Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Jain toplulukları, döngüyü aşmış yirmi dört öğretmeni derin bir çile ve hareketsizlik hâlinde gösterdi; ayakta duran figürlerin mutlak simetrisi hiçbir hareketin başlangıcını bile taşımaz. Birbirine çok benzeyen figürler, kaidelerdeki amblemlerle ayırt edilir. Topluluğun iki kolu, çıplak ve süssüz figürler ile kakma gözlü, ibadette süslenen figürler arasında ayrıştı. Tapınaklar bölgenin mimari dilini kullandı; tepe kentlerinde, beyaz mermerden oyulmuş tavanlarda ve dört yöne açılan planlarda olağanüstü bir ölçeğe ulaştı. El yazmaları palmiye yaprağından kâğıda geçti, eski biçimin izini korudu ve yabancı hükümdarları çağdaş giysilerle resimledi. Kopyalamanın bir sevap sayılması ve kütüphanelerin koruma gücü, bu kitapların Güney Asya kitap resminin erken tarihinde büyük bir yer tutmasına yol açtı.
Açılış: kıpırdamayan dev
Güney Hindistan'da, bir kayalık tepenin doruğunda, çok katlı bir bina yüksekliğinde çıplak bir insan figürü ayakta duruyor. Figür, tepenin kayasından yerinde oyulmuş.
Kolları iki yanına düz sarkıyor, elleri bacaklarına değmiyor. Ayakları yan yana, ağırlık iki bacağa eşit dağılmış. Yüzü sakin, gözleri ileriye bakıyor. Hiçbir hareket yok.
Ama figürün bacaklarından ve kollarından yukarı, taştan oyulmuş sarmaşıklar tırmanıyor. Ayaklarının dibinde karınca yuvaları ve yılanlar var.
Geçen derste bir tanrının dansını gördük: savrulan saçlar, havaya kalkmış bir bacak, bir alev çemberi. Bu figür o dansın tam tersi. Kıpırdamıyor. O kadar uzun süre kıpırdamadan durmuş ki bitkiler bedenine sarılmış, hayvanlar ayaklarının dibine yuva yapmış.
Figür, gelenekte krallığını bırakıp derin bir çileye giren bir prensi gösteriyor. Sarmaşıklar ve yuvalar, onun ne kadar uzun süre hareketsiz kaldığının görsel kanıtı.
Soru şu: kıpırdamayan, dünyadan çekilmiş bir bedeni kutsallaştıran bir topluluk, bu bedeni taşta, mermerde ve el yazmasının sayfasında nasıl gösterdi?
Bu derste ne olacak
Önce bu topluluğu, onun öğretisini ve imgesinin temel özelliklerini kuracağız.
Ardından kutsal figürü okuyacağız: birbirine çok benzeyen figürler nasıl ayırt ediliyor?
Sonra tapınağa geçeceğiz: bir tepenin doruğundan beyaz mermerden oyulmuş tavanlara ve dört yöne açılan bir plana.
Ardından el yazmalarına bakacağız: palmiye yaprağından kâğıda, bir metnin resimlenmesine ve kopyalanmasına.
Karşılaştırma bölümünde önce üç inancın mağaralarını aynı kayalıkta buluşturan bir alana, sonra bu el yazmalarının içinde yabancı figürlerin nasıl göründüğüne bakacağız. Usta katmanında da el yazması kütüphanelerini ve kopyalamayı bir ibadet olarak ele alacağız.
Sıfır noktası: öğretmenler ve çile
Jain öğretisi, kutsal kişinin öğretisiyle neredeyse aynı dönemde, aynı Ganj ovasında biçimlendi. İki öğreti de yeniden doğuş döngüsünden kurtulmayı amaçlıyordu.
Jain geleneğine göre, bu döngüyü aşan ve başkalarına yol gösteren yirmi dört öğretmen yaşadı. Bu öğretmenlere "geçit yapıcılar" deniyor; KRO-310.5'te kutsal yer için kullanılan geçit imgesini hatırla. Öğretmen, dünyadan kurtuluşa bir geçit açan kişi. Sonuncusu, kutsal kişinin çağdaşı olarak anılan bir öğretmen.
