ince, yoğun kıvrımları ise Gandhara'nın kumaşını. Ama yüz, ne Gandhara'nın ne Mathura'nın yüzü; yeni bir yüz.
KRO-311.5'in sonunda, bir para ağacının dallarında, yerel ölümsüzlerin arasına karışmış küçük bir figür görmüştük. Birkaç yüzyıl sonra, aynı kutsal kişi bir kayalığın yüzünde, bir imparatorluğun gücüyle, dev boyutlarda yeniden beliriyor.
Soru şu: batıdan gelen yabancı bir öğreti, onun kutsal metinleri ve onun kutsal imgeleri, çok farklı bir dile, çok farklı bir düşünce dünyasına ve çok farklı bir siyasi düzene nasıl çevrildi? Ve bu çeviri, kayalara oyulmuş dev tapınaklara nasıl dönüştü?
Bu derste ne olacak
Önce öğretinin geliş yollarını ve ilk yerel imgelerini kuracağız.
Ardından çeviri sorununa geçeceğiz: bir dilden ötekine, bir kavramdan ötekine, ve bir imgeden ötekine.
Sonra batıdaki vahalarda açılan ilk mağara tapınaklarına ve onların mimarisine bakacağız.
Ardından kuzeydeki bir hanedanın, öğretiyi bir imparatorluk projesine nasıl dönüştürdüğünü ve dev mağaralarını göreceğiz.
Karşılaştırma bölümünde aynı hanedanın iki mağara alanını karşılaştıracak ve bir üslubun bir kuşak içinde nasıl değiştiğini izleyeceğiz. Usta katmanında da bu mağaraların yirminci yüzyıldaki kaderini, mühürlü bir kitaplığın açılmasını ve kabartmaların sökülüp götürülmesini ele alacağız.
Sıfır noktası: iki yol ve yerel bir imge
KRO-310.4'te kutsal kişinin imgesinin Kuşan İmparatorluğu'nun çatısı altında doğduğunu görmüştük. Bu imparatorluk, Orta Asya'dan Kuzey Hindistan'a uzanıyordu ve doğusunda, Çin'e uzanan kara yollarının batı ucunda duruyordu.
Öğreti, Çin'e iki yoldan ulaştı. Birincisi, Orta Asya'nın çöllerini ve vahalarını aşan kara yolları. Bu yollar üzerindeki vaha kentleri, keşişlerin, tüccarların ve çevirmenlerin geçtiği ve konakladığı yerlerdi. İkincisi, KRO-310.12'de gördüğümüz Hint Okyanusu'ndan Güney Çin'in limanlarına uzanan deniz yolu.
İlk dönemde öğreti, yerel inançların içinde bir yabancı tanrı olarak algılandı. KRO-311.5'teki para ağacındaki figürü hatırla.
Bu figür, öğretinin kendisinden önce kutsal kişinin imgesinin yerel bir inanca, ölümsüzlük arayışına eklemlendiğini gösteriyor. Mezarı yaptıranlar, belki bu figürü, batıdan gelen güçlü bir ölümsüz olarak görüyordu.
Birkaç yüzyıl sonra, kutsal kişinin tek başına, bir tapınak için yapılmış imgeleri ortaya çıktı.
Bu, tarihi bilinen en erken Çin yapımı kutsal kişi figürlerinden biri. Cübbenin kalın, düzenli kıvrımları, KRO-310.4'te gördüğümüz Gandhara çözümünü hatırlatıyor. Ama figürün yüzü, oranları ve dökümü, yerel atölyelerin elinden çıkmış. Bir model, uzak bir bölgeden gelmiş ve yerel ustaların elinde yeniden yorumlanmış.
Mekanizma — metnin çevirisi
Öğretinin Çin'e ulaşmasının en büyük sorunu dil ve kavramdı. Kutsal metinler, Hint dillerinde yazılmıştı. Çin dili ise çok farklı bir yapıya ve çok farklı bir yazıya sahipti. Daha da önemlisi, öğretinin temel kavramları, yerel düşünce dünyasında doğrudan bir karşılığa sahip değildi.
İlk çevirmenler, bu sorunu yerel düşünce geleneklerinin kavramlarını ödünç alarak çözmeye çalıştı. Örneğin öğretinin boşluk kavramını, yerel bir felsefi geleneğin yokluk kavramıyla karşıladılar. Bu yöntem, metinleri anlaşılır kıldı, ama aynı zamanda onları yerel kavramların anlamlarıyla yükledi. Öğreti, yerel bir felsefeye benzemeye başladı.
