Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Maurya imparatorluğunun hükümdarı Aşoka, bir kıtaya yayılmış kayalara ve sütunlara kendi sözlerini yazdırdı ve bu yazılar, bir savaşın pişmanlığından farklı inançlara hoşgörüye kadar bir ahlak çağrısı taşıyordu. Yazıtlar birden çok dilde yazıldı, yazıları yüzyıllarca unutuldu ve on dokuzuncu yüzyılda çözüldü; bu çözüm, İndus yazısının neden çözülemediğini de açıklıyor. Tek parça cilalı sütunlar, hayvan başlıklarıyla bağımsız anıtlardı; Pers etkisi tartışması, bir teknik öğenin alınması ile bir anlamın dönüştürülmesi arasındaki farkı gösteriyor. Kayaya oyulmuş mağaralar kaybolan ahşap mimarinin biçimini korudu. Sütunlar sonraki yüzyıllarda yeni yazıtlarla kaplandı, başka başkentlere taşındı ve bugün bir ulusun amblemi oldu.
Açılış: bir kayanın üzerindeki pişmanlık
Doğu Hindistan'da, bir tepenin yamacındaki büyük bir kayanın yüzeyine uzun bir metin kazınmış. Metni yazdıran bir hükümdar, bir savaştan söz ediyor.
Metin bir zafer ilanı gibi başlamıyor. Hükümdar, fethettiği bir bölgede çok sayıda insanın öldüğünü, yerinden edildiğini ve acı çektiğini anlatıyor. Ve bu acının kendisini derinden üzdüğünü, pişmanlık duyduğunu söylüyor.
Bu yazıt, geçen dersin sorusunu tersine çeviriyor. İndus kentlerinde binlerce yazılı nesne vardı, ama hiçbiri okunamıyordu. Burada ise bir hükümdar, kayalara ve sütunlara kendi sözlerini yazdırdı ve bu yazılar okunabiliyor.
Ama okunabilir bir yazı, her şeyi söylemiyor. Bir hükümdarın kendi sözleri, onun kendini nasıl göstermek istediğini anlatıyor. KRO-309.3'te Kubbetü's-Sahra'nın kitabesini, KRO-309.14'te kitabelerin bir yapının kamusal iddiası olduğunu görmüştük. Burada bir imparatorluk, bir kıtaya yayılmış taşlarla konuşuyor.
Bu dersin sorusu şu: bir imparator kendi sözlerini taşa yazdırdığında, bu taşlar neyi taşıyor, ve bu sözlerin arkasındaki imparatorluğu ne kadar görebiliyoruz?
Bu derste ne olacak
Önce imparatorluğun kendisini ve onun hakkındaki kaynakları kuracağız.
Ardından yazıtlara, onların dağılımına, dillerine ve nasıl çözüldüklerine bakacağız.
Sonra sütunlara geçecek ve taşın, cilanın ve başlıkların ne anlattığını okuyacağız.
Ardından bu dönemin başka taş işlerine, kayaya oyulmuş mağaralara ve figürlere bakacağız.
Karşılaştırma bölümünde bu sütunların bir başka imparatorlukla, KRO-302.10'daki Pers imparatorluğuyla ilişkisini tartışacağız.
Usta katmanında sütunların sonraki hayatını, sonraki hükümdarların onları nasıl kullandığını ve bugün bir ulusun simgesine nasıl dönüştüklerini ele alacağız.
Sıfır noktası: bir imparatorluk ve onun kaynakları
MÖ dördüncü yüzyılın sonunda, kuzey Hindistan'da bir hanedan geniş bir imparatorluk kurdu. Bu hanedanın üçüncü hükümdarı, Aşoka, MÖ üçüncü yüzyılda imparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştırdı.
Bu imparatorluk hakkındaki kaynaklar üç türden.
Birincisi, hükümdarın kendi yazıtları. Bunlar bu dersin merkezinde duruyor.
İkincisi, dışarıdan yazılmış anlatılar. İmparatorluğun başkentine gelen bir Yunan elçisi, gördüklerini yazdı. Ama onun kitabı kayboldu; yalnızca sonraki Yunan ve Roma yazarlarının aktardığı parçalar kaldı.
Bu anlatı, KRO-309.13'te gördüğümüz dışarıdan yazılmış gezgin anlatılarının çok daha eski bir örneği. Üstelik iki kat dolaylı: elçinin gördüğünü, başka yazarlar yüzyıllar sonra aktarıyor.
Üçüncüsü, sonraki dinî gelenekler. Bu hükümdar, sonraki yüzyıllarda, özellikle Budist anlatılarda büyük bir önem kazandı. Bu anlatılar onun hayatını ayrıntılı olarak anlatıyor, ama onun ölümünden yüzyıllar sonra yazıldılar ve onu kendi dinlerinin bir kahramanı olarak kurdular.
TEM-203.7'nin sorusu burada üç kez işliyor: kendi yazıtlarını yazdıran hükümdar, dışarıdan gelen elçi ve sonraki dinî gelenek, her biri kendi amacıyla yazdı.
Mekanizma — yazıtlar: bir kıtaya yayılmış bir ses
Hükümdarın yazıtları, imparatorluğun geniş bir alanına dağılmış. Bazıları büyük kayaların yüzeyine kazınmış, bazıları ise tek parça taştan yapılmış yüksek sütunların gövdesine.
Yazıtların yerleri rastgele değil. Bazıları ticaret yollarının üzerinde, bazıları imparatorluğun sınır bölgelerinde, bazıları ise dinî önemi olan yerlerde duruyor. Yani yazıtlar, imparatorluğun haritası üzerinde bilinçli olarak dağıtılmış.
Yazıtların içeriği şaşırtıcı. Hükümdar, zaferlerini ya da soyunu değil, bir ahlak anlayışını anlatıyor. Bu anlayışa "dhamma" adını veriyor: canlılara şiddetten kaçınmak, anne babaya saygı göstermek, farklı inançlara hoşgörülü olmak, doğru ve cömert davranmak.
Bu ahlak anlayışı çoğu zaman bir dinin, Budizm'in öğretisiyle özdeşleştirilir. Hükümdarın bu dine yakınlığı yazıtlardan da anlaşılıyor. Ama yazıtlardaki dhamma, belirli bir dinin öğretisinden çok, farklı inanç gruplarını kapsayan genel bir ahlak çağrısı gibi duruyor. Bu ikisi arasındaki ilişki, araştırmacılar arasında tartışmalı.
Yazıtlar yalnızca bir dilde yazılmadı. İmparatorluğun büyük bölümünde yerel bir dil ve bir yazı sistemi kullanıldı. Ama imparatorluğun kuzeybatı ucunda, bugünkü Afganistan'da, aynı metin Yunanca ve Aramice olarak da yazıldı.
Bu iki dilli yazıt, imparatorluğun ne kadar farklı halkları kapsadığını gösteriyor. KRO-302.10'da Pers imparatorluğunun yazıtlarını birden çok dilde yazdırdığını görmüştük; burada benzer bir çok dillilik, bir başka imparatorlukta, onun batı sınırında görülüyor.
Mekanizma — bir yazının çözülmesi
Bu yazıtların büyük bölümünü taşıyan yazı sistemi, yüzyıllar boyunca unutuldu. Bölgenin sonraki yazıları bu sistemden türemişti, ama onun eski biçimini okuyabilen kimse kalmamıştı.
On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında, Kalküta'da çalışan bir İngiliz bilgin, bu yazıyı çözdü. Çözüm, bir dizi kısa bağış yazıtının karşılaştırılmasıyla başladı ve tekrar eden bir kelimenin anlamının bulunmasıyla ilerledi.
Bu çözüm, KRO-310.1'deki İndus yazısıyla keskin bir karşıtlık oluşturuyor. Burada neden başarı sağlandı? Çünkü bu yazı, sonraki ve okunabilen yazıların atasıydı; bilinen bir dile bağlanıyordu; ve çok sayıda, uzun metin vardı. İndus'ta bu üç koşulun hiçbiri yoktu.
Yazının çözülmesinin bir sonucu daha oldu. Yazıtlar, kendini "tanrıların sevgilisi" diye anan bir hükümdardan söz ediyordu. Bu hükümdarın, Budist geleneğin anlattığı Aşoka olduğu, sonradan bulunan bir yazıtta onun adının açıkça geçmesiyle kesinleşti. Yani bir dinî geleneğin kahramanı, kendi yazıtlarıyla tarihsel bir kişiye dönüştü.
Mekanizma — sütun: taş, cila ve başlık
Şimdi sütunların kendisine bakalım.
Sütunlar tek parça taştan yapılmış. Kuzey Hindistan'daki belirli bir ocaktan çıkarılan kumtaşı, yüzlerce kilometre taşınıp dikildi. Bazı sütunların yüksekliği bir apartmanın birkaç katına ulaşıyor.
Sütunların yüzeyi, bu döneme özgü bir cilayla, aynaya yakın bir parlaklığa ulaşıyor. Bu cila, bu dönemin taş işlerinin en belirgin özelliklerinden biri ve sonraki yüzyıllarda nadiren tekrarlandı. Tekniğin tam olarak nasıl yapıldığı hâlâ tartışılıyor.
Sütunların tepesinde başlıklar var. Başlığın alt bölümü, ters çevrilmiş bir çan ya da bir nilüfer çiçeği biçiminde. Onun üstünde yuvarlak ya da dikdörtgen bir tabla, tablanın üstünde ise bir ya da birkaç hayvan heykeli duruyor.
Bu hayvanlardan en ünlüsü, bir tapınak kenti yakınında bulunan başlıktaki aslanlar. Dört aslan, sırtları birbirine dönük, dört yöne bakıyor. Altlarındaki tablada bir tekerlek ve farklı hayvanlar görülüyor.
Aslanlar son derece güçlü, kaslı ve stilize. Yeleleri düzenli kıvrımlarla, pençeleri keskin çizgilerle işlenmiş. Tekerlek ise, sonraki Budist gelenekte öğretinin simgesi olarak okunan bir imge.
Başka sütunlarda başka hayvanlar var: bir boğa, tek bir aslan, bir fil.
Bu ikinci sütun önemli, çünkü hâlâ ayakta ve yerinde duruyor. Sütunların çoğu yıkılmış, kırılmış ya da taşınmış; başlıkları müzelere götürülmüş. Bu sütun, bir yol üzerinde tek başına yükselen bir sütunun nasıl göründüğünü gösteriyor.
Mekanizma — kayaya oyulmuş mekân ve taştan beden
Bu dönemin taş işçiliği yalnızca sütunlarda görülmüyor. Doğu Hindistan'daki granit tepelerde, kayaya oyulmuş mağaralar var.
Bu mağaraların iç duvarları, sütunlardaki gibi parlak bir cilayla işlenmiş. Mağaralar, bir çileci topluluğa bağışlanmıştı ve bu bağış, girişlerdeki yazıtlarda kayıtlı. Hükümdar, kendi dinine yakın olmayan bir topluluğa da bağış yapıyordu; bu, yazıtlardaki hoşgörü çağrısının somut bir karşılığı.
Bu mağaralardan birinin girişi, özellikle dikkat çekici. Kayaya oyulmuş bu giriş, ahşap bir yapının cephesini taklit ediyor: kavisli bir çatı, kirişlerin uçları, ahşap bir kapı çerçevesi.
Bu giriş, çok önemli bir şeyi gösteriyor: bu dönemin yapılarının çoğu ahşaptan yapılmıştı ve bugün kayboldu. Taş, kaybolan ahşabın biçimini korudu. KRO-310.3'te ve KRO-310.8'de göreceğimiz sonraki kaya mimarisi de bu ahşap kökenli biçimleri uzun süre taşıyacak.
İmparatorluğun başkentinde de ahşap kullanılmıştı. Kazılarda, kenti çevreleyen büyük bir ahşap çitin kalıntıları bulundu.
Bu kalıntılar, Yunan elçisinin başkenti ahşap surlarla çevrili olarak anlatmasıyla örtüşüyor. Burada dışarıdan yazılmış bir anlatı ile bir kazı bulgusu birbirini destekliyor; KRO-309.13'te dört kaynak grubunun birlikte okunması gerektiğini söylemiştik.
Bu döneme ya da hemen sonrasına ait, büyük boyutlu, ayakta duran taş figürler de var. Bunlar, bölgenin yerel inançlarındaki doğa ve bereket varlıklarını gösteriyor.
Bu ikinci figürün tarihi tartışmalı. Cilası bu döneme işaret ediyor, ama biçimi ve bazı ayrıntıları daha sonraki bir döneme uyuyor. Bu tartışma, KRO-309.9'da gördüğümüz etiket güveni sorusunun başka bir malzemedeki hâli: bir teknik özellik, tek başına bir tarihi kanıtlamıyor.
Karşılaştırma: Pers'ten mi geldi?
Bu sütunlar ve başlıklar, uzun süre bir tartışmanın merkezinde oldu.
KRO-302.10'da Pers imparatorluğunun sütunlu salonlarını ve çatıyı taşıyan sütunların tepesindeki boğa ve griffin başlıklarını görmüştük. Pers taş atölyeleri yüzeyleri parlak bir cilaya kadar işleyebiliyordu ve bazı sütun kaidelerinde ve başlıklarında çan ya da nilüfer biçimli öğeler bulunuyordu.
Bu benzerlik, bazı araştırmacıları, bu sütunların Pers modellerinden esinlendiği ya da Pers imparatorluğunun yıkılmasından sonra dağılan taş ustalarının bu bölgeye gelip çalıştığı sonucuna götürdü.
Başka araştırmacılar ise bu açıklamayı fazla basit buldu. Bu sütunların tek başına, bir yapıyı taşımadan, bağımsız bir anıt olarak durması, Pers sütunlarından çok farklı. Hayvan figürlerinin biçemi ve sembolizmi de yerel bir anlam taşıyor. Ayrıca bölgede ahşap sütunların ve direklerin çok daha eski bir geleneği vardı.
Burada KRO-309.9'daki temas okuması işe yarıyor: yönü, koşulları ve dönüşümü ayrı ayrı sormak. Bir teknik, yani parlak cila, ve bir biçim öğesi, yani çan başlık, dışarıdan gelmiş olabilir. Ama bu öğeler, bağımsız duran bir anıt sütununa ve yerel bir anlam sistemine dönüştürüldü. Bu dönüşüm, basit bir kopyalamadan çok daha fazlası.
Ve bir başka nokta: bu tartışmanın kendisinin de bir tarihi var. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl başının bazı Avrupalı araştırmacıları, bölgenin sanatının her önemli yeniliğini dışarıdan bir kaynağa bağlama eğilimindeydi. TEM-203.9'da bu bakışın nasıl bir merkez-çevre anlatısı kurduğunu görmüştük. Bu tartışma, o bakışın bir örneği olarak da okunmalı.
Usta katmanı: sütunun sonraki hayatları
Bu sütunlar, dikildikleri dönemden sonra çok uzun ve çok farklı hayatlar yaşadı.
Birinci hayat, üzerine yeni yazılar eklenmesi. Bazı sütunlara, yüzyıllar sonra, başka hükümdarlar kendi yazıtlarını ekledi. Bir sütunun üzerinde, bu hükümdarın fermanlarının yanında, birkaç yüzyıl sonraki bir başka hanedanın övgü yazıtı ve çok daha sonraki bir imparatorun kaydı birlikte duruyor.
KRO-309.14'te bir yapının üzerinde birden çok dönemin kitabesinin biriktiğini görmüştük. Bu sütun, aynı olgunun çok daha uzun bir zaman dilimine yayılmış hâli. Her yeni hükümdar, eski sütunu kendi meşruiyetinin bir parçası olarak sahiplendi.
İkinci hayat, taşınma. On dördüncü yüzyılda, Delhi'deki bir sultan, bu sütunlardan ikisini bulundukları yerden söktürüp büyük bir çabayla kendi başkentine taşıttı ve yeni yapılarının üzerine diktirdi.
Bu sultan sütunların üzerindeki yazıyı okuyamıyordu; yazı o zaman çoktan unutulmuştu. Ama sütunların eskiliği ve görkemi, onun kendi gücünü göstermek için yeterliydi. KRO-310.11'de bu sultanlık dönemine döneceğiz.
Üçüncü hayat, bir ulusun simgesi olmak. Yirminci yüzyılın ortasında bağımsızlığını kazanan bir ülke, bu dersteki aslan başlığını kendi resmî amblemi olarak seçti. Başlıktaki tekerlek, ülkenin bayrağına da yerleşti.
Bu seçim, KRO-309.15'te gördüğümüz sorunun başka bir yüzü. Orada nesneler, onları toplayan kurumlar tarafından yeniden anlamlandırılıyordu. Burada ise bir nesne, onu miras alan bir ulus tarafından yeniden anlamlandırılıyor. İki durumda da nesnenin bugünkü anlamı, onun yapıldığı dönemdeki anlamından farklı.
Bu yeni anlam, eski anlamı silmiyor ama üstüne bir katman ekliyor. Bugün bu başlığa bakan biri, onu önce bir ulusun simgesi olarak görüyor; bir imparatorun ahlak çağrısının bir parçası olarak görmek ise ayrı bir çaba istiyor.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Birinci araç üç kaynak türü ayrımı. Bir hükümdar hakkında, onun kendi yazıtlarını, dışarıdan yazılmış anlatıları ve sonraki dinî ya da siyasi gelenekleri ayrı ayrı oku. Her biri farklı bir amaçla yazıldı.
İkinci araç yazıt dağılımı okuması. Bir hükümdarın yazıtlarının nerede durduğuna bak: yollar, sınırlar, kutsal yerler. Dağılım, yazıtın kime seslendiğini gösterir.
Üçüncü araç çözülme koşulları sorusu. Bir yazının neden çözülebildiğini ya da çözülemediğini sor: sonraki bir yazıyla bağı var mı, dili biliniyor mu, yeterince uzun metin var mı?
Dördüncü araç kaybolan malzeme izi. Taşın, kaybolmuş bir ahşap ya da başka bir geçici malzemenin biçimini taklit edip etmediğine bak. Taş, kaybolanın hafızası olabilir.
Beşinci araç dış kaynak iddiası sınaması. Bir biçimin dışarıdan geldiği iddiasıyla karşılaştığında, alınan öğeyi, dönüştürülen anlamı ve iddianın kendisinin hangi bakıştan kurulduğunu ayrı ayrı sor.
Altıncı araç anıtın sonraki hayatları. Bir anıtın dikildiği andan sonra nasıl yeniden yazıldığını, taşındığını ve yeniden anlamlandırıldığını izle. Bugünkü anlamı, ilk anlamının üzerine eklenmiş bir katmandır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Aşoka'nın yazıtları yalnızca Budist öğretisini anlatır."
Yazıtlardaki ahlak çağrısı Budizm'e yakın, ama farklı inanç gruplarını kapsayan genel bir hoşgörü ve doğruluk çağrısı olarak da okunuyor. Hükümdar kendi dinine yakın olmayan topluluklara da bağış yaptı.
Yaygın yanlış"Maurya sütunları Pers sütunlarının kopyasıdır."
Parlak cila ve çan biçimli başlık gibi öğeler dışarıdan gelmiş olabilir, ama bu öğeler bağımsız duran bir anıt sütununa ve yerel bir anlam sistemine dönüştürüldü.
Yaygın yanlış"Bu yazıtlar her zaman okunabiliyordu."
Yazıtların yazısı yüzyıllar boyunca unutuldu ve ancak on dokuzuncu yüzyılda çözüldü. Sütunları taşıyan sonraki hükümdarlar bile üzerlerindeki yazıyı okuyamıyordu.
Yaygın yanlış"Hükümdarın kendi yazıtları onun hakkında tarafsız bir kaynaktır."
Yazıtlar, hükümdarın kendini nasıl göstermek istediğini anlatıyor. Pişmanlık dili bile bir kamusal iddianın parçası olarak okunmalı.
Yaygın yanlış"Aslan başlığının anlamı her zaman aynıydı."
Başlık bir imparatorun ahlak çağrısının parçası olarak dikildi, sonraki yüzyıllarda başka anlamlar kazandı ve bugün bir ulusun simgesi. Her dönem ona yeni bir katman ekledi.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Maurya imparatorluğunun hükümdarı Aşoka, bir kıtaya yayılmış kayalara ve sütunlara kendi sözlerini yazdırdı ve bu yazılar, bir savaşın pişmanlığından farklı inançlara hoşgörüye kadar bir ahlak çağrısı taşıyordu. Yazıtlar birden çok dilde yazıldı, yazıları yüzyıllarca unutuldu ve on dokuzuncu yüzyılda çözüldü; bu çözüm, İndus yazısının neden çözülemediğini de açıklıyor. Tek parça cilalı sütunlar, hayvan başlıklarıyla bağımsız anıtlardı; Pers etkisi tartışması, bir teknik öğenin alınması ile bir anlamın dönüştürülmesi arasındaki farkı gösteriyor. Kayaya oyulmuş mağaralar kaybolan ahşap mimarinin biçimini korudu. Sütunlar sonraki yüzyıllarda yeni yazıtlarla kaplandı, başka başkentlere taşındı ve bugün bir ulusun amblemi oldu.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir hükümdarın taşlara kendi sözlerini yazdırdığını gördük. Sonraki gelenek, bu hükümdarın bir kutsal kişinin kalıntılarını paylaştırıp birçok yere yerleştirdiğini de anlatır. Sıradaki derste bu kalıntıları saklayan yapılara, onları ziyaret eden hacılara ve bu yapıların çevresini saran anlatı kabartmalarına geçiyoruz: stupa, rölik, hac ve anlatı kabartması.