Ders KRO-309.15 · İslam Sanatının Kuruluşu ve Ortaçağ Dünyaları

Koleksiyonculuk, sömürge sınıflandırması ve modern müze

2.879 kelime · 19 eser örneği · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Bu kursta gördüğümüz nesnelerin çoğu bugün kendi yerlerinde değil; armağan, satış, kazı payı ve el koyma yoluyla taşındılar ve her yolun sorusu ayrı. Onları adlandıran kelimeler, bakanın kendi tarihini taşıyordu ve "İslam sanatı" kategorisi büyük ölçüde onları toplayan kurumlar tarafından kuruldu. Sömürge döneminin müzeleri nesneleri hanedan adlarıyla düzenledi ve "figür yasaktır" cümlesi kısmen hangi nesnelerin önce toplandığının sonucuydu. Bugün müzeler kategoriyi yeniden adlandırıyor ve koleksiyonlar bölgenin kendisine doğru genişliyor, ama köken sorusu açık kalıyor. Bu kursun on beş dersi, bir vitrindeki nesneyi yeniden bir dünyaya yerleştirmek için on iki adımlık bir düşünme sırası kurdu.

Açılış: bir çöl sarayının cephesi bir müzede

Berlin'de bir müzenin salonuna giriyorsun ve karşında bir duvar yükseliyor. Duvar kireçtaşından, yüksekliği birkaç kat, ve yüzeyi baştan sona oyulmuş. Büyük üçgenlerin ve rozetlerin içinde, kıvrılan asma dalları, hayvanlar ve kuşlar dolaşıyor.

Bu duvar, bir sarayın dış cephesinin bir parçası. Saray sekizinci yüzyılda, bugünkü Ürdün'ün çölünde, KRO-309.3'te tanıdığımız hanedan için yapılmaya başlanmış ve hiç bitirilmemiş.

Yirminci yüzyılın başında cephe sökülüp parçalar hâlinde bir Avrupa başkentine taşındı. Bölgeyi o dönemde yöneten imparatorluğun hükümdarı, cepheyi bir müttefik hükümdara armağan olarak verdi.

KRO-309.14'te bir yapının vakıftan çıkan kitaplarını ve sökülüp müzelere giden panellerini andık. Bu ders, o sorunun en büyük boyutuna geçiyor.

Bu kurs boyunca gördüğümüz nesnelerin çoğu bugün kendi yerlerinde değil. Kristal sürahiler bir katedral hazinesinde, bir destan kitabının sayfaları onlarca müzede, bir sarayın duvarı başka bir kıtada.

Soru şu: bu nesneler nasıl bugünkü yerlerine geldi, ve onları "İslam sanatı" diye bir arada sergileyen bakış nasıl kuruldu? Ve bu kursun on beş dersi, bu soruyu sormak için bize hangi araçları verdi?

Bu derste ne olacak

Önce nesnelerin Avrupa'ya ve Amerika'ya taşındığı yolları ayıracağız: armağan, satış, kazı payı, ganimet.

Ardından bu nesneleri adlandıran kelimelerin tarihine bakacağız ve "İslam sanatı" adının nasıl yerleştiğini göreceğiz.

Sonra sömürge döneminde bu sınıflandırmanın nasıl kurumlaştığını ve hanedan adlarının vitrin düzenine nasıl dönüştüğünü okuyacağız.

Ardından bugünkü müzelere ve bu kategori üzerindeki güncel tartışmalara geçeceğiz.

Karşılaştırma bölümünde aynı nesneyi farklı müzelerin nasıl anlattığını karşılaştıracağız.

Kalıcı araçlar bölümünde bu kursun bütün derslerinin araçlarını, bir nesneyi baştan sona okumak için tek bir çalışma sırasına çevireceğiz.

Sıfır noktası: bir nesnenin iki adresi

Her nesnenin iki adresi var. Birincisi yapıldığı yer: bir atölye, bir kent, bir saray. İkincisi bugün bulunduğu yer: bir müze, bir koleksiyon, bir depo.

İki adres arasındaki yol, nesnenin ikinci hayatı. Bu hayat bazen yüzyıllar sürüyor ve birden çok el değiştirmeyi içeriyor.

KRO-309.9'da kristal sürahilerin kilise hazinelerine nasıl ulaşmış olabileceğini sormuştuk: ganimet, armağan, ticaret. KRO-309.12'de bir destan kitabının bir satıcı tarafından sayfa sayfa dağıtıldığını görmüştük. KRO-309.5'te Samarra kazısının buluntularının birden çok ülkeye paylaştırıldığını söylemiştik.

TEM-202.6'da köken araştırmasını, yani bir nesnenin elden ele geçişini belgeleyen zinciri kurmayı öğrenmiştik. Bu ders o yöntemi, bu kursun bütün malzemesine uyguluyor.

Mekanizma — yollar: armağan, satış, kazı, ganimet

Nesnelerin Avrupa'ya ve Amerika'ya taşındığı yollar farklıydı ve her birinin hem hukuki hem ahlaki durumu farklı.

Birinci yol armağan. Açılıştaki cephe böyle taşındı: bir hükümdar, kendi yönettiği topraklardaki bir yapının parçasını bir başka hükümdara verdi. Bu, o dönemin hukukuna göre meşru bir işlemdi. Ama yapının bulunduğu yerde yaşayan halkın bu karara katılıp katılmadığı sorusu açık kalıyor.

İkinci yol satış. On dokuzuncu yüzyılda Kahire, İstanbul ve Tahran gibi kentlerde güçlü bir antika piyasası gelişti. Yerel satıcılar, Avrupalı koleksiyoncuların ve müzelerin isteklerine göre nesne topladı.

Satış yolunun bir başka kolu, KRO-309.12'de gördüğümüz gibi, bir kitabın parçalanarak satılmasıydı. Tek tek satılan sayfalar, müzayede kataloglarında bağımsız resimler olarak listelendi.

KRO-309.14'te Kahire'deki yapılardan sökülen minber panellerinin ve kapıların Avrupa müzelerine ulaştığını görmüştük. Bu parçaların bir kısmı, vakıf sistemi zayıfladığında, yapıların bakımsız kaldığı dönemlerde sökülüp satıldı.

Üçüncü yol kazı payı. Yirminci yüzyılın başında, yabancı kazı ekipleri, yerel yönetimlerle yapılan anlaşmalara göre buluntuların bir kısmını kendi ülkelerine götürebiliyordu.

Dördüncü yol ganimet ve el koyma. Savaş, işgal ya da sömürge yönetimi sırasında nesneler zorla alındı. Bu yol, bugünkü iade tartışmalarının merkezinde duruyor.

Bu dört yolu ayırmak önemli, çünkü her biri farklı bir soru üretiyor. Bir armağanın meşruiyeti, bir satışın koşulları, bir kazı anlaşmasının adaleti ve bir el koymanın hukuku ayrı ayrı sorgulanmalı. TEM-203.9'da iade tartışmasını dört ayrı soruya böldüğümüzü hatırla: nasıl geldi, hukuki durumu ne, bağlamı ne, bugün ne mümkün.

Mekanizma — kelimeler: nesnelere verilen adlar

Bu nesneler Avrupa'ya ulaştığında, onlara bir ad verilmesi gerekti. Bu adlar, onları sınıflandıran bakışın izini taşıyor.

On dokuzuncu yüzyılda bu nesneler için farklı kelimeler kullanıldı. Bazıları, Avrupa'nın ortaçağdaki Müslüman komşularını anlatmak için kullandığı eski bir kelimeden türetilmişti. Bazıları Kuzey Afrika'yı ve Endülüs'ü anlatan bir kelimeden geliyordu. Bazıları ise "doğu" kavramının genel bir türeviydi.

Yirminci yüzyılın başında, Münih'te büyük bir sergi düzenlendi. Sergi, bu nesneleri bir dinin adıyla anılan tek bir kategori altında topladı ve bu kategoriyi bir "başyapıtlar" topluluğu olarak sundu.

Bu sergiden önce de benzer bir sunum, dünya fuarlarında kitlelere ulaşmıştı. Fuarlarda kurulan pavyonlar, bir doğu kentinin sokaklarını, çarşılarını ve cami cephelerini, kimi zaman gerçek yapılardan alınan parçalarla, bir gösteri olarak yeniden kuruyordu.

Münih sergisi, bugün "İslam sanatı" dediğimiz kategorinin yerleşmesinde önemli bir adımdı. Ama kullandığı ad, bugün artık kullanılmayan, bir dinin kurucusunun adından türetilmiş bir kelimeydi; bu kelime, o dinin mensuplarının kendi kendilerini adlandırma biçimi değildi.

Zamanla bu adlar yerini "İslam sanatı" adına bıraktı. KRO-309.1'de bu kategorinin kapsamını tartışmıştık: tek bir coğrafyayı, tek bir dönemi ya da tek bir dili değil, geniş bir alanı ve on yüzyıldan uzun bir zamanı kapsıyordu. Bu dersteki soru, bu kategorinin nereden geldiği: kategori büyük ölçüde, bu nesneleri kendi dünyalarının dışından toplayan ve sınıflandıran kurumların ürünüydü.

Mekanizma — sömürge sınıflandırması ve hanedan vitrini

Kategorinin kurumsallaşması, sömürge yönetimiyle aynı döneme denk geldi.

Kuzey Afrika'da ve Orta Doğu'da, Avrupa devletlerinin yönetimi altındaki topraklarda, yeni müzeler kuruldu. Bu müzeler, yerel nesneleri Avrupalı uzmanların sınıflandırma sistemine göre düzenledi.

KRO-309.14'te Kahire'deki koruma komitesinin yapıları "saf" bir döneme döndürmeye çalıştığını görmüştük. Aynı dönemde Kahire'de, bu yapılardan ve başka yerlerden toplanan nesneleri sergileyen bir müze kuruldu.

Bu müze, KRO-309.14'teki komiteyle aynı çevreden doğdu. Komite yapıları koruyor, müze ise yapılardan kurtarılan ya da sökülen nesneleri saklıyordu. Müze, yapının içinden çıkan parçayı yeni bir bağlama, vitrine yerleştiriyordu.

Aynı dönemde Avrupa'nın büyük başkentlerinde de bu kategoriye ayrılmış bölümler kuruldu. Açılıştaki cephe, bu bölümlerden birinin kuruluşuyla aynı yıllarda taşındı.

Bu müzelerin hemen hepsi, nesneleri benzer bir düzenle sergiledi: hanedan adlarına göre. Emevi, Abbasi, Fatımi, Selçuklu, Memlük, İlhanlı, Timurlu.

Bu düzen, KRO-309.9'da "Fatımi" etiketinde, KRO-309.10'da "Selçuklu" etiketinde gördüğümüz sorunu kurumsallaştırdı. Bir nesnenin hanedan adıyla etiketlenmesi, onu bir hükümdara bağlıyor; ama nesnenin çoğu zaman bir kentli müşteri için, bir pazarda, bir hanedanla doğrudan ilişkisi olmayan bir atölyede yapıldığını gizliyor.

Mekanizma — "figür yasaktır" cümlesinin kurumsal kökeni

KRO-309.7'de "İslam sanatında figür yasaktır" cümlesinin nereden geldiğini sormuştuk ve buraya bir soru bırakmıştık. Şimdi onun kurumsal kökenine bakabiliriz.

Kategori kurulurken, onu öteki kategorilerden ayıran bir özellik arandı. Figürün yokluğu kullanışlı bir ayırt ediciydi. Ama bu ayırt edici, toplanan nesnelerin türüne bağlıydı.

On dokuzuncu yüzyılda Avrupalı gözlemcilerin gördüğü ilk nesneler çoğunlukla mimari yüzeylerdi. KRO-309.7'de Owen Jones'un desen kitabının bu dili Avrupa'ya büyük ölçüde figürsüz desenler olarak tanıttığını görmüştük. Müzeler de bu yüzeyleri topladı. Ünlü yapıların duvarlarından alınan alçı kalıplar ve dökümler, Avrupa müzelerinin salonlarında sergilendi ve öğrencilere örnek olarak gösterildi.

Figürlü nesneler, yani saray resimleri, kitap sayfaları, figürlü seramikler ve metal işleri, koleksiyonlara daha geç girdi.

Yani "figür yasaktır" cümlesi, kısmen, hangi nesnelerin önce toplandığının bir sonucuydu. Kategori, ilk toplanan nesnelerin özellikleriyle tanımlandı ve sonradan gelen nesneler bu tanıma uymadığında, istisna olarak görüldü.

Bu, KRO-309.10'da gördüğümüz hayatta kalma eğriliğinin koleksiyondaki karşılığı. Hangi nesnenin bir müzeye girdiği, o müzenin kategoriyi nasıl tanımladığını belirliyordu.

Mekanizma — bugünkü müze ve kategori tartışması

Bugün bu kategori, müzelerin kendileri tarafından da tartışılıyor.

Amerika'daki büyük bir müze, yirmi birinci yüzyılın başında bu koleksiyonun galerilerini yeniden düzenlediğinde, onlara bir din adı yerine bir coğrafya listesi verdi: Arap toprakları, Türkiye, İran, Orta Asya ve Güney Asya.

Bu değişiklik, KRO-309.1'de sorduğumuz soruya bir müzenin verdiği cevap. Bir din adı, çok farklı bölgeleri, dönemleri ve dinî olmayan nesneleri tek bir başlık altında topluyordu. Bölge adları ise çeşitliliği görünür kılıyor, ama bölgeler arasındaki bağları, yani bu kursta gördüğümüz ağları, gözden kaçırabiliyor.

Avrupa'da ise bir müze, bu koleksiyon için yeni bir kanat açtı ve kategorinin adını çoğul kullandı: tek bir "İslam sanatı" yerine "İslam sanatları".

Bir başka önemli değişiklik, koleksiyonların kendisinin yer değiştirmesi. Yirmi birinci yüzyılda, bu kategoriye ayrılmış büyük müzeler, bu nesnelerin yapıldığı bölgelerde de kuruldu.

Benzer kurumlar başka kıtalarda da açıldı; bunlardan biri, bu kategorinin nesnelerini çok kültürlü bir kentin halkına tanıtmayı hedefleyen bir müze.

Bu yeni müzeler, nesnelerin satın alınarak bölgeye ya da topluluklarına yakınlaşmasını sağladı. Ama bu dönüş, köken sorusunu çözmüyor: bir nesnenin bir piyasadan satın alınarak bölgeye getirilmesi, onun ilk yerine ya da ilk topluluğuna dönmesi anlamına gelmiyor.

Bölgenin kendi eski müzeleri de zor dönemlerden geçti. Kahire'deki müze, yakın dönemde yakınında meydana gelen bir patlamada ağır hasar gördü ve uzun bir onarımdan sonra yeniden açıldı.

Karşılaştırma: aynı nesne, iki müze

Bu dersin en önemli gözlemini somutlaştırmak için bir nesneyi iki farklı müzede düşün.

Bir Memlük kandili, bir Avrupa müzesinde "Memlük, on dördüncü yüzyıl" etiketiyle, hanedan vitrininde, öteki lüks nesnelerin yanında duruyor. Etiket, nesnenin tekniğini, bezemesini ve belki bir emirin armasını anlatıyor.

Aynı tür bir kandil, bir camide, kendi zincirinden sarkarken, bir vakfın kandilcisi tarafından her akşam yakılıyordu. KRO-309.11'de gördüğümüz gibi, ışık üzerindeki ayetin harflerinden süzülüyordu. KRO-309.14'te gördüğümüz gibi, kandilin yağı bir hanın kirasından ödeniyordu.

İlk bağlamda kandil bir sanat nesnesi. İkinci bağlamda bir ibadet mekânının, bir vakfın ve bir topluluğun gündelik hayatının parçası.

Müze, birinci bağlamı korudu ve ikinciyi çoğunlukla sildi. Bu bir kötü niyet değil, müzenin kendi mantığı: nesneyi korumak için onu kullanımdan çıkarmak. Ama TEM-203.10'da gördüğümüz gibi, kullanımdan çıkarılan nesne anlamının bir bölümünü kaybediyor.

Bugünkü iyi müzeler, bu kaybı telafi etmek için nesnenin eski bağlamını da anlatmaya çalışıyor: fotoğraflarla, yapı çizimleriyle, vakıf belgeleriyle. Bu kursun her dersi, bir anlamda, bir vitrindeki nesneyi kendi eski bağlamına geri yerleştirme çabasıydı.

Kalıcı araçlar: bir nesneyi baştan sona okumak

Bu, kursun son dersi. Bu yüzden bu bölümde yeni araçlar eklemek yerine, kurs boyunca kurduğumuz araçları, bir müzede karşılaştığın herhangi bir nesneyi baştan sona okumak için tek bir çalışma sırasına çeviriyoruz.

Birinci adım, kategoriyi sorgula. Nesnenin bağlandığı kategori adının nereden geldiğini, o dönemin kendi adı mı yoksa sonraki bir sınıflandırmanın ürünü mü olduğunu sor. Bu soruyu KRO-309.1 kurdu ve bu ders onun kurumsal kökenini gösterdi.

İkinci adım, sabit olanla değişeni ayır. Nesnenin ya da yapının hangi özelliğinin bir işlevden, hangisinin yerel bir koşuldan geldiğini belirle. Bu ayrımı KRO-309.2 yönelim ile kurdu, KRO-309.13 mercan taşı ve kerpiçle en uç noktasına taşıdı.

Üçüncü adım, iddiayı bul. Nesnenin ya da yapının kimin iddiasını taşıdığını ve bu iddianın başka hangi yüzeylerde, yani sikkede, kitabede, kumaşta, tekrarlandığını ara. Bu çok yüzeyli program okumasını KRO-309.3 kurdu.

Dördüncü adım, elleri izle. Nesneyi kimin yaptığını sorarken, sonraki anlatıları ve yüzeydeki maddi izleri ayrı kanıt türleri olarak tut. Yerel atölyeyi ve uzaktan gelen ustayı ayrı ayrı sor. Bu ayrımı KRO-309.4 kurdu; KRO-309.12 zorla taşınan ustaları da ekledi.

Beşinci adım, mirası ve yolu oku. Nesnenin hangi eski biçimi seçtiğini, hangi ağla taşındığını ve vardığı yerde neye dönüştüğünü sor. Bu okumayı KRO-309.5 miras seçimiyle, KRO-309.8 iki geçmişle, KRO-309.12 öğe ayrıştırmasıyla kurdu.

Altıncı adım, katmanları ayır. Nesnenin ya da yapının yüzeyinde birden çok dönemin katmanını ara: yazı, işaret, bezeme, onarım, kitabe. Bu katman ayrımını KRO-309.6 kitapta, KRO-309.14 yapının yazılarında uyguladı.

Yedinci adım, kuralı ve bağlamı bul. Bir bezemenin arkasındaki çizim kuralını ve bir figürün varlığının ya da yokluğunun hangi mekâna, hangi işleve bağlı olduğunu sor. Bu iki soruyu KRO-309.7 kurdu.

Sekizinci adım, müşteriyi ve pazarı ara. Nesnenin bir saray için mi, bir kentli müşteri için mi yapıldığını, üzerindeki yazının kime seslendiğini ve hangi belgelerin onun fiyatını ve dolaşımını gösterdiğini sor. Bu soruyu KRO-309.9 ve KRO-309.10 kurdu.

Dokuzuncu adım, etiketin güvenini ölç. Nesnenin bir hanedana ya da bir ustaya bağlanmasının bir belgeye mi, bir imzaya mı, yoksa yalnızca üsluba mı dayandığını sor. Bu soruyu KRO-309.9, KRO-309.10 ve KRO-309.12 art arda kurdu.

Onuncu adım, kaynakları dengele. Nesneyi anlatan kaynakların dışarıdan mı içeriden mi yazıldığını, sözlü bir geleneğin ya da arkeolojik bir bulgunun ne eklediğini sor. Bu dengeyi KRO-309.13 kurdu.

On birinci adım, yaşama bedelini ve özgünlüğü sor. Nesnenin ya da yapının yüzyıllar boyunca nasıl yaşatıldığını, hangi onarımlardan geçtiğini ve "özgün" derken neyi kastettiğini açıkça yaz. Bu soruyu KRO-309.11 ve KRO-309.14 kurdu.

On ikinci adım, iki adresi birleştir. Nesnenin yapıldığı yer ile bugün bulunduğu yer arasındaki yolu izle: armağan mı, satış mı, kazı payı mı, el koyma mı? Ve müzenin, nesnenin eski bağlamından neyi koruduğunu, neyi sildiğini sor. Bu soruyu bu ders kurdu.

Bu on iki adım bir kontrol listesi değil, bir düşünme sırası. Her nesne için hepsi aynı ağırlıkta olmayacak. Ama her birini sormak, bir vitrindeki nesneyi yeniden bir dünyaya yerleştirmeye yetiyor.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Müzelerdeki nesnelerin hepsi ganimet olarak alındı."
Doğrusu

Nesneler armağan, satış, kazı payı ve el koyma gibi farklı yollarla taşındı. Her yolun hukuki ve ahlaki durumu farklı ve ayrı ayrı sorgulanmalı.

Yaygın yanlış"'İslam sanatı' kategorisi bu nesnelerin yapıldığı dönemde de vardı."
Doğrusu

Kategori büyük ölçüde on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda, bu nesneleri toplayan ve sınıflandıran kurumlar tarafından kuruldu. Nesnelerin yapıldığı dönemde böyle tek bir kategori yoktu.

Yaygın yanlış"Hanedan adları bir nesnenin kimliğini en iyi anlatır."
Doğrusu

Hanedan etiketi nesneyi bir hükümdara bağlıyor, ama pek çok nesne bir kentli müşteri için, hanedanla doğrudan ilişkisi olmayan bir atölyede yapıldı.

Yaygın yanlış"Bir nesnenin bölgeye satın alınarak getirilmesi köken sorununu çözer."
Doğrusu

Bir piyasadan satın alınan nesne, ilk yerine ya da ilk topluluğuna dönmüş olmuyor. Köken zinciri ayrıca kurulmalı.

Yaygın yanlış"Müze nesneyi olduğu gibi korur."
Doğrusu

Müze nesneyi fiziksel olarak korur, ama onu kullanımdan çıkararak eski bağlamının bir bölümünü siler. İyi bir sergi, o bağlamı başka araçlarla geri anlatmaya çalışır.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Bu kursta gördüğümüz nesnelerin çoğu bugün kendi yerlerinde değil; armağan, satış, kazı payı ve el koyma yoluyla taşındılar ve her yolun sorusu ayrı. Onları adlandıran kelimeler, bakanın kendi tarihini taşıyordu ve "İslam sanatı" kategorisi büyük ölçüde onları toplayan kurumlar tarafından kuruldu. Sömürge döneminin müzeleri nesneleri hanedan adlarıyla düzenledi ve "figür yasaktır" cümlesi kısmen hangi nesnelerin önce toplandığının sonucuydu. Bugün müzeler kategoriyi yeniden adlandırıyor ve koleksiyonlar bölgenin kendisine doğru genişliyor, ama köken sorusu açık kalıyor. Bu kursun on beş dersi, bir vitrindeki nesneyi yeniden bir dünyaya yerleştirmek için on iki adımlık bir düşünme sırası kurdu.

Sonraki derse köprü

Bu kursta bir kategorinin nasıl kurulduğunu ve bir nesnenin yorumunun hangi kaynaklara dayandığını sorduk. Sıradaki kursta Güney Asya'ya geçiyoruz ve en eski noktadan başlıyoruz: İndus vadisinin kentlerinden. Orada, üzerinde bir yazı bulunan binlerce mühür var, ama bu yazı hâlâ okunamıyor. Bir yazının okunamadığı yerde yorum nereye kadar gidebilir? İndus kentleri, mühürler ve yorum sınırları konusuna geçiyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-309 — İslam Sanatının Kuruluşu ve Ortaçağ Dünyaları →

15 bölümden 15. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga