Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Kubbetü's-Sahra bir kayayı çevreleyen merkezî bir anıttır ve planı yönelime göre değil, o kayaya göre kurulmuştur. Planı Akdeniz'in tanıdık diliydi ve bu yüzden okunabiliyordu, ama yüzeyi, yazısı ve muhatabı yeniydi. Mozaiklerde figür yok, yerinde taçlar ve mücevherler var ve bunların anlamı tartışmalı. İç kitabe yakındaki Hristiyan topluluğa seslenen ayetler taşıyor ve yapımın tarihini veriyor. Aynı yıllarda sikke, mil taşı ve resmî yazı da aynı yönde değişti: figür geri çekildi, yazı öne çıktı. Ama aynı hanedanın saraylarında figür bol; kaçınma bağlama bağlıydı. Yapının amacı kitabede yazmıyor ve sonraki gerekçeler taraflı olabiliyor. Sonraki bir hanedan kitabedeki adı değiştirdi ama tarihi bıraktı; bu tek satır, yazının bir siyaset aracı olduğunu kanıtlıyor.
Açılış: salonu olmayan bir yapı
Geçen derste bütün yapılar tek bir yöne dönüyordu. Salon geniş de olsa dar da olsa, mekân o yönün ekseni üzerine kuruluyordu.
Şimdi Kudüs'te, yüksek bir düzlüğün ortasında duran bir yapıya yaklaşıyorsun. Dışarıdan sekiz kenarlı bir gövde görüyorsun; üstünde, uzaktan bile seçilen parlak bir kubbe var.
İçeri giriyorsun ve ilk fark ettiğin şey bir yokluk: tek yöne uzanan sütun sıraları da, seni bir duvara ya da bir nişe doğru çeken bir eksen de yok.
Onun yerine merkezde çıplak bir kaya duruyor ve bütün yapı o kayanın etrafında halka halka dönüyor.
KRO-309.2 bir kuralı ölçmüştü: yönelim sabitti, çözüm değişkendi. Bu yapı o kuralın dışında duruyor ve bu bir hata değil, çünkü burası bir cemaat camisi değil; bir yeri işaretleyen ve bir iddiayı taşıyan bir anıt.
Bu dersin sorusu şu: bir hanedan, yeni kurduğu bir düzeni taşa, yazıya ve paraya nasıl işledi?
Bu derste ne olacak
Önce planın neden bu biçimi aldığına bakacağız ve bu biçimin nereden tanıdık geldiğini soracağız.
Sonra yüzeye geçeceğiz: altın zeminli mozaiklerin neyi gösterdiğine ve neyi göstermediğine.
Ardından yapının en uzun metnini okuyacağız, yani iç kitabeyi. Kimin, kime seslendiğini soracağız.
Sonra yapıdan çıkıp aynı yılların parasına ve yollarına bakacağız. Görsel siyaset tek bir binaya sığmıyor.
Karşılaştırmada aynı hanedanın saraylarına gireceğiz ve orada bambaşka bir resim dünyası bulacağız.
Usta katmanında yapının neden yapıldığına dair tartışmayı ve üç yüz yıl sonraki bir ad değişikliğini ele alacağız.
Sonunda bir yapının görsel siyasetini kendi başına okuyacaksın.
Sıfır noktası: yeni bir yönetim ne söylemek zorunda
Bir yönetim yeni kurulduğunda iki sorunla karşılaşır.
Birincisi, kim olduğunu göstermek zorundadır: halk onu hangi işaretle tanıyacak?
İkincisi, kendinden önce gelenlerle konuşmak zorundadır, çünkü kentte zaten görkemli yapılar vardır ve yeni gelen onları yok sayamaz.
Bu hanedan, Emeviler, tam bu durumdaydı. Şam merkezli bir yönetim kurmuşlardı ve yönettikleri toprakların büyük bölümü yüzyıllardır Bizans'ın görsel diliyle yaşıyordu; kiliseler, sikkeler ve resmî yazılar o dili konuşuyordu.
Yedinci yüzyılın son çeyreğinde yönetim ciddi bir iç çatışma geçirdi ve kutsal kentlerden biri bir süre rakip bir yönetimin elinde kaldı. Bu yıllarda tahtta Abdülmelik vardı.
Onun döneminde görünür bir değişim başladı. Yapı, para ve resmî yazı neredeyse aynı yıllarda yeni bir biçim aldı. Bu dersin iddiası şu: bu değişiklikler ayrı ayrı kararlar değil, tek bir görsel programın parçalarıydı.
Mekanizma — tanıdık bir planı sahiplenmek
Planla başlayalım, çünkü ilk izlenimi o veriyor.
Merkezde kaya duruyor ve çevresini bir halka sütun ile paye sarıyor. Onun dışında ikinci bir halka var, en dışta da sekiz kenarlı duvar kapanıyor.
Böylece kayanın çevresinde iki dolaşım koridoru oluşuyor. Ziyaretçi merkeze yürümüyor, merkezin etrafında dönüyor.
Bu plan boşlukta icat edilmedi. Aynı kentte, birkaç yüz metre ötede, çok daha eski bir yuvarlak yapı duruyordu: Hristiyanlar için kutsal bir mezarın üstüne kurulmuş, o da bir merkezin etrafında dönen bir rotonda.
Akdeniz dünyasında merkezî planlı yapılar geniş bir aileydi. Anma yapıları, mezar yapıları, bazı saray salonları bu biçimi kullanıyordu. İtalya'da altıncı yüzyılda kurulmuş sekizgen bir kilise de aynı aileye aitti.
Yani plan tanıdıktı. İzleyici onu okuyabiliyordu: bu biçim bir yeri işaretler, orada önemli bir şey vardır.
Burada kritik ayrım şu. Tanıdık bir biçimi kullanmak onu taklit etmek demek değildi. Emeviler herkesin bildiği bir dili aldı ve o dille kendi iddiasını söyledi. Aynı kelimelerle yeni bir cümle kurmak gibi.
Yapım malzemesi de bu devralmayı destekliyor. İçerideki sütunların bir kısmı daha önceki yapılardan getirilmiş parçalara benziyor, çünkü başlıkları birbirinden farklı.
Devşirme malzeme her zaman yoksulluk işareti değil. KRO-306'da gördüğümüz gibi, eski parçayı yeni yapıya almak bir süreklilik iddiası da olabiliyor. Burada iki okuma da açık kalıyor.
Mekanizma — yüzeyde bir hazine
Şimdi başını kaldır ve yüzeye bak.
İç duvarların üst bölümleri, kemerlerin iç yüzleri ve kasnak camdan küçük parçalarla kaplı. Zemin altın ve üzerinde yeşil ile mavi tonlarda bitkiler dolanıyor.
Teknik tanıdık, bitkiler tanıdık. Ama bir şey eksik.
Bu yüzeylerde insan yok; ne kutsal bir kişi, ne bir hükümdar, ne de anlatılan bir olay var. Aynı yıllarda bir Bizans kilisesine girsen, kubbede ve apsiste figürler görürdün.
Figürün yerinde başka bir şey var. Bitki kıvrımlarının arasından taçlar, gerdanlıklar, mücevherli süsler ve kanatlı biçimler çıkıyor.
Bu takılar neden orada?
Araştırmacılar farklı cevaplar önerdi. Bir okumaya göre bunlar yenilen hükümdarlıkların süsleridir, tıpkı bir zaferden sonra tapınağa asılan ganimetler gibi. Bu okumada yüzey, kimin kimi geride bıraktığını anlatıyor.
Başka bir okuma daha sakin. Bu okumaya göre takılar cennet bahçesinin zenginliğini gösteriyor ve siyasi bir mesajdan çok bir bolluk imgesi taşıyor.
İki okuma da kanıta dayanıyor ve hiçbiri kesin değil. TEM-203.14'te öğrendiğimiz kural burada işliyor: iki okuma çatıştığında sevdiğini seçmiyorsun. İkisinin aynı şey hakkında konuşup konuşmadığını soruyorsun.
Belki de ikisi birbirini dışlamıyor. Bir bolluk imgesi, aynı anda kimin o bolluğa sahip olduğunu da söyleyebilir.
Mekanizma — duvarda bir metin
Mozaik kuşağının içinde bir şerit daha var. Bu şerit bezeme değil, yazı.
Köşeli, geniş harflerle yazılmış Arapça bir metin sekizgenin iç yüzünü dolaşıyor. Yazı da mozaikle yapılmış; yani bezemeyle aynı malzemeden, aynı ışıkla parlıyor.
Metnin içeriği önemli: Kur'an'dan alınmış ayetler ve dualar var ve Tanrı'nın birliği tekrar tekrar vurgulanıyor.
Bazı bölümler doğrudan Hristiyanlara seslenen, İsa'nın konumuna dair ayetler taşıyor. İsa bir peygamber olarak anılıyor, Tanrı'nın oğlu olduğu düşüncesi reddediliyor.
Bunu bir siyasi sloganla karıştırmamak gerekiyor, çünkü metin bir ibadet metni. Ama yeri ve muhatabı rastgele değil: kentin nüfusunun önemli bir bölümü Hristiyandı ve hemen yakındaki büyük kilise onların en kutsal yerlerinden biriydi.
Yani yapı çevresindeki toplulukla konuşuyor; onları yok saymıyor, onlara bir cevap veriyor.
Metnin sonunda bir satır daha var: yapımın tarihi ve yaptıranın adı. Tarih yedinci yüzyılın son on yılına düşüyor. Bu satır, yapıyı tarihleyebildiğimiz nadir erken anıtlardan biri yapıyor.
Burada yazının rolü değişiyor. KRO-302.7'de bir yasa taşa yazılmıştı ve metin okunmak için oradaydı. Burada yazı hem okunuyor hem de süsleniyor. Harf, bezemenin bir parçası hâline geliyor.
Bu adım, kursun ilerleyen derslerinde çok büyüyecek. KRO-309.6'da yazının kendisi bir sanat dalına dönüşecek.
Mekanizma — para ve yol da konuşuyor
Görsel siyaset bir binada kalsaydı, onu yalnızca Kudüs'e gelenler görürdü. Oysa aynı yıllarda aynı dil çok daha küçük bir yüzeye de taşındı: cebe giren paraya.
İlk kuşak Emevi sikkeleri eski düzeni sürdürüyor ve Bizans sikkelerinin görüntülerini taklit ediyordu. Üzerlerinde imparator figürleri ve haç biçimleri, yanlarında da Arapça küçük eklemeler vardı.
Sonra bir deneme geldi: sikkenin yüzüne ayakta duran, kılıçlı bir figür kondu ve bu figür çoğunlukla halifenin kendisi olarak okunuyor.
Bu deneme uzun sürmedi ve birkaç yıl içinde sikkelerden figür tamamen kalktı. Yerine yalnızca yazı geldi: dinî ifadeler ve basım bilgisi, iki yüzü de dolduran Arapça satırlar.
Bu üç adımı sırayla dizince bir yol görünüyor. Önce devralınan görüntü, sonra ona rakip bir görüntü, sonunda görüntünün yerine yazı.
Kubbenin iç yüzeyinde gördüğümüz tercih burada da işliyor: figür geri çekiliyor, yazı öne çıkıyor ve aynı karar hem yapıda hem parada görünüyor.
Yollar da bu programa katıldı. Kudüs çevresindeki yollara konan bazı mil taşlarında aynı halifenin adı, Arapça yazıyla işlenmişti.
Aynı yıllarda idarenin dili de değişti ve resmî kayıtlar yavaş yavaş Rumca ile Farsçadan Arapçaya geçti.
Artık tabloyu bir arada görebilirsin. Kubbe, sikke, mil taşı ve idari belge aynı birkaç on yıl içinde aynı yönde değişti. Bu dersin iddiası tam burada somutlaşıyor: görsel siyaset tek bir yapıya sığmıyordu, çünkü bir yönetim her yüzeyde aynı cümleyi kurmaya çalışıyordu.
Karşılaştırma: sarayda başka bir dünya
Şimdi aynı hanedanın başka bir yüzüne bakalım. Buradan acele bir sonuç çıkarmak çok kolay: "Emeviler figürden kaçındı."
Ürdün çölünde, aynı hanedanın bir üyesi için yapılmış küçük bir hamam var ve içine girdiğinde duvarları resimle kaplı buluyorsun.
Bir duvarda farklı hükümdarları temsil eden figürler dizilmiş. Bazılarının yanında hangi ülkeyi temsil ettiklerini gösteren yazılar var. Bu, Kubbetü's-Sahra'daki taç ve mücevherlerle şaşırtıcı biçimde örtüşüyor: orada süsler vardı, burada süsleri takanların kendileri duruyor.
Eriha yakınlarındaki başka bir saray yapısında zemin mozaiklerle kaplı ve özel bir salonda, bir ağacın altında, bir aslan bir ceylana saldırırken yanında başka ceylanlar otluyor.
Bu iki yer bize çok önemli bir şey söylüyor: figürden kaçınma bağlama bağlı bir tercihti ve hanedan onu bazı mekânlarda uygularken bazılarında hiç uygulamadı.
Kutsal bir mekânda ve herkesin elinden geçen parada figür geri çekildi. Özel bir hamamda ve saray salonunda ise figür bütün canlılığıyla kaldı.
Yani çizginin geçtiği yer "İslam sanatı" ile "başka sanatlar" arasında değildi. Kamusal ve kutsal alan ile özel ve sarayla ilgili alan arasındaydı. KRO-309.7'de figür sorununu ayrıca ele alacağız. Orada bu ayrımı yeniden kullanacağız.
Aynı düzlükte bir ayrım daha var. Kubbetü's-Sahra'nın güneyinde, düzlüğün öbür ucunda büyük bir cemaat camisi duruyor.
İki yapı sık sık birbirine karıştırılıyor. Biri toplu namaz için yönelimin ekseniyle kurulmuş bir salon, öteki bir yeri işaretleyen merkezî bir anıt; işlevleri farklı olduğu için planları da farklı. KRO-309.2'nin kuralı birincisine uyuyor, ikincisi o kuralın konusu değil.
Usta katmanı: yapı neden yapıldı, ve adı neden değişti
Birinci konu yapının amacı ve bunu yapının üzerinde yazan hiçbir satırdan doğrudan öğrenemiyoruz: kitabe tarih ve ad veriyor, gerekçe vermiyor.
Sonraki yüzyıllarda yazan tarihçiler farklı gerekçeler aktardı.
Onuncu yüzyılda yazan Kudüslü coğrafyacı Mukaddesî bir açıklama aktarır: ona göre halife, Müslümanların kentteki görkemli kiliselere hayran kalmasını istemedi ve onlarla boy ölçüşecek bir yapı yaptırdı.
Yakubî gibi başka bir tarihçi daha keskin bir iddia aktarır. Ona göre amaç, rakip yönetimin elindeki kutsal kente giden hac yolunu Kudüs'e çevirmekti.
Bu ikinci iddia bugün çok tartışmalı. Aktaran kaynak Emevilerin yerine geçen hanedanın dönemine ait ve o hanedanın Emevileri kötü gösterme gerekçesi vardı; araştırmacıların önemli bir bölümü bu yüzden iddiayı zayıf buluyor.
Burada TEM-203.7'nin sorusu devreye giriyor: bu metinleri kim, hangi kurumdan, hangi yetkiyle yazdı? Bir gerekçeyi okurken önce onu aktaranın kim olduğuna bakıyorsun.
Kayanın kendisi de bir anlam katmanı taşıyor. Sonraki gelenekte kaya, Peygamber'in gece yolculuğuyla ilişkilendirildi. Ama bu bağın yapım anında ne kadar belirgin olduğu tartışmalı, çünkü kitabe bu olayı anmıyor.
Dürüst sonuç şu. Yapının tek bir amacı olmak zorunda değildi. Kutsal bir noktayı işaretlemek, kentteki öteki anıtlarla konuşmak ve yeni yönetimin varlığını göstermek aynı anda mümkün. TEM-203.14'te öğrendiğimiz gibi, bu okumaların kanıt düzeyleri farklı: kitabenin tarihi ölçülen bir veri, gerekçeler çıkarılan ya da aktarılan bilgiler.
İkinci konu bir ad değişikliği. Kitabenin tarih satırında, yaptıran halifenin adı bugün başka bir halifenin adı olarak okunuyor. Emevilerden sonra gelen Abbasi hanedanından bir halifenin adı.
Ama tarih değiştirilmemiş ve yapım yılı hâlâ eski halifenin dönemini gösteriyor. Harflerin sıkışıklığı ve rengi de sonradan müdahale edildiğini ele veriyor.
Bu küçük müdahale dersin bütün iddiasını tek satırda doğruluyor, çünkü yazıt gerçekten bir siyaset aracıydı. Yeni hanedan yapıyı yıkmadı, adını sildi; ama tarihi silmeyi ya unuttu ya da gerek görmedi.
Üçüncü konu yapının sonraki hayatı. Bugün gördüğün dış yüzey, yedinci yüzyılın yüzeyi değil.
Dış cephedeki mozaikler çok daha sonra, Osmanlı döneminde, çinilerle kaplandı; kubbenin kaplaması da yüzyıllar içinde birçok kez yenilendi.
TEM-203.12'nin kuralı burada da geçerli. Gördüğün yüzey bir tarih değil, bir kesit: iç mozaiklerin büyük kısmı erken katmanı taşıyor, dış görüntü ise sonraki yüzyılların eseri.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana yedi yeni araç veriyor.
Birinci araç biçim sahiplenme testi. Bir yapı tanıdık bir biçim kullanıyorsa, onu taklit mi ediyor, yoksa bildik bir dille yeni bir şey mi söylüyor? Farkı yazının ve yüzeyin içeriğinde ara.
İkinci araç eksik figür okuması. Bir yüzeyde figür yoksa, onun yerinde ne olduğuna bak. Boşluk nadiren gerçekten boştur; çoğu zaman başka bir şeyle doldurulmuştur.
Üçüncü araç muhatap sorusu. Bir yazıt kime sesleniyor? Yakındaki topluluğu, yapının çevresini ve metnin seçilen bölümlerini birlikte düşün.
Dördüncü araç çok yüzeyli program araması. Bir yapıda gördüğün tercihi aynı yılların parasında, yollarında ve resmî yazılarında da ara. Aynı karar birden çok yüzeyde görünüyorsa, bir programla karşı karşıyasın.
Beşinci araç bağlam ayrımı. Bir yasak ya da kaçınma gördüğünde onu bütün bir kültüre yayma. Önce hangi mekânlarda geçerli olduğunu, hangilerinde olmadığını belirle.
Altıncı araç aktaranı sorgulama. Bir yapının amacını anlatan her metinde, metni kimin, ne zaman ve hangi çıkarla yazdığını not et.
Yedinci araç yazıt tutarlılık kontrolü. Bir yazıtın parçaları birbiriyle çelişiyorsa, çelişki bir sonraki müdahalenin izi olabilir. Tarih ile ad uyuşmuyorsa, hangisinin sonradan eklendiğini sor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Kubbetü's-Sahra bir camidir."
Yapı bir kutsal noktayı çevreleyen merkezî bir anıt ve planı o noktaya göre kurulmuş. Toplu namaz için yönelim ekseniyle kurulan büyük salon aynı düzlüğün güney ucunda ayrı bir yapı olarak duruyor ve sık sık onunla karıştırılıyor.
Yaygın yanlış"Emeviler hiçbir yerde canlı varlık resmetmedi."
Kutsal mekânda ve sikkede figür geri çekildi. Ama aynı hanedanın hamam ve saray yapılarında insan ve hayvan figürleri bol. Kaçınma bağlama bağlıydı.
Yaygın yanlış"Merkezî plan Bizans yapısının bir kopyasıdır."
Plan Akdeniz'in tanıdık bir diliydi ve Emeviler onu biliyordu. Ama yüzeyin içeriği, yazının dili ve muhatabı tamamen yeniydi. Bildik biçimle yeni bir iddia kuruldu.
Yaygın yanlış"Yapının neden yapıldığını biliyoruz."
Kitabe tarih ve ad veriyor, gerekçe vermiyor. Gerekçeler sonraki tarihçilerden geliyor ve bazıları açıkça taraflı kaynaklara dayanıyor.
Yaygın yanlış"Bugün gördüğümüz dış görüntü yapının ilk hâlidir."
Dış cephe yüzyıllar sonra çiniyle kaplandı ve kubbe kaplaması defalarca yenilendi. İlk katmanın büyük kısmı içeride, mozaiklerde duruyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Kubbetü's-Sahra bir kayayı çevreleyen merkezî bir anıttır ve planı yönelime göre değil, o kayaya göre kurulmuştur. Planı Akdeniz'in tanıdık diliydi ve bu yüzden okunabiliyordu, ama yüzeyi, yazısı ve muhatabı yeniydi. Mozaiklerde figür yok, yerinde taçlar ve mücevherler var ve bunların anlamı tartışmalı. İç kitabe yakındaki Hristiyan topluluğa seslenen ayetler taşıyor ve yapımın tarihini veriyor. Aynı yıllarda sikke, mil taşı ve resmî yazı da aynı yönde değişti: figür geri çekildi, yazı öne çıktı. Ama aynı hanedanın saraylarında figür bol; kaçınma bağlama bağlıydı. Yapının amacı kitabede yazmıyor ve sonraki gerekçeler taraflı olabiliyor. Sonraki bir hanedan kitabedeki adı değiştirdi ama tarihi bıraktı; bu tek satır, yazının bir siyaset aracı olduğunu kanıtlıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir anıtın bir kayayı nasıl işaretlediğini gördük. Mozaikçilerin Bizans atölyelerinin bildiği bir tekniği kullandığını da gördük. Sıradaki derste aynı hanedanın başkentine, Şam'a gidiyoruz. Orada eski bir tapınak alanının içinde büyük bir cemaat camisi yükseliyor. Soru şu: bu yapıyı süsleyen ustalar kimdi ve Akdeniz'in hangi zanaat ağlarından geldiler?