Bu öğretinin merkezinde iki ilke var. Birincisi, hiçbir canlıya zarar vermemek. İkincisi, bedeni ve arzuları çileyle, oruçla ve hareketsizlikle denetim altına almak. Keşişler ve rahibeler çok sade bir hayat yaşıyor; bazı keşiş toplulukları giysiyi bile bırakıyor.
Bu ilkeler, imgenin biçimini doğrudan belirliyor. Kutsal figür, bir eylem anında değil, derin bir çile ve dinginlik hâlinde gösteriliyor. Figür ya bağdaş kurmuş oturuyor ya da açılıştaki gibi, kolları iki yana sarkmış, ayakta hareketsiz duruyor.
Bu duruşu KRO-310.7'deki ayakta figürlerle karşılaştır. Orada kalça hafifçe bir yana kayıyor, ağırlık bir bacağa veriliyordu. Burada ise simetri mutlak. Beden, bir hareketin başlangıcını bile taşımıyor. Kalça kayması, küçük bir hareketin izini taşır; bu figür o izi bile bırakmıyor.
Toplumun büyük kısmını ise sıradan inananlar oluşturuyordu ve bunların önemli bir bölümü tüccar ve bankerdi. Canlılara zarar vermeme ilkesi, tarım gibi toprağı ve canlıları etkileyen işlerden uzak durmayı teşvik ediyordu; ticaret ise daha uygun bir meslek olarak görülüyordu. Bu tüccarlar, bu dersin tapınaklarının ve el yazmalarının büyük bağışçıları oldu.
KRO-310.4'te Mathura atölyelerinden bir Jain adak levhası görmüştük. O levha, bu topluluğun imge geleneğinin çok erken bir tanığı. Aynı atölyeler, aynı taşla, farklı topluluklar için çalışıyordu.
Mekanizma — birbirine benzeyen figürleri ayırmak
Jain tapınaklarında onlarca, bazen yüzlerce öğretmen figürü sıralanıyor. İlk bakışta hepsi birbirinin aynısı: aynı duruş, aynı yüz, aynı dinginlik.
Bu benzerlik bilinçli. Öğretmenler kurtuluşa ulaşmış, bireysel özelliklerini aşmış varlıklar olarak düşünülüyor. Onları birbirinden bireysel yüz çizgileriyle ayırmak, öğretiye aykırı olurdu.
Peki bir figürün hangi öğretmen olduğu nasıl anlaşılıyor? KRO-310.4'te kutsal figürü işaret listesiyle tanımayı öğrenmiştik. Burada da işaretler var, ama başka bir yerde: kaidede.
Her öğretmenin bir amblemi var. Bu amblem, figürün kaidesine küçük bir hayvan ya da nesne olarak oyuluyor: bir boğa, bir aslan, bir fil, bir hilal, bir nilüfer. Figürün kimliği, ayağının altındaki bu küçük işarette saklı.
Bir öğretmen ise bu kuralın dışında, çok daha görünür bir işaret taşıyor.
Bu işaret, figürü uzaktan bile tanınır kılıyor. Gelenek, bu öğretmenin derin bir çile hâlindeyken bir fırtınaya yakalandığını ve bir yılanın başlıklarını açarak onu koruduğunu anlatır. KRO-310.3'te stupa tepesindeki şemsiyeleri bir saygı işareti olarak görmüştük; burada şemsiye, canlı bir hayvanın bedeninden oluşuyor.
Bu topluluğun içinde, zamanla iki büyük kol ortaya çıktı. İki kol, keşişlerin giyinip giyinmemesi konusunda ayrıştı ve bu ayrım imgeye de yansıdı.
Bir kolun tapınaklarında figürler tamamen çıplak ve süssüz. Öteki kolun tapınaklarında ise figürler, özellikle sonraki yüzyıllarda, çok farklı bir görünüş kazandı.
Bu kakma gözler, figürü çok farklı bir biçimde canlandırıyor. KRO-310.5'te imgenin gözlerinin ve görmenin ne kadar önemli olduğunu görmüştük. Burada gözler, taşın geri kalanından farklı bir malzemeyle, ışığı yansıtan parlak bir yüzeyle yapılmış. Kandil ışığında, bu gözler ziyaretçiye bakıyor gibi parlıyor.
Aynı öğreti, aynı öğretmenler, ama iki çok farklı imge anlayışı. Biri tam bir çıplaklık ve sadelikte ısrar ediyor; öteki, dünyadan çekilmiş bir öğretmeni ibadet sırasında süsleyerek onu onurlandırıyor. Bu fark, bir öğretinin içindeki farklı yorumların imgede nasıl görünür hâle geldiğini gösteriyor.
Mekanizma — tepede bir kent, mermerde bir tavan
Açılıştaki figür bir tepenin doruğunda duruyor ve bu seçim tesadüf değil. Jain geleneğinde tepeler çok önemli kutsal yerler. Bazı öğretmenlerin kurtuluşa bir tepenin doruğunda ulaştığına inanılıyor.
Açılıştaki figürün tepesi, bir törenin de yeri.
KRO-310.5'te ve geçen derste imgenin yıkandığını görmüştük. Burada yıkama, dev bir ölçekte, uzun aralıklarla düzenlenen büyük bir hac törenine dönüşüyor. Figür, heykel olarak yapıldıktan bin yıl sonra hâlâ bu törenin merkezi.
Batı Hindistan'da bir başka tepe, çok daha büyük bir ölçekte kutsallaştırıldı.
Bu tepe bir tanrılar kenti olarak düşünülüyor. Gelenek gereği, gece burada kimse kalmıyor; tepe akşam boşaltılıyor ve tanrılara bırakılıyor. Tapınaklar yüzyıllar boyunca, farklı bağışçılar tarafından eklendi ve bir kısmı yıkılıp yeniden yapıldı. Tepe, yüzyıllar boyunca biriken bir bağış arşivi.
KRO-310.6'da kuzey tipi tapınağın kulesini görmüştük. Bu tepenin tapınaklarının çoğu o tipin kulesini taşıyor. Jain tapınakları, ayrı bir mimari tip icat etmedi; bölgenin mimari dilini kullandı ve onu kendi imgeleri ve kendi ibadet düzeniyle doldurdu.
Bu dilin en olağanüstü örnekleri, bir dağın tepesinde, beyaz mermerden oyuldu.
Bu tapınağı, bölgenin hükümdarının hizmetindeki bir bakan yaptırdı. Dışarıdan bakıldığında yapı sade; asıl zenginlik içeride, sütunlarda, kirişlerde ve tavanlarda.
Yaklaşık iki yüzyıl sonra, aynı dağda, iki kardeş bakan benzer bir tapınak yaptırdı.
Bu tavanlar bir soru soruyor: taş bu kadar inceltilirse ne olur? Mermer, ışığı içine alıp hafifçe geçiren, çok ince oyulabilen bir taş. Ustalar, taşın kalınlığını o kadar azaltmış ki bazı yerlerde ışık oymaların arasından sızıyor.
Bu tapınakların yapım maliyeti hakkında gelenekte anlatılan hikâyeler var. Bu hikâyeler, oyma işçiliğinin ne kadar değerli görüldüğünü anlatan anlatılar olarak kaydedilmeli; somut bir maliyet kaydı olarak değil.
Bu tapınakların planı da dikkat çekici. Kutsal oda, KRO-310.5'te gördüğümüz gibi planın merkezinde. Ama çevresinde, avlunun dört yanında, her biri kendi öğretmen figürünü taşıyan onlarca küçük hücre sıralanıyor. Ziyaretçi avluda dolaşırken yüzlerce figürün önünden geçiyor.
Sonraki yüzyıllarda bu dört yön düzeni, çok daha büyük bir ölçekte, bir tapınağın bütün planına dönüştü.
Bu tapınakta tek bir giriş yönü, tek bir ana eksen yok. Ziyaretçi dört kapıdan birinden giriyor ve her kapıdan, merkezdeki figürlerden birinin yüzüyle karşılaşıyor. KRO-310.6'daki art arda dizilen salonların tek yönlü ekseni burada dört yöne açılmış.
Bu dört yönlü plan bir öğretiyi de taşıyor. Gelenek, öğretmenin öğretisini dört yöne birden seslendirdiğini anlatır.
Bu toplantı alanı, bir öğretmenin aydınlanmadan sonra verdiği ilk vaazın yeri olarak düşünülüyor. Bütün canlılar, hatta birbirinin düşmanı olan hayvanlar bile, orada barış içinde dinliyor. Dört yüzlü tapınak, bu toplantı alanının taştan bir yankısı gibi okunabilir.
Mekanizma — yapraktan kâğıda
Tapınakların yanında, bu topluluğun sanatının ikinci büyük alanı kitap. Jain toplulukları, kutsal metinlerini yüzyıllar boyunca özenle kopyaladı, resimledi ve korudu.
Bu metinlerin en çok resimleneni, öğretmenlerin hayatlarını ve keşiş topluluğunun kurallarını anlatan bir metin. Metin, her yıl düzenlenen önemli bir bayram döneminde topluluk önünde okunuyordu.
İlk kitaplar, uzun ve dar palmiye yapraklarına yazıldı.
Palmiye yaprağının biçimi resmi doğrudan belirliyor. Yaprak çok dar olduğu için resim küçük, neredeyse kare bir alana sıkışıyor. Figürler bu küçük alana tek tek, çoğu zaman tek bir sahne içinde yerleştiriliyor.
On dördüncü yüzyıldan itibaren, bölgeye kâğıt yayıldı ve kitaplar kâğıda yazılmaya başlandı.
Kâğıt, daha geniş bir resim alanı açtı. Ama ilginç bir şey oldu: kâğıt sayfalar uzun süre palmiye yaprağının yatay biçimini korudu. Hatta bazı kâğıt el yazmalarında, artık gerekmediği hâlde, ortada ipin geçtiği deliğin yeri bir süs olarak boyandı. Yeni malzeme, eski malzemenin biçimini bir süre taşıdı.
KRO-310.2'de taşın kaybolan ahşap mimarinin biçimini koruduğunu görmüştük. Burada kâğıt, kaybolan palmiye yaprağının biçimini koruyor. İki durumda da yeni bir malzeme, eskisinin bir izini taşıyarak başlıyor.
Bu resimlerin figürlerinin çok tanınır bir üslubu var. Yüzler yandan gösteriliyor, burunlar sivri, gözler iri ve badem biçiminde. En tuhaf özellik, uzaktaki gözün yüzün çizgisinin dışına taşarak havada durması. Figür yandan görülüyor, ama iki gözü birden görünüyor.
KRO-303.5'te Mısır'ın bileşik görünüşünü, yani bir figürün farklı parçalarının farklı açılardan birlikte gösterilmesini görmüştük. Buradaki taşan göz, benzer bir çözüm: yüzün en önemli iki parçası, gözler, tek bir açının sınırlarını aşıyor.
Karşılaştırma: aynı kayalık, üç inanç; aynı sayfa, iki dünya
KRO-310.5'te bir kayalığın içinden oyulmuş dev bir tapınağı görmüştük. O tapınağın bulunduğu kayalıkta, aynı yamaç boyunca, üç farklı inancın mağaraları sıralanıyor: Budist manastırlar, Hindu tapınakları ve Jain mağaraları.
Jain mağaraları, kayalığın öteki mağaralarından sonra oyuldu ve onların tekniğini ve plan düzenini açıkça izliyor. Aynı ustalık geleneği, aynı kaya ve aynı yapım yöntemi, farklı bir topluluğun ibadetine uyarlanmış. Değişen, salonların ortasındaki figürler ve kaidelerdeki işaretler.
KRO-310.4'te Mathura'nın atölyelerinin, KRO-310.9'da da güneyin döküm atölyelerinin farklı inançlar için çalıştığını görmüştük. Bu kayalık aynı durumu mimari ölçekte gösteriyor. Güney Asya'nın sanatını tek bir dinin sanatı olarak anlatmak, bu ortak atölye dünyasını görünmez kılıyor.
İkinci karşılaştırma, bir el yazmasının içinde duruyor. Bayram döneminde okunan metne sıklıkla eklenen bir başka metin, bir Jain keşişinin hikâyesini anlatıyor. Hikâyede keşiş, kız kardeşini kaçıran bir hükümdardan intikam almak için, batıdaki bir ülkeden hükümdarları yardıma çağırıyor.
Bu yabancı hükümdarlar çok dikkat çekici bir biçimde çizilmiş. Sayfanın yerel figürleri yandan, taşan gözle gösterilirken, bu figürler farklı bir yüz açısıyla, farklı giysilerle ve farklı başlıklarla gösteriliyor. Ressam, onları çizerken çağdaşı olan Orta Asya ve İran kökenli hükümdarların, askerlerin ve saray insanlarının görünüşünü kullanmış olabilir.
Bu el yazmalarının yapıldığı yüzyıllarda, bölge artık Orta Asya ve İran ile bağlantılı sultanların yönetimindeydi. KRO-309.12'de İlhanlı ve Timurlu kitap sanatlarını görmüştük. Bu sayfalarda kullanılan bazı parlak mavilerin ve altının, o dünyayla kurulan ticaret ve temas ağlarıyla bağlantılı olduğu düşünülüyor. Sayfanın içinde, iki görsel dünya karşılaşıyor.
Bu karşılaşma, bir sayfanın bile tek bir kültürün kapalı bir ürünü olmadığını gösteriyor. Eski bir hikâye, çağdaş yabancıların giysileriyle resimlenmiş. Resim, anlattığı hikâyenin zamanından çok, yapıldığı zamanın dünyasını gösteriyor.
Usta katmanı: kütüphane, kolofon ve kopyalamanın sevabı
Jain topluluklarında bir metni kopyalatmak ve bir kütüphaneye bağışlamak, büyük bir sevap olarak görülüyordu. Bu inanç, çok sayıda el yazmasının üretilmesine ve, daha da önemlisi, korunmasına yol açtı.
Bu kütüphaneler, çöl kentlerinin kuru ikliminde ve tapınakların korunaklı odalarında, çok kırılgan malzemeleri yüzyıllarca korudu. Bu yüzden Güney Asya'nın en eski resimli el yazmalarının önemli bir kısmı Jain kütüphanelerinden geliyor. Başka toplulukların benzer kitapları çok daha az sayıda günümüze ulaştı.
Bu durum bir hayatta kalma sorununa işaret ediyor. TEM-201.6'da kanonun ilk mekanizmasının hayatta kalma olduğunu görmüştük. Güney Asya kitap resminin erken tarihi, büyük ölçüde Jain kütüphanelerinin koruduğu kitaplardan yazılıyor. Bu, o dönemde başka toplulukların resimli kitap yapmadığı anlamına gelmeyebilir; yalnızca onların kitaplarının korunmadığı anlamına gelebilir.
El yazmalarının son sayfasında çoğu zaman kısa bir not bulunuyor.
Bu notlar, el yazmalarının üretimi hakkında çok değerli bilgiler veriyor. Kopyacının adı, bağışçının adı, tarih ve yer. Bağışçıların önemli bir kısmının kadın olması, kadınların bu topluluğun dinî ve kültürel hayatındaki rolünü gösteriyor. KRO-310.3'te stupa korkuluklarındaki bağış yazıtlarında da kadın bağışçılar görmüştük. İki durumda da bir yazılı kayıt, sanatın arkasındaki geniş bir bağışçı topluluğunu görünür kılıyor.
KRO-308.8'de Avrupa'daki el yazması üretimini ve kopyacıların sayfa kenarlarına bıraktığı izleri görmüştük. Burada da kopyacı ve bağışçı, metnin sonuna kendi kaydını bırakıyor. İki gelenekte de kitap, bir emek ve bağış zincirinin ürünü.
Sonraki yüzyıllarda Jain toplulukları, öğretilerini metinle olduğu kadar diyagramlarla da aktardı.
Bu diyagramı KRO-310.5'teki tapınak şemasıyla karşılaştır. Orada kare bir ızgara, yere yatırılmış bir bedeni ve tanrıların yerlerini gösteriyordu. Burada evrenin kendisi, ayakta duran bir beden. İki gelenek de kozmosu bir bedenle düşünüyor, ama bu beden birinde yere yatırılmış, ötekinde ayakta.
Bu diyagram, açılıştaki dev figürle de konuşuyor. Kıpırdamadan ayakta duran öğretmen ile evreni gösteren ayakta insan figürü, aynı duruşu paylaşıyor. Öğreti, kurtuluşa ulaşan varlığın evrenin en üst katına yükseldiğini anlatır.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Hareketsizlik okuması: bir figürün duruşunda hareketin başlangıcını ara. Kalça kayması, bükülmüş bir diz ya da dönmüş bir baş yoksa, bu mutlak simetrinin bir anlam taşıyıp taşımadığını sor.
Kaide işareti: birbirine çok benzeyen figürleri ayırmak için kaideye bak. Kimlik, küçük bir amblemde saklı olabilir.
Aynı öğreti, iki imge: bir topluluğun farklı kollarının aynı figürü nasıl farklı gösterdiğini karşılaştır. Çıplaklık ile süsleme arasındaki fark, bir yorum farkını görünür kılabilir.
Malzeme izi: yeni bir malzemenin eski bir malzemenin biçimini taşıyıp taşımadığına bak. Kâğıt, palmiye yaprağının biçimini; taş, ahşabın biçimini koruyabilir.
Hayatta kalma sorusu: bir dönemin sanatını anlatan eserlerin hangi topluluğun koruma koşullarından geldiğini sor. Korunanlar, üretilenlerin tamamını temsil etmeyebilir.
Kolofon okuması: bir el yazmasının sonundaki notu bul ve kopyacıyı, bağışçıyı, tarihi ve yeri kaydet. Kitabın arkasındaki insanlar orada görünür.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Jain öğretmen figürleri birbirinin aynısıdır ve ayırt edilemez."
Figürler bilinçli olarak benzer yapılır, ama kaidelerindeki amblemler ve bazı öğretmenlerin özel işaretleri onları birbirinden ayırır.
Yaygın yanlış"Jain tapınakları kendine özgü bir mimari tip kullanır."
Jain tapınakları bölgenin mimari dilini kullandı. Farkı, planın düzeninde, figürlerin çokluğunda ve ibadetin biçiminde aramak gerekiyor.
Yaygın yanlış"Bütün Jain figürleri çıplak ve süssüzdür."
Topluluğun bir kolu çıplak ve süssüz figürlerde ısrar ederken, öteki kol figürleri kakma gözlerle ve ibadet sırasında takılan süslerle donattı.
Yaygın yanlış"Güney Asya'nın en eski resimli kitapları yalnızca Jain toplulukları tarafından yapıldı."
Jain kütüphaneleri kitapları çok iyi korudu. Başka toplulukların kitaplarının daha az korunması, onların kitap yapmadığı anlamına gelmiyor.
Yaygın yanlış"Bir el yazmasının resimleri, anlattığı hikâyenin zamanını gösterir."
Resimler çoğu zaman yapıldıkları dönemin giysilerini, silahlarını ve insanlarını gösteriyor. Eski bir hikâye, çağdaş bir dünyayla resimlenebiliyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Jain toplulukları, döngüyü aşmış yirmi dört öğretmeni derin bir çile ve hareketsizlik hâlinde gösterdi; ayakta duran figürlerin mutlak simetrisi hiçbir hareketin başlangıcını bile taşımaz. Birbirine çok benzeyen figürler, kaidelerdeki amblemlerle ayırt edilir. Topluluğun iki kolu, çıplak ve süssüz figürler ile kakma gözlü, ibadette süslenen figürler arasında ayrıştı. Tapınaklar bölgenin mimari dilini kullandı; tepe kentlerinde, beyaz mermerden oyulmuş tavanlarda ve dört yöne açılan planlarda olağanüstü bir ölçeğe ulaştı. El yazmaları palmiye yaprağından kâğıda geçti, eski biçimin izini korudu ve yabancı hükümdarları çağdaş giysilerle resimledi. Kopyalamanın bir sevap sayılması ve kütüphanelerin koruma gücü, bu kitapların Güney Asya kitap resminin erken tarihinde büyük bir yer tutmasına yol açtı.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir el yazmasının sayfasında, sivri başlıklı, kaftanlı yabancı hükümdarların eski bir hikâyeye girdiğini gördük. Sıradaki derste bu hükümdarların dünyası Güney Asya'nın merkezine yerleşiyor. On üçüncü yüzyıldan itibaren kuzeyde kurulan sultanlıklar, bölgeye yeni bir ibadet mekânı, yeni bir yazı ve yeni bir süsleme dili getirdi; ama bu yapıları çoğu zaman yerel ustalar, yerel taşla ve bazen daha eski yapıların parçalarıyla kurdu. Bir cami, yerel bir mimari dille nasıl konuşur? Sultanlık dönemleri, cami ve kültürel etkileşim konusuna geçiyoruz.