Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: İlk imparatorluğu deviren Han hanedanı, dört yüzyıl boyunca birleşik bir devleti farklı bir ideoloji ve kapsamlı bir kozmolojiyle yönetti. Bu dönemin mezarları, ölünün öbür dünyadaki evi olarak, yemekleri, giysileri, kitapları, ev ve kule maketleriyle ayrıntılı biçimde donatıldı. Güneydeki bir mezarda, iç içe geçmiş dört tabutun en içinde, gök, yeryüzü ve yeraltını katman katman gösteren bir ipek sancak ve olağanüstü iyi korunmuş bir beden bulundu. Ölümsüzlük arayışı, bedeni binlerce yeşim plakayla örten giysilerde, dağ biçimli buhurdanlarda ve batıdaki bir tanrıçanın cennetinde ifade buldu. Bronz aynaların sırtları, kare yer ve yuvarlak gök fikrini çağdaş bir diyagram olarak taşıdı. Sancağın anlamı tartışmalı; ve dönemin sonundaki taş kabartmalar, en çok, sonraki yüzyıllarda onlardan alınan mürekkep baskılar aracılığıyla tanındı.
Açılış: dört tabutun en içinde
Güney Çin'de, bir kentin kenarındaki alçak bir tepenin altında, yirminci yüzyılın ikinci yarısında bir mezar açıldı. Mezar odası kalın bir kömür ve beyaz kil tabakasıyla sarılmıştı. Bu tabakalar, içeriye hava ve su girmesini iki bin yıldan fazla engellemişti.
Mezar odasının ortasında dört tabut, birbirinin içine yerleştirilmiş olarak duruyordu. En dıştaki sade, siyah cilalı. İkincisi siyah zeminli, üzerinde bulutların arasında uçan ruhlar ve garip hayvanlar boyanmış. Üçüncüsü kırmızı zeminli, üzerinde bir dağ ve ejderhalar. Dördüncüsü, en içteki, ipek ve tüylerle kaplı.
En içteki tabutun kapağının üzerinde, T harfi biçiminde, boyalı bir ipek kumaş seriliydi. Tabutun içinde ise, iki bin yıl önce ölmüş bir kadının bedeni, derisi hâlâ esnek, olağanüstü iyi korunmuş olarak yatıyordu.
Bu ipek kumaşa yukarıdan aşağıya bakalım. En üstte, T'nin geniş kolunda, bir gök: sağda içinde bir karga olan kırmızı bir güneş, solda üzerinde bir kurbağa ve bir tavşan olan hilal biçimli bir ay, ortada yılan bedenli bir tanrı. Ortada, ince bölümde, bastonuna dayanmış yaşlı bir kadın ve onun önünde diz çökmüş hizmetkârlar. Onun altında, bir tören ya da bir şölen sahnesi. En altta, balıkların ve yılanların arasında, bir platformu omuzlarında taşıyan bir dev.
Bu kumaş, bir evrenin haritası gibi. Gök, yeryüzü ve yeraltı, tek bir yüzeyde, üst üste. Ve ortasında, büyük olasılıkla mezarın sahibi olan yaşlı kadın.
KRO-311.4'te bir imparatorun mezarının, yeraltında yeniden kurulmuş bir imparatorluk olduğunu görmüştük. Bu derste bir mezar, ölçeği bir adım daha büyüterek bütün bir evreni ve bir ruhun bu evrendeki yolculuğunu göstermeye çalışıyor.
Soru şu: bir mezar, bir evrenin haritası olarak nasıl düzenlenebilir? Ve bu haritayı, onu yapanların inançlarından ne kadar emin olarak okuyabiliriz?
Bu derste ne olacak
Önce ilk imparatorluğu deviren ve dört yüzyıl süren hanedanı ve onun mezar düşüncesini kuracağız.
Ardından açılıştaki mezara, onun tabutlarına, giysilerine, kitaplarına ve envanterine geri döneceğiz.
Sonra ölümsüzlük arayışına geçeceğiz: bedeni yeşimle örten giysilere, dağ biçimli buhurdanlara ve bir kraliçe tanrıçanın cennetine.
Ardından evrenin bir desen olarak nasıl çizildiğini göreceğiz: bronz aynaların sırtlarında ve mezar duvarlarında.
Karşılaştırma bölümünde ipek sancağın farklı okumalarını karşılaştıracağız. Usta katmanında da bu dönemin taş kabartmalarını ve bu kabartmaların kâğıda baskılarla yeniden üretilmesini ele alacağız.
Sıfır noktası: yeni hanedan, yeni mezar
KRO-311.4'te ilk imparatorluğun kısa ömrünü gördük. İlk imparatorun ölümünden birkaç yıl sonra imparatorluk çöktü. Ardından gelen iç savaştan, yeni bir hanedan galip çıktı ve MÖ üçüncü yüzyılın sonundan MS üçüncü yüzyılın başına kadar, yaklaşık dört yüzyıl boyunca Çin'i yönetti. Bu hanedana Han hanedanı diyoruz.
Bu hanedan, bir önceki imparatorluğun birleşik devlet yapısını büyük ölçüde korudu, ama onu farklı bir ideolojiyle meşrulaştırdı. KRO-311.3'te gördüğümüz düşünürün öğretisi, bu dönemde devletin resmî öğretisi hâline geldi. Aynı dönemde, evrenin, doğanın ve insan toplumunun birbirine karşılık gelen ilkelerle düzenlendiğine dair kapsamlı kozmolojik düşünceler de gelişti.
Mezar düşüncesi de değişti. KRO-311.3'te yarışan devletlerin mezarlarının bir sarayın kopyasına dönüştüğünü görmüştük. Bu dönemde mezarlar, ölünün öbür dünyadaki evi olarak daha da ayrıntılı biçimde düzenlendi. Mezara, ölünün ihtiyaç duyacağı her şey konuldu: yemekler, giysiler, müzik aletleri, kitaplar, hizmetkârların figürleri, evlerin, kulelerin ve ahırların maketleri.
Bu maketler, bu dönemin gerçek mimarisinin çok değerli bir kanıtı. Bu dönemin ahşap binalarının neredeyse hiçbiri ayakta kalmadı. Ama mezarlardaki pişmiş toprak kopyalar, onların nasıl göründüğünü gösteriyor. KRO-301.10'da korunma yanlılığını görmüştük: burada ahşap kayboldu, ama onun topraktan kopyası kaldı.
Mekanizma — bir mezarın içindekiler
Açılıştaki mezara geri dönelim. Bu mezar ve yanındaki iki mezar, güneydeki küçük bir beyliğin yönetici ailesine ait. Açılıştaki kadın, bu beyliğin yöneticisinin eşiydi.
Dört tabuttan ikincisi, siyah zeminli olanı, özellikle dikkat çekici.
Bu tabutun yüzeyinde, bulutlar sürekli hareket halinde. Aralarındaki küçük figürler, göksel bir dünyanın varlıkları olarak okunuyor. Tabut, ölünün geçeceği ya da içinde yaşayacağı bir ara dünyayı, dünya ile gök arasındaki bir bölgeyi gösteriyor olabilir.
Mezarın bölmelerinde, bu kadının öbür dünyada ihtiyaç duyacağı her şey vardı. Bunların arasında olağanüstü bir giysi de bulunuyordu.
Bu giysi, bu dönemin ipek dokumacılığının ne kadar ileri bir düzeye ulaştığını gösteriyor. İpliği bu kadar ince eğirmek ve dokumak, olağanüstü bir beceri istiyor. KRO-310.12'de Güney Asya'nın pamuklularının okyanus boyunca dolaştığını görmüştük. Bu dönemin ipeği de, sonraki yüzyıllarda, batıya uzanan kara yollarıyla çok uzak pazarlara ulaşacaktı.
Mezarın içinde, içindekilerin bir listesi de vardı.
Bu envanter, mezara ne konduğunu, hangi adla anıldığını ve ne kadar olduğunu söylüyor. Arkeologlar, envanterdeki kalemleri mezarda bulunan nesnelerle karşılaştırabildi. Bazı kalemler buluntularla örtüşüyor, bazıları ise yok: belki hiç konmadı, belki çürüdü. KRO-311.2'de bir mezarın nesnelerinin başka bir yerdeki yazılarla doğrulandığını görmüştük. Burada mezar, kendi yazılı listesini kendi içinde taşıyor.
Aynı ailenin başka bir mezarında, ipeğe ve bambuya yazılmış bir kütüphane bulundu: felsefe metinleri, tıp metinleri, haritalar ve gök olaylarını kaydeden çizelgeler.
Bu çizelge, gökyüzünün bu dönemde nasıl izlendiğini gösteriyor. Gökteki olaylar, yeryüzündeki olayların habercileri olarak görülüyordu. Gök ile yeryüzü, açılıştaki ipek sancakta olduğu gibi, birbirine bağlı bir sistem olarak düşünülüyordu.
Mekanizma — bedeni korumak, ölümsüzlüğe ulaşmak
Bu dönemin mezar düşüncesinin merkezinde bir soru vardı: ölümden sonra bedene ve ruha ne olur? Bu soruya verilen cevapların biri, bedeni korumaktı.
KRO-311.3'te ölünün yüzünü örten yeşim bir örtü görmüştük. Bu dönemde bu uygulama, bütün bedeni kaplayan giysilere dönüştü.
Bu giysinin yapılması için gereken emek olağanüstü. Binlerce yeşim plakanın her biri, KRO-311.1'de gördüğümüz aşındırma tekniğiyle kesilmiş, inceltilmiş, köşelerinden delinmiş ve altın telle birbirine bağlanmış. Giysinin biçimi, bir insan bedeninin kabaca biçimini izliyor.
Yeşimin bedeni çürümekten koruduğuna inanılıyordu. Ama bu inanç gerçekleşmedi: giysinin içindeki beden tamamen çürümüş, yalnızca toz kalmıştı. Oysa açılıştaki kadının bedeni, yeşim bir giysi olmadan, kömür ve kil tabakalarının oluşturduğu hava geçirmez bir ortam sayesinde korunmuştu. Korunmanın gerçek nedeni, inanılan neden değildi.
Aynı prensin mezarında, ölümsüzlük arayışının başka bir nesnesi de bulundu.
Bu buhurdan, ölümsüzlerin yaşadığına inanılan bir dağı gösteriyor olabilir. İçinde tütsü yakıldığında, duman dağın tepelerinden yükseliyor ve dağ, bulutların arasında bir hayal gibi görünüyor. Nesne, kullanıldığında canlanan bir imge: duman olmadan bir heykel, dumanla birlikte bir manzara.
Prensin eşinin, hemen yanındaki mezarında, bir başka olağanüstü nesne vardı.
Bu kandilin tasarımı çok akıllıca. Kandilin dumanı, hizmetçinin kolundan bedenine çekiliyor ve oda kirlenmiyor. Kandilin ışığı, sürgülü bir kapakla ayarlanabiliyor. Bu nesne, hem bir heykel, hem bir mühendislik çözümü. Bir insan figürü, bir işlevin taşıyıcısı olmuş. KRO-311.2'de hayvan biçimli kapları görmüştük; burada bir insan bedeni, bir aygıta dönüşüyor.
Bu dönemin ölümsüzlük düşüncesinin merkezinde, batıdaki bir dağda yaşadığına inanılan bir tanrıça vardı.
Bu tanrıça, ölümsüzlüğün kaynağı olarak görülüyordu. Onun cennetine ulaşmak, bu dönemin mezar sanatının en yaygın dileklerinden biriydi. Bu imge, mezar tuğlalarında, taş kabartmalarda, aynalarda ve para ağaçlarında tekrar tekrar görülüyor.
Bu para ağaçları, zenginliğin ve ölümsüzlüğün birleştiği bir imge: dallarında sikkeler, tepesinde çoğu zaman tanrıça. Ama bazı ağaçlarda, tanrıçanın yerinde ya da onun yanında, başka bir figür beliriyor. Bu figürün el hareketi ve başının üstündeki çıkıntı, KRO-310.4'te gördüğümüz işaretleri hatırlatıyor. Yabancı bir öğretinin kutsal kişisi, burada yerel ölümsüzlerin arasına, belki de onlardan biri sanılarak, yerleşmiş.
Mekanizma — evrenin deseni
Bu dönemin kozmolojik düşüncesi, en özlü biçimini küçük bir nesnede, bronz aynaların sırtlarında buldu.
Bu aynaların ön yüzü parlatılmış ve yansıtıyor. Sırtları ise bir evren diyagramı. Ortadaki kare yeryüzünü, dış çember göğü gösteriyor olarak okunuyor. Aradaki işaretler, dönemin bir tahta oyununun tahtasındaki işaretlerle aynı. Dört yönü koruyan hayvanlar da çevreye yerleştirilmiş.
Burada KRO-311.1'deki uyarıyı yeniden hatırla. Kare yer, yuvarlak gök fikri, bu dönemde gerçekten yaygın bir kozmolojik düşünceydi ve bu aynalar, bu düşünceyi taşıyan çağdaş nesneler. Yani bu kez, yorum ile nesne aynı dönemden geliyor. Ama bu dönemin düşüncesini, bin yıllarca eski yeşim nesnelere geriye doğru uygulamak ayrı bir soru.
Bu dönemin evreni hareketliydi. Bunun en ünlü imgelerinden biri, bir generalin mezarından çıkan bir bronz at.
Bu at, hızı bir kuşa basarak gösteriyor: at o kadar hızlı ki uçan bir kuşa yetişip onun üzerine basıyor. Heykel, aynı zamanda bir denge sorununu çözüyor. Bütün ağırlık, tek bir ayağın altındaki küçük bir kuşa düşüyor ve heykel bu tek noktada dengede duruyor.
Karşılaştırma: sancağın iki okuması
Açılıştaki ipek sancağa geri dönelim. Bu sancak ne işe yarıyordu ve ne anlama geliyordu? Bu soruya verilen cevaplar, bu dönemin mezar sanatını okumanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Birinci okuma, sancağı bir ruh yolculuğunun haritası olarak görüyor. Michael Loewe gibi araştırmacılar, sancağın aşağıdan yukarıya doğru okunabileceğini, ölünün yeraltından yeryüzüne ve oradan göğe yükselişini, ölümsüzlerin dünyasına ulaşmasını gösterdiğini öne sürdü. Bu okumaya göre ortadaki yaşlı kadın, yolculuğa çıkan ölünün kendisi.
İkinci okuma daha temkinli. Bu dönemin cenaze törenlerini anlatan metinler, cenaze alayında ölünün adını taşıyan bir sancağın taşındığını ve sonra tabutun üzerine konduğunu anlatır. Bazı araştırmacılar, bu sancağın böyle bir tören nesnesi olduğunu düşünüyor. Bu okumaya göre sancağın asıl işlevi, ölünün kimliğini ve statüsünü cenaze töreni boyunca göstermek. Sahnelerin kozmolojik anlamı bu işlevin bir parçası, ama sancağın varlık nedeni değil.
Wu Hung, bu dönemin mezar sanatı üzerine yazdıklarında, sancak gibi nesnelerin, cenaze töreninin bir aşamasından ötekine geçerken işlev ve anlam değiştirebileceğini vurguladı. Bir nesne, törende bir anlam taşıyıp mezara konduktan sonra başka bir anlam kazanabilir.
Mezarın içindeki bambu envanteri bu tartışmaya bir ipucu ekleyebilir. Envanterdeki bazı kalemlerin sancakla eşleştirilmesi öneriliyor, ama bu eşleştirme de tartışmalı. Envanter bir ad veriyor olabilir, ama bu adın ne anlama geldiği yeniden bir yorum gerektiriyor.
Bu karşılaştırmayı KRO-303.7'deki Mısır mezar resmiyle birlikte düşün. Orada da mezar duvarlarındaki sahnelerin gündelik hayatın bir kaydı mı, yoksa öbür dünyada sürecek bir hayatın bir güvencesi mi olduğu soruldu. İki gelenekte de mezar imgesi, bir ölünün öbür dünyadaki varlığını güvenceye almak için yapılmıştı; ama tam olarak nasıl işlediği, onu yapanların inançlarının ayrıntısına bağlı ve bu ayrıntı çoğu zaman kayıp.
Bu karşılaştırmanın ilkesi şu: bir mezar imgesini okurken, onun hem bir tören nesnesi hem de bir inanç imgesi olabileceğini düşün. İşlevi ile anlamı ayrı ayrı sor. Ve onu yapanların inançlarını, ancak çağdaş metinlerin ve buluntuların izin verdiği ölçüde yeniden kurabileceğini kabul et.
Usta katmanı: taş kabartmalar ve mürekkep baskılar
Bu dönemin sonlarında, doğudaki bir bölgede, varlıklı ailelerin mezarlarının önüne, taştan küçük anma tapınakları yapıldı. Bu tapınakların duvarları, yoğun kabartmalarla kaplandı.
Bu kabartmalar, yalnızca bir mezarın süslemesi değil. Onlar, geçmişin ahlaki örneklerini, efsanevi krallardan erdemli sıradan insanlara kadar, bir tarih ve ahlak kitabı gibi sıralıyor. Tapınağı yaptıran aile, bu kabartmalarla kendi değerlerini, eğitimini ve ahlaki duruşunu gösteriyordu. Bu dönemde devletin resmî öğretisi olan düşünürün değerleri, bir ailenin mezar sanatında görünür hâle gelmiş.
Bu kabartmaların sonraki hayatı çok ilginç. Tapınaklar, sonraki yüzyıllarda toprağa gömüldü ve unutuldu. On sekizinci yüzyılın sonunda bir bilgin onları yeniden buldu. Ama kabartmalar en çok, onlardan alınan mürekkep baskılar aracılığıyla tanındı.
Bu baskılar, kabartmaları çok farklı bir biçimde gösteriyor. Taşın üç boyutlu yüzeyi, kâğıdın üzerinde düz, siyah beyaz bir çizime dönüşüyor. Bilginler ve toplayıcılar, bu baskıları topladılar, ciltlediler ve incelediler. Birçok insan bu kabartmaları yalnızca baskılardan tanıdı; taşı hiç görmedi.
KRO-311.4'te bir yazıtın özgünü kaybolduktan sonra, onu bir kopyadan okuduğumuzu görmüştük. Burada özgün taş duruyor, ama onun en yaygın tanınan biçimi bir baskı. Baskı, taşın bir kopyası, ama aynı zamanda kendi başına bir nesne: kendi toplayıcıları, kendi koleksiyonları ve kendi değer sistemiyle. Bu baskı geleneği, Çin'de taş yazıtların ve kabartmaların nasıl tanındığını, çoğaltıldığını ve incelendiğini derinden belirledi.
Bu kabartmaların anlamı da bir tartışma konusu. Bazı araştırmacılar, sahnelerin bir aile üyesinin kendi seçtiği, kişisel bir program olduğunu düşünürken, başkaları sahnelerin atölyelerin standart bir repertuvarından seçildiğini savunuyor. Bu tartışma, KRO-311.4'teki modül sorusunu hatırlatıyor: bir eser, bir bireyin iradesi mi, yoksa bir sistemin ürünü mü?
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Katman haritası: bir imgeyi yukarıdan aşağıya ya da aşağıdan yukarıya katmanlar hâlinde oku ve her katmanın hangi dünyayı gösterdiğini adlandır.
İç içe kaplar: bir mezarın iç içe geçmiş kaplarını, tabutlarını ya da odalarını, merkeze doğru ilerleyen bir yolculuk olarak oku.
Envanter karşılaştırması: bir mezarın ya da bir koleksiyonun yazılı listesi varsa, onu buluntularla karşılaştır. Örtüşme ve eksikler, ayrı ayrı bilgi verir.
İnanç ve gerçek neden: bir nesnenin korunmasını ya da işe yaramasını sağlayan inanılan neden ile gerçek neden arasındaki farkı kaydet.
İşlev ve anlam: bir tören nesnesinin neye yaradığını ve ne anlama geldiğini ayrı ayrı sor. İkisi aynı olmayabilir ve törenin farklı aşamalarında değişebilir.
Baskının ikinci hayatı: bir kabartmanın ya da bir yazıtın, onun mürekkep baskısı gibi bir kopyası aracılığıyla nasıl tanındığını ve bu kopyanın kendi başına nasıl bir nesneye dönüştüğünü izle.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Yeşim giysiler bedeni gerçekten korudu."
Yeşim giysilerin içindeki bedenler çürümüş olarak bulundu. İyi korunmuş bir beden, hava geçirmez kömür ve kil tabakalarının oluşturduğu koşullar sayesinde korundu.
Yaygın yanlış"İpek sancağın anlamı kesin olarak biliniyor."
Sancak bir ruh yolculuğunun haritası olarak da, bir cenaze töreninde taşınan bir kimlik nesnesi olarak da okunuyor. İşlevi ve anlamı tartışmalı.
Yaygın yanlış"Bu dönemin mimarisi hakkında hiçbir şey bilmiyoruz, çünkü binaları kalmadı."
Mezarlara konan pişmiş toprak ev ve kule maketleri, bu dönemin ahşap mimarisinin görünüşünü gösteriyor.
Yaygın yanlış"Kare yer, yuvarlak gök fikri bütün Çin tarihine uygulanabilir."
Bu fikir bu dönemin aynalarında gerçekten görülüyor. Ama onu çok daha eski nesnelere geriye doğru uygulamak ayrı bir kanıt gerektiriyor.
Yaygın yanlış"Taş kabartmaların mürekkep baskıları, taşın kendisinin tam bir kopyasıdır."
Baskılar, üç boyutlu bir yüzeyi düz, siyah beyaz bir çizime çeviriyor. Kendi toplayıcıları ve kendi değer sistemiyle ayrı bir nesne türü oldular.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: İlk imparatorluğu deviren Han hanedanı, dört yüzyıl boyunca birleşik bir devleti farklı bir ideoloji ve kapsamlı bir kozmolojiyle yönetti. Bu dönemin mezarları, ölünün öbür dünyadaki evi olarak, yemekleri, giysileri, kitapları, ev ve kule maketleriyle ayrıntılı biçimde donatıldı. Güneydeki bir mezarda, iç içe geçmiş dört tabutun en içinde, gök, yeryüzü ve yeraltını katman katman gösteren bir ipek sancak ve olağanüstü iyi korunmuş bir beden bulundu. Ölümsüzlük arayışı, bedeni binlerce yeşim plakayla örten giysilerde, dağ biçimli buhurdanlarda ve batıdaki bir tanrıçanın cennetinde ifade buldu. Bronz aynaların sırtları, kare yer ve yuvarlak gök fikrini çağdaş bir diyagram olarak taşıdı. Sancağın anlamı tartışmalı; ve dönemin sonundaki taş kabartmalar, en çok, sonraki yüzyıllarda onlardan alınan mürekkep baskılar aracılığıyla tanındı.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir kraliçe tanrıçanın cennetini ve ölümsüzlük arayışını gördük. Bu dönemin sonlarında, batıdaki bazı mezarlarda, bronzdan dökülmüş para ağaçlarının dalları arasında küçük, oturan, bir elini kaldırmış bir figür belirmeye başladı. Bu figür, batıdan gelen yabancı bir öğretinin kutsal kişisiydi, ama burada yerel ölümsüzlerin arasına karışmış görünüyordu. Yabancı bir öğreti, onu taşıyan kutsal metinler ve imgeler yeni bir dile nasıl çevrildi, ve bu çeviri kayalara oyulmuş dev tapınaklara nasıl dönüştü? Budizmin gelişi, mağara tapınakları ve çeviri konusuna geçiyoruz.