Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Erken mushaflar, güçlü bir sözlü aktarım geleneğinin yanında bir değer nesnesi olarak yazıldı; yatay biçim, iri köşeli yazı ve az satır bunu yansıtıyor. Yaprağın üzerinde metin, okuma işaretleri ve altın bezeme ayrı katmanlar olarak eklenebiliyordu; bezeme aynı zamanda okumanın haritasıydı. Malzeme incelemesi parşömeni tarihlendirir, yazıyı değil. Onuncu yüzyılda nokta ve elife dayanan ölçülü yazı, güzelliği öğretilebilir bir oranlar düzenine bağladı; kâğıt ise kitabın ekonomisini değiştirdi ve mushafı kurumdan kişiye taşıyan yeni bir biçimi mümkün kıldı. Bugün bu kitapların çoğu dağılmış yapraklar hâlinde; vakıf ve kapanış kayıtları ise onların nerede ve kim tarafından okunduğunu anlatan en doğrudan kanıt.
Açılış: yan yatmış bir sayfa
Bir müze vitrininin önündesin ve içeride tek bir yaprak duruyor. İlk fark ettiğin şey biçimi: yaprak dikey değil, enine uzanıyor, bugünkü bir kitaptan çok yan çevrilmiş bir defter sayfasına benziyor.
Yaprağın üzerinde yalnızca birkaç satır var. Harfler iri, yatay çizgileri uzun ve sert, aralarında geniş boşluklar bırakılmış.
Satırların arasında küçük, kırmızı noktalar dağılmış. Bazı harflerin üzerinde de ince, siyah çizgiler görüyorsun; ikisi de harflerle aynı el ya da aynı anda yazılmamış gibi duruyor.
Geçen derste bir saray kültürünün yüzeylerini gördük: alçıyı, boyayı, seramiği ve kumaşı. Yazının kendisine yalnızca bir kitabe, bir sikke ya da bir kumaş kuşağı üzerinden baktık.
Bu derste yazıyı kendi yüzeyinde, yani kitabın içinde görüyoruz. Soru şu: bir harfin biçimi nasıl bir sanat dalına dönüştü, ve kitabın kendisi, yani parşömeni, mürekkebi, kâğıdı ve cildi, nasıl bir anlam taşıyordu?
Başlamadan bir ayrım yapalım. Bu ders kutsal metnin içeriğini değil, onun yazıldığı nesneleri ele alıyor: yaprakları, yazı biçimlerini, malzemeleri ve bu nesnelerin bugüne nasıl ulaştığını.
Bu derste ne olacak
Önce en erken yaprakların neye benzediğine ve ne için yapılmış olabileceğine bakacağız.
Ardından yazının üstüne eklenen katmanları okuyacağız: noktalar, işaretler ve altın bezeme.
Sonra malzemeye döneceğiz ve bir yaprağın tarihlenmesinin neyi söyleyip neyi söylemediğini göreceğiz.
Ardından yazıyı bir sanat dalına dönüştüren adımı, yani ölçülü yazı sistemini, ve kâğıdın gelişini işleyeceğiz.
Karşılaştırma bölümünde iki farklı kitap biçimini, parşömen üzerindeki yatay mushafla kâğıt üzerindeki dikey mushafı karşılaştıracağız.
Usta katmanında bu kitapların bugüne nasıl dağılarak ulaştığını ve üzerlerindeki kayıtların neyi anlattığını tartışacağız.
Sıfır noktası: bir metnin iki hayatı
Bir metnin iki tür hayatı olabilir. Birincisinde sözlüdür: ezberlenir, okunur, dinlenir ve kuşaktan kuşağa sesle aktarılır.
İkincisinde yazılıdır: bir yüzeye geçer, taşınabilir, saklanabilir ve kopyalanabilir hâle gelir.
Kur'an'ın aktarımında sözlü gelenek başından beri çok güçlüydü ve bugün de öyle. Bu durum yazılı nesneye özel bir rol verdi: yazılı mushaf, ezberin yerini almak zorunda değildi; onu destekleyebilir, sabitleyebilir ve görünür kılabilirdi.
Bu ayrım, en erken yaprakların neden bu kadar az satır taşıdığını anlamaya yardımcı oluyor. Bir sayfaya çok metin sığdırmak için yazılmıyorlardı. Bir metni tanımak, ona saygı göstermek ve onu bir nesne olarak var etmek için yazılıyorlardı.
Bu, dersin bütün geri kalanını belirleyen bir ipucu: yazılı mushaf bir bilgi taşıyıcısı olduğu kadar, bir değer nesnesiydi.
Mekanizma — ilk yaprakların biçimi
En erken mushaf yaprakları genellikle iki gruba ayrılıyor.
Birinci grupta yazı sağa doğru hafifçe eğilen, uzun dikey harfler taşıyor ve yaprak dikey biçimde. Bu yazı çoğunlukla Hicaz bölgesine bağlanıyor.
İkinci grup, açılıştaki yaprağa benziyor: yatay biçim, iri ve köşeli harfler, satır başına az kelime. Bu yazı biçimi geleneksel olarak "Kufi" adıyla anılıyor.
Bu ad yanıltıcı olabiliyor. Yazının Kufe kentiyle doğrudan bir bağı kanıtlanmış değil; ad, sonraki yüzyıllarda köşeli eski yazıların tamamı için kullanılan bir şemsiye terim hâline geldi.
Yatay biçimin nedeni tartışılıyor. Bir açıklama, bu biçimin mushafı öteki kitaplardan, örneğin dikey biçimli Hristiyan ve Yahudi kutsal kitaplarından ayırmak için seçildiğini söylüyor. Başka bir açıklama malzemeye bakıyor: iri harflerle geniş bir satır, enine uzanan bir yaprakta daha rahat yerleşiyordu. İki açıklama birbirini dışlamıyor.
Bu yapraklarda bir şey dikkat çekiyor: bazı harflerin yatay çizgisi olağandışı biçimde uzatılmış. Bu uzatma okumayı kolaylaştırmıyor; bir satırı yaprağın genişliğine yaymak ve görsel bir ritim kurmak için yapılıyor.
Yani daha bu erken aşamada yazı yalnızca okunmak için değil, görülmek için de biçimleniyor. KRO-309.3'teki kitabe kuşağında yazının bezemeyle birleştiğini görmüştük; burada aynı eğilim sayfanın üzerinde işliyor.
Mekanizma — yazının üstüne eklenen katmanlar
Açılıştaki yaprağa geri dön ve kırmızı noktalara bak.
Erken Arap yazısında bazı harfler birbirine çok benziyordu ve kısa ünlüler yazılmıyordu. Metni doğru okumak için ek işaretlere ihtiyaç vardı.
Bu işaretler zamanla eklendi. Bazı yapraklarda ünlüler renkli noktalarla, genellikle kırmızıyla, gösterildi; benzer harfleri birbirinden ayırmak için ise ince çizgiler kullanıldı.
Bu katmanlar sanat tarihçisi için çok değerli, çünkü yazının kendisinden ayrı bir zamanda eklenmiş olabiliyorlar. Bazı yapraklarda noktaların mürekkebi ve eli, metnin mürekkebinden ve elinden farklı.
Yani tek bir yaprak birden çok zaman taşıyabiliyor: metnin yazıldığı an ve okuma işaretlerinin eklendiği sonraki bir an. TEM-203.12'nin katman kuralı burada kitabın içinde işliyor.
Bir üçüncü katman da bezeme. Sureleri birbirinden ayırmak için başlarına altınla yazılmış başlıklar ve bezemeli şeritler kondu, ayetlerin sonuna ise küçük altın işaretler yerleştirildi.
Sure başlarındaki şeritlerin çoğu, yaprağın kenarına doğru taşan bir bitki biçimiyle bitiyordu. Bu kenar süsü, okuyucunun kitabı karıştırırken bir bölümün başını hızlıca bulmasını sağlıyordu.
Böylece bezeme ile işlev ayrılmaz hâle geliyor. Altın bir süs aynı zamanda bir dizin; bir kenar palmeti aynı zamanda bir sayfa işareti.
Mekanizma — malzeme ne söyler, ne söylemez
Şimdi malzemeye geçelim, çünkü bu yaprakların tarihlenmesi çoğu zaman oradan geçiyor.
Erken yaprakların çoğu parşömene, yani işlenmiş hayvan derisine yazıldı. Deri çok dayanıklıydı ama pahalıydı: büyük bir mushaf için çok sayıda hayvanın derisi gerekiyordu.
Bu maliyet kendi başına bir bilgi. Büyük, iri yazılı, satır başına az kelime taşıyan bir mushaf, büyük bir yatırım demekti ve bu yatırımı ancak varlıklı kişiler ya da kurumlar yapabilirdi.
Yazı için iki tür mürekkep kullanılıyordu: isten yapılan koyu bir mürekkep ve demir tuzu ile bitki özlerinden yapılan bir mürekkep. İkincisi zamanla kimyasal olarak yüzeyi aşındırabiliyordu.
Bazı erken yapraklar yirmi birinci yüzyılda radyokarbon yöntemiyle incelendi ve parşömenlerinin çok erken bir tarihe ait olduğu anlaşıldı. Bu sonuçlar geniş ilgi gördü.
Burada TEM-203.12'nin kuralı tam anlamıyla işliyor: radyokarbon malzemeyi tarihlendirir, yazıyı değil. Test, hayvanın ne zaman öldüğüne dair bir aralık veriyor. Derinin ne kadar bekletildiği, yaprağın ne zaman yazıldığı ve metnin ne zaman eklendiği başka kanıtlarla kurulması gereken sorular.
Bir başka örnek, malzemenin kendi içinde bir tarih sakladığını gösteriyor. Yemen'de, bir caminin tavan arasında saklanmış çok sayıda eski yaprak bulundu. Bunların bazılarında alttaki bir metin silinmiş ve aynı parşömen üzerine yeni bir metin yazılmıştı.
Silinen alt katman, pahalı bir malzemenin yeniden kullanıldığını gösteriyor. Ayrıca yazının erken dönemde nasıl aktarıldığına dair akademik tartışmalarda önemli bir kaynak olarak inceleniyor; bu tartışmaların ayrıntıları bu dersin kapsamı dışında, ama nesnenin kendisi, bir yaprağın birden çok hayatı olabileceğini açıkça gösteriyor.
Mekanizma — ölçülü yazı ve kâğıdın gelişi
Onuncu yüzyıla gelindiğinde yazı büyük bir dönüşüm geçirdi. Bu dönüşümün adı genellikle Bağdat'ta çalışan bir devlet adamı ve yazı ustasına, İbn Mukle'ye bağlanıyor.
Ona atfedilen sistem basit bir fikre dayanıyordu. Bir harfin bütün ölçüleri, kalemle konan eşkenar bir noktaya ve o noktalardan kurulan bir dikey çizgiye, yani elif harfine göre belirleniyordu.
Bu sistemin önemi şuradaydı: güzellik artık yalnızca bir ustanın elinde değil, öğretilebilir ve denetlenebilir bir oranlar düzeninde duruyordu. Bir öğrenci ustasının yazısını ölçüp kendi yazısıyla karşılaştırabiliyordu.
Bu da ölçüm aracının kendisine dayanıyordu. Yazı ucu belirli bir açıyla kesilmiş bir kamış kalemdi ve noktanın biçimini, dolayısıyla bütün sistemin birimini, bu kesim belirliyordu.
Aynı dönemde bir başka değişiklik de yazının yüzeyini değiştirdi: kâğıt.
Kâğıt Orta Asya üzerinden geldi ve sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren Bağdat'ta üretilmeye başlandı. Parşömene göre çok daha ucuzdu ve kısa sürede idari yazışmanın, bilimin ve edebiyatın başlıca malzemesi oldu.
Mushaflar kâğıda diğer kitaplardan daha geç geçti; parşömen bir süre kutsal metnin değerini gösteren malzeme olarak kaldı. Ama onuncu ve on birinci yüzyıllarda kâğıt mushaflar da yaygınlaştı ve bu mushaflarla birlikte yeni yazı biçimleri geldi.
Bu dönemin en ünlü örneklerinden biri, Bağdat'ta on birinci yüzyılın başında yazılmış, kâğıt üzerine küçük boyutlu bir mushaf. Yazarı, ölçülü yazıyı daha da inceltmiş olarak anılan bir usta, İbnü'l-Bevvab.
Bu mushaf, açılıştaki yapraktan çok farklı. Dikey, küçük, bir sayfada çok satır taşıyor ve yazısı yuvarlak, akıcı. Aynı metin, tamamen farklı bir nesne hâline gelmiş.
Karşılaştırma: iki kitap, iki nesne
İki mushafı karşılaştıralım.
Birincisi parşömen üzerine yatay bir mushaf: iri, köşeli yazı, satır başına birkaç kelime, çok sayıda cilt. Büyük olasılıkla bir camiye ya da bir kuruma ait, okunmaktan çok sergilenen, törenle açılan bir nesne.
İkincisi kâğıt üzerine dikey bir mushaf: küçük, akıcı yazı, sayfa başına çok satır, tek bir cilt. Bir kişinin elinde taşınabilir, bireysel okumaya uygun bir nesne.
Aradaki fark yalnızca estetik değil, toplumsal. Kitabın malzemesi ucuzladıkça sahibi de değişti: kurumdan kişiye, törenden gündelik okumaya.
Ama bu bir gelişim çizgisi değil. KRO-309.2'nin kuralı burada da geçerli: iki biçim farklı ihtiyaçların ürünü. Büyük, törensel mushaflar kâğıt çağında da yapılmaya devam etti; sadece artık tek seçenek değillerdi.
Bu karşılaştırmada özel bir örnek, en iyi bilinen ama en az çözülmüş olanı. Yaprakları indigo mavisiyle boyanmış, üzerine altınla yazılmış bir mushaf.
Bu mushafın nerede üretildiği üzerine birden çok öneri var ve hiçbiri kesin değil. Mavi parşömen ve altın yazı, Bizans'taki mor boyalı, altın ve gümüşle yazılmış lüks el yazmalarını hatırlatıyor ve bu benzerlik bir etkileşim önerisine dayanak yapılıyor. Ama benzerlik tek başına bir bağlantı kanıtlamıyor; TEM-203.13'ün benzerlik uyarısı burada da geçerli.
Usta katmanı: dağılan yapraklar ve üzerlerindeki kayıtlar
Birinci konu dağılma. Açılıştaki gibi tek bir yaprağı bir vitrinde görmen tesadüf değil.
Büyük erken mushafların çoğu bugün bütün hâlinde değil. Yaprakları yüzyıllar içinde ve özellikle son iki yüzyılda ayrıldı, satıldı ve dünyanın farklı koleksiyonlarına dağıldı.
Bu dağılım, KRO-309.5'te Samarra buluntularında gördüğümüz sorunun kitaptaki hâli. Bir mushafın bütününü, cilt sayısını ve sırasını bugün ancak dağılmış yaprakları kayıtlar üzerinden yeniden bir araya getirerek anlayabiliyoruz.
İkinci konu yapraklardaki kayıtlar. Pek çok mushafın başında ya da sonunda, metinden ayrı notlar bulunuyor.
Bu notların bir türü, mushafın bir camiye ya da bir kuruma bağışlandığını kaydediyor. Kimin, nereye ve hangi koşulla bağışladığını söylüyor.
Bir başka tür, yazıcının adını ve yazmayı bitirdiği tarihi veren kapanış kaydı. Bu kayıt, İbnü'l-Bevvab'ın mushafında olduğu gibi, bir kitabı tarihlemenin en doğrudan yolu.
Ama erken dönem mushafların çoğunda bu tür bir kayıt yok. O yüzden tarihleme çoğu zaman yazı biçimine, malzemeye ve karşılaştırmaya dayanıyor ve bu dayanakların kanıt düzeyi, bir ferağ kaydınınkinden daha düşük.
Üçüncü konu atıflar. Bazı büyük ve çok eski mushaflar, geleneksel olarak ilk yüzyılın bir halifesine atfediliyor. Bu atıflar çok değerli bir saygı geleneğini yansıtıyor.
Burada iki bilgi türü farklı sorular soruyor. Gelenek, bir mushafın bir topluluk için neyi temsil ettiğini söylüyor. Malzeme ve yazı incelemesi ise nesnenin ne zaman yapılmış olabileceğini söylüyor. TEM-203.14'teki kural gereği ikisini aynı soru sanmıyoruz; biri anlamı, öteki yapım tarihini konuşuyor.
Dördüncü konu cilt. Erken mushafların bazıları, kitabı üç yandan saran kapaklı deri ciltlerle korunuyordu.
Ciltlerin çoğu zamanla değiştirildi; yaprak eski olsa da cilt çoğu zaman daha yeni. Bir kitabın cildi ile yaprakları, farklı yüzyıllara ait olabilir.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Birinci araç sözlü ve yazılı aktarım ayrımı. Bir metnin yazılı nesnesini incelerken, metnin sözlü olarak da yaşayıp yaşamadığını sor. Sözlü gelenek güçlüyse, yazılı nesne başka bir rol oynuyor olabilir.
İkinci araç katman ayrıştırma. Bir yaprakta metni, okuma işaretlerini ve bezemeyi ayrı katmanlar olarak oku. Her birinin eli ve mürekkebi farklı olabilir.
Üçüncü araç malzeme ekonomisi sorusu. Bir kitabın malzemesine, boyutuna ve satır yoğunluğuna bak ve bunun ne kadarlık bir yatırım olduğunu düşün. Maliyet, sahibi ve kullanımı hakkında bilgi verir.
Dördüncü araç tarihleme türü ayrımı. Bir yaprağın tarihinin malzeme incelemesinden mi, yazı biçiminden mi, yoksa bir kapanış kaydından mı geldiğini sor. Üçünün kanıt düzeyi farklı.
Beşinci araç araç geometrisi okuması. Bir yazının ya da çizginin biçimini, onu üreten aletin biçimiyle birlikte düşün. Kalemin kesimi, yazının kurallarını belirleyebilir.
Altıncı araç gelenek ve inceleme ayrımı. Bir nesneye atfedilen geleneksel bir kökenle bir malzeme incelemesinin sonucunu karşı karşıya koymadan önce, ikisinin aynı soruyu sorup sormadığını belirle.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Kufi yazı Kufe kentinde doğdu."
Ad, sonraki yüzyıllarda köşeli eski yazıların tamamı için kullanılan bir şemsiye terime dönüştü. Yazının bu kentle doğrudan bağı kanıtlanmış değil.
Yaygın yanlış"Radyokarbon bir mushafın yazıldığı tarihi verir."
Radyokarbon parşömeni, yani hayvanın öldüğü dönemi tarihlendirir ve bir aralık verir. Yazının ne zaman yapıldığı başka kanıtlarla kurulması gereken ayrı bir soru.
Yaygın yanlış"Yazıdaki noktalar ve işaretler yazıyla birlikte konmuştur."
Pek çok yaprakta okuma işaretleri farklı bir mürekkep ve farklı bir elle, sonradan eklendi. Tek bir yaprak birden çok zaman taşıyabilir.
Yaygın yanlış"Kâğıt gelince parşömen mushaflar bitti."
Kâğıt idari ve bilimsel yazıya hızla girdi, ama mushaflar ona daha geç geçti ve büyük, törensel parşömen mushaflar bir süre daha yapılmaya devam etti. İki biçim farklı ihtiyaçların ürünüydü.
Yaygın yanlış"Bir mushafa atfedilen geleneksel köken ile incelemenin önerdiği tarih çelişiyorsa biri yanlıştır."
Gelenek bir mushafın bir topluluk için neyi temsil ettiğini, inceleme ise nesnenin ne zaman yapılmış olabileceğini konuşuyor. İkisi farklı sorulara cevap veriyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Erken mushaflar, güçlü bir sözlü aktarım geleneğinin yanında bir değer nesnesi olarak yazıldı; yatay biçim, iri köşeli yazı ve az satır bunu yansıtıyor. Yaprağın üzerinde metin, okuma işaretleri ve altın bezeme ayrı katmanlar olarak eklenebiliyordu; bezeme aynı zamanda okumanın haritasıydı. Malzeme incelemesi parşömeni tarihlendirir, yazıyı değil. Onuncu yüzyılda nokta ve elife dayanan ölçülü yazı, güzelliği öğretilebilir bir oranlar düzenine bağladı; kâğıt ise kitabın ekonomisini değiştirdi ve mushafı kurumdan kişiye taşıyan yeni bir biçimi mümkün kıldı. Bugün bu kitapların çoğu dağılmış yapraklar hâlinde; vakıf ve kapanış kayıtları ise onların nerede ve kim tarafından okunduğunu anlatan en doğrudan kanıt.
Sonraki derse köprü
Bu derste yazının bir sayfada nasıl ritim, oran ve bezeme kazandığını gördük. Ama sayfanın kenarındaki palmetler ve sure başlarındaki şeritler, yazıdan ayrı bir bezeme dilinin varlığına işaret ediyordu. Sıradaki derste o dile dönüyoruz: geometri ve bitkisel bezeme nasıl büyük bir sistem hâline geldi, ve bu gelenekte figür sorunu gerçekte nasıl işliyordu?