Dördüncü yüzyılın sonu ve beşinci yüzyılın başında, bir çevirmen bu durumu değiştirdi.
Bu çevirmen, Orta Asya'daki bir vaha kentinde doğmuş, hem Hint dillerini hem de Çinceyi bilen bir keşişti. Bir hükümdarın desteğiyle, başkentte büyük bir çeviri atölyesi kurdu. Bu atölyede çeviri bir ekip işiydi: biri metni okuyor, biri anlamını açıklıyor, biri Çinceye aktarıyor, biri yazıyor, biri gözden geçiriyordu.
Bu çeviriler, akıcı ve okunaklı bir dil kurdu ve sonraki yüzyıllar boyunca en çok okunan metinler oldu. Çeviri, bir dil aktarımını aşıp yeni bir dinî dilin yaratılmasına dönüştü.
Bazı keşişler ise çevirilerin yetmediğini düşündü ve metinlerin kaynağına gitmek için uzun yolculuklara çıktı.
Bu keşiş, KRO-310.3'te gördüğümüz stupaları ve hac yerlerini ziyaret etti ve gördüklerini yazdı. Anlatısı, dönemin Güney Asya'sı hakkında değerli bir tanıklık. Ama aynı zamanda bir hacının anlatısı: gördüklerini kendi inancının gözüyle ve kendi amacına göre seçerek anlatıyor. KRO-310.2'de bir hükümdarın yazıtlarını bir kamusal iddia olarak okumayı öğrenmiştik. Burada bir hacının anlatısını, bir inanan tanıklığı olarak okumak gerekiyor.
Mekanizma — vahalarda mağara
Kara yollarının üzerindeki vaha kentlerinde, keşişler kayalık yamaçlara mağaralar oydu. Bu mağaralar, KRO-310.8'de gördüğümüz Ajanta mağaralarının geleneğini doğuya taşıdı.
Bu mağaraların resimlerinde, parlak mavi ve yeşil renkler öne çıkıyor. Mavi, uzak bir bölgeden getirilen değerli bir taştan elde edilmiş. KRO-310.8'de Ajanta'da da bu mavinin kullanıldığı düşünülüyordu. Aynı değerli taş, uzak ocaklarından hem güneye hem de bu kara yolları boyunca doğuya taşınmış olabilir.
Kara yollarının Çin'e girdiği noktada, bir vaha kentinin yakınındaki bir yamaçta, binden fazla yıl boyunca yüzlerce mağara oyuldu.
Bu sütunu KRO-310.3'te gördüğümüz stupayla karşılaştır. Stupanın çevresinde dolaşılıyordu. Burada da ziyaretçi, mağaranın ortasındaki sütunun çevresinde dolaşıyor. Sütun, bir stupanın mağaranın içine alınmış, kare bir biçime dönüştürülmüş hâli. KRO-310.8'de Ajanta'nın çaitya salonlarında stupanın salonun ucunda durduğunu görmüştük. Burada stupa, mağaranın tam ortasına geçmiş.
Aynı alanın en erken mağaralarından birinde, çok dikkat çekici bir figür duruyor.
Bu figürün oturuşu ve tacı, Orta Asya'nın saray geleneklerini hatırlatıyor. KRO-310.4'te aydınlanma yolundaki varlıkların prens kılığında gösterildiğini görmüştük. Burada o prens kılığı, Orta Asya'nın bir hükümdarının oturuşuna ve tacına bürünmüş. Bir imge, her durakta yerel bir giysiye bürünüyor.
Mekanizma — bir imparatorluk projesi
Dördüncü yüzyılın sonunda, kuzeyde, bozkırdan gelen bir halk bir hanedan kurdu ve Kuzey Çin'in büyük bir bölümünü birleştirdi. Bu hanedanın hükümdarları, öğretiyi devletin bir parçası hâline getirdi.
Bu hanedanın bir keşişi, çok önemli bir fikir ortaya attı: imparatorun kendisi, yaşayan bir kutsal kişidir. İmparatora saygı göstermek, kutsal kişiye saygı göstermekle aynıdır. Bu fikir, öğreti ile imparatorluk arasındaki ilişkiyi kökten değiştirdi. Öğreti, devlete karşı bağımsız bir güç olmaktan çıkıp devletin bir aracına dönüşebiliyordu.
Bu hanedanın bir dönemi, öğretiye karşı bir baskı dönemi oldu: tapınaklar yıkıldı, keşişler cezalandırıldı. Bu baskı sona erdikten sonra, bir keşiş, bir yeniden başlangıç olarak, başkentin yakınındaki bir yamaçta beş dev mağaranın oyulmasını önerdi.
Bu beş dev figürün, hanedanın beş imparatorunu temsil ettiği öne sürülüyor. Bu tanımlama, sonraki bir kaynağın aktardığı bir bilgiye dayanıyor ve hangi figürün hangi imparatoru gösterdiği tartışmalı. Ama fikir, keşişin imparatoru yaşayan bir kutsal kişi olarak gören görüşüyle uyumlu. Açılıştaki dev figür, bu beş mağaradan birinde duruyor.
Bu figürlerin boyutu, onların işlevini söylüyor. Mağaraların içinde, ziyaretçi figürün önünde çok küçük kalıyor. Figür, ziyaretçinin üzerinde yükseliyor ve onu kucaklıyor gibi görünüyor. Kutsal kişi ile imparator, bu dev bedende birleşiyor.
Yüzyılın sonunda, bu hanedanın imparatoru başkenti güneye, eski bir başkente taşıdı ve yerel sarayın dilini, giysilerini ve geleneklerini benimseyen kapsamlı bir reform başlattı. Yeni başkentin yakınında, bir nehrin iki yakasındaki kireçtaşı yamaçlara yeni mağaralar oyuldu.
Bu figürün bedeni, açılıştaki dev figürün bedeninden çok farklı. Geniş omuzlar ve dolgun beden kaybolmuş; yerine ince, uzun, düz bir beden gelmiş. Cübbe artık bedeni izlemiyor, onu örtüyor ve kaidenin önüne bir perde gibi dökülüyor. Bu giysi, yerel bilgin sınıfının geniş, bol cübbesine benziyor.
Aynı mağaranın giriş duvarlarında, hanedanın imparatoru ve imparatoriçesinin, saray halkıyla birlikte kutsal kişiye adak sunmaya gidişini gösteren kabartmalar vardı.
Bu kabartma, hükümdar ailesinin kendisini kutsal mekânın içine yerleştirmesi. Hükümdarlar, bu mağaranın bağışçıları olarak, sonsuza kadar bir adak alayında yürüyor. KRO-310.3'te stupa korkuluklarında bağışçıların yazıtlarını görmüştük. Burada bağışçılar, bedenleriyle mağaranın duvarında duruyor.
Aynı alanın en eski mağarasında, bağışçıların adları ve dilekleri de duvarlara kazındı.
Bu yazıtlar, kutsal mekânın bağışçıların sesleriyle dolu olduğunu gösteriyor. Bir kişi, ölmüş ebeveyninin kurtuluşu için bir niş yaptırıyor ve bu dileğini niş'in yanına yazdırıyor. Yazıtların bazıları, kazındıkları yazı biçiminin gücü nedeniyle sonraki yüzyıllarda çok değerli bulundu ve yazı sanatının örnekleri olarak incelendi.
Karşılaştırma: bir kuşakta değişen beden
Açılıştaki dev figürü ve Binyang mağarasının şelale kıvrımlı figürünü birlikte düşün. İkisi aynı hanedanın, aşağı yukarı yarım yüzyıl arayla yaptırdığı mağaralarda duruyor. Ama iki beden birbirine hiç benzemiyor.
Birincisi geniş omuzlu, dolgun, bedeni cübbenin altından hissedilen bir figür. Bu beden, Orta Asya'nın ve oradan KRO-310.4'te gördüğümüz Gandhara ve Mathura geleneklerinin bir yankısını taşıyor. İkincisi ise ince, uzun, düz, bedeni bol bir cübbenin altında kaybolmuş bir figür.
Bu değişimi ne açıklıyor? En yaygın açıklama, hanedanın başkentini güneye taşıdıktan sonra yerel saray kültürünü benimsemesiyle ilgili. İmparator, bozkırdan gelen kendi halkının giysilerini, dilini ve adlarını bırakıp yerel bilgin sınıfının giysilerini, dilini ve adlarını benimsemeyi emretti. Kutsal kişinin cübbesi de, bu değişimin bir parçası olarak, bilgin sınıfının bol cübbesine dönüştü.
Bu açıklama güçlü, ama bir tuzağı var. Bu değişimi yalnızca bir "yerelleşme" ya da "Çinlileşme" olarak anlatmak, bir önceki üslubu yabancı, sonrakini yerli sayan bir sıralama kuruyor. Oysa açılıştaki dev figür de yerel ustaların, yerel kayadan, bir yerel hanedan için oyduğu bir eserdi. İki üslup da bu topraklarda, yerel ustaların elinde doğdu.
KRO-310.4'te iki bölgenin aynı işaret listesinden iki farklı beden kurduğunu görmüştük. Burada aynı bölgede, aynı hanedan döneminde, bir kuşak içinde iki farklı beden kuruluyor. Farkı bu kez bir siyasi ve kültürel yönelim değişikliği üretiyor.
Bu karşılaştırmanın ilkesi şu: bir üslup değişimini "yabancıdan yerliye" bir yolculuk olarak anlatmadan önce, iki üslubun da yerel ellerde doğup doğmadığını sor. Değişimin arkasında çoğu zaman, bir yerel seçkinin kendi kimliğini yeniden tanımlaması durur.
Usta katmanı: mühürlü bir oda ve sökülen kabartmalar
Bu mağaraların yirminci yüzyıldaki kaderi, KRO-310.9'da ve KRO-310.12'de gördüğümüz dağılma sorununun çok çarpıcı bir örneği.
Batıdaki vaha kentinin mağaralarından birinde, yan duvara açılmış küçük bir oda, yaklaşık onuncu yüzyılın sonunda ya da on birinci yüzyılın başında mühürlendi ve üzeri sıvanıp resimlendi. Oda, yirminci yüzyılın başında, mağaralarla ilgilenen bir keşiş tarafından tesadüfen bulundu.
Odanın neden mühürlendiği bilinmiyor. Bir saldırı korkusuyla mı, yoksa artık kullanılmayan kutsal metinlerin saygıyla saklanması için mi? KRO-311.3'teki gömülü defineyi hatırla. Orada da bir aile, en değerli nesnelerini bir tehlike anında gömmüştü. Burada bir manastır topluluğu, belki benzer bir kaygıyla, kütüphanesini bir duvarın arkasına sakladı.
Odanın içindekiler arasında çok önemli bir nesne vardı.
Bu rulo, bilinen en eski tarihli basılı kitaplardan biri. Sonundaki not, onu ebeveynleri adına bastıran bir kişinin dileğini kaydediyor. KRO-310.10'da Jain el yazmalarının kopyalanmasının bir sevap sayıldığını görmüştük. Burada da bir metni çoğaltmak bir sevap ve baskı, bu sevabı çok sayıda kopyaya yaymanın bir yolu. Guyang mağarasındaki adak yazıtlarını da hatırla: bir ölmüş ebeveyn için bir niş, bir ölmüş ebeveyn için bir baskı.
Odanın açılmasından birkaç yıl sonra, yabancı araştırmacılar vahaya geldi. Odayı bulan keşişten, çok düşük ödemeler karşılığında binlerce el yazması ve resmi satın aldılar ve bunları kendi ülkelerinin müzelerine ve kütüphanelerine götürdüler. Bu basılı rulo da bunların arasındaydı ve bugün batıdaki bir kütüphanede duruyor.
Bu olay bugün çok farklı biçimlerde anlatılıyor. Bir anlatıda araştırmacılar, bu belgeleri bilimsel çalışma için kurtaran kişiler. Başka bir anlatıda, zayıf bir devletin durumundan yararlanarak bir ülkenin mirasını taşıyan kişiler. KRO-309.15'te koleksiyonculuğun ve sömürge sınıflandırmasının tarihini görmüştük; bu olay, o tarihin en tartışmalı sayfalarından biri. Bugün bu belgelerin dijital olarak bir araya getirilmesi için uluslararası bir ortak çalışma sürüyor; dağılan kitaplık, ekranda yeniden birleşiyor.
Güneydeki mağaralarda da benzer bir kayıp yaşandı. Binyang mağarasının imparator ve imparatoriçe alayı kabartmaları, yirminci yüzyılın başlarında parça parça sökülerek yurt dışına satıldı. Bugün imparator alayının parçaları bir müzede, imparatoriçe alayının parçaları başka bir müzede sergileniyor.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Yol haritası: bir öğretinin ya da bir imgenin bir bölgeye hangi yollardan, hangi durakların üzerinden ulaştığını çiz. Her durak, imgeye yeni bir giysi giydirebilir.
Kavram çevirisi: bir metnin çevirisini okurken, çevirmenin hangi yerel kavramları ödünç aldığını ve bu kavramların metne hangi anlamları yüklediğini sor.
Atölye çevirisi: büyük bir çevirinin ya da bir eserin bir atölyenin ürünü olup olmadığına bak ve iş bölümünü kaydet.
Hükümdar ve kutsal: dev bir kutsal figür gördüğünde, onun bir hükümdarın gücüyle ilişkilendirilip ilişkilendirilmediğini ve bu ilişkinin hangi kaynağa dayandığını sor.
Yerlileşme uyarısı: bir üslup değişimini "yabancıdan yerliye" diye anlatmadan önce, iki üslubun da yerel ellerde doğup doğmadığını ve değişimi hangi yerel seçkin kararının ürettiğini sor.
Dağılmış bütün: bir mağaranın, bir kitaplığın ya da bir duvarın parçalarının bugün hangi müzelerde olduğunu izle ve bütünü, dijital ya da zihinsel olarak, yeniden birleştirmeyi dene.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Budist öğreti Çin'e tek bir yoldan, tek bir anda geldi."
Öğreti, hem Orta Asya'nın kara yollarından hem de Güney Çin'in limanlarına uzanan deniz yolundan, yüzyıllar boyunca, aşamalı olarak geldi.
Yaygın yanlış"İlk çeviriler öğretiyi olduğu gibi aktardı."
İlk çevirmenler, yerel felsefi geleneklerin kavramlarını ödünç aldı ve bu kavramlar metinlere yerel anlamlar yükledi. Sonraki çeviri atölyeleri yeni bir dinî dil kurdu.
Yaygın yanlış"Dev kutsal figürler yalnızca dinî imgelerdi."
Bazı dev figürlerin hanedanın imparatorlarıyla ilişkilendirildiği öne sürülüyor ve bir keşiş, imparatoru yaşayan bir kutsal kişi olarak tanımlamıştı. Öğreti ile imparatorluk bu mağaralarda iç içe geçti.
Yaygın yanlış"İnce ve uzun bedenli figürler, yabancı bir üslubun yerini yerli bir üslubun almasını gösterir."
İki üslup da yerel ustaların elinden, yerel hanedanlar için çıktı. Değişim, bir yerel seçkinin kendi kimliğini yeniden tanımlamasıyla bağlantılı.
Yaygın yanlış"Mağaraların içindekiler bugün yerlerinde duruyor."
Mühürlü kitaplığın içindekilerin büyük bir kısmı yurt dışına götürüldü ve bazı kabartmalar sökülerek farklı müzelere dağıldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Budist öğreti Çin'e hem Orta Asya'nın kara yollarından hem de denizden, yüzyıllar boyunca ulaştı; ilk imgeleri yerel ölümsüzlük inançlarının içine karıştı. Metinlerin çevirisi, önce yerel felsefi kavramları ödünç aldı, sonra büyük çeviri atölyelerinde yeni bir dinî dile dönüştü; bazı keşişler metinlerin kaynağına gitmek için uzun yolculuklara çıktı. Vaha kentlerinde, Ajanta'nın geleneğini taşıyan mağaralar oyuldu; merkez sütunlu mağaralar, stupanın çevresinde dolaşmayı bir kaya sütununun çevresine taşıdı. Kuzeydeki bir hanedan, öğretiyi bir imparatorluk projesine dönüştürdü ve imparatorlarla ilişkilendirilen dev figürler oydurdu; bir kuşak sonra, kutsal beden, yerel bilgin sınıfının bol cübbesini giyen ince bir bedene dönüştü. Yirminci yüzyılda mühürlü bir kitaplığın içindekiler ve bazı mağara kabartmaları yurt dışına dağıldı.
Sonraki derse köprü
Bu derste mağaraların duvarlarına kazınmış bağışçı yazıtlarını gördük; bazılarının yazı biçiminin gücü sonraki yüzyıllarda çok değerli bulundu. Sıradaki derste, aynı yüzyıllarda, güneydeki saraylarda ve bilgin çevrelerinde yazının kendisi en yüksek sanatlardan biri sayılmaya başlıyor. Bir yazıcının fırçasının hızı, basıncı ve ritmi, onun kişiliğinin bir izi olarak okunuyor ve ünlü bir yazının özgünü kaybolduktan sonra, kopyaları yüzyıllar boyunca en değerli nesneler arasında dolaşıyor. Bir yazı, nasıl bir sanat eserine dönüşür? Altı Hanedan ve hat sanatının statüsü konusuna geçiyoruz.