Ders KRO-311.12 · Çin Sanatları

Ming sarayı, porselen ve küresel ticaret

3.399 kelime · 17 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Ming hanedanı Moğolları kovdu, ama onların porselen kasabasını ve kobalt mavisini devraldı. Saray fırınları, hükümdarın dönem adını taşıyan kaplar üretti ve kusurlu olanları kırıp gömdü. Yongle'nin ince beyazı, Xuande'nin koyu mavisi ve Chenghua'nın küçük kadehi, bu işaretin dönemlerini gösteriyor. Saray, mezar vadisinde bir ahşap salon ve taş bir yol bıraktı; Zheng He'nin filoları Sri Lanka'ya üç dilli bir taş dikti, saraya bir zürafa getirdi. Özel fırınların kapları Erdebil'e, Topkapı'ya, Venedik'e ve Lizbon'a ulaştı ve her durakta yeni bir anlam kazandı.

Açılış: bilerek kırılan kaplar

Güney Çin'deki porselen kentinin ortasında, alçak bir tepe var. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde arkeologlar bu tepenin altında beklenmedik bir şey buldu. Toprağın katmanları, ince porselen kırıklarıyla doluydu.

Kırıkların çoğu, kusursuz görünen kaplardan geliyordu ve bilerek parçalanmıştı.

Bu kaplar, Ming sarayı için yapılmıştı. Fırından çıktıktan sonra bir denetimden geçmişlerdi. Rengi biraz kaymış, sırrı hafifçe akmış ya da biçimi kusurlu bulunan parçalar saraya gönderilmedi. Sarayın işaretini taşıyan bir kabın saray dışına çıkmasına da izin verilmedi; parçalanıp gömüldü.

Kırıkların arasında, sonradan ünlenen kap türlerinin denemeleri de çıktı. Tepe, bir atölyenin başarılarıyla birlikte reddettiklerini de saklıyordu.

Kusurlu bir kabı kırmak, onu sıradan eşyanın dışına koyuyor. Bu porselen bir hükümdarın adını taşıyordu ve adın lekelenmemesi, kabın kendisinden önemliydi.

Bu ders bu tepeden çıkan soruyu izliyor. Bir saray, bir malzemeyi kendi imzası hâline nasıl getirir? Ve aynı kentin fırınlarından çıkan başka kaplar, okyanusların öbür kıyısında kimin elinde, ne anlama gelir?

Bu derste ne olacak

Önce Moğolları kovan yeni hanedanı tanıyacağız. Ardından saray fırınlarına, kaplara yazılan hükümdar adına ve efsaneleşen bir kadehe bakacağız.

Sonra imparator mezarlarına, sarayın uzak denizlere yolladığı filolara ve saray ressamlarıyla güneyli bilginlerin ayrılan yollarına geçeceğiz. En uzun bölüm, porselenin İran'daki bir türbeden İstanbul'a, Venedik'e ve Lizbon'a uzanan yolculuğunu izleyecek.

Sıfır noktası: köylü bir isyancıdan imparatorluk sarayına

KRO-311.11'in sonunda Yuan yönetiminin isyanlar içinde çöktüğünü gördük. İsyancıların arasından sıyrılan lider, yoksul bir köylü ailesinden geliyordu. Gençliğinde bir süre Budist manastırında yaşamış, sonra bir isyancı ordusuna katılmıştı. On dördüncü yüzyılın ikinci yarısında yeni bir hanedan ilan etti ve başkentini güneyde, büyük ırmağın kıyısındaki Nanjing'e kurdu.

Hanedanın adı Ming'di; "parlak" ya da "aydınlık" diye çevriliyor. Kurucu, Moğol giyimini ve geleneklerini yasaklayan, eski Çin düzenini geri getirmeyi vaat eden fermanlar çıkardı. Ama yönetim, Yuan'dan kalan pek çok kurumu da sessizce sürdürdü.

Kurucunun ölümünden kısa bir süre sonra, kuzeydeki oğullarından biri yeğenine karşı ayaklandı ve tahtı ele geçirdi. Yongle unvanıyla anılan bu imparator, başkenti kuzeye, Moğolların eski başkentinin yerine taşıdı. Orada, on beşinci yüzyılın ilk on yıllarında, duvarlarla çevrili devasa bir saray kenti yükseldi.

Bu saray kenti bugün Yasak Şehir adıyla biliniyor. Planı Ming'den kalıyor; ama salonların önemli bir bölümü, yangınlardan sonra sonraki yüzyıllarda yeniden yapıldı.

Ming hükümdarlarının her biri, tahta çıktığında bir dönem adı seçti ve yıllar bu adla sayıldı. Ders boyunca imparatorları Yongle, Xuande ya da Wanli gibi dönem adlarıyla anacağız.

Mekanizma — fırın ve imza

Moğolların porselen kasabasında kurduğu büro, KRO-311.11'de gördüğümüz mavi-beyaz kapların doğduğu yerdi. Ming yönetimi bu kasabayı bırakmadı. Hanedanın ilk on yıllarında, kasabada doğrudan saraya bağlı fırınlar kuruldu. Sarayın görevlileri biçimleri, desenleri ve sayıları belirliyor, örnekleri başkentten gönderiyordu.

Yongle döneminde saray, mavi desenden çok beyazın kendisiyle ilgilendi. Bu dönemden kalan bazı kaplar, ışığa tutulunca neredeyse saydam görünecek kadar ince.

Bu beyaza "tatlı beyaz" adı verildi. Desenin saklı olması, kabı kullanan kişiyle kap arasında küçük bir sır kuruyordu. Deseni görmek için kabı elinde tutmak, ışığa çevirmek gerekiyordu. Bu kâseler, Budist törenlerinde ve sarayın sunaklarında da kullanıldı.

Birkaç on yıl sonra, Xuande döneminde, saray mavisi en koyu hâline ulaştı. Bu dönemde bir uygulama da yerleşti: kabın dibine, hükümdarın dönem adını içeren altı işaretlik bir yazı koymak.

Dipteki yazı, kabın Büyük Ming'in Xuande döneminde yapıldığını söylüyor. Mavideki koyu benekler, kobaltın içindeki demirden geliyor. Bu kobaltın önemli bir kısmının hâlâ batıdan, İran yönünden getirildiği düşünülüyor. Yabancı bir hanedanın açtığı yoldan gelen madde, artık bir Çin hükümdarının adını taşıyan kapları boyuyordu.

İşaret, kabı kimin için yapıldığını herkese söyleyen bir belgeye çeviriyordu. Kusurlu parçaları kırıp gömmenin nedeni de buydu: bu yazıyı taşıyan her kap, hükümdarı temsil ediyordu.

On beşinci yüzyılın ikinci yarısında, Chenghua döneminde, fırınlar büyüklükten küçüklüğe döndü. Bu dönemin en ünlü kabı, avuç içine sığacak kadar küçük bir kadeh.

Bu kadehte iki teknik birleşiyor. Önce desenin hatları mavi ile çizildi ve kap yüksek ısıda pişirildi. Sonra sırrın üstüne renkli emayeler sürüldü ve kap daha düşük bir ısıda bir kez daha fırına girdi. Bu tekniğe "doucai" deniyor; adın tam anlamı tartışmalı, ama renklerin birleşmesine ya da yarışmasına gönderme yaptığı kabul ediliyor.

Konu da sarayın içinden geliyor. Tavuk ve civcivler, Çin resminde aileyi ve bereketi çağıran bir imge. Bazı yorumcular kadehleri, imparatorun gözdesi olan bir saray kadınının zevkine bağlıyor; bu, belgeyle kanıtlanmamış bir yorum olarak kalmalı. Hanedanın son yüzyılında bu kadehler, koleksiyoncuların en çok aradığı nesneler arasına girdi. Sonraki hanedanın atölyeleri de onları defalarca taklit etti ve dönem yazısını da kopyaladı.

Bu taklitler bir uyarı taşıyor. Dipteki yazı, kabın hangi döneme ait olduğunu iddia ediyor. Sonraki bir atölye, saygı ya da ticaret için, eski bir dönemin adını yeni bir kaba yazabiliyordu. Yazıyı okumak, tarihlendirmenin yalnızca ilk adımı.

Kasabada saray fırınlarının yanında yüzlerce özel fırın da çalışıyordu. Ming'in son yıllarında yazılan bir teknik kitap, bu emeğin nasıl bölündüğünü resimleriyle gösteriyor.

Kitabın yazarı, sınavlarda başarısız olmuş ve tarımdan madenciliğe kadar pek çok zanaatı tek kitapta toplamış bir bilgindi. Porselen bölümünde, tek bir kabın biçimlendirmeden boyamaya, sırlamadan pişirmeye kadar pek çok elden geçtiğini anlatıyor.

Bu resimler, ünlü kapların arkasındaki adsız emeği görünür kılıyor. Saray kadehini boyayan elin adı kabın üzerinde yok; orada yalnızca hükümdarın adı var.

Mekanizma — sarayın taştaki ve topraktaki yüzü

Yongle imparatoru, yeni başkentin kuzeyindeki dağların eteğinde, kendisi ve ardılları için bir mezar vadisi seçti. Sonraki hükümdarların çoğu bu vadiye gömüldü. Vadinin en eski ve en büyük mezarı, onun kendi mezarıdır.

Bu salon, ölen imparatora sunuların yapıldığı tören mekânıydı. Mezarın kendisi, salonun arkasındaki toprak tepenin altında duruyor. Salonun sütunları, güneybatının ormanlarından getirilen değerli bir ağaçtan kesildi. Bu kerestenin başkente taşınması, nehirler ve kanallar üzerinde yıllar sürdü.

Salon, özgün hâliyle kalabilmiş en büyük Ming ahşap yapılarından biri sayılıyor. Bir Ming saray salonunun ölçeğini görmek isteyen birinin bakacağı yer, bu yüzden mezar vadisidir.

Vadiye giden yol da bir törenin parçasıydı.

Ölü imparatorun ruhunun bu yoldan geçtiğine inanılıyordu; cenaze ve anma alayları da aynı yoldan yürüyordu. Heykeller, imparatoru ölümde de karşılayan bir saray düzenini taşa çeviriyordu.

Filler güneyin ormanlarından, develer batının ve kuzeyin çöllerinden geliyordu; Pekin'in çevresinde böyle hayvanlar yaşamıyordu. Yolun taş hayvanları, hükümdarın gücünün ulaştığı ya da ulaştığını iddia ettiği toprakların bir haritası gibi okunabilir.

Mezarlardan yalnızca biri açıldı. Yirminci yüzyılın ortasında, Wanli döneminin imparatoru ile iki eşinin gömülü olduğu mezar kazıldı. Yer altında, taş kapılarla ayrılan mermer odalar ve tabutlarla dolu bir saray bulundu.

Taç, imparatoriçelerin tören giysisinin parçasıydı. Ejderha imparatoru, anka kuşu imparatoriçeyi simgeliyordu. Kuş tüyü kaplama tekniği, mavinin ışığa göre parlamasını sağlıyordu. Bu mavi, porselenin mavisiyle aynı sarayın rengi gibi görünüyor, ama tümüyle başka bir maddeden geliyor.

Kazının kayıpları da oldu. O yıllarda koruma teknikleri yetersizdi ve ipek giysilerin bir kısmı hava ile temas edince bozuldu. Birkaç yıl sonra, ülkeyi saran siyasi kargaşa sırasında, imparatorun ve eşlerinin kalıntıları yakıldı. Bu deneyimden sonra, öteki imparator mezarlarını açmama yönünde bir ilke benimsendi. Ming mezarlarının çoğu, bugün hâlâ kapalı.

Mekanizma — denize açılan saray

Yongle imparatorunun sarayı, karada olduğu kadar denizde de görünmek istedi. On beşinci yüzyılın ilk otuz yılında, saray büyük filolar hazırlatıp Hint Okyanusu'na gönderdi.

Filoların başındaki Zheng He, güneybatıdaki Müslüman bir aileden geliyordu. Çocukken savaşta esir alınmış, hadım edilmiş ve sonradan imparator olacak prensin hizmetine verilmişti; zamanla onun en güvendiği adamlarından biri oldu.

Filolar Güneydoğu Asya'dan Hindistan'a, Arap Yarımadası'ndan Doğu Afrika kıyısına kadar uzandı. Gemilerin boyutu ve kaç kişi taşıdığı tarihçiler arasında tartışılıyor; sonraki yüzyılların anlatıları sayıları büyüttü. Kanıt için, seferlerden kalan nesnelere bakmak gerekiyor.

Taş, Sri Lanka'nın güneyindeki liman kentinde bulundu. Yirminci yüzyılın başında, bir su kanalının üzerinde örtü taşı olarak kullanılırken fark edildi. Üç yazı aynı sunuları sayıyor: altın, gümüş, ipek ve kandil yağı. Ama her yazı bu sunuları başka bir kutsala ithaf ediyor. Çince metin Buda'ya, Tamilce metin adanın bir Hindu tanrısına, Farsça metin ise Allah'a ve İslam'ın velilerine sesleniyor.

KRO-311.11'deki geçit kemerinde de aynı dua altı yazıda tekrar ediliyordu. Burada ise sunu aynı kalıyor, ama alıcı her dilde değişiyor. Saray, limanın çok dinli halkına, her birinin kendi diliyle ve kendi inancıyla seslenmeyi seçmişti.

Seferlerden saraya dönen armağanlar arasında, Pekin'de daha önce hiç görülmemiş bir hayvan da vardı.

Zürafa, Bengal sultanının armağanı olarak geldi; hayvanın kendisi Doğu Afrika'dan getirilmişti. Saray hattatı Shen Du, onu bir övgü yazısıyla karşıladı. Yazı, zürafayı Çin geleneğindeki kutlu bir masal hayvanı, qilin ile özdeşleştiriyordu. Qilin'in ancak erdemli bir hükümdarın döneminde göründüğüne inanılıyordu.

Yaygın bir açıklamaya göre, zürafanın Doğu Afrika dilindeki adı qilin sözcüğüne benziyordu. Bu açıklama doğru olsun ya da olmasın, resim bir yabancı hayvanı yerli bir simgeye çeviriyor. Uzaktaki bir dünya, hükümdarın meşruiyetini kanıtlayan bir işarete dönüşüyor.

Seferlerin anlatısını büyük ölçüde, filoda çevirmen olarak bulunan Müslüman bir bilgin, Ma Huan'ın kitabından biliyoruz. Kitap, uğranan limanların ürünlerini, halklarını ve geleneklerini anlatıyor.

Seferler, Xuande döneminden sonra durdu. Bazı memurlar onları masraflı bir gösteriş saydı; kayıtlarının bilerek yok edildiğine dair sonradan yayılan anlatı ise tartışmalı. Devlet denizden çekildi ve özel deniz ticareti uzun süre yasak kaldı.

Mekanizma — saray ressamları ve güneyli bilginler

Ming sarayı da ressamlar barındırdı. Song gibi resmî bir akademi kurmadı, ama ressamlara saray muhafız birliklerinde unvanlar verdi. Saray ressamları portreler, av sahneleri ve iri kuş ve çiçek resimleri yaptı. Güneydoğudaki bir eyaletin adıyla anılan bir ressam çevresinin ustaları da KRO-311.9'da gördüğümüz güney Song saray ressamlarının cesur fırçasını sürdürdü.

On beşinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren ağırlık, güneydeki zengin bir kente kaydı. Kanallar ve bahçelerle dolu bu kentte, sınav yolunu seçmeyen ya da ondan çekilen varlıklı bilginler yaşıyordu. Onlar, KRO-311.11'de gördüğümüz Yuan ustalarını kendi ataları saydılar.

Shen Zhou devlet hizmetine hiç girmedi ve hayatını bu kentin yakınındaki aile mülkünde geçirdi. Resimdeki figür, KRO-311.9'daki gezginler kadar küçük, ama dünyaya yukarıdan bakıyor. Gökyüzündeki şiir, figürün söyleyebileceği sözü taşıyor.

Shen Zhou'nun öğrencisi Wen Zhengming, sınavlarda defalarca başarısız oldu, başkentte kısa bir süre görev yapıp kentine döndü.

Bahçe, görevden çekilmiş bir memur tarafından kuruldu ve hâlâ aynı kentte duruyor. Adı, eski bir metinden alınan alaycı bir alçakgönüllülük taşıyor: devlet işlerini yürütemeyen biri, ancak bahçesini yönetebilir. Albüm, bahçeyi bir yürüyüş gibi yaprak yaprak açıyor. Okur, resimle şiir arasında gidip gelerek bahçede dolaşıyor.

Ming'in sonunda KRO-311.9'da andığımız Dong Qichang, bu kentin ustalarını bilgin soyunun mirasçıları saydı. Saray ressamları ise büyük ölçüde unutuldu. Bu sıralamayı yapanın da bir bilgin olduğunu akılda tutmak gerekiyor.

Mekanizma — kapların yolculuğu

Saray fırınları hükümdar için çalışırken, kasabanın özel fırınları dünyaya üretiyordu. Mavi-beyazın en büyük alıcıları, ilk yüzyıllarda İslam dünyasının saraylarıydı.

Safevi şahı Birinci Abbas, sarayındaki Çin porseleni koleksiyonunu hanedanın ata türbesine vakfetti. Koleksiyonda Yuan'ın son yıllarından ve Ming'in ilk yüzyılından iri tabaklar ve kâseler vardı. Kazınan kayıt, her kabı şahın adıyla türbeye bağlıyordu. Çin'deki bir kasabanın fırınından çıkan mavi, burada bir İran şahının dindarlığını gösteren bir işarete dönüştü.

Osmanlı sarayı da büyük bir Çin porseleni koleksiyonu topladı. Topkapı'nın mutfak binalarında bugün sergilenen bu koleksiyon, dünyanın en büyükleri arasında sayılıyor.

Osmanlı kuyumcuları, uzaktan gelen kabı olduğu gibi bırakmadı. Onu kendi saraylarının en değerli malzemeleriyle yeniden giydirdi. Saray kayıtları, porselenin bayramlarda ve ziyafetlerde kullanıldığını gösteriyor. Yeşil sırlı seladonların zehri belli ettiğine dair bir inanış da aktarılıyor. Aynı dönemde İznik çömlekçileri, mavi-beyaz Çin tabaklarının desenlerini kendi malzemeleriyle yeniden yorumluyordu.

Mavi-beyaz, Akdeniz'e de ulaştı. On beşinci yüzyılın sonunda bazı İtalyan hükümdarları, Memlük sultanlarından armağan olarak porselen aldı.

Bellini, eski tanrıların şölenini resmederken, sofraya döneminin en nadir kaplarını koydu. Kâselerin desenleri, Ming mavi-beyazıyla tanınabilecek kadar dikkatle boyanmış. Porselen, burada tanrılara layık bir zenginliğin işareti.

On altıncı yüzyılın başında Portekiz gemileri Çin kıyılarına ulaştı. Yüzyılın ortasında Portekizliler, güneydeki bir yarımadada, Makao'da bir ticaret üssü kurdu. Aynı dönemlerde Ming yönetimi özel deniz ticaretine koyduğu yasağı gevşetti. İspanyollar ise Manila'yı kurdu ve Amerika'dan getirdikleri gümüşü Çin ipeği ve porseleniyle takas etmeye başladı.

Bu tür kaplar, Wanli döneminde, doğrudan dış pazarlar için çok büyük sayılarda üretildi. Adlarını, Hollandalıların Portekiz yük gemilerine verdiği addan aldıkları düşünülüyor. On yedinci yüzyılın başında Hollanda gemileri, porselen yüklü iki Portekiz gemisini ele geçirdi ve yükleri Hollanda'da açık artırmayla satıldı. Bu satışlar, Avrupa'da porselen merakını hızla büyüttü.

Aynı yıllarda Atlas Okyanusu'ndaki küçük bir adada patlayıp batan bir Hollanda gemisinin yükü, yirminci yüzyılda sudan çıkarıldı. Yükteki kraak tabaklar, bu kapların hangi yolla taşındığını belgeliyor.

Porselen, sonunda evlerin kendisine yerleşti.

Burada tabaklar, kullanılan kap olmaktan çıkıp odanın mimarisine katılmış. Onlarca yıl boyunca toplanan kaplar, bir ailenin uzak denizlerle bağını, yani zenginliğinin kaynağını, başının üstünde sergiliyordu.

Avrupa porselenin yapımını uzun süre çözemedi; Floransa'da bir saray atölyesinin on altıncı yüzyılın sonundaki denemesi gerçek porselene ulaşmadı. Ming'in son yıllarında, Çin'deki savaşlar ihracatı aksatınca, Hollandalı çömlekçiler mavi-beyazı kendi topraklarıyla kopyalamaya başladı.

Karşılaştırma: aynı kent, iki alıcı

Açılıştaki soruya dönelim. Chenghua tavuklu kadeh ile kraak tabak, aynı kentin fırınlarından çıktı. Malzemeleri, mavisi, hatta bazı ustaları ortak olabilir.

Kadeh, tek bir alıcı için yapıldı. Küçük, kusursuz ve dibinde bir hükümdarın adını taşıyor; kusurlu olanlar kırıldı. Tabak ise binlerce bilinmeyen alıcı için yapıldı. İri, hızlı boyanmış, kenarı ufalanabiliyor ve dibinde çoğu zaman hiçbir ad yok.

Fark, kalitede başlayıp kalitede bitmiyor. Kadehin değerini adı, tabağınkini ise ulaştığı uzaklık belirledi. Lizbon'daki tavanda ya da Erdebil'deki nişte, sıradan bir kraak tabak bile bir hazine gibi duruyordu. İlke şu: bir nesnenin anlamını, yapıldığı yerin yanında, ulaştığı yerde de ara. Aynı kap, iki dünyada iki ayrı şey olabilir.

Usta katmanı: porselen kimin hikâyesi?

Çin'in kendi uzmanları uzun süre dönem işaretlerine ve saray kaplarına odaklandı. Avrupa'da ise porselen, Doğu ile ticaretin ve egzotik bir zevkin hikâyesi olarak anlatıldı.

Sanat tarihçisi Craig Clunas, Ming döneminin seçkinlerinin nesnelerle kurduğu ilişkiyi inceledi. Ona göre Ming'in son yüzyılında zengin tüccarlar da eski kapları ve resimleri satın almaya başlayınca, bilginler zevk üzerine kitaplar yazdı. Bu kitaplar, neyin zarif, neyin kaba olduğunu belirleyerek kendi konumlarını koruyordu. Wen Zhengming'in torununun oğlu da bu kitaplardan birinin yazarıydı.

Tarihçi Timothy Brook ise Hollanda resimlerindeki Çin kaplarından yola çıktı. Ona göre bu resimlerin her biri, dünyayı birbirine bağlayan bir ticaret ağının açılan kapısıydı. İki yaklaşım birlikte okunduğunda porselen, birbirine bağlanmış pek çok elin hikâyesine dönüşüyor.

Kalıcı araçlar

Bu dersten çalışma masana şu araçlar kalıyor.

Reddedilenin arşivi: bir atölyenin neyi kırıp attığını ara; reddedilen parça, ölçütü kabul edilenden daha açık gösterebilir.

İşaretin iddiası: bir kabın dibindeki dönem yazısını bir tarihten çok bir iddia olarak oku ve taklit olasılığını sor.

Yerli simgeye çeviri: uzaktan gelen bir nesne ya da hayvan, yerel bir anlam sistemine nasıl yerleştirilmiş, izle.

Alıcıya göre dil: aynı yazının ya da aynı sununun farklı okurlara nasıl farklı seslendiğini çıkar.

Ulaştığı yer: bir nesnenin anlamını, üretildiği atölyenin yanı sıra son durağında da sor.

Kanonun yazarı: bir ressamın ünlü, ötekinin unutulmuş olmasının, kimin yazdığı tarihle ilgisini ara.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Mavi-beyaz porselen Ming döneminde icat edildi."
Doğrusu

Teknik, Yuan döneminde olgunlaşmıştı; Ming sarayı onu devraldı ve kendi işaretiyle yeniden tanımladı.

Yaygın yanlış"Dipte Ming dönem işareti olan her kap Ming döneminde yapılmıştır."
Doğrusu

Sonraki atölyeler eski dönem işaretlerini saygı ya da ticaret için sıkça kopyaladı.

Yaygın yanlış"Zheng He'nin filoları Amerika'ya ulaştı."
Doğrusu

Bu iddia popüler kitaplardan geliyor; seferlerin kanıtları Hint Okyanusu ve Doğu Afrika kıyısını gösteriyor.

Yaygın yanlış"Çin porseleni Avrupa'ya ilk kez Hollandalılarla ulaştı."
Doğrusu

Porselen, Hollanda gemilerinden çok önce İslam dünyasının saraylarına ve Memlük armağanlarıyla İtalya'ya varmıştı.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Ming hanedanı Moğolları kovdu, ama onların porselen kasabasını ve kobalt mavisini devraldı. Saray fırınları, hükümdarın dönem adını taşıyan kaplar üretti ve kusurlu olanları kırıp gömdü. Yongle'nin ince beyazı, Xuande'nin koyu mavisi ve Chenghua'nın küçük kadehi, bu işaretin dönemlerini gösteriyor. Saray, mezar vadisinde bir ahşap salon ve taş bir yol bıraktı; Zheng He'nin filoları Sri Lanka'ya üç dilli bir taş dikti, saraya bir zürafa getirdi. Özel fırınların kapları Erdebil'e, Topkapı'ya, Venedik'e ve Lizbon'a ulaştı ve her durakta yeni bir anlam kazandı.

Sonraki derse köprü

On yedinci yüzyılın ortasında isyancılar başkente girdi ve son Ming imparatoru sarayın arkasındaki tepede canına kıydı. Kuzeydoğudan gelen Mançular, boşalan tahtı ele geçirdi. Yeni hanedanın imparatorları, Yasak Şehir'in içinde kendi atölyelerini kurdu; emayeden cama, yeşimden saate kadar pek çok nesne doğrudan hükümdarın gözü önünde üretildi. Bu atölyelere Avrupalı rahip-ressamlar da girdi ve Çin fırçasıyla Avrupa perspektifinin birlikte kullanıldığı resimler yaptı. Porselenin yolculuğu artık tersine dönüyordu: Avrupa'nın teknikleri ve zevkleri, sarayın içine taşındı. Bir hükümdar yabancı bir tekniği atölyesine aldığında kim kimi dönüştürür, sorusu bir sonraki dersin konusu olacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-311 — Çin Sanatları →

15 bölümden 12. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga