Ders KRO-310.5 · Güney Asya Sanatları

Hindu tapınağı: mandala, beden ve kutsal coğrafya

mandala, beden ve kutsal coğrafya

3.231 kelime · 20 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Hindu tapınağının temel birimi, içinde kutsal bir imgenin durduğu küçük, karanlık bir odadır ve yapının geri kalanı bu odaya göre düzenlenir. Tapınak yapımını anlatan metinler, yeri kare bir ızgarayla böler; bu ızgara aynı anda düzene sokulmuş yeryüzünü, yere yatırılmış bir bedeni ve tanrıların yerlerini gösterir, ve kutsal oda ızgaranın merkezine gelir. Dikey eksende karanlık oda bir mağarayı, üstündeki kule kutsal dağı hatırlatır. İmgenin içinde tanrının bulunduğuna inanılır; ziyaretçinin asıl eylemi tanrıyı görmek ve onun tarafından görülmektir. Kapıdaki nehir figürlerinden havuzlara ve hac kentlerine kadar, tapınak bir kutsal coğrafyanın içinde durur. Metinlerin çoğu yapılardan sonra derlendi ve gerçek planlar şemayı esneterek uygular; "Hindu" adı da sonradan kurulan bir kategoridir.

Açılış: yapının en küçük odası

Orta Hindistan'da, bir nehrin yakınında, yükseltilmiş bir taş platformun üzerinde küçük bir tapınak duruyor. Dört yanından basamaklarla platforma çıkılıyor. Dış duvarlarda büyük, derin oyulmuş kabartma panoları var.

Kapıya yaklaşıyorsun. Kapı pervazı yoğun oymalarla kaplı: sarmal bitkiler, çiftler, bekçiler, ve pervazın üst köşelerinde iki kadın figürü.

Kapıdan içeri bakıyorsun. İçerisi küçük, kare ve karanlık bir oda. Pencere yok. Duvarlar süssüz. Odanın tek işi, ortasındaki kutsal imgeyi barındırmak.

Bu, yapının en küçük ve en sade odası. Ama bütün yapı onun için var. Dışarıdaki bütün oymalar, basamaklar ve platform, bu karanlık odaya doğru yaklaşan bir yolun parçaları.

KRO-303.6'da Mısır tapınaklarında içeri doğru ilerledikçe zeminin yükseldiğini, tavanın alçaldığını ve ışığın azaldığını görmüştük. Burada da ışık azalıyor, ama tapınağın mantığı başka bir yerden geliyor.

Soru şu: bir tapınak neden en önemli yerini en küçük, en karanlık oda yapar, ve bu küçük oda nasıl bir evrenin merkezi olarak düşünülür?

Bu derste ne olacak

Önce tapınağın en temel birimini, yani kapısı olan bir odayı ve içindeki imgeyi kuracağız.

Ardından planın arkasındaki ızgaraya geçeceğiz: yeryüzünü, bir bedeni ve tanrıların yerlerini aynı anda gösteren kare şemaya.

Sonra dikey eksene bakacağız. Tapınak neden bir mağara gibi karanlık bir oda ile bir dağ gibi yükselen bir kuleyi birleştiriyor?

Ardından imgenin kendisine ve onu görme eylemine geçeceğiz.

Sonra suya ve kutsal coğrafyaya: tapınağın bir nehrin, bir havuzun ve bir hac ağının içinde nasıl durduğuna.

Karşılaştırma bölümünde, metinlerdeki kurallar ile gerçek yapılar arasındaki mesafeyi ölçeceğiz. Usta katmanında da hâlâ kullanılan bir tapınağın bir müze nesnesinden nasıl farklı okunması gerektiğini konuşacağız.

Sıfır noktası: bir oda ve bir kapı

Güney Asya'da ayakta kalan en erken taş tapınakların bir kısmı çok basit bir düzene sahip: kare bir oda ve önünde, sütunlarla taşınan küçük bir giriş sundurması. Düz bir dam, başka bir şey yok.

Bu yapı, geçen iki dersin Budist alanında duruyor. Bu önemli bir ipucu. Kapılı küçük oda ve sundurma, tek bir inanca ait bir buluş gibi görünmüyor. Farklı topluluklar aynı temel tipi kullandı ve onu kendi imgeleriyle doldurdu.

Odanın içinde ne vardı? Bu derste en sık karşılaşacağımız cevap, bir tanrının imgesi. Bu imge bazen insan biçimli bir heykel, bazen de biçimi çok daha sade, dikey bir taş.

Bu dikey taş, Şiva'nın en yaygın imgesi olan linganın bilinen en erken örneklerinden biri sayılıyor. Linga, tanrının biçimsiz ve sınırsız varlığını dikey bir sütun biçiminde gösteren bir imge olarak açıklanıyor. Bu örnekte ise sütunun önünde tanrının insan biçimli figürü de var. İki anlatım biçimi aynı taşta birlikte duruyor.

KRO-310.3'te kutsal kişinin yerini bir işaretin tuttuğu kabartmaları görmüştük. Burada benzer bir soru başka bir biçimde karşımıza çıkıyor: tanrı bir sütun olarak mı, bir insan olarak mı, yoksa ikisiyle birlikte mi gösterilmeli?

Mekanizma — ızgara: yeryüzü, beden ve tanrıların yeri

Tapınak yapımını anlatan Sanskrit metinler, bir yapıya başlamadan önce yerin bir kare ızgarayla bölünmesini anlatır.

Bu metinlerde ve sonraki yapı el kitaplarında, kare ızgara ya sekize sekiz ya da dokuza dokuz küçük kareye bölünür. Bu karelerin her birine bir tanrı yerleştirilir.

Izgaranın arkasında bir anlatı var. Metinlere göre, bir zamanlar biçimsiz ve ölçüsüz bir varlık yeryüzünü kaplıyordu. Tanrılar onu yere bastırdı ve her biri onun bedeninin bir parçasının üzerine yerleşti. Bu varlığın bedeni ızgaranın kendisi oldu.

Böylece kare ızgara aynı anda üç şeyi gösteriyor: düzene sokulmuş yeryüzünü, yere yatırılmış bir bedeni ve tanrıların oturduğu yerleri gösteren bir harita. Bu şemaya mandala, yani kutsal diyagram deniyor.

En önemli yer ızgaranın merkezi. Merkezdeki kareler, yaratıcı tanrıya ayrılmış. Tapınağın karanlık odası bu merkezin üzerine gelir.

İşte açılıştaki sorunun ilk cevabı. Küçük karanlık oda, ızgaranın merkezi olduğu için önemli. Yapının geri kalanı, merkezden dışarıya doğru genişleyen halkalar gibi düzenleniyor.

Açılıştaki tapınak bu şemanın okunabildiği bir örnek. Kare platform, ortadaki kare oda ve platformun dört köşesindeki dört küçük türbe, merkezi ve dört yönü birlikte işaretliyor.

Ama burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var. Metin bir şema veriyor. O şemanın gerçek yapılarda ne kadar harfiyen uygulandığı ayrı bir soru. Bu soruya karşılaştırma bölümünde döneceğiz.

Mekanizma — dikey eksen: mağara ve dağ

Tapınağın karanlık odasına metinlerde "rahim odası" deniyor. Ad bir imge taşıyor: içinden bir şeyin doğduğu, korunan, kapalı ve karanlık bir iç mekân.

Bu odanın karanlığı bir eksiklik olarak düşünülmemiş. Karanlık, dağın içindeki bir mağaranın karanlığına benzetiliyor. Gerçekten de bölgenin en erken kutsal mekânlarının bir kısmı kayaya oyulmuş mağaralardı.

Bu mağaranın yazıtı çok değerli, çünkü tarihlenmiş erken tapınak mekânları azdır. Geçen derste tarih veren nesnelerin ne kadar az olduğunu görmüştük. Burada da her yazıtlı yapı, çevresindeki tarihsiz yapılar için bir dayanak noktası oluyor.

Mağaranın karşılığı dağ. Serbest duran tapınaklar, karanlık odanın üzerine zamanla yükselen bir kule eklediler. Bu kule, tanrıların yaşadığına inanılan kutsal dağın bir imgesi olarak açıklanıyor.

Bu tapınağın kulesi, sonraki yüzyılların yüksek taş kulelerinin erken bir habercisi. Tuğla ve pişmiş toprak, taşın bulunmadığı ova bölgelerinde kutsal mimarinin ana malzemesiydi.

Bazı tapınaklarda dağ imgesi daha da doğrudan kuruluyor.

Kaidenin kaba, kaya gibi işlenmiş yüzeyi bazı araştırmacılar tarafından dağın bir imgesi olarak okunuyor. Burada tapınak, bir dağın yamacını taklit ediyor gibi. Ayrıca kutsal odanın çevresindeki kapalı koridor, KRO-310.3'te stupanın çevresinde gördüğümüz dolaşmanın, bir binanın içine alınmış hâli.

Sonraki yüzyıllarda kuzeydeki kulelerin tepesine yuvarlak, dilimli bir taş yerleştirildi.

Dağ imgesinin en çarpıcı örneği ise gerçekten bir dağdan oyulmuş.

Bu tapınağın adı, tanrı Şiva'nın yaşadığına inanılan dağın adı. Yapı hem bir dağın imgesi, hem de gerçekten bir dağdan çıkarılmış bir kütle. İmge ile malzeme burada tam olarak örtüşüyor.

Tapınağın dikey ekseni böylece iki kutbu birleştiriyor. Aşağıda karanlık, kapalı bir mağara odası, yukarıda gökyüzüne yükselen bir dağ. Eksen, odadaki imgeden kulenin tepesine kadar kesintisiz bir çizgi olarak düşünülüyor.

Bazı metinler tapınağın dikey parçalarını beden terimleriyle adlandırır: ayak, baldır, omuz, boyun ve baş. Tapınak yalnızca yere yatırılmış bir bedenin üzerine kurulmuyor; kendisi de ayakta duran bir beden gibi okunuyor.

Mekanizma — imge ve görme

Karanlık odada duran imge, yalnızca bir tanrının temsili olarak düşünülmüyordu. Belirli ritüellerle yerine yerleştirildikten sonra, tanrının o imgenin içinde bulunduğuna inanılıyordu.

Bu inancın sonucu çok somut. İmge yıkanıyor, giydiriliyor, ona yemek ve çiçek sunuluyor, önünde ışık yakılıyor. Tapınak, bu anlamda tanrının evi.

Ziyaretçinin asıl eylemi ise görmek. Bu görme eylemine darşan deniyor. Diana Eck, bu konudaki kitabında, darşanın tek yönlü bir bakış olmadığını vurgular: ziyaretçi tanrıyı görür ve tanrı tarafından görüldüğüne inanır.

Bu, imgenin gözlerinin neden bu kadar önemli olduğunu açıklıyor. Birçok imgenin gözleri büyük ve açık yapılıyor. Kutsal odanın karanlığında, bir kandilin ışığında ilk görülen şey çoğu zaman imgenin yüzü ve gözleri.

Bu kaidenin kanalı, ritüelin mimariye yazılmış hâli. İmge yıkanıyor ve su, kaideden, bazen odanın duvarından da geçen bir oluktan dışarı akıyor. Ziyaretçi bu suyu kutsal kabul edebiliyor.

Linga ile insan biçimli imge arasında ara biçimler de var.

Aynı ara durum, çok daha büyük ölçekte bir mağara tapınağında karşımıza çıkıyor.

Bu salonda iki anlatım birlikte duruyor. Ortadaki türbede biçimsiz sütun, arka duvarda çok yüzlü ama yine de bir insana benzeyen bir beden. Ziyaretçi, salonun içinde dolaşırken iki imge arasında gidip geliyor.

Türbenin kapılarındaki bekçiler, kutsal alanın sınırını işaretliyor.

Tapınağın dış duvarları ise başka bir iş görüyor. Burada imgeler, ziyaretçi tapınağın çevresinde dolaşırken sırayla görülecek biçimde yerleştirilmiş.

Açılıştaki tapınağın üç dış duvarında birer büyük pano var ve her biri tanrının bir başka hikâyesini anlatıyor. Ziyaretçi tapınağın çevresinde dolaşırken bu hikâyeleri sırayla görüyor. KRO-310.3'teki stupada kabartmalar korkuluğun üzerindeydi; burada binanın kendi duvarlarına taşınmış.

Sonraki yüzyıllarda dış duvarların köşeleri, dört ana ve dört ara yönü koruyan tanrılara ayrıldı.

Bu figürler, zemindeki ızgarayı duvara taşıyor. Tanrıların yerleri, yalnızca planın içinde değil, binanın cephesinde de bir haritayı sürdürüyor.

Mekanizma — su ve kutsal coğrafya

Açılıştaki kapının üst köşelerindeki iki kadın figürüne geri dönelim.

Bu iki figür, kuzeyin iki kutsal nehrini temsil ediyor. Kapıdan geçen ziyaretçi, simgesel olarak iki nehrin arasından geçiyor. Tapınak kapısı, bir nehir geçişine dönüşüyor.

Bu imge bir kavrama bağlanıyor. Güney Asya'da kutsal bir yer için kullanılan sözcüklerden biri, bir nehri geçmek için kullanılan sığ yer, yani geçit anlamına geliyor. Kutsal yer, dünyadan kutsala geçilen bir geçit olarak düşünülüyor.

Nehir imgesi, güneyde çok daha büyük bir ölçekte kayaya işlendi.

Kabartmanın ortasındaki doğal yarık, bir nehrin gökten yeryüzüne inişi olarak okunuyor. Bazı araştırmacılar, törenlerde yarıktan gerçekten su akıtılmış olabileceğini düşünüyor. Sahnenin hangi hikâyeyi anlattığı da tartışmalı; iki farklı anlatı öneriliyor ve ikisinin de destekçileri var.

Tapınakların önünde ya da çevresinde çoğu zaman bir su yapısı da bulunuyor.

Ziyaretçi tapınağa girmeden önce havuza iniyor, suyla temas ediyor ve ancak ondan sonra kutsal odaya yöneliyor. Su, tapınak deneyiminin bir ön evresi.

Kutsal coğrafya en geniş ölçeğinde bütün bir kenti kapsıyor.

Tek tek tapınaklar, daha büyük bir hac ağının parçalarıydı. Sonraki yüzyıllarda derlenen listeler, kutsal nehirleri, dağları ve tapınakları bir ağ olarak sayar. Hacı, bu ağın düğümleri arasında yolculuk ederek kutsal coğrafyayı kendi bedeniyle çiziyor.

Böylece tapınak üç ölçekte bir merkez. Planın ölçeğinde bir ızgaranın merkezi, yapının ölçeğinde bir dağın ekseni, ülkenin ölçeğinde bir hac ağının düğümü.

Karşılaştırma: metin mi, şantiye mi?

Yirminci yüzyılın ortasında Stella Kramrisch, Hindu tapınağı üzerine iki ciltlik bir çalışma yayımladı. Bu çalışma tapınağı, metinlerdeki ızgara ve beden şemasının taşa çevrilmiş hâli olarak okudu. Bu okuma çok etkili oldu ve bu dersin anlattığı çerçevenin önemli bir kısmı ondan geliyor.

Ama bu okumanın bir sorunu var. Tapınak kuramını anlatan metinlerin çoğu, anlattıkları yapılardan daha sonra yazılmış ya da derlenmiş. Bazı metinler belirli bir bölgenin, belirli bir dönemin uygulamasını yansıtıyor. Bir metnin şemasını, ondan yüzyıllar önce ve başka bir bölgede yapılmış bir tapınağa uygulamak, bir yorum riskini taşıyor.

Michael Meister gibi araştırmacılar bu soruyu şantiyenin tarafından sordu. Gerçek tapınakların planlarını ölçtüler ve ızgaranın bu planlarda nasıl kullanıldığını sınadılar. Sonuç ne tam bir örtüşme ne de tam bir kopukluk. Ölçümler, ızgaranın bazı tapınaklarda bir tasarım aracı olarak kullanıldığını, ama ustaların onu esneterek, bölgesel alışkanlıklara göre uyguladığını gösteriyor.

Açılıştaki tapınak bu esnekliğin küçük bir örneği. Metinler birçok tapınağın doğuya bakmasını önerir. Ama bu tapınağın kapısı batıya bakıyor. Kural var, ama her yapı ona uymuyor.

KRO-309.2'de erken camilerin yönelimini konuşmuştuk; orada da yönelim kuralının uygulaması yerden yere değişiyordu. İki gelenekte de yön, bir inanç ilkesi ile yerel koşulların pazarlığında belirleniyor.

KRO-303.6'daki Mısır tapınağıyla karşılaştırma da öğretici. Mısır'da ışığın azalması uzun bir eksen boyunca, arka arkaya dizilen salonlarla sağlanıyordu. Burada ise karanlık, merkezde, tek bir küçük odada yoğunlaşıyor. İki yapı da karanlığı kutsala yaklaşmanın işareti yapıyor; birinde karanlık bir yolun sonu, ötekinde bir ızgaranın merkezi.

Çıkan ilke şu: bir mimari kuramı okurken, metnin tarihini ve yerini yapının tarihi ve yeriyle karşılaştır. Metin yapıdan sonra geliyorsa, onu yapının açıklaması kadar, yapıya sonradan verilmiş bir yorum olarak da okuyabilirsin.

Usta katmanı: yaşayan tapınak ve bir adın tarihi

Bu dersteki yapıların önemli bir kısmı bugün hâlâ kullanılıyor. Gudimallam'daki linga hâlâ bir tapınakta tapınılıyor. Varanasi'nin basamaklarında her gün insanlar suya iniyor.

Bu durum, sanat tarihçisinin konumunu değiştiriyor. Bir müze salonunda duran bir imge, ritüelinden koparılmış bir nesne. Yaşayan bir tapınaktaki imge ise hâlâ yıkanan, giydirilen, çiçeklerle örtülen ve görülmesi bir ibadet olan bir varlık.

KRO-309.14'te bir yapının kullanımının ve onarımının da onun tarihinin parçası olduğunu görmüştük. Yaşayan bir tapınak sürekli onarılıyor, boyanıyor ve yeniden düzenleniyor. Tapınağın hangi hâlini "özgün" sayacağımız, basit bir soru değil.

Buna bir etik boyut da ekleniyor. Bazı kutsal odalara yalnızca belirli kişiler girebiliyor, bazı imgelerin fotoğrafı çekilemiyor. Bir tapınağı incelemek, onu kullananların kurallarına uyarak bakmayı gerektiriyor.

İkinci konu, bu dersin başlığındaki sözcük. "Hindu" sözcüğü başlangıçta bir din adı olarak kullanılmıyordu; Farsçada ve sonra başka dillerde, İndus'un ötesinde yaşayan insanları anlatan coğrafi bir addı. Onu farklı tanrılara, farklı ritüellere ve farklı öğretilere yönelen toplulukları kapsayan tek bir din kategorisine dönüştüren süreç çok daha sonra, büyük ölçüde sömürge döneminin sınıflandırmalarıyla hızlandı.

Bu yüzden "Hindu tapınağı" terimini kullanırken, onun farklı tanrılara, farklı topluluklara ve farklı bölgelere ait çok çeşitli yapıları tek bir ad altında topladığını hatırla. Bu dersteki yapıların bir kısmı Şiva'ya, bir kısmı Vişnu'ya, biri güneş tanrısına adanmış. Ortak bir şema var, ama tek bir gelenek yok.

KRO-309.15'te sömürge sınıflandırmasının müze ve kategori oluşturmadaki rolünü görmüştük. Bir din adı da bir kategori; onun da bir tarihi var.

Kalıcı araçlar

Bu ders sana altı yeni araç veriyor.

Merkez araması: bir kutsal yapıyı okurken, en önemli noktasının neresi olduğunu ve yapının geri kalanının o noktaya göre nasıl düzenlendiğini sor. En önemli yer her zaman en büyük yer olmayabilir.

Şema katmanları: bir planı okurken, onun aynı anda birden çok şeyi gösterip göstermediğine bak. Bir kare ızgara yeryüzünü, bir bedeni ve bir tanrı haritasını birlikte taşıyabilir.

Dikey eksen okuması: bir yapının alt ve üst kutuplarını adlandır. Karanlık bir oda ile yükselen bir kule, bir mağara ile bir dağ gibi, birbirini tamamlayan iki imge olabilir.

İmge statüsü sorusu: kutsal bir imgenin yalnızca bir temsil mi, yoksa içinde tanrının bulunduğuna inanılan bir varlık mı sayıldığını sor. Bu fark, imgenin nasıl yıkandığını, giydirildiğini ve görüldüğünü belirler.

Metin ile yapı tarihi: bir mimari kuramı kullanmadan önce, metnin tarihi ve yeri ile yapının tarihi ve yerini karşılaştır. Metin sonradan geliyorsa, onu bir yorum olarak da oku.

Yaşayan yapı ilkesi: hâlâ kullanılan bir yapıyı incelerken, onun kullanımını ve onarımını tarihinin parçası say ve onu kullananların kurallarına uyarak bak.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Tapınağın en önemli yeri en büyük salonudur."
Doğrusu

Tapınağın en önemli yeri, çoğu zaman en küçük ve en karanlık odası, yani imgenin durduğu kutsal odadır. Salonlar ve sundurmalar bu odaya yaklaşan yolun parçalarıdır.

Yaygın yanlış"Tapınaklar metinlerdeki ızgara şemasının birebir uygulamasıdır."
Doğrusu

Gerçek planların ölçümleri, ızgaranın bir tasarım aracı olarak kullanıldığını ama ustaların onu esneterek ve bölgesel alışkanlıklara göre uyguladığını gösteriyor. Metinlerin çoğu da yapılardan sonra derlendi.

Yaygın yanlış"Kutsal imge yalnızca bir tanrının resmidir."
Doğrusu

İmge, ritüellerle yerleştirildikten sonra tanrının içinde bulunduğuna inanılan bir varlık olarak görülüyordu. Bu yüzden yıkanıyor, giydiriliyor ve ona sunular yapılıyordu.

Yaygın yanlış"Bütün tapınaklar doğuya bakar."
Doğrusu

Metinler doğu yönünü önerir, ama birçok tapınak başka yönlere bakıyor. Açılıştaki tapınağın kapısı batıya bakıyor.

Yaygın yanlış"Hindu tek ve baştan beri adlandırılmış bir dindir."
Doğrusu

Sözcük başlangıçta coğrafi bir addı ve farklı tanrılara, ritüellere ve öğretilere yönelen toplulukları tek bir din kategorisinde toplaması çok daha sonra gerçekleşti.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Hindu tapınağının temel birimi, içinde kutsal bir imgenin durduğu küçük, karanlık bir odadır ve yapının geri kalanı bu odaya göre düzenlenir. Tapınak yapımını anlatan metinler, yeri kare bir ızgarayla böler; bu ızgara aynı anda düzene sokulmuş yeryüzünü, yere yatırılmış bir bedeni ve tanrıların yerlerini gösterir, ve kutsal oda ızgaranın merkezine gelir. Dikey eksende karanlık oda bir mağarayı, üstündeki kule kutsal dağı hatırlatır. İmgenin içinde tanrının bulunduğuna inanılır; ziyaretçinin asıl eylemi tanrıyı görmek ve onun tarafından görülmektir. Kapıdaki nehir figürlerinden havuzlara ve hac kentlerine kadar, tapınak bir kutsal coğrafyanın içinde durur. Metinlerin çoğu yapılardan sonra derlendi ve gerçek planlar şemayı esneterek uygular; "Hindu" adı da sonradan kurulan bir kategoridir.

Sonraki derse köprü

Bu derste tapınakların ortak şemasını kurduk: merkez, ızgara, mağara ve dağ. Ama aynı şema, farklı bölgelerde çok farklı yapılar üretti. Kuzeyde kule, kavisli bir çizgiyle yükselen, tepesinde dilimli bir taş taşıyan bir dağ gibi biçimlendi. Güneyde ise kat kat daralan basamaklı bir piramide dönüştü, ve zamanla tapınak avlularının kapıları, kutsal odanın kulesinden de yüksek kulelere kavuştu. Aynı şema nasıl bu kadar farklı iki çizgiye ayrıldı? Kuzey ve güney tapınak gelenekleri konusuna geçiyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-310 — Güney Asya Sanatları →

13 bölümden 5. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga