Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Geometrik desenler pergel ve cetvelle kurulan bir birimin tekrarından doğuyor; çizimler kâğıt üzerinde aktarıldı ve tasarım ile uygulama farklı ellerde olabiliyordu. Bitkisel bezeme Geç Antik asma dalından doğdu ve yaprağın bölünmesi, dalın kendine dönmesi ve kökün kaybolmasıyla sonsuz bir düzene dönüştü. İki dil tuğlada, ahşapta ve yazıda birleşti ve çoğu zaman bir teknik çözümle iç içe geçti. Figür sorunu tek bir yasak değildi: hadis rivayetlerine dayanan, tapınma riskine göre değişen ve bağlama bağlı ayrımlar geliştiren bir tartışmaydı. Figür bilim kitaplarında, edebi eserlerde ve kumaşlarda yaşamaya devam etti. "Figür yasaktır" cümlesi büyük ölçüde modern bir bakışın ve bir sınıflandırma ihtiyacının ürünü.
Açılış: bir pergel, bir cetvel, bir boş kâğıt
Önünde boş bir kâğıt var, elinde bir pergel ve bir cetvel. Kâğıdın ortasına bir daire çiziyorsun.
Pergelin açıklığını değiştirmeden dairenin üzerinde bir noktaya koyup ikinci bir yay çiziyorsun, sonra üçüncüsünü. Altı adımda dairenin çevresi altı eşit parçaya bölünüyor.
Bu noktaları cetvelle birleştirdiğinde bir altıgen çıkıyor. Noktaları atlayarak birleştirdiğinde ise bir yıldız.
Hiçbir ölçü kullanmadın, hiçbir sayı yazmadın. Yalnızca iki alet ve birkaç kural kullandın, ama elinde sonsuza kadar tekrarlanabilecek bir desenin başlangıcı var.
Geçen derste sayfanın kenarındaki palmetleri ve sure başlarındaki şeritleri gördük; bunlar yazıdan ayrı bir bezeme dilinin varlığına işaret ediyordu. KRO-309.3'te de figürün kutsal mekânda geri çekildiğini, sarayda ise canlı kaldığını görmüştük.
Bu ders o iki ipi birleştiriyor. Soru şu: figürün geri çekildiği yerde doğan bezeme dili nasıl bir sisteme dönüştü, ve figür sorunu, dışarıdan bakıldığında sanıldığı gibi tek bir yasak mıydı?
Bu derste ne olacak
Önce geometrinin nasıl üretildiğini, yani bir desenin arkasındaki çizim kurallarını göreceğiz.
Ardından bitkisel bezemeye geçecek ve Geç Antik bir asma dalının nasıl sonsuz bir desene dönüştüğünü izleyeceğiz.
Sonra bu iki dilin yazıyla ve malzemeyle nasıl birleştiğine bakacağız: tuğlada, ahşapta ve karo tasarımında.
Ardından figür sorununa döneceğiz ve bu sorunun hangi metinlere, hangi ayrımlara ve hangi bağlamlara dayandığını okuyacağız.
Karşılaştırma bölümünde aynı yüzyıllarda başka bir imparatorlukta yaşanan imge tartışmasına bakacağız.
Usta katmanında "İslam sanatında figür yasaktır" cümlesinin nereden geldiğini ve neden yanıltıcı olduğunu tartışacağız.
Sıfır noktası: bir desen neden bitmez
Bir resim bir çerçevenin içinde biter. Kenara geldiğinde anlatı durur ve izleyicinin gözü içeriye döner.
Bu dersin desenleri başka bir mantıkla çalışıyor. Bir duvarın kenarına geldiklerinde durmuyorlar, kesiliyorlar. Desen duvarın ötesinde de devam ediyormuş gibi görünüyor; yalnızca bizim göremediğimiz bir yere uzanıyor.
Bu fark çok temel. Bir resim bir şeyi gösterir; böyle bir desen ise bir düzeni gösterir. Resimde bakış bir merkeze gider, desende ise yüzeyin her noktası eşit ağırlık taşır ve göz sürekli dolaşır.
GOR-102.5'te tekrar, ritim ve örüntüyü görsel bir araç olarak öğrenmiştik. Burada o araç bir yüzeyin tamamını taşıyan bir dile dönüşüyor.
Bu dilin iki ana kaynağı var: geometri ve bitki. Ve üçüncü bir eleman sık sık onlara katılıyor: yazı.
Mekanizma — geometriyi üretmek
Açılıştaki çizime geri dönelim. Bir yıldız deseni nasıl duvarı kaplayan bir ağa dönüşüyor?
İlk adım bir birim seçmek. Genellikle bir kare ya da bir altıgen alınır ve bu birim, yüzeyi boşluksuz kaplayabilecek biçimdedir.
İkinci adım birimin içine bir çizim kurmak. Birimin köşelerinden ve kenar ortalarından daireler çizilir, daireler bölünür, bölünme noktaları çizgilerle birleştirilir.
Üçüncü adım birimi tekrarlamak. Birim yan yana ve üst üste çoğaltılınca, sınırlarda çizgiler birbirine bağlanır ve tek tek yıldızlar yerine kesintisiz bir ağ ortaya çıkar.
Bu yöntemin gücü şurada: çizim bir kez kurulduktan sonra, desen hiçbir hata biriktirmeden istediğin kadar büyütülebilir. Bir duvar, bir kubbe, bir kapı kanadı aynı kuraldan beslenebilir.
Bu çizimlerin nasıl aktarıldığını gösteren somut bir belge var. Geç dönemde, on beşinci yüzyılda İran'da hazırlanmış uzun bir rulo, üzerinde çok sayıda desen birimini çizimleriyle birlikte taşıyor.
Rulodaki çizimlerin bir kısmında, desenin görünür çizgilerinin yanında onları üreten ince yardımcı çizgiler de var. Yani desenin iskeleti belgelenmiş: bir ustaya yalnızca sonucu değil, sonuca nasıl ulaşılacağını da gösteriyor.
Bu bir iş bölümüne de işaret ediyor. Deseni tasarlayan kişi ile onu taşa, tuğlaya ya da ahşaba uygulayan kişi aynı kişi olmak zorunda değildi.
Son yıllarda bazı araştırmacılar, bazı karmaşık desenlerin bir avuç standart karo biçimiyle kurulmuş olabileceğini öne sürdü. Bu karolar, bir tasarımcının masasında birbirine eklenerek yeni desenler üretmeye yarayan araçlar olabilirdi.
Bu öneri ilgi çekici ama tartışmalı. Kimi desenlerde bu karolarla açıklanabilecek bir düzen görülüyor; ama ustaların gerçekten böyle bir takımı kullandığını gösteren doğrudan bir belge çok az. TEM-203.14'teki kanıt düzeylerini hatırla: bu, gözlenen değil çıkarılan bir iddia.
Mekanizma — asma dalından sonsuz desene
Şimdi bitkiye geçelim, çünkü bu dilin ikinci kökü orada.
Geç Antik dünyada duvarları ve eşyaları asma dalları süslüyordu. Kıvrılan bir dal, yaprakları ve üzüm salkımlarıyla bir frizi boydan boya dolaşıyordu.
Aynı dönemin ahşap işçiliği de bu geçişi taşıyor. Kudüs'teki büyük caminin eski ahşap kirişlerinde asma dalları hâlâ tanınıyor, ama kıvrımlar sıklaşmış ve yüzeyin tamamını doldurmaya başlamış.
KRO-309.3'te Kubbetü's-Sahra'nın mozaiklerinde bu dil hâlâ yakından tanınıyordu: akantus yaprakları, asma salkımları ve bunlardan çıkan takılar. KRO-309.5'te Samarra'nın eğik kesimli alçısında ise bitki soyutlaşmaya başlamıştı.
Sonraki yüzyıllarda bu süreç devam etti ve bitki, gerçek bir bitkiye benzemekten giderek uzaklaştı. Üç değişiklik bu dönüşümü tarif ediyor.
İlki yaprağın ikiye ayrılması. Tek bir yaprak ortadan bölünerek iki yarım yaprağa dönüştü ve bu yarım yapraklar dalın farklı yönlerine uzandı.
İkincisi dalın kendine dönmesi. Kıvrılan dal bir noktada durmak yerine yeniden kıvrılarak başlangıcına döndü ve kapalı bir sarmal kurdu.
Üçüncüsü dalın kaynağının kaybolması. Gerçek bir bitkinin bir kökü ve bir gövdesi vardır; bu desenlerde dal nereden başladığı belli olmadan, her yöne eşit biçimde büyüyor.
Bu dile Batı'da sonradan "arabesk" adı verildi. Ad, bir coğrafyaya gönderme yapıyor ama desenin kendisi o coğrafyayla sınırlı değil: İran'dan Endülüs'e kadar geniş bir alanda, farklı yerel biçimlerle yaşadı.
Sonucu, geometriyle aynı noktaya varıyor. Bitki, bir anlatının parçası olmaktan çıkıp bir düzenin parçası oluyor. Artık "bu ağaç neyi temsil ediyor" diye sormak çok anlamlı değil; asıl soru, bu düzenin yüzeyi nasıl kapladığı.
Mekanizma — malzeme ve yazıyla birleşme
Geometri ve bitki soyut kurallar değildi; her biri belirli bir malzemede, belirli bir el alışkanlığıyla yaşıyordu.
İran'da tuğla, bu dilin en güçlü taşıyıcılarından biri oldu. Tuğlalar farklı yönlerde dizilerek, yüzeyden çıkıntı yapıp içeri çekilerek, düz bir duvarı ışığın oynadığı bir desene dönüştürüyordu.
Bu kulelerin yüzeyinde bir desen kataloğu var. Her bölüm başka bir örgü kuralıyla dizilmiş ve bu çeşitlilik, ustaların bir repertuvarı nasıl sergileyebildiğini gösteriyor.
Tuğlanın düzeni yazıyı da içine alabildi. Bazı yüzeylerde tuğlalar, köşeli harflerden oluşan kare bir yazı kuracak biçimde dizildi; yazı hem okunuyor hem de bir geometrik desen olarak görülüyordu.
Ahşapta ise farklı bir çözüm gelişti. Küçük, geometrik biçimli ahşap parçalar, çivi ya da tutkal kullanılmadan birbirine geçirilerek büyük paneller kuruldu.
Bu teknik iki işi birden yapıyordu. Bir yandan geometrik bir desen kuruyor, öte yandan ahşabın nemle genişleyip daralmasına izin vererek panelin çatlamasını önlüyordu. Burada estetik ile işlev ayrılmıyor: desenin kendisi bir mühendislik çözümü.
Mekanizma — figür sorunu: metinler ve ayrımlar
Şimdi dersin en çok yanlış anlaşılan kısmına geliyoruz.
Figürün kutsal mekânda geri çekilmesinin arkasında metinsel bir tartışma vardı. Kur'an'da putlara ve onlara tapınmaya karşı açık ifadeler bulunuyor, ama resim ve heykel yapmayı doğrudan düzenleyen genel bir hüküm yok.
Tartışmanın ana kaynağı, Peygamber'e atfedilen sözlerin derlendiği hadis külliyatı. Bu derlemelerde, canlı varlık tasviri yapanları eleştiren rivayetler yer alıyor.
Bu rivayetlerin nasıl yorumlanacağı tek biçimde çözülmedi. Sonraki hukukçular ve bilginler çeşitli ayrımlar geliştirdi ve bu ayrımlar, pratikte neyin kabul görüp neyin görmediğini belirledi.
Bu ayrımların bazıları sık sık aktarılıyor. Gölge düşüren üç boyutlu bir heykel, düz bir yüzeydeki resimden daha sorunlu sayılabiliyordu. Bir yastığın ya da halının üzerindeki, yani saygı görmeyen bir yerdeki figür, bir duvarda yüceltilen figürden farklı değerlendirilebiliyordu.
Bütün bu ayrımların ortak bir ekseni var: tapınma riski. Bir imgenin bir tapınma nesnesine dönüşme olasılığı ne kadar yüksekse, o kadar sorunlu sayılıyordu.
Bu eksen, KRO-309.3'te gördüğümüz tabloyu açıklıyor. Kutsal mekânda ve herkesin elinden geçen resmî sikkede figür geri çekildi, çünkü orada tapınma riski en yüksek görünüyordu. Özel hamamda, saray salonunda ve gündelik eşyada ise figür kaldı.
Burada dikkatli olmak gerekiyor. Bu ayrımlar dönemden döneme, bölgeden bölgeye ve bilginden bilgine değişti. Tek bir "İslam hukukunun tasvir hükmü" yoktu; birbirinden farklı görüşlerin tarihsel olarak değişen bir tartışması vardı.
Mekanizma — figürün yaşadığı yerler
Figürün kaybolmadığını gösteren en açık kanıt, kitapların içinde duruyor.
Onuncu yüzyılda yazılmış bir astronomi kitabı, gökyüzündeki takımyıldızları insan ve hayvan figürleri olarak çiziyordu. Her takımyıldız bir figürün bedenine yerleştirilmiş yıldızlarla gösteriliyordu.
Aynı figürler üç boyutlu nesnelere de taşındı. Gökyüzünü gösteren metal küreler, takımyıldızları yüzeylerine kazınmış figürlerle taşıyordu.
Burada figürün işlevi tamamen farklı. Bu figürler tapınılacak imgeler değil, bilginin taşıyıcıları. Bir öğrenci takımyıldızı tanımak için figürü öğreniyordu.
On üçüncü yüzyılın ilk yarısında Bağdat'ta resimlenmiş bir edebi eser ise figürü bambaşka bir alana taşıyor. Kurnaz bir gezginin hikâyelerini anlatan bu kitabın sayfalarında pazarlar, camiler, kervanlar, gemiler ve kalabalıklar resmedilmiş.
Bu sayfalarda bir caminin içi bile, cemaatiyle birlikte resmedilmiş. Yani figürün kutsal mekândan geri çekilmesi, kutsal mekânın bir resmini yapmayı yasaklamıyordu; tasvir ile tapınma birbirinden ayrılıyordu.
Kumaşlarda da benzer bir tablo var. Hayvan figürlü, karşılıklı duran aslanlar ya da kuşlar taşıyan ipekler saraylarda ve kiliselerde, dinî sınırları aşarak dolaştı.
Karşılaştırma: aynı yüzyıllarda, başka bir imparatorlukta
Figür tartışması yalnızca bu hanedanlara özgü değildi. Aynı yüzyıllarda, sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda, Bizans İmparatorluğu'nda da dinî imgeler üzerine büyük bir tartışma yaşandı.
Bu tartışma döneminde bazı kiliselerde figürlü dinî imgeler kaldırıldı ve yerlerine haç gibi figürsüz simgeler konuldu.
Bu tartışma bir yüzyıldan fazla sürdü ve sonunda imgelerin kullanımı yeniden kabul edildi.
İki tartışma arasında doğrudan bir etkileşim olup olmadığı araştırmacılar arasında tartışmalı. Bazıları bir etki öne sürüyor, başkaları iki tartışmanın kendi iç dinamiklerinden doğduğunu savunuyor.
TEM-203.14'teki kural burada da işliyor: iki olgu aynı dönemde yaşanmış olabilir, ama eşzamanlılık tek başına bir neden ilişkisi kurmaz. KRO-309.4'te de bölgenin kilise zeminlerinde figürlerin seçici biçimde bozulduğunu görmüştük; bu da tartışmanın topluluklar arasında yaygın olduğunu, ama tek bir kaynaktan çıkmadığını düşündürüyor.
Bu karşılaştırmanın asıl dersi başka bir yerde. Figür sorunu, bir dinin kendine özgü bir tuhaflığı gibi anlatıldığında, aynı sorunun komşu geleneklerde de yaşandığı gözden kaçıyor.
Usta katmanı: "figür yasaktır" cümlesi nereden geliyor
Bu dersin en önemli sorusu şu: "İslam sanatında figür yasaktır" cümlesi neden bu kadar yaygın?
Birinci neden bakılan yer. On dokuzuncu yüzyılda bu sanatı tanıyan Avrupalı gezginler ve araştırmacılar, öncelikle camileri, türbeleri ve anıtsal yapıları gördüler. Oralarda figür gerçekten geri çekilmişti. Kitapların içine, sarayların özel bölümlerine ve gündelik eşyaya bakmak daha geç geldi.
İkinci neden sınıflandırma. KRO-309.1'de "İslam sanatı" kategorisinin nasıl kurulduğunu görmüştük. Bu kategori kurulurken, onu öteki geleneklerden ayıran bir özellik arandı ve figürün yokluğu kullanışlı bir ayırt edici olarak öne çıktı.
Üçüncü neden terim karışıklığı. "Figürden kaçınma", "figürün yasaklanması" ve "imgelerin yok edilmesi" farklı şeyler, ama sık sık tek bir kelimeyle anılıyorlar.
Bu karışıklığı çözmek için iki terimi ayırmak işe yarıyor. Birincisi figürden kaçınma: belirli bağlamlarda figür kullanılmaması. İkincisi imge kırıcılığı: var olan imgelerin kasıtlı olarak bozulması ya da yok edilmesi. Birincisi bir tercih, ikincisi bir eylem ve kanıtları farklı. Bir el yazmasında bir figürün yüzü sonradan kazınmışsa, bu bir kaçınma değil, bir müdahaledir ve çoğu zaman yapımdan çok sonra gerçekleşmiştir.
Dördüncü neden, bu cümlenin yarattığı yanılsama. Figür yasak sanıldığında, geometri ve bitkisel bezeme bir boşluğu doldurmak için yapılmış bir ikame gibi görünüyor. Oysa bu desenler kendi başına bir düşünce taşıyordu: sonsuzluk, düzen ve tekrarın kendisi üzerine.
Burada bir uyarı daha gerekiyor. Geometrinin "sonsuzluğu" ya da "tanrısal düzeni" temsil ettiği söylenir. Bu yorum çekici ama çoğu zaman döneme ait metinlerle doğrulanmıyor; büyük ölçüde modern bir okuma. Ustaların desenleri bu anlamla mı yaptıkları, yoksa zanaatın kendi kurallarıyla mı çalıştıkları çoğu zaman bilinmiyor.
TEM-203.14'ün kanıt düzeyleri burada çok önemli. Desenin nasıl kurulduğu gözlenebilen bir olgu. Desenin ne anlama geldiği ise çoğu zaman çıkarılan ya da varsayılan bir yorum. İkisini aynı güvenle söylemek, bu alanın en yaygın hatası.
KRO-309.15'te koleksiyonculuk ve sınıflandırma konusuna döndüğümüzde, bu cümlenin kurumsal kökenlerini daha ayrıntılı göreceğiz.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Birinci araç çizim kuralı araması. Bir geometrik deseni görünce, onu üreten birimi ve birimin içindeki çizimi bulmaya çalış. Desen bir kuraldan doğuyorsa, kuralı bulmak deseni anlamaktır.
İkinci araç çerçeve testi. Bir desenin kenarda bitip bitmediğine bak. Kesiliyorsa, yüzey bir düzeni gösteriyor; bitiyorsa, bir şeyi gösteriyor olabilir.
Üçüncü araç soyutlaşma izleme. Bir bitki motifini zaman içinde izlerken, tanınabilir bitkiden ne kadar uzaklaştığına bak: yaprak bölünüyor mu, dal kendine dönüyor mu, kök kayboluyor mu?
Dördüncü araç malzeme ve işlev birlikteliği. Bir desenin malzemeye ne kazandırdığını sor. Bazen desen yalnızca süs değil, bir yapısal ya da teknik çözümdür.
Beşinci araç figür bağlamı sorusu. Bir gelenekte figürün varlığını ya da yokluğunu değerlendirirken, önce mekânı, nesnenin türünü ve işlevini belirle. Aynı gelenek bir bağlamda figürden kaçınıp başka bir bağlamda figürü canlı tutabilir.
Altıncı araç kaçınma ile kırıcılık ayrımı. Bir yüzeyde figür yoksa, hiç konmamış mı, yoksa sonradan mı kaldırılmış diye sor. İkisinin izleri farklı.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"İslam sanatında figür yasaktır."
Kutsal mekânda ve resmî sikkede figür geri çekildi, ama bilim kitaplarında, edebi eserlerde, saraylarda ve kumaşlarda figür yüzyıllar boyunca canlı kaldı. Tek bir yasak değil, bağlama göre değişen bir tartışma vardı.
Yaygın yanlış"Kur'an resim yapmayı açıkça yasaklar."
Kur'an'da putlara karşı açık ifadeler var, ama resim ve heykel yapmayı doğrudan düzenleyen genel bir hüküm yok. Tartışma büyük ölçüde hadis rivayetlerine ve onların yorumlarına dayanıyor.
Yaygın yanlış"Geometrik desenler figürün yerine konmuş bir ikamedir."
Bu desenler kendi kuralları, kendi araçları ve kendi uzmanlarıyla bağımsız bir dil geliştirdi. Figür sorunu bu dilin gelişmesine alan açmış olabilir, ama desen bir boşluk doldurma değil.
Yaygın yanlış"Geometrik desenler kesin olarak tanrısal sonsuzluğu temsil eder."
Bu yorum çekici ama çoğu zaman döneme ait metinlerle doğrulanmıyor. Desenin nasıl kurulduğu gözlenebilir; ne anlama geldiği çoğu zaman modern bir çıkarımdır.
Yaygın yanlış"Figür tartışması bu dine özgüdür."
Aynı yüzyıllarda Bizans'ta da dinî imgeler üzerine büyük bir tartışma yaşandı ve bölgenin kilise zeminlerinde de figürler bozuldu. Tartışma bölgenin birden çok geleneğini ilgilendiriyordu.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Geometrik desenler pergel ve cetvelle kurulan bir birimin tekrarından doğuyor; çizimler kâğıt üzerinde aktarıldı ve tasarım ile uygulama farklı ellerde olabiliyordu. Bitkisel bezeme Geç Antik asma dalından doğdu ve yaprağın bölünmesi, dalın kendine dönmesi ve kökün kaybolmasıyla sonsuz bir düzene dönüştü. İki dil tuğlada, ahşapta ve yazıda birleşti ve çoğu zaman bir teknik çözümle iç içe geçti. Figür sorunu tek bir yasak değildi: hadis rivayetlerine dayanan, tapınma riskine göre değişen ve bağlama bağlı ayrımlar geliştiren bir tartışmaydı. Figür bilim kitaplarında, edebi eserlerde ve kumaşlarda yaşamaya devam etti. "Figür yasaktır" cümlesi büyük ölçüde modern bir bakışın ve bir sınıflandırma ihtiyacının ürünü.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir bezeme dilinin kurallarını ve figür tartışmasını genel olarak okuduk. Sıradaki derste bu dilin en batıdaki büyük merkezlerinden birine, İber yarımadasına gidiyoruz. Kurtuba'nın büyük camisinden Medinetü'z-Zehra'nın saray kentine ve oradan Elhamra'ya uzanan bir hat boyunca, aynı kurallar farklı bir coğrafyada nasıl yeniden kuruldu?