Ders KRO-310.1 · Güney Asya Sanatları

İndus kentleri, mühürler ve yorum sınırları

2.935 kelime · 19 eser örneği · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: İndus kentleri, MÖ üçüncü binyılda Mezopotamya ve Mısır'la çağdaş, geniş bir alana yayılmış bir kent uygarlığıydı ve yirminci yüzyılın başına kadar büyük ölçüde unutulmuştu. Yazıları bugün hâlâ okunamıyor; ama planlı sokakları, ortak oranlı tuğlaları, ağırlık dizileri ve kapalı kanallarıyla kentler yazısız birer belge. Mühürler malları mühürlemek için kullanılıyordu ve üzerlerindeki imgeler ile kısa işaret dizileri çok tartışılıyor. Ünlü figürlerin adları, onları adlandıran kazıcıların beklentilerini taşıyor. Bu uygarlık hakkında söylenenleri ölçülen, çıkarılan ve varsayılan diye üç düzeyde ayırmak, en yaygın hataları önlüyor; bir katliam yorumunun çöküşü, bu ayrımın neden gerekli olduğunu gösteriyor.

Açılış: parmak boyunda bir taş

Avucunun içine sığacak kadar küçük, kare bir taş düşün. Kenarları bir parmak boyunda, arkasında küçük, delikli bir çıkıntı var; bir iple asılabiliyor ya da tutulabiliyor.

Ön yüzüne ters olarak bir hayvan oyulmuş: profilden gösterilen, tek boynuzlu görünen bir hayvan, başı önündeki küçük bir nesneye eğik. Hayvanın üstünde, bir satır hâlinde, birkaç işaret dizilmiş.

Bu işaretler bir yazı. Ama bugün hiç kimse onları okuyamıyor.

Geçen kursun son dersinde bir kategorinin nasıl kurulduğunu ve bir nesnenin yorumunun hangi kaynaklara dayandığını sorduk. Bu dersle yeni bir kursa, Güney Asya'ya geçiyoruz ve en eski noktadan başlıyoruz.

Buradaki durum, geçen kursun hepsinden farklı. Orada yazılar okunabiliyordu; kitabeler, vakfiyeler, tüccar mektupları bize konuşuyordu. Burada ise binlerce yazılı nesne var, ama hiçbiri konuşmuyor.

Bu dersin sorusu şu: bir yazının okunamadığı yerde yorum nereye kadar gidebilir, ve nerede durmak zorunda?

Bu derste ne olacak

Önce bu kentlerin ne zaman ve nerede var olduğunu ve nasıl yeniden keşfedildiğini kuracağız.

Ardından kentlerin kendisine, planına, tuğlasına ve suyuna bakacağız; yazı okunamasa da bu yapıların söylediği çok şey var.

Sonra mühürlere geçecek ve bir mührün ne işe yaradığını, üzerindeki imgenin ve yazının ne söyleyip ne söylemediğini ayıracağız.

Ardından ünlü figürlere ve onlara modern dönemde verilen adlara bakacağız.

Karşılaştırma bölümünde bu kentleri, aynı dönemde yazısı okunabilen Mezopotamya'yla karşılaştıracağız.

Usta katmanında yorum sınırlarını sistemli olarak kuracağız: ne gözlenebiliyor, ne çıkarılabiliyor, ne yalnızca varsayılabiliyor.

Sıfır noktası: yeniden keşfedilen bir uygarlık

Bu kentler, bugünkü Pakistan ve kuzeybatı Hindistan'da, İndus nehri ve kolları boyunca, geniş bir alana yayılmıştı. En parlak dönemleri MÖ üçüncü binyılın ikinci yarısına denk geliyor; yani KRO-302'de gördüğümüz Mezopotamya kentleriyle aynı yüzyıllara.

Bu uygarlık, yirminci yüzyılın başına kadar büyük ölçüde unutulmuştu. On dokuzuncu yüzyılda bir kentin kalıntılarının üzerinden bir demiryolu hattı geçirildi. Hattın altına döşenecek taş ve tuğla ihtiyacı, eski kentin tuğlalarından karşılandı.

Bu, KRO-309.14'te "yaşama bedeli" dediğimiz şeyin tam tersi. Bir yapı yalnızca bakımsız kalarak değil, malzemesi başka bir işe gerektiği için de yok olabiliyor.

Yirminci yüzyılın başlarında yapılan kazılar, iki büyük kenti ortaya çıkardı ve bunun Mezopotamya ve Mısır'la çağdaş, bağımsız bir kent uygarlığı olduğu anlaşıldı.

Bu ilk kazıların raporları çok değerli, ama TEM-203.7'deki soruyla okunmalı. Kazıyı yapanlar, bulduklarını kendi bildikleri uygarlıklarla karşılaştırarak adlandırdılar. Birazdan göreceğimiz gibi, bu adlar hâlâ kullanılıyor.

Mekanizma — kent: yazısız bir belge

Yazı okunamasa da kentler çok şey söylüyor. TEM-203.10'da nesnenin ne yaptığını izlerinden okumayı öğrenmiştik. Burada aynı yöntemi bir kentin bütününe uyguluyoruz.

Kentlerin sokakları düzenli bir şekilde, büyük ölçüde ana yönlere uyan bir ızgarayla kurulmuştu. Evler, çoğu zaman bir avlunun çevresinde, sokaktan içeri dönük düzenlenmişti.

KRO-302'de gördüğümüz Mezopotamya kentlerinin çoğu kerpiçle kurulmuştu. Burada ise pişmiş tuğla yaygın olarak kullanıldı. Daha da dikkat çekici olan, tuğlaların boyutlarının oranı: uzunluk, genişlik ve kalınlık, farklı kentlerde bile büyük ölçüde aynı orana uyuyordu.

Bu standardın bir benzeri ağırlıklarda da görülüyor. Küçük, küp biçimli, taştan yapılmış ağırlıklar, belirli bir oranda büyüyen bir dizi oluşturuyordu.

Tuğla oranının ve ağırlık dizisinin ortak olması, bir şey söylüyor: geniş bir alanda ortak kurallar vardı. Ama bu kuralları kimin koyduğunu, yani bir merkezî yönetimin mi, bir tüccar ağının mı, yoksa bir ortak geleneğin mi ürünü olduğunu söylemiyor. Gözlem kesin, açıklama açık.

Kentlerin en dikkat çekici özelliklerinden biri su. Evlerin çoğunda yıkanma alanları vardı. Bu alanlardan çıkan su, sokakların altındaki kapalı kanallara bağlanıyordu.

Kentlerden birinin yüksek bölümünde, dikkatle su geçirmez hâle getirilmiş, basamaklı, büyük bir havuz bulundu.

Bu havuzun ne için kullanıldığı bilinmiyor. En yaygın yorum, bir arınma ya da ritüel yıkanma yeri olduğu. Bu yorum, bölgenin çok daha sonraki dinlerinde suyun ve arınmanın önemine dayanıyor. Yani bin yıllarca sonraki bir uygulamadan geriye doğru bir çıkarım.

TEM-203.10'da bu tür bir çıkarımın tehlikesini konuşmuştuk: bugünkü uygulama bir hipotez üretiyor, kanıt üretmiyor. Havuzun kendisi gözlenen bir yapı; ritüel yorumu ise varsayılan bir anlam.

Başka bir kentte, suyu yönetmek için büyük taş havuzlar ve kanallar yapılmıştı. Kurak bir bölgede, yağmur suyunu toplayıp saklamak için kurulmuş bir sistem.

Kıyıdaki bir kentte ise, tuğlayla çevrili, büyük, dikdörtgen bir havuz bulundu. Bu havuz bir liman rıhtımı olarak yorumlandı, ama bazı araştırmacılar onun bir su deposu olduğunu öne sürüyor.

Bu iki yorumu ayıracak doğrudan bir kanıt yok. Aynı yapı, iki farklı işlevle açıklanabiliyor. KRO-309.10'daki çoklu köken olasılığının burada bir işlev versiyonunu görüyoruz: bir yapıya tek bir işlev atamadan önce, alternatifleri açık tutmak.

Mekanizma — mühür: imge, yazı ve baskı

Şimdi açılıştaki mühüre geri dönelim.

Bu mühürler çoğunlukla yumuşak bir taştan oyulup sonra ısıtılarak sertleştirilmişti. İmge ve yazı ters olarak oyulmuştu; çünkü mühür yumuşak bir kile bastırıldığında, düz bir görüntü bırakması gerekiyordu.

Bu baskılar bulundu. Kilden yapılmış küçük parçalar, mühürlerin baskılarını taşıyor ve bazılarının arkasında bir düğümün, bir kumaşın ya da bir kabın ağzının izi var.

Bu baskılar, mühürün asıl işini gösteriyor. Mühür, bir paketi ya da bir kabı kapatmak, onun kim tarafından gönderildiğini ya da kime ait olduğunu göstermek ve açılmadığını kanıtlamak için kullanılıyordu. KRO-302'de Mezopotamya'nın silindir mühürlerinde gördüğümüz işlevle aynı: bir mühür, bir malın kime ait olduğunu söyler.

Mühürlerin üzerindeki hayvanlar çeşitli. En yaygın olanı, açılıştaki tek boynuzlu hayvan. Onun yanında boğa, fil, gergedan, kaplan ve başka hayvanlar da görülüyor.

Tek boynuzlu hayvanın gerçekte tek boynuzlu olup olmadığı bile tartışılıyor. Profilden gösterilen iki boynuzlu bir hayvanın, iki boynuzu üst üste çizildiği için tek boynuzlu görünmesi mümkün. Adını, yani "tek boynuzlu", kazıcılar verdi.

Bazı mühürlerde daha karmaşık sahneler var. Bunlardan en ünlüsünde, bacakları çaprazlanmış, oturan, başında boynuzlu bir başlık taşıyan bir figür, çevresinde hayvanlarla gösteriliyor.

Bu figür, ilk kazıcılar tarafından, bölgenin binlerce yıl sonraki dinlerindeki bir tanrının erken bir biçimi olarak yorumlandı. Bu yorum hâlâ yaygın olarak tekrarlanıyor. Ama bu bağlantıyı kuracak hiçbir yazılı kanıt yok; yorum, bin yıllarca sonraki bir imgeyle bu mühür arasındaki bir benzerliğe dayanıyor.

TEM-203.13'te benzerliğin bir ilişki kanıtı olmadığını öğrenmiştik. Bu mühür, bu ilkenin en keskin örneklerinden biri.

Mekanizma — okunamayan yazı

Mühürlerin üzerindeki işaretlere dönelim.

Bu işaretler, birkaç yüz farklı işaretten oluşan bir sistem. Mühürlerde, küçük levhalarda, kap parçalarında ve başka nesnelerde görülüyor.

Bu yazının okunamamasının birkaç nedeni var. Birincisi, dizilerin çok kısa olması. Çoğu yalnızca birkaç işaretten oluşuyor. Uzun bir metin, bir yazıyı çözmek için gereken tekrar eden kalıpları gösterir; kısa diziler bu kalıpları göstermiyor.

İkincisi, iki dilli bir metnin olmaması. Mısır hiyeroglifleri, aynı metnin bilinen bir dilde de yazıldığı bir taş sayesinde çözüldü. İndus yazısı için böyle bir anahtar bulunmadı.

Üçüncüsü, bu yazının hangi dili yazdığının bilinmemesi. Dil bilinmediği için, işaretlerin hangi sesleri ya da anlamları temsil ettiğini sınamak mümkün değil.

Çok sayıda çözüm önerisi yapıldı ve hiçbiri kabul görmedi. Bazı araştırmacılar, bu işaretlerin bir dili tam olarak yazan bir sistem bile olmayabileceğini, bir tür işaret ya da sembol sistemi olabileceğini öne sürdü. Bu öneri de tartışmalı.

Bir kentte, büyük boyutlu işaretlerden oluşan bir dizi bulundu. İşaretler bir kapı ya da bir yapı girişinin üstünde durmuş olabilir; kentin bir tabelası gibi.

Bu levha, yazının yalnızca mühürlerde değil, kamusal bir yüzeyde de kullanıldığını düşündürüyor. KRO-309.9'da cephenin kente konuştuğunu görmüştük. Burada da bir yazı kentin bir yüzeyinde duruyordu; ama ne dediğini bilmiyoruz.

Mekanizma — figürler ve onlara verilen adlar

Şimdi bu kentlerden çıkan birkaç figüre bakalım. Bu figürler çok ünlü, ama ünleri büyük ölçüde onlara modern dönemde verilen adlardan geliyor.

Birincisi, taştan yapılmış bir erkek büstü. Figür sakallı, gözleri yarı kapalı ve omzunda yonca desenli bir örtü taşıyor.

Bu büste "Rahip Kral" adı verildi. Ama bu kentlerde ne bir rahip sınıfının ne de bir kralın varlığı yazılı olarak kanıtlanmış. Ad, kazıcıların kendi bildiği uygarlıklardan getirdiği bir kategori.

İkincisi, küçük bir bronz figür. Genç bir kadın, bir elini beline koymuş, kolunu bileziklerle doldurmuş, rahat bir duruşla ayakta.

Bu figüre "dans eden kız" adı verildi. Ama figürün dans ettiğine dair hiçbir kanıt yok. Ad, figürün duruşuna modern bir izleyicinin bakışıyla verildi.

Bu figür başka bir açıdan çok önemli. Kayıp mum tekniğiyle, yani balmumundan bir modelin kil kalıp içinde eritilip yerine metal dökülmesiyle yapılmış. KRO-310.9'da bu bölgenin çok daha sonraki bronz döküm geleneğini göreceğiz. Bu figür, o tekniğin bölgedeki çok erken bir örneği.

Kentlerde çok sayıda pişmiş toprak figürin de bulundu: insanlar, hayvanlar, oyuncak arabalar.

Bu figürinlerin bir kısmı oyuncak, bir kısmı adak, bir kısmı ise başka bir amaçla yapılmış olabilir. Hangisinin hangisi olduğunu ayırmak, çoğu zaman bulunduğu yere ve birlikte bulunduğu nesnelere bağlı.

KRO-309.15'te nesnelere verilen adların bakanın kendi tarihini taşıdığını görmüştük. Bu figürler, aynı sorunun çok daha eski bir malzemedeki hâli. "Rahip Kral" ve "Dans Eden Kız" adları, figürlerin kendisinden çok, onları adlandıranların beklentilerinden söz ediyor.

Karşılaştırma: okunabilen ve okunamayan

Bu kentler, KRO-302'de gördüğümüz Mezopotamya kentleriyle aynı dönemde yaşadı ve onlarla bağlantılıydı.

Mezopotamya'da bulunan bazı mühürler, İndus mühürlerinin biçimini ve imgesini taşıyor. Mezopotamya metinleri de uzak bir ülkeden, denizden gelen mallardan söz ediyor ve bu ülke çoğu araştırmacı tarafından İndus bölgesiyle eşleştiriliyor.

Ticaret mallarından biri, aşındırma tekniğiyle beyaz desenler işlenmiş kırmızı akik boncuklardı. Bu boncuklar Mezopotamya'nın kraliyet mezarlarında da bulundu.

KRO-302.5'te Ur'un kraliyet mezarlığında lüks malzemeyi ve ticareti görmüştük. O mezarlardaki boncukların bir kısmı, bu dersin kentlerinden geliyordu.

İki uygarlık arasındaki fark, bugün onları nasıl tanıdığımızda. Mezopotamya'nın yazısı çözüldü; krallarının adlarını, yasalarını, tüccarlarının anlaşmalarını okuyabiliyoruz. KRO-302.7'de Hammurabi'nin yasalarını okumuştuk.

İndus'ta ise aynı türden bilgiye sahip değiliz. Kralları olup olmadığını, nasıl yönetildiklerini, neye inandıklarını yazılı kaynaklardan bilemiyoruz. Bildiğimiz her şey, yapılardan, nesnelerden ve onların dağılımından çıkarılıyor.

Bu fark, iki uygarlığın ne kadar karmaşık olduğunu değil, bizim onları ne kadar okuyabildiğimizi gösteriyor. Mezopotamya'nın daha iyi bilinmesi, onun daha gelişmiş olduğu anlamına gelmiyor; yalnızca yazısının çözülmüş olduğu anlamına geliyor.

Bir başka dikkat çekici fark, anıtsal hükümdar imgesinin yokluğu. Mezopotamya'da ve Mısır'da krallar büyük heykellerle, steller ve kabartmalarla gösteriliyordu. İndus kentlerinde böyle bir imge bulunmadı. Bu, bir kral olmadığını mı, yoksa gücün başka biçimlerde gösterildiğini mi anlatıyor? Bilinmiyor.

Usta katmanı: yorum sınırlarını kurmak

Bu dersin en önemli çıkarımı, yorum sınırlarının sistemli olarak nasıl kurulacağı. TEM-203.14'te ölçülen, çıkarılan ve varsayılan diye üç kanıt düzeyi kurmuştuk. Bu ders, o düzeylerin en keskin sınandığı yer.

Ölçülen düzeyde şunları söyleyebiliyoruz: kentlerin planı, tuğlaların oranı, ağırlıkların dizisi, kanalların varlığı, mühürlerin biçimi, işaretlerin sayısı ve dağılımı, nesnelerin nerede bulunduğu. Bunlar doğrudan gözleniyor.

Çıkarılan düzeyde şunları söyleyebiliyoruz: geniş bir alanda ortak kuralların olduğu, mühürlerin malları mühürlemek için kullanıldığı, Mezopotamya'yla ticaret yapıldığı. Bunlar gözlemlerden mantıkla türetiliyor ve karşı örneklerle sınanabiliyor.

Varsayılan düzeyde ise şunlar duruyor: Büyük Havuz'un bir arınma ritüeli için kullanıldığı, oturan figürün sonraki bir tanrının öncüsü olduğu, büstün bir rahip ya da kral olduğu, bronz figürün dans ettiği. Bunlar ya bin yıllarca sonraki uygulamalardan geriye doğru, ya da modern bir bakışla yapılmış varsayımlar.

Bu üç düzeyi karıştırmak, bu uygarlık hakkındaki en yaygın hataların kaynağı. Bir varsayım, yeterince tekrarlandığında bir olgu gibi okunmaya başlıyor.

Bir örnek bunu açıkça gösteriyor. İlk kazılardan birinde bulunan bir grup iskelet, kentin bir istilayla, bir katliamla sona erdiği şeklinde yorumlandı. Bu yorum on yıllarca tekrarlandı.

Sonraki incelemeler, bu iskeletlerin aynı anda ölmediğini, farklı dönemlere ait olduğunu ve bir katliamın izlerini taşımadığını gösterdi. Yorum çöktü. Ama bu yorum, uzun süre, bu uygarlığın nasıl sona erdiğine dair anlatıları biçimlendirdi.

Bu uygarlığın sonu hâlâ tartışılıyor. İklim değişiklikleri, nehirlerin yatak değiştirmesi, ticaretin zayıflaması gibi farklı etkenler öneriliyor ve büyük olasılıkla tek bir neden yok. Kentler bir anda değil, yavaş yavaş boşaldı ve nüfus daha küçük yerleşimlere dağıldı.

Bir son uyarı. Bu uygarlığın yorumu, günümüzde siyasi tartışmaların da konusu. Farklı gruplar, bu kentleri kendi tarihlerinin başlangıcı olarak sahiplenmeye çalışıyor. Bu tartışmalarda, yorum sınırları sık sık aşılıyor ve varsayımlar kesin bilgi gibi sunuluyor. TEM-203.9'daki soru burada da geçerli: bir geçmiş anlatısı kimin tarafından, hangi amaçla kuruluyor?

Kalıcı araçlar

Bu ders sana altı yeni araç veriyor.

Birinci araç yazısız okuma. Bir yazı okunamıyorsa, bir yerin planını, malzemesini, altyapısını ve nesnelerin dağılımını birer belge olarak oku. Yazısız bir kent de konuşur.

İkinci araç standart araması. Geniş bir alanda ortak ölçüler, oranlar ya da biçimler ara. Ortak bir standart, bir ortak kuralın varlığını gösterir; ama o kuralı kimin koyduğunu ayrıca sor.

Üçüncü araç işlev ve baskı ayrımı. Bir nesnenin kendisini ve kullanımının bıraktığı izi, örneğin bir mührü ve baskısını, birlikte oku. İz, nesnenin asıl işini gösterir.

Dördüncü araç modern ad sorgulaması. Bir nesnenin ünlü adının onu kimin, ne zaman ve hangi beklentiyle adlandırdığını sor. Ad, nesneden çok adlandıranı anlatıyor olabilir.

Beşinci araç geriye doğru çıkarım uyarısı. Bin yıllarca sonraki bir uygulamayı, çok daha eski bir nesneyi açıklamak için kullandığında, bunun bir hipotez olduğunu açıkça işaretle.

Altıncı araç okunabilirlik ile gelişmişlik ayrımı. Bir uygarlığı daha az bilmemizin, onun daha az karmaşık olduğu anlamına gelmediğini hatırla. Bilgimiz, yazının çözülüp çözülmediğine bağlı olabilir.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"İndus yazısı çözüldü."
Doğrusu

Çok sayıda çözüm önerisi yapıldı ama hiçbiri kabul görmedi. Dizilerin kısalığı, iki dilli bir metnin yokluğu ve dilin bilinmemesi çözümü engelliyor.

Yaygın yanlış"'Rahip Kral' büstü bir rahip-kralı gösterir."
Doğrusu

Ad ilk kazıcıların verdiği modern bir addır. Bu kentlerde bir rahip sınıfının ya da bir kralın varlığı yazılı olarak kanıtlanmış değil.

Yaygın yanlış"Oturan boynuzlu figür sonraki bir tanrının erken biçimidir."
Doğrusu

Bu yorum, bin yıllarca sonraki bir imgeyle kurulan bir benzerliğe dayanıyor ve bunu doğrulayacak yazılı bir kanıt yok. Benzerlik bir ilişki kanıtı değil.

Yaygın yanlış"Bu kentler bir istila ve katliamla sona erdi."
Doğrusu

Bu yorumun dayandığı iskeletlerin farklı dönemlere ait olduğu ve katliam izi taşımadığı anlaşıldı. Kentler büyük olasılıkla birden çok etkenle, yavaş yavaş boşaldı.

Yaygın yanlış"Mezopotamya daha iyi bilindiği için daha gelişmiş bir uygarlıktı."
Doğrusu

Mezopotamya'nın yazısı çözüldü, İndus'unki çözülmedi. Bilgimizdeki fark, uygarlıkların karmaşıklığındaki bir farkı değil, okuyabilme imkânımızdaki farkı gösteriyor.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: İndus kentleri, MÖ üçüncü binyılda Mezopotamya ve Mısır'la çağdaş, geniş bir alana yayılmış bir kent uygarlığıydı ve yirminci yüzyılın başına kadar büyük ölçüde unutulmuştu. Yazıları bugün hâlâ okunamıyor; ama planlı sokakları, ortak oranlı tuğlaları, ağırlık dizileri ve kapalı kanallarıyla kentler yazısız birer belge. Mühürler malları mühürlemek için kullanılıyordu ve üzerlerindeki imgeler ile kısa işaret dizileri çok tartışılıyor. Ünlü figürlerin adları, onları adlandıran kazıcıların beklentilerini taşıyor. Bu uygarlık hakkında söylenenleri ölçülen, çıkarılan ve varsayılan diye üç düzeyde ayırmak, en yaygın hataları önlüyor; bir katliam yorumunun çöküşü, bu ayrımın neden gerekli olduğunu gösteriyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste okunamayan bir yazının karşısında yorumun nerede durduğunu gördük. Sıradaki derste bölgede okunabilen ilk büyük yazıtlara geçiyoruz. Bir imparator, taş sütunlara ve kayalara kendi sözlerini yazdırdı ve bu yazılar çözüldü. Maurya dönemi, Aşoka sütunları ve imparatorluk konusuna geçiyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-310 — Güney Asya Sanatları →

13 bölümden 1. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga