Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Şam'daki büyük cami, bir Roma tapınağının ve ardından bir kilisenin kutsal alanının içine kuruldu. Eski duvar planı dayattı, yönelim gereği ise o plana kubbeli bir orta eksen ekledi. Avludaki altın zeminli mozaikler insansız bir manzara gösteriyor ve bu manzaranın cenneti mi, kentleri mi, Şam'ı mı temsil ettiği tartışmalı. Zanaatçılar hakkında iki kanıt türü var: sonraki kaynakların Bizans'tan usta geldiğini anlatan hikâyeleri ve bölgenin kendi mozaik atölyelerinin, cam üretiminin ve aynı dönemde yapılan kilise zeminlerinin maddi izleri. Bu izler bir ağ tarif ediyor: bilgi hem uzaktan hem yakından akıyor. Yapı yangınlar, onarımlar ve sıva altından açılmalar geçirdi; bu yüzden her genelleme, yüzeyin ne kadarının özgün olduğunu hesaba katmak zorunda.
Açılış: bir duvarın üç hayatı
Şam'ın eski kentinde yürürken önüne uzun, taştan bir duvar çıkıyor. Duvarın alt sıralarındaki bloklar kocaman ve özenle kesilmiş, köşelerde ise kalın kulelerin kalıntıları duruyor.
Bu duvar önce bir Roma tapınağının kutsal alanını çevreliyordu. Sonra aynı alanın içinde bir kilise yükseldi ve duvar bu kez kiliseyi sardı.
Sekizinci yüzyılın başında ise duvarın içine bir cami kuruldu. Duvar yıkılmadı; üçüncü kez başka bir inancın sınırını çizmeye başladı.
Geçen derste Kubbetü's-Sahra'nın mozaiklerini gördük ve bu tekniği Bizans atölyelerinin bildiğini söyledik. Şimdi aynı hanedanın başkentinde, çok daha büyük bir yapıdayız ve o cümleyi sınamamız gerekiyor.
Soru şu: bu yapıyı süsleyen eller kimindi, ve Akdeniz'in hangi zanaat ağlarından geldiler?
Bu derste ne olacak
Önce yapının planına bakacağız ve eski bir alanın yeni bir işleve nasıl uyarlandığını göreceğiz.
Ardından avludaki büyük mozaik yüzeylere geçecek ve orada ne gösterildiğini, ne gösterilmediğini okuyacağız.
Sonra zanaatçı sorusuna gireceğiz ve iki kanıt türünü birbirinden ayıracağız: sonraki yazılı anlatılar ile yerel atölyelerin kendi izleri.
Karşılaştırma bölümünde aynı bölgedeki kiliselerin zeminlerine ineceğiz, çünkü ağın öbür ucu orada duruyor.
Usta katmanında yapının bugüne nasıl ulaştığını ve yüzeylerin ne kadarının özgün olduğunu tartışacağız.
Sonunda bir zanaat ağını kendi başına izleyeceksin.
Sıfır noktası: bir usta nereden gelir
Bugün bir binayı süsletmek istediğinde ustayı nereden bulursun? Genellikle yakındaki bir atölyeden, bazen de uzaktan getirtirsin.
İki durumun izleri farklıdır. Yakındaki atölye kendi bildiği motifleri, kendi el alışkanlığını ve kendi malzeme kaynağını getirir. Uzaktan gelen usta ise başka bir yerin repertuvarını taşır ve genellikle birkaç yerel yardımcıyla çalışır.
Sanat tarihi bu ayrımı çoğu zaman yazılı kaynaktan değil, yüzeyin kendisinden kurmak zorunda kalır. Çünkü ustalar nadiren adlarını bırakır; ama elleri her zaman iz bırakır.
Bu derste o izleri arayacağız. Sorunun cevabı tek bir usta ya da tek bir kaynak olmayacak. Bir ağ olacak: malzemenin, bilginin ve insanların birbirine bağlı dolaşımı.
Mekanizma — eski bir alanı yeni bir işe uydurmak
Planla başlayalım, çünkü uyarlamanın ilk izi orada.
Dikdörtgen alanın güney yarısını uzun bir ibadet salonu kaplıyor. Salon, yönelimin olduğu güney duvarına paralel uzanan üç sahına bölünmüş.
KRO-309.2'de sütun sıralarının yöne doğru uzandığı salonlar görmüştük. Burada sıralar yöne dik değil, ona paralel duruyor ve bunun somut bir nedeni var: eski duvarın içindeki alan doğu-batı doğrultusunda uzun, kuzey-güney doğrultusunda ise daha dar.
Salonu ortadan kesen yüksek bir geçit var. Bu geçit ana kapıdan yönelim duvarına doğru uzanıyor ve tepesinde bir kubbe yükseliyor.
Yani plan iki kuvvetin uzlaşması. Eski duvar alanın biçimini dayatıyor, yönelim gereği ise o biçimin içine ikinci bir eksen yerleştiriyor.
Salonun kuzeyinde, alanın geri kalanını geniş bir avlu dolduruyor. Avlunun üç yanını revaklar sarıyor.
Eski kutsal alanın ölçeği caminin dışında da okunabiliyor. Batıdaki çarşının ucunda, tapınağa açılan sütunlu anıtsal girişin kalıntıları hâlâ ayakta.
Eski yapının izleri başka yerlerde de sürüyor. Duvarın köşelerindeki kulelerin bazılarının üzerine sonraki dönemlerde minareler oturtuldu.
Alanın içinde eski katmanlardan biri de yerinde kaldı. Salonun içinde, Vaftizci Yahya'ya ait sayılan kutsal bir kalıntıyı barındıran küçük bir türbe duruyor ve bugün de ziyaret ediliyor.
Bu türbe, alanın el değiştirmesinin bir silme işlemi olmadığını gösteriyor. Sonraki kaynaklar, bir süre boyunca iki topluluğun alanı paylaştığını ve kilisenin daha sonra yıkıldığını aktarıyor; bu anlatının ayrıntıları tartışmalı, ama türbenin varlığı eski kutsallığın bir bölümünün yeni yapıya taşındığını kesin olarak gösteriyor.
Mekanizma — avluda bir manzara
Şimdi avluya çık ve revakların üst duvarlarına bak.
Yüzeylerin bir bölümü altın zeminli cam mozaiklerle kaplı. Kubbetü's-Sahra'daki tekniği tanıyorsun, ama bu kez gördüğün şey bitki kıvrımları ya da takılar olmuyor.
Burada bütün bir manzara var: bir ırmağın kıyısında dizilen evler, sütunlu köşkler, köprüler ve çok katlı yapılar, bunların arasından yükselen iri ağaçlar.
Bu manzarada bir şey yine eksik. Evlerin kapıları açık ama içinden kimse çıkmıyor; köprülerde yürüyen, ırmakta yüzen, bahçede oturan hiçbir canlı yok.
Kubbetü's-Sahra'da gördüğümüz ilke burada da işliyor: kutsal mekânda figür geri çekiliyor. Ama bu kez geri çekilen figürün yerini takılar değil, boş bir dünya dolduruyor.
Bu boş dünya neyi temsil ediyor? Yine birden çok okuma var.
Bir okumaya göre bu, cennetin bir görüntüsü: ırmakların aktığı, ağaçların meyve verdiği, sonsuz ve sakin bir bahçe. Başka bir okuma, burada yeni yönetimin altındaki kentlerin, yani ele geçirilmiş bir dünyanın gösterildiğini öne sürüyor.
Üçüncü bir okuma daha yerel. Bu okumaya göre manzara Şam'ın kendisini, bahçeleri ve ırmağıyla ünlü kenti idealize ediyor.
Bu okumaların hiçbiri yüzeyin üzerinde yazılı değil. TEM-203.14'teki kanıt düzeylerini hatırla: mozaiğin betimlediği şey ölçülen bir gözlem, ama betimlemenin neyi temsil ettiği çıkarılan bir yorum.
Mekanizma — elleri izlemek: iki kanıt türü
Şimdi dersin asıl sorusuna geliyoruz: bu mozaikleri kim yaptı?
Kanıt iki türden geliyor ve bu türlerin ağırlığı farklı.
Birinci kanıt türü sonraki yazılı anlatılar. Yapımdan yaklaşık bir iki yüzyıl sonra yazan bazı Arapça kaynaklar, halifenin Bizans imparatorundan ustalar ve mozaik malzemesi istediğini aktarıyor. Benzer bir anlatı, aynı halifenin Medine'deki mescidi yenilettiği dönem için de anlatılıyor.
Bu anlatılar değerli ama dikkatle okunmalı. Bir hanedanın, rakip imparatorluktan usta istemesi ve onu alması, aktaranlar açısından güçlü bir hikâye; hem hükümdarın prestijini hem de iki güç arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Hikâyenin çekiciliği, doğruluğunun kanıtı sayılmaz.
TEM-203.7'nin sorusu burada da işliyor: bu anlatıyı kim, ne zaman ve hangi amaçla yazdı?
İkinci kanıt türü yüzeyin kendisi ve bölgenin öteki yüzeyleri. Burada çok daha somut bir tabloyla karşılaşıyoruz, çünkü el farkı yazıdan değil taşın kendisinden okunabiliyor.
Şam'ın içinde bulunduğu bölge, yüzyıllardır güçlü bir mozaik geleneğine sahipti. Kiliselerin ve evlerin zeminleri, kent görünümleri ve manzaralarla dolu mozaiklerle kaplıydı. Bu atölyeler bölge yeni bir yönetimin eline geçtiğinde ortadan kalkmadı; çalışmaya devam etti.
Cam da yerel bir üründü. Doğu Akdeniz kıyıları, Roma döneminden beri camın en önemli üretim merkezleri arasındaydı ve mozaik taşının ham maddesi uzağa gitmeden bulunabiliyordu.
Bu durumda elimizde birbiriyle gerilim içinde iki anlatı var ve TEM-203.14'teki kural gereği ikisinin aynı şey hakkında konuşup konuşmadığını soruyoruz. Belki bazı ustalar uzaktan geldi; ama işin büyük bölümünü bölgenin kendi atölyeleri üstlenmiş olabilir. Uzaktan gelen usta bir ölçek ve bir incelik getirmiş, yerel el ise sayıyı ve sürekliliği sağlamış olabilir.
Bu cevap bir uzlaşma değil, bir ağ tarifi: bilgi uzaktan da yakından da akıyor, ve yapı bu akışların buluştuğu yer oluyor.
Mekanizma — taşın ve camın dili
Mozaiğin altında, duvarın alt bölümlerinde başka bir zanaat duruyor.
Duvarların alt kısmı damarlı mermer levhalarla kaplanmış. Levhalar, damarları birbirinin aynası olacak biçimde yan yana dizilmiş.
Bu teknik de bölgenin kendi geçmişinden geliyor. Roma ve Bizans iç mekânlarında aynı yöntemle kaplanmış duvarlar çok yaygındı ve ustalar bu yöntemi kuşaktan kuşağa aktarıyordu.
Pencerelere bakınca ise tanıdık olmayan bir şeyle karşılaşıyorsun. Pencere boşlukları, delikli mermer şebekelerle kapatılmış ve bu şebekeler birbirine geçen geometrik desenler taşıyor.
Bu şebekeler önemli bir ipucu. Burada kullanılan geometri Geç Antik bezemede de bilinen bir repertuvardan geliyordu, ama burada figürün yokluğunda öne çıkıp bir yüzeyin tamamını taşıyor.
KRO-309.7'de geometri ve bitkisel bezemenin nasıl büyük bir dile dönüştüğünü ayrıca işleyeceğiz. O dilin anıtsal ölçekteki ilk adımlarından birini burada, pencere boşluklarında görüyorsun.
Avluda bir yapı daha var: sütunların üzerinde yükselen küçük, sekizgen bir kubbecik. Geleneksel olarak caminin hazinesini sakladığı söylenen bu yapı da mozaik izleri taşıyor ve genellikle ana yapıdan birkaç on yıl sonrasına tarihleniyor.
Karşılaştırma: ağın öbür ucunda, kilise zeminleri
Şimdi Şam'dan güneye, bugünkü Ürdün'e iniyoruz. Burada ağın öbür ucunu, yani yerel atölyelerin kendi kilise yapılarını görüyoruz.
Altıncı yüzyılda bir kilisenin zeminine, bölgenin kentlerini, yollarını ve ırmaklarını gösteren büyük bir mozaik harita döşenmişti. Kentler küçük surlarla, kapılarla ve sütunlu caddelerle betimlenmiş.
Bu harita Şam'daki manzaradan iki yüzyıl kadar eski. Ama kenti küçük bir yapı kümesi olarak gösterme alışkanlığı aynı: surlar, kuleler, kapılar ve çatılar.
Daha çarpıcı bir örnek aynı bölgede, Emevi yönetimi sırasında kurulmuş bir kilisede duruyor. Bu kilisenin zemin mozaiğinin kenarını, bölgenin kentlerini gösteren bir dizi kent görünümü çeviriyor ve mozaik sekizinci yüzyıla tarihleniyor.
Bu zemin tek başına çok şey söylüyor. Şam'ın büyük camisi yükselirken, yakın bölgelerde Hristiyan topluluklar kendi kiliselerini yaptırıyor ve aynı tür kent görünümlerini döşetiyordu. Aynı atölyeler, belki aynı aileler, iki farklı müşteri için çalışıyor olabilirdi.
Bu kiliselerin bazılarında başka bir iz daha var. Zemindeki insan ve hayvan figürlerinin bazıları sonradan dikkatle bozulmuş: parçalar sökülmüş, yerine rastgele taşlar ya da bitki biçimleri konmuş, ama çevredeki yüzey korunmuş.
Bu müdahaleyi kimin yaptığı araştırmacılar arasında tartışmalı. Topluluğun kendisi mi, dışarıdan bir baskı mı, yoksa ikisinin bir karışımı mı olduğu tek bir kanıttan çıkarılamıyor. Ama bir şey açık: figür sorunu yalnızca yeni hanedanın yapılarında değil, bölgenin öteki topluluklarında da tartışılıyordu.
Yerel geleneğin ötesine bakınca, mimari manzara Akdeniz'in daha geniş bir dağarcığına da bağlanıyor. Yunanistan'ın kuzeyinde, beşinci yüzyıla ait bir rotondanın kubbesinde, altın zemin üzerinde fantastik mimari cepheler sıralanıyor.
Bu karşılaştırmadan çıkan tablo şu: Şam'daki manzara birden çok ipten örülmüş. Bir ip bölgenin zemin mozaiklerindeki kent görünümlerine, bir başkası Akdeniz'in altın zeminli duvar mozaiği geleneğine uzanıyor. Yeni olan, bu iplerin bir camide, insansız bir dünya olarak bir araya getirilmesi.
Usta katmanı: yüzeyin ne kadarı bugüne ulaştı
Şam'daki mozaiklerden söz ederken sürekli "gördüğün şey" dedim. Şimdi o ifadeyi sınamamız gerekiyor.
Yapı yüzyıllar boyunca birçok kez hasar gördü. Depremler, savaşlar ve yangınlar farklı bölümlerini tahrip etti.
On dokuzuncu yüzyılın sonunda çıkan büyük bir yangın, ibadet salonunun büyük bölümünü yaktı. Salon, eski planına sadık kalınarak yeniden kuruldu, ama birçok iç yüzey kayboldu.
Avludaki manzara mozaiklerinin önemli bir kısmı ise uzun süre görünmüyordu. Yüzyıllar içinde sıvayla örtülmüştü ve ancak yirminci yüzyılın başlarında sıvanın altından yeniden açıldı.
Açığa çıkarılan yüzeylerde eksik kalan bölümler, sonraki onarımlarda tamamlandı. Bu tamamlamaların bazıları özgün parçalardan ayırt edilebilir, bazıları ise ancak yakın incelemeyle fark ediliyor.
Bu bilgi dersin bütün yorumlarını etkiliyor. "Burada canlı yok" dediğimizde, yüzeyin tamamını değil, bugüne ulaşan ve açılan bölümünü kastediyoruz. Kaybolan bölümlerde ne olduğunu kesin olarak bilemeyiz.
Burada TEM-203.12'nin kuralı ikinci kez işliyor: bir yüzey bir kesit. Ama bu kez sorunun bir boyutu daha var. Kayıp, yalnızca eklenen katmanlardan değil, silinen katmanlardan da oluşuyor.
Pratik sonuç şu: bu mozaiklerden yola çıkarak bir genelleme kurarken, hangi bölümün özgün olduğunu gösteren kayıtlara başvurman gerekiyor. Restorasyon kayıtları ve eski fotoğraflar, yorumun zeminini belirliyor.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Birinci araç alan katmanı okuması. Bir yapının sınırlarına bak ve o sınırların yapının kendisinden eski olup olmadığını sor. Eski bir sınır, yeni yapının planını dayatabilir.
İkinci araç plan uzlaşması analizi. Bir planda iki eksen görüyorsan, hangisinin eski koşuldan, hangisinin yeni gereklilikten geldiğini ayır.
Üçüncü araç iki kanıt türü ayrımı. Zanaatçılar hakkında sonraki yazılı anlatıyı bir kanıt türü, yüzeydeki ve bölgedeki maddi izleri ayrı bir kanıt türü olarak tut. Anlatının çekiciliğini doğruluğuyla karıştırma.
Dördüncü araç yerel atölye araması. Bir yapının zanaatçılarını sorarken, önce aynı bölgedeki çağdaş yapıların yüzeylerine bak. Aynı alışkanlığı başka bir müşterinin yapısında buluyorsan, yerel bir ağın izini sürüyorsun.
Beşinci araç malzeme kaynağı sorusu. Bir tekniğin ham maddesinin nereden geldiğini sor. Yakın bir kaynak, uzaktan usta getirme ihtiyacını azaltır.
Altıncı araç korunan yüzey payı. Bir yüzeyden genelleme yapmadan önce, ne kadarının özgün, ne kadarının tamamlanmış olduğunu restorasyon kayıtlarından öğren.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Emeviye Camii mozaiklerini Bizans'tan gelen ustalar yaptı."
Bu bilgi sonraki yazılı anlatılardan geliyor ve bölgenin kendi güçlü mozaik atölyeleri aynı dönemde çalışıyordu. Uzaktan gelen ustalar ile yerel ellerin ne oranda katıldığı tek bir kaynaktan çıkarılamaz.
Yaygın yanlış"Mozaikteki manzara cenneti gösterir."
Cennet okuması güçlü bir öneri, ama ele geçirilmiş kentler ve Şam'ın kendisi gibi başka okumalar da kanıta dayanıyor. Betimlemenin neyi temsil ettiği yüzeyde yazılı değil.
Yaygın yanlış"Cami eski kiliseyi tamamen sildi."
Eski kutsal alanın sınırları, köşe kuleleri ve Vaftizci Yahya'ya ait sayılan türbe yeni yapının içinde korundu. El değiştirme bir katman eklenmesi olarak da okunabiliyor.
Yaygın yanlış"Figür sorunu yalnızca Müslüman yapılarında tartışılıyordu."
Aynı bölgedeki bazı kiliselerin zeminlerinde canlı figürler sonradan seçici biçimde bozuldu. Tartışma bölgenin birden çok topluluğunu ilgilendiriyordu.
Yaygın yanlış"Bugün görülen mozaikler sekizinci yüzyılın yüzeyidir."
Yapı birçok kez hasar gördü, bir bölümü yandı ve mozaiklerin bir kısmı sıva altından açılıp sonradan tamamlandı. Özgün ile tamamlanmış yüzey her yerde ayırt edilemiyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Şam'daki büyük cami, bir Roma tapınağının ve ardından bir kilisenin kutsal alanının içine kuruldu. Eski duvar planı dayattı, yönelim gereği ise o plana kubbeli bir orta eksen ekledi. Avludaki altın zeminli mozaikler insansız bir manzara gösteriyor ve bu manzaranın cenneti mi, kentleri mi, Şam'ı mı temsil ettiği tartışmalı. Zanaatçılar hakkında iki kanıt türü var: sonraki kaynakların Bizans'tan usta geldiğini anlatan hikâyeleri ve bölgenin kendi mozaik atölyelerinin, cam üretiminin ve aynı dönemde yapılan kilise zeminlerinin maddi izleri. Bu izler bir ağ tarif ediyor: bilgi hem uzaktan hem yakından akıyor. Yapı yangınlar, onarımlar ve sıva altından açılmalar geçirdi; bu yüzden her genelleme, yüzeyin ne kadarının özgün olduğunu hesaba katmak zorunda.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir hanedanın başkentini, eski bir kutsal alanın içinde yükselen camisini ve onu süsleyen Akdenizli zanaat ağını gördük. Sıradaki derste hanedan değişiyor ve merkez doğuya, Dicle kıyısına kayıyor. Yeni bir yönetim sıfırdan kurulan bir başkentte ve onun ardından gelen dev bir saray kentinde kendini nasıl gösterdi? Abbasi Bağdat'ına, Samarra'ya ve saray kültürüne geçiyoruz.