Ders KRO-309.9 · İslam Sanatının Kuruluşu ve Ortaçağ Dünyaları

Fatımi Kahire’si ve Akdeniz ticareti

2.847 kelime · 22 eser örneği · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Kuzey Afrika'da bir deniz gücü olarak doğan Fatımi hanedanı, Mısır'ı ele geçirdikten sonra eski kentin yanına kapalı bir saray kenti olarak Kahire'yi kurdu. Kentin camileri zamanla sokağa bir cephe çevirmeye başladı ve cephe, hanedanın kim olduğunu geçen herkese söyleyen bir metne dönüştü. Saray atölyeleri kaya kristali, figürlü lüster, oyma ahşap ve ince keten üretti; bu nesnelerin çoğu bugün Avrupa'daki kilise hazinelerinde kutsal emanetler olarak korunuyor. Bir sinagogun eskimiş yazılar odasında saklanan belgeler, bu nesnelerin dolaştığı Akdeniz ticaret ağını ve lüks eşyanın sarayın dışında da var olduğunu gösteriyor. Hazinenin dağılmasını anlatan kaynaklar büyütmeye açık ve bugün "Fatımi" diye etiketlenen nesnelerin çoğu bu adı üslup benzerliğiyle taşıyor.

Açılış: bir sinagogun tavan arası

Eski Kahire'de, bir sinagogun duvarlarının içinde, özel bir oda vardı. Topluluk, üzerinde Tanrı'nın adı yazılı olabilecek hiçbir kâğıdı çöpe atmıyordu; eskiyen her yazı bu odaya konuyordu.

Bu gelenek yüzyıllarca sürdü. Oda, dinî metinlerin yanı sıra mektuplarla, alışveriş listeleriyle, sözleşmelerle, borç senetleriyle ve ticaret hesaplarıyla doldu.

On dokuzuncu yüzyılın sonunda bu oda araştırmacıların dikkatini çekti ve içindeki yüz binlerce belge dünyanın farklı kütüphanelerine dağıldı.

Bu belgelerde bir tüccar, kardeşine Sicilya'dan ipek fiyatını yazıyor. Bir başkası, Hindistan'a giden bir gemiye yüklenen malları sayıyor. Bir üçüncüsü, İskenderiye'deki bir ortağından gecikmiş bir ödemeyi istiyor.

Geçen derste Kurtuba'daki halifeliğin, Kuzey Afrika'da yükselen başka bir rakip halifeliğe karşı kurulduğunu gördük. Bu ders o rakibin başkentine gidiyor. Ama bu kez başkenti sarayından değil, pazarından ve limanından okuyacağız.

Soru şu: bir hanedanın sanatı, o hanedanın kentinden geçen ticaretten nasıl ayrılır — ya da ayrılabilir mi?

Bu derste ne olacak

Önce hanedanın nereden geldiğini ve Kahire'yi nasıl kurduğunu göreceğiz.

Ardından kentin kapalı saray çekirdeğini ve camilerini okuyacağız.

Sonra saray atölyelerinin lüks nesnelerine, kaya kristaline, lüstere ve oyma ahşaba bakacağız.

Ardından bu nesnelerin nasıl dağıldığını ve Akdeniz'in öbür yakasındaki kilise hazinelerine nasıl ulaştığını izleyeceğiz.

Karşılaştırma bölümünde Geniza belgeleriyle saray nesnelerini karşılaştıracak ve iki kanıt türünün ne söylediğini ayıracağız.

Usta katmanında, bir hanedanın hazinesinin dağılmasını anlatan kaynakları ve bugün "Fatımi" dediğimiz nesnelerin ne kadar güvenle bu adı taşıdığını tartışacağız.

Sıfır noktası: batıdan doğuya bir halifelik

Bu dersin hanedanı Fatımiler, onuncu yüzyılın başında Kuzey Afrika'da, bugünkü Tunus topraklarında yönetimi ele geçirdi. KRO-309.5'teki Bağdat'taki halifeliği ve KRO-309.8'deki Kurtuba'daki halifeliği tanımayan, kendi halifeliğini ilan eden bir hanedandı.

Mezhepleri de öteki iki halifelikten farklıydı. Bu fark, onların kendilerini gösterme biçimini de etkiledi: meşruiyetlerini hem soylarına hem de kendi dinî önderlik iddialarına dayandırıyorlardı.

İlk başkentleri, Tunus kıyısında, denize doğru uzanan bir yarımadanın üzerinde kurulmuş bir liman kentiydi.

Birkaç on yıl sonra, iç bölgede, eski bir kentin hemen yanında ikinci bir başkent kuruldu. Sonraki kaynaklar ve kazılar bu kentin yuvarlak bir plana sahip olduğunu gösteriyor; merkezinde halifenin sarayı duruyordu.

Bağdat'ın çember planını hatırlıyorsun. Rakip bir halifelik, kendi başkentini aynı kozmik geometriyle kurarak bir eşitlik iddiası dile getiriyordu; KRO-309.8'de Kurtuba'nın halifelik ilanının mimari karşılığını gördüğümüz gibi.

Bu başlangıç önemli. Hanedan karadan değil denizden düşünüyordu. Onuncu yüzyılın ikinci yarısında Mısır'ı ele geçirdiklerinde de bu bakışı yanlarında getirdiler.

Mısır'da zaten büyük bir kent vardı: Nil kıyısındaki eski bir garnizon ve ticaret kenti. Yeni hanedan bu kentin içine yerleşmedi. Onun hemen kuzeyinde, yeni ve surlu bir saray kenti kurdu ve ona "muzaffer" anlamına gelen bir ad verdi: Kahire.

Mekanizma — kapalı bir saray kenti

Yeni kent başlangıçta bir halk kenti değildi. Surların içinde halifenin sarayları, devlet daireleri, askerî birlikler ve saray çevresi yaşıyordu. Kentin sıradan halkı ve tüccarlarının çoğu eski kentte kaldı.

KRO-309.5'te Bağdat'ın çember planını ve Samarra'nın saray kentini görmüştük. Burada da benzer bir mantık var: yönetici çekirdek, kalabalığın yaşadığı yerden ayrı ve korunaklı bir alanda duruyor.

Kentin ortasında, büyük bir meydanın iki yanında, iki saray karşılıklı yükseliyordu. Bugün bu sarayların neredeyse hiçbir şeyi ayakta değil; sonraki yüzyıllarda yerlerine başka yapılar kuruldu.

Ama sarayların bazı parçaları başka yapılara taşınarak korundu. Batıdaki saraydan gelen oyma ahşap paneller, iki yüzyıl sonra bir hastane yapısının içinde yeniden kullanıldı.

Bu paneller KRO-309.7'deki ayrımı bir kez daha doğruluyor: sarayın içinde figür canlıydı. KRO-309.8'deki fildişi kutularla birlikte, bu ayrımın Kurtuba'dan Kahire'ye kadar geniş bir alanda geçerli olduğunu gösteriyorlar.

Kentin kurulmasından hemen sonra, sarayların yakınında büyük bir cami inşa edildi. Bu cami kısa sürede bir öğretim merkezine dönüştü ve bugün de öyle.

Birkaç on yıl sonra, surların hemen dışında ikinci bir büyük cami yapıldı. Cephesinin köşelerinde, kalın, alçak kuleler yükseliyordu ve anıtsal bir taç kapısı vardı.

Mekanizma — cephe ve kapı: kente konuşmak

On birinci yüzyılın sonunda, kentin surları taştan yeniden yapıldı. Yeni surların kapıları, iri taş bloklardan kurulmuş, yuvarlak ve kare kuleli, son derece sağlam yapılardı.

Sonraki kaynaklar, bu kapıların yapımında kuzeyden, bugünkü güneydoğu Anadolu'dan gelmiş ustaların çalıştığını aktarıyor. Taş işçiliğinin kalitesi ve bazı teknik ayrıntılar bu anlatıyı destekliyor. KRO-309.4'teki ağ kavramı burada kuzeye, Bizans sınır bölgelerinin taş ustalık geleneğine uzanıyor.

On ikinci yüzyılın başında yapılan küçük bir cami ise kentin görsel dilinde yeni bir adım attı. Caminin sokağa bakan cephesi, baştan sona oyulmuş taşla kaplandı.

Bu cephe önemli, çünkü caminin kendini sokağa göstermesinin anıtsal ölçekteki en erken örneklerinden biri. KRO-309.2'deki camiler içe dönüktü; yönelim duvarı ve avlu içerideydi. Burada cami, kalabalık bir kentin sokağına bir yüz çeviriyor.

Cephedeki yazılar ve simgeler hanedanın mezhebine ve önderlik iddiasına gönderme yapıyor. Yani cephe yalnızca bir süs değil; sokaktan geçen herkese hanedanın kim olduğunu söyleyen bir metin.

Mezhep kimliği kentin başka yapılarında da görünüyordu. Hanedanın dönemi boyunca, Peygamber'in soyundan gelen kişilere adanmış küçük türbeler kurulup onarıldı ve bu türbeler kalabalık ziyaret yerlerine dönüştü. Bazılarının içinde, oyulmuş alçıdan zengin mihraplar bulunuyordu.

Bu türbeler, hanedanın kendisini yalnızca sarayda ve camide değil, halkın gündelik ziyaret pratiğinde de gösterdiğini ortaya koyuyor.

Mekanizma — saray atölyeleri: kristal, lüster, keten

Şimdi sarayın içindeki nesnelere bakalım. Bu nesnelerin çoğu bugün Mısır'da değil, Avrupa'da.

Hanedanın en ünlü ürünlerinden biri, tek bir kaya kristali bloğundan oyulmuş sürahilerdi. Kristal son derece sert ve kırılgan bir malzemeydi; bir sürahiyi içini boşaltarak oymak, çok uzun ve riskli bir işti.

Bu sürahilerden bazıları bugün bir İtalyan kentinin katedral hazinesinde duruyor. Nasıl oraya gittikleri tam olarak bilinmiyor; savaş ganimeti, armağan ya da satış olabilir.

KRO-309.8'de Leyre sandukasının bir manastırın kutsal emaneti olduğunu görmüştük. Burada aynı süreç çok daha geniş ölçekte işliyor. Mısır'ın lüks nesneleri, Avrupa'nın kiliselerinde, üzerlerine metal çerçeveler eklenerek kutsal nesnelere dönüştü. Bu dönüşüm onları korudu; Mısır'da kalan benzerleri çoğunlukla kayboldu.

Bir başka nesne grubu, kalın, oyulmuş camdan yapılmış küçük bardaklar. Bu bardaklar da Avrupa kilise hazinelerinde korunuyor ve efsanelerle ilişkilendirilen bir azizin adıyla anılıyor.

Camın kendisi de lüster tekniğine konu oldu. Mısır'da cam kapların yüzeyine metalik boyalarla desenler çizildi; seramikte gördüğümüz parlaklık bu kez saydam bir yüzeyde denendi.

Hedwig bardaklarının nerede yapıldığı hâlâ tartışılıyor. TEM-203.14'teki kural burada işliyor: yapım yeri bir yorum, bulundukları yer ise bir gözlem. İkisini aynı güvenle söylemiyoruz.

Seramikte ise KRO-309.5'te Irak'ta doğan lüster tekniği Mısır'a taşındı ve burada yeni bir dile kavuştu. Fatımi lüster kaselerinde gündelik hayat sahneleri, güreşçiler, müzisyenler ve hayvanlar resmedildi.

Bu kaselerin bazılarında ustanın imzası var. Bu imzalar, KRO-309.6'daki ferağ kaydı gibi, nesnenin kim tarafından yapıldığını doğrudan söylüyor ve bir atölyenin tarihini kurmayı mümkün kılıyor.

Mısır'ın en önemli ihraç ürünlerinden biri de ince keten kumaşlardı. Nil deltasındaki kentlerin atölyeleri, dokumalarıyla ünlüydü.

Mekanizma — Akdeniz'in iki yakası

Şimdi Geniza belgelerine geri dönelim, çünkü bu nesnelerin hangi ağın içinde dolaştığını onlar gösteriyor.

Belgelerdeki tüccarların çoğu Yahudi topluluğun üyeleriydi. Ama ticaret ortakları Müslüman ve Hristiyan tüccarlardı; mallar da dinî sınırları tanımadan dolaşıyordu.

Mektuplarda bir ağ görünüyor. Bir uçta Endülüs ve Sicilya, ortada Kuzey Afrika kıyıları ve İskenderiye, öbür uçta Kızıldeniz üzerinden Yemen ve Hindistan.

Ağın doğu ucunun maddi izleri de bulundu. Kızıldeniz kıyısındaki eski liman yerlerinde yapılan kazılar, Hindistan'dan gelen kumaş parçalarını, baharat kalıntılarını ve kap kırıklarını ortaya çıkardı.

Bu buluntuların en çarpıcıları, kalıpla baskı yapılmış pamuklu kumaş parçaları. Kumaşların motifleri ve teknikleri, Hindistan'ın batı kıyısındaki atölyelere işaret ediyor.

Kahire bu ağın merkezindeydi. Doğudan gelen baharat, boya ve değerli taşlar Mısır'dan geçerek batıya gidiyordu; batıdan gelen ipek, metal ve kereste de doğuya.

Aynı yüzyıllarda İtalyan kent devletlerinin tüccarları da İskenderiye'ye gelmeye başladı. Onların kayıtları ve sözleşmeleri, ağın öbür yakasını gösteriyor.

Bu ağ, bir nesnenin bir yerden başka bir yere nasıl gittiğini açıklıyor. Kilise hazinesindeki bir kristal sürahi, bir savaşın ganimeti olabileceği gibi, bir tüccarın sattığı bir mal ya da bir hükümdarın armağanı da olabilir. Geniza belgeleri, üçüncü yolun, yani ticaretin, sanıldığından çok daha yoğun olduğunu gösteriyor.

Eski kentin kazılarında bulunan seramik kırıkları da bu ağı doğruluyor. Kazılarda yerel üretim kapların yanında, çok uzak yerlerden gelmiş kap parçaları da çıktı.

Karşılaştırma: saray nesnesi ile tüccar mektubu

Bu derste iki çok farklı kanıt türüyle çalıştık.

Birincisi saray nesneleri: kristal sürahiler, oyma paneller, lüster kaseler. Bunlar bize sarayın ne kadar zengin olduğunu ve atölyelerinin ne kadar ustaca çalıştığını gösteriyor.

İkincisi Geniza belgeleri: mektuplar, hesaplar, sözleşmeler. Bunlar bize kentin nasıl yaşadığını, malların nasıl dolaştığını ve fiyatların nasıl değiştiğini gösteriyor.

İki kanıt türü farklı bir Kahire çiziyor. Saray nesneleri bir hükümdarın dünyasını gösteriyor; belgeler ise bir pazarın dünyasını.

Sanat tarihi uzun süre birinci türe ağırlık verdi, çünkü güzel ve korunmuş nesneler oradaydı. Ama ikinci tür, birincinin nasıl üretildiğini ve nasıl dolaştığını açıklıyor. Bir kristal sürahinin hammaddesi, bir lüster kasenin alıcısı, bir keten kumaşın fiyatı belgelerde duruyor.

Ayrıca belgeler, sarayın dışında da güzel eşyaya sahip olan bir orta tabaka olduğunu gösteriyor. Bazı mektuplarda, bir ailenin evindeki eşyalar, gelin çeyizleri ve miras dökümleri tek tek sayılıyor.

Bu karşılaştırma, KRO-309.5'te Samarra için sorduğumuz soruyu tamamlıyor. Orada bir saray kentinin yüzeylerini okumuştuk; burada o yüzeylerin arkasındaki ekonomiyi de görüyoruz.

Usta katmanı: dağılan hazine ve bir etiketin güveni

Birinci konu hazinenin dağılması. On birinci yüzyılın ikinci yarısında Mısır ağır bir kıtlık ve iç kargaşa dönemi yaşadı. Sonraki kaynaklar, bu yıllarda halifenin hazinelerinin yağmalandığını ve satıldığını ayrıntıyla anlatıyor.

Bu anlatılar, binlerce kristal kap, mücevher, kumaş ve kitaptan söz ediyor. Sayılar muhtemelen abartılı ve anlatı olaylardan yüzyıllar sonra yazılmış; KRO-309.5'teki tören anlatılarında olduğu gibi, bir zenginliği büyütme eğilimi taşıyor.

Ama anlatının bir yönü önemli. Avrupa'daki kilise hazinelerindeki Mısır nesnelerinin bir kısmının bu dönemde piyasaya çıkmış olması mümkün. Hazinenin dağılması, bugün bu nesneleri neden Mısır'da değil Avrupa'da gördüğümüzü kısmen açıklayabilir.

İkinci konu tören. Sonraki kaynaklar, halifenin kent içindeki tören alaylarını da ayrıntıyla anlatıyor: kimin nerede yürüdüğü, hangi sancakların taşındığı, hangi kumaşların giyildiği.

Bu alaylar, saray kentinin kapalı yapısının bir karşılığıydı. Halife yılın çoğunu surların içinde geçiriyor, belirli günlerde ise kentin sokaklarına çıkarak kendini gösteriyordu.

Üçüncü konu etiketin güveni. Bugün müzelerde "Fatımi" etiketiyle sergilenen nesnelerin önemli bir bölümü, bu adı bir hükümdar adı ya da bir tarih taşıdığı için değil, üslup benzerliği nedeniyle alıyor.

Bu durum, KRO-309.6'daki tarihleme türü ayrımını hatırlatıyor. Bir halifenin adını taşıyan bir sürahi ile yalnızca biçimi benzediği için aynı döneme bağlanan bir kase aynı güvenle "Fatımi" değil. Birincisi belgeli, ikincisi çıkarılan bir bağlantı.

Bu sorun, Akdeniz ağının kendisinden de kaynaklanıyor. Ustalar hareket ediyor, teknikler yayılıyor, taklitler üretiliyordu. Hedwig bardaklarında olduğu gibi, bir nesnenin Mısır'da mı, Suriye'de mi, yoksa Sicilya'da mı yapıldığı kolayca söylenemiyor.

Sicilya'da, Norman krallarının yönetimindeki Palermo'da, on ikinci yüzyılda yapılan bir saray şapelinin ahşap tavanı, Mısır'daki saray panellerini hatırlatan figürlerle boyandı. Bu da ağın, siyasi ve dinî sınırları aştığını gösteren bir başka örnek.

Kalıcı araçlar

Bu ders sana altı yeni araç veriyor.

Birinci araç saray ile pazar ayrımı. Bir kentin sanatını okurken, yalnızca sarayın nesnelerine değil, pazarın belgelerine de bak. İkisi farklı bir kent çizer.

İkinci araç gündelik belge okuması. Mektuplar, hesaplar ve çeyiz listeleri, bir nesnenin fiyatını, alıcısını ve dolaşımını gösterebilir. Bu belgeler nesnelerin kendisi kadar değerli kaynaklardır.

Üçüncü araç kutsal emaneti dönüşümü. Bir lüks nesnenin kilise hazinesinde korunması, onun hem yolculuğunu hem de yeni anlamını anlatır. Nesnenin eklenen çerçevesine ve yeni işlevine bak.

Dördüncü araç cephe okuması. Bir yapının sokağa bakan yüzünü, geçen herkese seslenen bir metin gibi oku. Hangi yazılar, hangi simgeler, kime seslenmek için konmuş?

Beşinci araç etiket güveni sorusu. Bir nesnenin bir hanedana bağlanmasının neye dayandığını sor: bir hükümdar adına mı, bir tarihe mi, yoksa yalnızca üslup benzerliğine mi?

Altıncı araç büyütülmüş sayı uyarısı. Bir hazinenin, bir törenin ya da bir yağmanın ayrıntılı anlatısını okurken, anlatının olaylardan ne kadar sonra yazıldığını ve sayıları büyütme eğilimini hesaba kat.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Kahire en baştan büyük bir halk kentiydi."
Doğrusu

Kahire başlangıçta surlu bir saray kentiydi; halkın ve tüccarların çoğu yakındaki eski kentte yaşıyordu. İki kent zamanla birleşti.

Yaygın yanlış"Fatımi nesneleri Avrupa'ya yalnızca Haçlı ganimeti olarak gitti."
Doğrusu

Bazıları ganimet olabilir, ama armağanlar ve özellikle ticaret de çok önemli yollardı. Geniza belgeleri ticaretin sanıldığından çok daha yoğun olduğunu gösteriyor.

Yaygın yanlış"Lüks nesneler yalnızca saraya aitti."
Doğrusu

Geniza belgelerindeki çeyiz ve miras listeleri, kentin orta tabakasının da değerli eşyalara sahip olduğunu gösteriyor.

Yaygın yanlış"Müzede 'Fatımi' etiketi taşıyan her nesne kesin olarak bu hanedana aittir."
Doğrusu

Bazı nesneler bir hükümdar adı ya da tarih taşıyor, ama çoğu yalnızca üslup benzerliğiyle bu döneme bağlanıyor. İki bağlantının güveni farklı.

Yaygın yanlış"Hazinenin dağılmasını anlatan kaynaklar olanı tam olarak kaydeder."
Doğrusu

Bu anlatılar olaylardan yüzyıllar sonra yazıldı ve sayıları büyütme eğilimi taşıyor. Anlatının genel çerçevesi ile ayrıntılı sayıları ayrı değerlendirilmeli.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Kuzey Afrika'da bir deniz gücü olarak doğan Fatımi hanedanı, Mısır'ı ele geçirdikten sonra eski kentin yanına kapalı bir saray kenti olarak Kahire'yi kurdu. Kentin camileri zamanla sokağa bir cephe çevirmeye başladı ve cephe, hanedanın kim olduğunu geçen herkese söyleyen bir metne dönüştü. Saray atölyeleri kaya kristali, figürlü lüster, oyma ahşap ve ince keten üretti; bu nesnelerin çoğu bugün Avrupa'daki kilise hazinelerinde kutsal emanetler olarak korunuyor. Bir sinagogun eskimiş yazılar odasında saklanan belgeler, bu nesnelerin dolaştığı Akdeniz ticaret ağını ve lüks eşyanın sarayın dışında da var olduğunu gösteriyor. Hazinenin dağılmasını anlatan kaynaklar büyütmeye açık ve bugün "Fatımi" diye etiketlenen nesnelerin çoğu bu adı üslup benzerliğiyle taşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste Akdeniz'in merkezindeki bir ticaret kentini gördük. Sıradaki derste doğuya, İran'a ve Orta Asya'ya dönüyoruz. Orada yeni bir hanedan, Selçuklular, kendi mimarisini, seramiğini ve metal işlerini geliştirdi. KRO-309.8'de Elhamra'nın tavanlarında gördüğümüz hücreli kubbe sisteminin doğudaki kökenlerini de orada arayacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-309 — İslam Sanatının Kuruluşu ve Ortaçağ Dünyaları →

15 bölümden 9. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga