Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Mağrip'in erken camileri, doğudan gelen lüster çinileri ve uzaktan getirilen değerli ağaçla Akdeniz ağına bağlıydı; sonraki yüzyıllarda Fas'ın medreseleri Elhamra'yla aynı zanaat dilini paylaştı. Sahra, kervanlarla geçilen bir yoldu ve güney kıyısındaki kentler, kerpiçten dev camiler ve binlerce el yazmasını saklayan bilgin aileleri üretti; bu camiler her yıl topluluk tarafından yeniden sıvanarak yaşıyor. Doğu Afrika kıyısında mercan taşından kentler, okyanus rüzgârlarıyla gelen porseleni duvarlarına gömdü ve kendi anma geleneklerini geliştirdi. Bu bölgeleri dışarıdan yazan gezginlerin, içeriden yazan bilginlerin, sözlü geleneğin ve arkeolojinin birlikte okunmasıyla tanıyabiliyoruz; hiçbiri tek başına yeterli değil.
Açılış: bir haritada altın tutan kral
On dördüncü yüzyılın sonunda, Akdeniz'in bir adasında, bir Yahudi harita ustası ve atölyesi büyük, renkli bir dünya haritası hazırladı.
Haritanın Afrika bölümünde, Sahra'nın güneyinde, tahtında oturan bir kral resmedilmiş. Başında bir taç, elinde bir asa var. Öbür elinde ise, izleyiciye doğru uzattığı iri bir altın külçesi tutuyor.
Bu resim, Avrupa'nın Sahra'nın güneyini nasıl gördüğünü anlatıyor. Bölge bir altın kaynağı olarak biliniyordu. Ama resmin arkasında çok daha zengin bir dünya vardı: camiler, kütüphaneler, el yazmaları ve kendi yapı gelenekleri.
Geçen derste İran'ın ve Orta Asya'nın saraylarındaki kitap atölyelerini gördük ve bu bölgelerin kursun anlatısında sıklıkla kenarda kaldığını söyledik. Bu derste o kenara, İslam dünyasının batı ve güney sınırlarına gidiyoruz.
Soru şu: bir bölge yalnızca bir "kenar" mıdır, yoksa kendi merkezleri, kendi malzemeleri ve kendi ağlarıyla ayrı bir dünya mı? Ve bu dünyayı hangi kaynaklarla tanıyabiliriz?
Bu derste ne olacak
Önce Kuzey Afrika'nın, yani Mağrip'in erken camilerine bakacağız ve doğudan gelen nesnelerin buraya nasıl ulaştığını göreceğiz.
Ardından Mağrip'in kendi medrese geleneğine geçeceğiz.
Sonra Sahra'yı geçen kervan yollarını ve Sahra'nın güneyindeki kentleri, onların kerpiç mimarisini ve kütüphanelerini okuyacağız.
Ardından Doğu Afrika kıyısına, Hint Okyanusu'na açılan mercan taşından kentlere gideceğiz.
Karşılaştırma bölümünde iki çok farklı ağı, çöl kervanını ve okyanus rüzgârını karşılaştıracağız.
Usta katmanında bu bölgeleri kimin gözünden tanıdığımızı ve iç kaynakların neden bu kadar önemli olduğunu tartışacağız.
Sıfır noktası: kenar ne demek
Bir haritaya bakarken merkez nerede? Genellikle haritayı çizenin bulunduğu yerde.
KRO-309.1'de "İslam sanatı" kategorisinin nasıl kurulduğunu tartışmıştık. Bu kategori çoğu zaman Mısır, Suriye, Irak, İran ve Anadolu merkezli anlatıldı. Kuzey Afrika bu anlatıya Endülüs üzerinden kısmen girdi; Sahra'nın güneyi ve Doğu Afrika kıyısı ise çoğunlukla bir dipnot olarak kaldı.
TEM-203.9'da postkolonyal eleştiriyi konuşurken "merkez" ve "çevre" kavramlarının kimin bakışından kurulduğunu sormuştuk. Bu ders o soruyu somut bir coğrafyaya uyguluyor.
Buradaki bölgeler kendi içlerinde merkezlerdi. Kendi kentleri, kendi bilginleri, kendi yapı gelenekleri ve kendi ticaret ağları vardı. Kenar oldukları yalnızca, başka bir yerden bakıldığında doğruydu.
Mekanizma — Mağrip'in erken camisi ve doğudan gelen nesne
Bugünkü Tunus'ta, dokuzuncu yüzyılda yeniden yapılan büyük bir cami, Kuzey Afrika'nın en önemli erken yapılarından biri.
Caminin yönelim duvarındaki mihrabın çevresi, parlak, metalik yüzeyli karo çinilerle kaplı. Bu çiniler, KRO-309.5'te Irak'ta geliştiğini gördüğümüz lüster tekniğiyle yapılmış.
Sonraki kaynaklara göre bu çinilerin bir bölümü doğrudan Irak'tan getirildi, bir bölümü ise yerel bir usta tarafından onlara benzetilerek yapıldı. Bu anlatının ayrıntıları tartışmalı, ama çinilerin kendisi, iki bölge arasındaki bağın maddi bir kanıtı.
Mihrabın yanında, ahşaptan oyulmuş, yüksek bir minber duruyor. Minberin panelleri bitkisel ve geometrik desenlerle kaplı ve bu minber, yerinde korunan en eski minberlerden biri olarak biliniyor.
Minberin ağacı da bir yolculuğu anlatıyor. Kullanılan değerli ağaç türü bölgede yetişmiyordu; uzaktan, büyük olasılıkla deniz ticaretiyle getirilmişti. KRO-309.9'daki Akdeniz ağı burada da iş başında.
Mağrip'in bir başka kentinde, Fas'ta, aynı yüzyılda kurulan bir cami zamanla büyük bir öğretim merkezine dönüştü. Geleneğe göre caminin kuruluşu bir kadının bağışına dayanıyordu.
KRO-309.11'de Halep'te bir kadının yaptırdığı bir medreseyi görmüştük. Burada gelenek, bir kadını bir kentin en önemli öğretim kurumunun kurucusu olarak anıyor. Bu geleneğin ayrıntıları sonraki kaynaklardan geliyor ve TEM-203.7'deki soruyla okunmalı, ama kurumun kendisi bugün hâlâ yaşıyor.
Mekanizma — Mağrip'in kendi dili: dağ camisi ve kent medresesi
On ikinci yüzyılda Kuzey Afrika'dan çıkan iki hanedan, KRO-309.8'de gördüğümüz gibi, Endülüs'ü de yönetti. Bu hanedanların ikincisi, bir dağ köyünde doğan bir dinî hareketten çıkmıştı.
Hareketin doğduğu dağ köyünde, sonradan büyük bir cami yapıldı. Cami, sade ama çok dikkatle oranlanmış kemerleriyle, bu hareketin sadelik vurgusunu yansıtıyor.
Sonraki yüzyıllarda Fas'ın kentlerinde bir başka yapı türü öne çıktı: medrese. Bu medreseler küçük, iç avlulu ve yüzeyleri son derece yoğun bir bezemeyle kaplıydı.
Bu medresenin yüzeyleri, KRO-309.8'de Elhamra'da gördüğümüz dille çok yakından akraba: alt bölümde kesme çini, ortada oyma alçı, üstte oyma ahşap. Akdeniz'in iki yakası, aynı zanaat dilini paylaşıyordu. Ustalar iki kıyı arasında gidip geliyordu.
Mekanizma — Sahra'yı geçen kervan
Şimdi güneye, Sahra'ya dönüyoruz. Çöl, bir engel gibi görünüyor, ama yüzyıllar boyunca bir yoldu.
Develerle kurulan kervanlar, çölün kuzey kıyısındaki kentlerden güney kıyısındaki kentlere geçiyordu. Kuzeyden tuz, kumaş, bakır ve kitap götürülüyor; güneyden altın, fildişi ve köleleştirilmiş insanlar getiriliyordu.
Bu son unsuru adlandırmak gerekiyor. Sahra ticareti, altının yanında köleleştirilmiş insanların da taşındığı bir ticaretti. Bu dersin anlattığı kentlerin zenginliği bu ticaretin tamamından besleniyordu.
Çölün kuzey kıyısında, kervanların toplandığı ve yola çıktığı kentler vardı. Bunlardan birinin kalıntıları bugün bir vahanın kenarında duruyor.
Çölün güney kıyısında ise, Nijer nehri boyunca, büyük ticaret ve öğretim kentleri gelişti. Bu kentlerin yapıları, bölgenin kendi malzemesiyle, kerpiçle kuruldu.
Mekanizma — kerpiç mimari ve bir kütüphane kenti
Nijer boyunca bir kentte, bugün dünyanın en büyük kerpiç yapılarından biri olan bir cami duruyor. Cami, yüksek, kalın duvarları, kule biçimli çıkıntıları ve duvarlardan dışarı taşan ahşap kirişleriyle tanınıyor.
Bu caminin bugünkü hâli yirminci yüzyılın başına ait, ama aynı yerde çok daha eski bir cami bulunuyordu. Kerpiç yapı, yağmurla aşındığı için sürekli yenilenmek zorundaydı. KRO-309.14'te kullanım ve onarım konusuna döndüğümüzde bu yapıyı yeniden anacağız.
Duvarlardan taşan ahşap kirişlerin bir işlevi vardı. Bunlar, duvarı her yıl yeniden sıvamak için kullanılan kalıcı bir iskeleydi.
Her yıl, kentin halkı bir araya gelip camiyi yeniden sıvıyor. Bu iş bir onarım olduğu kadar bir topluluk şenliği; farklı mahalleler ve yaş grupları görevleri paylaşıyor.
TEM-203.10'da nesnenin yaşam döngüsünü, yani hazırlık, kullanım, dinlenme ve elden çıkarma evrelerini konuşmuştuk. Burada yapının yaşam döngüsü, topluluğun takvimine bağlanmış. Yapı, her yıl yeniden yapılarak ayakta kalıyor.
Nijer'in yukarısında, bir başka kent, Timbuktu, bir öğretim ve kitap merkezi olarak ün kazandı. Kentin camilerinden biri, sonraki kaynaklara göre, on dördüncü yüzyılda, Mekke'ye gidip dönen bir hükümdarın yanında getirdiği bir mimar tarafından yapıldı.
Bu hükümdarın hac yolculuğu, Kahire'de de büyük bir iz bıraktı. Mısırlı bir tarihçi, onun yanında getirdiği altının, kentteki altının değerini bir süre düşürdüğünü aktarıyor. Bu anlatı muhtemelen abartılı, ama açılıştaki haritada altın tutan kralın bir kaynağı olabilir.
Kentin bir başka camisi, bir öğretim merkezinin de çekirdeğiydi. Kentin bilginleri bu camiler ve çevresindeki evlerde ders veriyor, öğrenciler uzak yerlerden gelip burada okuyordu.
Bu öğretimin en önemli kanıtı, kentteki ailelerin kuşaklar boyu sakladığı el yazmalarıydı. Bu el yazmaları dinî metinlerin yanı sıra hukuk, astronomi, tıp, şiir ve yerel tarih üzerine yazılar içeriyordu.
Bu el yazmaları, KRO-309.6'da gördüğümüz kitap geleneğinin başka bir yüzünü gösteriyor. Kitap burada bir saray atölyesinden çok bir bilginler ailesinin ürünü ve mirası.
Mekanizma — Doğu Afrika: mercan taşı ve okyanus
Şimdi kıtanın öbür yakasına, Hint Okyanusu kıyısına dönüyoruz. Burada, bugünkü Kenya'dan Mozambik'e uzanan kıyıda, bir dizi ticaret kenti gelişti.
Bu kentlerin yapıları başka bir yerel malzemeyle, mercan taşıyla kuruldu. Denizden kesilen mercan kayası, yumuşakken kolayca işleniyor, sonra sertleşiyordu.
Bu kentlerin en önemlilerinden biri, bugünkü Tanzanya kıyısındaki bir adadaydı. Adanın büyük camisi, mercan taşından kurulmuş ve çok sayıda küçük kubbeyle örtülmüş bir salondu.
Bu kentin hükümdarları kendi adlarına sikke de bastı. Küçük bakır sikkeler, kıyının kendi ekonomisinin ve kendi yönetiminin bir işaretiydi.
Aynı adada, kıyıya bakan bir yamaçta, büyük bir saray yapıldı. Sarayın avluları, havuzu ve depoları, okyanus ticaretinden gelen zenginliği gösteriyor.
Bu kıyının mezarlarında ve yapılarında, çok uzak bir yerden gelmiş nesneler bulunuyor: duvarlara ve kubbelere gömülmüş, uzak doğudan gelen porselen kaseler.
Bu kıyıya özgü bir başka yapı türü, mezarların başına dikilen yüksek sütunlardı. Bu sütunlar, kıyının kendi anma geleneğini yansıtıyor ve başka hiçbir yerde bu biçimde görülmüyor.
Kıyının iç kesiminde, ormanın içinde, terk edilmiş başka bir kentin kalıntıları duruyor: camiler, bir saray ve evler, ağaçların arasında.
KRO-309.12'de bir imparatorluğun ağının uzak doğu resmini İran'a taşıdığını görmüştük. Burada aynı uzak doğunun porseleni, okyanusun rüzgârlarıyla Afrika'nın doğu kıyısına ulaşıyor.
Karşılaştırma: çöl kervanı ve okyanus rüzgârı
Bu derste iki çok farklı ağ gördük.
Birincisi Sahra'yı geçen kervan ağı. Develerle, haftalar süren yolculuklarla, vahalar arasında kuruluyordu. Bu ağın kentleri kerpiçten yapıldı, çünkü çölün güney kıyısında kerpiç en uygun malzemeydi.
İkincisi Hint Okyanusu'nun deniz ağı. Rüzgârlar yılın bir bölümünde bir yöne, öbür bölümünde ters yöne esiyordu. Gemiler bu rüzgârlarla, belirli mevsimlerde, Arabistan'dan, İran'dan ve Hindistan'dan gelip gidiyordu. Bu ağın kentleri mercan taşından yapıldı.
İki ağın ortak bir özelliği var: her ikisi de malzemeyi yerelden, dini ve bazı biçimleri uzaktan aldı. Kerpiç caminin ve mercan taşı caminin yönelimi, işlevi ve bazı öğeleri ortaktı; ama biçimleri ve dokuları tamamen farklıydı.
Bu, KRO-309.2'de gördüğümüz kuralın en uç örneği: yönelim ve işlev sabit, çözüm tamamen yerel. Bu kez fark yalnızca ölçekte değil, malzemenin kendisinde.
İki ağın bir ortak özelliği daha var: ikisi de, altının ve malların yanında köleleştirilmiş insanları da taşıdı. Bu kentlerin zenginliği bu ticaretin bütününden besleniyordu ve bir sanat tarihi anlatısı bu gerçeği görmezden gelemez.
Usta katmanı: kimin gözünden tanıyoruz
Bu dersin en önemli sorusu, bu bölgeleri hangi kaynaklarla tanıdığımız.
Birinci kaynak grubu dışarıdan yazanlar. On dördüncü yüzyılda Kuzey Afrikalı bir gezgin, hem Doğu Afrika kıyısını hem de Sahra'nın güneyini ziyaret etti ve gözlemlerini yazdı.
Bu anlatı çok değerli, ama TEM-203.7'deki soruyla okunmalı. Gezgin kendi kültürünün ölçütleriyle bakıyordu ve gördüğü bazı gelenekleri eleştirdi. Anlattığı her şey, anlatılanın değil anlatıcının da bir belgesi.
Açılıştaki harita da dışarıdan bir bakış. Bölgeyi altın üzerinden tanıyordu; kütüphanelerinden, camilerinden ve bilginlerinden hiç söz etmiyordu.
İkinci kaynak grubu içeriden yazanlar. Timbuktu'nun el yazmaları, bölgenin kendi bilginlerinin kendi dünyaları hakkında yazdıklarını içeriyor. Doğu Afrika kıyısında da, bir kentin kendi hükümdarlarını ve tarihini anlatan bir vakayiname korunmuş.
Bu iç kaynakların da kendi sınırları var. Vakayiname olaylardan çok sonra derlendi ve bir hanedanın kendi meşruiyetini kuruyor. KRO-309.12'deki Dost Muhammed önsözü gibi, kendi zamanının bir amacını taşıyor.
Üçüncü kaynak grubu sözlü gelenek. Sahra'nın güneyinde, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatılar, hükümdarların ve kentlerin tarihini koruyor. Bu anlatıların en bilineni, bir imparatorluğun kurucusunun hayatını anlatan bir destan. Destan, kuşaktan kuşağa, belirli ailelerin üyesi olan anlatıcılar tarafından müzik eşliğinde aktarılıyor.
Bu anlatılar yazılı kaynaklardan farklı bir hafıza türü ve TEM-203.9'da gördüğümüz gibi, yazıyı tek geçerli kaynak saymak, bu hafızayı görünmez kılar.
Dördüncü kaynak grubu arkeoloji ve yapıların kendisi. Kerpiç ve mercan taşından yapılar, çoğu zaman yazılı kaynakların söylemediğini söylüyor: hangi malzemenin kullanıldığını, hangi nesnelerin ithal edildiğini, kentin nasıl düzenlendiğini.
Bu dört kaynak grubunun her biri farklı bir şey söylüyor ve hiçbiri tek başına yeterli değil. KRO-309.9'da Kahire'yi saray nesnesiyle tüccar mektubunu karşılaştırarak okumuştuk; burada aynı ilke dört kaynak grubuna genişliyor.
Kalıcı araçlar
Bu ders sana altı yeni araç veriyor.
Birinci araç merkez sorusu. Bir bölgeyi "kenar" olarak tanımlayan bir anlatıyla karşılaştığında, merkezin kimin bakışından kurulduğunu sor.
İkinci araç yerel malzeme okuması. Bir yapının malzemesinin nereden geldiğini ve bu malzemenin yapının biçimini, bakımını ve ömrünü nasıl belirlediğini sor.
Üçüncü araç yaşayan bakım sorusu. Bir yapının nasıl ayakta tutulduğunu sor. Bazı yapılar, her yıl bir topluluk tarafından yeniden yapılarak yaşıyor; bu bakım yapının anlamının bir parçasıdır.
Dördüncü araç ağ türü karşılaştırması. İki ticaret ağını karşılaştırırken, taşıma aracının, takvimin ve malzemenin yapıları nasıl biçimlendirdiğini sor.
Beşinci araç dışarıdan ve içeriden kaynak ayrımı. Bir bölgeyi anlatan her kaynağın dışarıdan mı içeriden mi yazıldığını belirle ve her birinin kendi amacını ve sınırını not et.
Altıncı araç ticaretin bütünü sorusu. Bir kentin zenginliğini açıklarken, o zenginliği üreten ticaretin bütün öğelerini, rahatsız edici olanları da dahil ederek adlandır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Sahra bir engeldi ve iki yakasını ayırıyordu."
Sahra yüzyıllar boyunca kervan yollarıyla geçilen bir yoldu. Tuz, altın, kitap, kumaş ve köleleştirilmiş insanlar bu yollardan taşındı.
Yaygın yanlış"Sahra'nın güneyi yazılı bir kültüre sahip değildi."
Timbuktu gibi kentlerde aileler, din, hukuk, bilim, şiir ve yerel tarih üzerine binlerce el yazmasını kuşaklar boyu sakladı.
Yaygın yanlış"Kerpiç yapılar geçici ve ilkel yapılardır."
Kerpiç, bölgenin iklimine en uygun malzemeydi ve topluluğun düzenli bakımıyla yüzyıllar boyunca ayakta kalan anıtsal yapılar kuruldu.
Yaygın yanlış"Doğu Afrika kıyısının kentleri dışarıdan gelenlerin kurduğu yerleşimlerdi."
Kıyı kentleri yerel toplulukların, okyanus ticaretiyle gelen tüccarlarla birlikte kurduğu ve kendi dilini, mimarisini ve anma geleneklerini geliştirdiği kentlerdi.
Yaygın yanlış"Ünlü gezginlerin anlatıları bu bölgeleri tarafsız olarak kaydeder."
Gezginler kendi kültürlerinin ölçütleriyle baktı ve gördüklerinin bir kısmını eleştirdi. Anlatıları, anlatılan kadar anlatıcının da bir belgesidir.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Mağrip'in erken camileri, doğudan gelen lüster çinileri ve uzaktan getirilen değerli ağaçla Akdeniz ağına bağlıydı; sonraki yüzyıllarda Fas'ın medreseleri Elhamra'yla aynı zanaat dilini paylaştı. Sahra, kervanlarla geçilen bir yoldu ve güney kıyısındaki kentler, kerpiçten dev camiler ve binlerce el yazmasını saklayan bilgin aileleri üretti; bu camiler her yıl topluluk tarafından yeniden sıvanarak yaşıyor. Doğu Afrika kıyısında mercan taşından kentler, okyanus rüzgârlarıyla gelen porseleni duvarlarına gömdü ve kendi anma geleneklerini geliştirdi. Bu bölgeleri dışarıdan yazan gezginlerin, içeriden yazan bilginlerin, sözlü geleneğin ve arkeolojinin birlikte okunmasıyla tanıyabiliyoruz; hiçbiri tek başına yeterli değil.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir caminin her yıl topluluğu tarafından yeniden sıvandığını gördük. Bu, bir yapının yalnızca yapılmakla değil, kullanılmakla, bakılmakla ve onarılmakla da yaşadığını gösteriyordu. Sıradaki derste bu konuyu genişletiyoruz: vakıf, kitabe, kullanım ve onarım.