Ders KRO-309.10 · İslam Sanatının Kuruluşu ve Ortaçağ Dünyaları

İran ve Orta Asya’da Selçuklu mimarisi, seramik ve metal işi

3.003 kelime · 22 eser örneği · yaklaşık 14 dakika okuma · seslendirme 20 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Bozkırdan gelen bir hanedan İran'ı ve Irak'ı yönetmeye başladığında, halifeyi yerinde bıraktı ve kendini kamusal kurumlarla gösterdi. Tuğla, bu dönemin temel malzemesi oldu ve dört eyvanlı avlu, cami, medrese ve kervansaray için ortak bir şemaya dönüştü. Medreseler bir düşünce sistemini, kervansaraylar ise bir ticaret ağını mekâna yerleştirdi. Mukarnas, kubbe geçişindeki bir yapısal sorunun çözümü olarak birden çok merkezde ortaya çıktı ve kısa sürede bir bezeme sistemine dönüştü. Atölyeler beyaz bir hamur, sır üstü çok renkli boya ve kakma metal gibi teknikler geliştirdi; bu nesnelerin önemli bir alıcısı kentin varlıklı tüccarlarıydı. "Selçuklu" etiketi çoğu zaman bir hanedanı değil, geniş bir dönemi ve bir üslup ailesini anlatıyor.

Açılış: bir kovanın üzerindeki dilek

Bir müze vitrininde pirinçten bir kova duruyor. Yüzeyi, gümüş ve bakırla kakılmış ince çizgilerle kaplı. Yakından baktığında figürler görüyorsun: şarap sunan, müzik çalan, ava çıkan, satranç oynayan insanlar.

Kovanın kenarını dolaşan bir yazı var. Yazı bir hükümdarın adını ya da bir zaferi anmıyor. Kovanın sahibine esenlik, mutluluk ve uzun ömür diliyor.

Yazının bir bölümü ise başka bir şey söylüyor: kovanın nerede yapıldığını, kimin için döküldüğünü ve kimin bezediğini. Yapan ustaların adları, siparişi veren bir tüccarın adıyla yan yana duruyor.

Geçen derste Kahire'yi sarayından değil pazarından okumuştuk. Bu derste doğuya dönüyoruz ve aynı soruyu başka bir yerde soruyoruz: yeni bir hanedanın yönettiği bir dünyada lüks nesneyi kim sipariş ediyordu?

Ve bir ikinci soru daha taşıyoruz. KRO-309.8'de Elhamra'nın tavanlarında hücreli kubbeler görmüştük ve kökenlerinin doğuda olduğunu söylemiştik. O kökeni burada arayacağız.

Bu derste ne olacak

Önce yeni hanedanın kim olduğunu ve nasıl bir dünyayı yönettiğini göreceğiz.

Ardından mimariye geçecek ve bir avlu planının nasıl standart hâline geldiğini izleyeceğiz.

Sonra yeni kurumların, yani medreselerin ve kervansarayların, bu dünyayı nasıl birbirine bağladığına bakacağız.

Ardından hücreli kubbe sisteminin kökeni sorusunu, kanıtıyla ve tartışmasıyla birlikte ele alacağız.

Sonra seramik ve metal atölyelerine girecek ve yeni teknolojilerin kimin için üretildiğini soracağız.

Usta katmanında bu nesnelerin bugünkü etiketlerini ve "Selçuklu" adının neyi kapsayıp neyi kapsamadığını tartışacağız.

Sıfır noktası: bozkırdan gelen bir yönetim

On birinci yüzyılın ilk yarısında, Orta Asya bozkırlarından gelen Türk kökenli bir topluluk, İran'ın doğusunda güç kazandı. Birkaç on yıl içinde İran'ın büyük bölümünü ve Irak'ı ele geçirdiler ve Bağdat'a girdiler.

Ama Bağdat'taki halifeyi kaldırmadılar. KRO-309.5'te gördüğümüz Abbasi halifesi yerinde kaldı; yeni yöneticiler ise "sultan" unvanıyla gerçek siyasi gücü ellerine aldı.

Bu ayrım, yeni yönetimin görsel dilini de biçimlendirdi. Dinî meşruiyet halifede, siyasi ve askeri güç sultanda duruyordu. Sultanlar, meşruiyetlerini kendi kurumlarıyla, yani cami, medrese ve kervansaray gibi kamusal yapılarla göstermek zorundaydı.

Bir üçüncü katman daha vardı. Yönetenler Türkçe konuşuyordu, bürokrasi ve edebiyat Farsçaydı, din ve hukuk dili Arapçaydı. Bu üç dil, üç ayrı işlevle, aynı dünyayı paylaşıyordu.

Yönetimin idari işlerini yürüten vezirler çoğunlukla İranlı ailelerden geliyordu. Bu dersin en önemli yapılarından bazılarını sultanlar değil, bu vezirler yaptırdı.

Mekanizma — tuğla ve dört eyvanlı avlu

İran'da taş azdı, ama iyi kil boldu. Bu dönemin mimarisi büyük ölçüde pişmiş tuğlayla kuruldu.

Bu gelenek yeni hanedandan önce de vardı. Onuncu yüzyılda Buhara'da yapılmış küçük bir türbe, tuğlanın bir yüzeyi baştan sona nasıl örebildiğini gösteriyordu.

Tuğla yalnızca bir yapı malzemesi değildi. KRO-309.7'de gördüğümüz gibi, farklı yönlerde dizilerek duvarın yüzeyinde desenler kurabiliyordu. Tonozlarda ve kubbelerde ise tuğla, birbirinden çok farklı örgü sistemleriyle deneniyordu.

Bu dönemin en önemli mimari yeniliği bir avlu planıydı. Dikdörtgen bir avlunun dört kenarının ortasına, avluya açılan yüksek, tonozlu birer salon yerleştirildi. Bu salonlara eyvan deniyordu.

KRO-309.5'te Ktesifon'daki Sasani eyvanını görmüştük. Tek bir büyük kabul salonu olarak kullanılan eyvan, burada dört kez tekrarlanıyor ve bir avlunun etrafına yerleşiyor.

Bu planın en ünlü örneği, İsfahan'daki büyük camide görülüyor. Cami, önceden daha basit bir planla kurulmuş bir yapıydı; on birinci ve on ikinci yüzyıllarda yeniden düzenlendi ve avlusuna dört eyvan eklendi.

Bu camide iki kubbe de dikkat çekiyor. Biri yönelim duvarının önünde, mihrabın üstünde yükseliyor ve güçlü bir vezirin adını taşıyor. Öteki, avlunun karşı ucunda, daha küçük ama geometrisi çok daha rafine bir kubbe.

İki kubbe, iki rakip yöneticiye bağlanıyor. Aynı caminin içinde iki kişinin güç yarışı, iki ayrı kubbe olarak okunabiliyor. Bu okuma kaynaklarla destekleniyor, ama her ayrıntısı kesin değil.

Mekanizma — kurumların ağı: medrese ve kervansaray

Dört eyvanlı avlu yalnızca camide kullanılmadı. Aynı şema yeni bir kurumun, medresenin de temel planı oldu.

Medrese, dinî bilimlerin ve hukukun öğretildiği, öğrencilerin kaldığı bir okuldu. Bu dönemde, güçlü bir vezirin kurduğu bir medrese ağı, İran ve Irak'ın büyük kentlerine yayıldı.

Bu medreselerin çoğu bugün yok. Ama kurum olarak etkileri büyüktü: devlete memur ve kadı yetiştiriyor, belirli bir hukuk anlayışını yayıyorlardı. Mimari, burada bir düşünce sisteminin mekânsal taşıyıcısı oluyor.

Yollar boyunca ise başka bir kurum gelişti: kervansaray. Tüccarların, hayvanların ve malların güvenle konaklayabildiği, surlu, avlulu yapılar.

Bu kervansaray sıradan bir han değildi. İç yüzeyleri oyulmuş alçı ve desenli tuğlayla bezenmişti. Yolcunun konakladığı yer, yönetimin ve bağışçının gücünü gösteren bir anıta dönüşüyordu.

Kervansaraylar, KRO-309.9'daki ticaret ağının doğudaki karşılığıydı. Geniza belgelerinin anlattığı mallar, bu yollar boyunca bu yapılardan geçerek taşınıyordu.

Yolların üzerinde, uzaktan görülen yüksek minareler de yükseliyordu. Tuğla örgülerle bezenmiş bu kuleler, kentlerin ve kutsal yerlerin işaretleri oldu.

Bu ikinci minare, Selçukluların komşusu olan başka bir hanedanın, Gurluların eseri. Burada bir sınırlama önemli: bu dönemin doğu dünyası tek bir hanedandan ibaret değildi ve benzer bir mimari dili birden çok hanedan paylaşıyordu.

Mekanizma — mukarnasın kökeni

Şimdi KRO-309.8'den taşıdığımız soruya geliyoruz: hücreli kubbe sistemi, yani mukarnas, nerede ve nasıl ortaya çıktı?

Bu sorunun cevabı bir kubbenin nasıl kurulduğuyla başlıyor. Kare bir odanın üstüne yuvarlak bir kubbe oturtmak için, köşelerdeki boşluğu dolduracak bir geçiş gerekiyordu. Bu geçiş genellikle köşelere yerleştirilen küçük kemerli nişlerle, yani tromplarla, sağlanıyordu.

Sonraki adımda bu tromplar bölündü. Tek bir büyük niş yerine, birbirinin üstüne kademeli olarak yerleştirilmiş küçük nişler kullanıldı. Bu küçük nişler, köşeyi kademe kademe yuvarlağa dönüştürüyordu.

Mukarnasın erken örnekleri tam bu geçiş bölgesinde görülüyor. Orta Asya'da onuncu yüzyıla tarihlenen bir türbenin köşelerinde, trompların bölünerek kademeli hücrelere dönüştüğü görülüyor.

Ama bu tek kaynak değil. Aynı dönemde Irak'ta ve Mısır'da da hücreli biçimler ortaya çıkıyordu. Irak'ta on birinci yüzyılın sonunda yapılmış bir türbenin kubbesi, dışarıdan bile görülen, kat kat hücrelerden oluşuyor.

Bu iki örnek bir soruya işaret ediyor: mukarnas tek bir yerde icat edilip başka yerlere mi yayıldı, yoksa birden çok yerde, benzer bir yapısal sorunun cevabı olarak mı ortaya çıktı?

Araştırmacılar bu konuda anlaşmıyor. Bazıları doğudaki kökeni vurguluyor, bazıları Irak'taki gelişmeyi, bazıları ise sistemin kısa sürede birden çok merkezde paralel geliştiğini savunuyor. TEM-203.14'teki kural burada açık: eldeki örnekler bir tarih sırası öneriyor ama tek bir kaynağı kanıtlamıyor.

Kesin olan şu: mukarnas bir yapısal geçiş çözümü olarak doğdu ve kısa sürede bir bezeme sistemine dönüştü. KRO-309.8'de Elhamra'da gördüğümüz, bütün bir kubbeyi dolduran karmaşık hücre sistemi, bu dönüşümün iki yüz yıl sonraki sonucuydu.

Bu dönemin türbeleri de kubbe sorununu başka biçimlerde çözdü. Daha önceki bir yüzyılın başında, Hazar Denizi yakınında bir hükümdar için yapılmış kule biçimli bir mezar, sivri külahıyla kilometrelerce öteden görülüyordu.

Sonraki kuşaklar bu kule mezar fikrini hem küçülterek hem de kubbeyi geliştirerek sürdürdü. Merv'de bir sultan için yapılan büyük türbe, iç ve dış olmak üzere iki ayrı kabuktan oluşan bir kubbeyle örtülmüştü.

Mekanizma — yeni seramik: beyaz bir hamur

Şimdi atölyelere geçelim. KRO-309.5'te Irak'taki atölyelerin, uzak doğudan gelen beyaz, sert seramiği taklit etmek için yumuşak toprağı beyaz bir sırla örttüğünü görmüştük.

Bu dönemde İran'daki atölyeler bir adım daha attı. Yumuşak toprağın yerine, öğütülmüş kuvars, az miktarda kil ve camsı bir maddenin karışımından oluşan yeni bir hamur geliştirdiler. Bu hamur daha beyaz, daha ince ve daha sertti.

Bu hamurun tarifini veren bir belge de var. Bir seramik ailesinden gelen bir yazar, on dördüncü yüzyılın başında, hamurun, sırların ve renklerin nasıl hazırlandığını ayrıntıyla anlatan bir risale yazdı.

Bu risale, KRO-309.7'deki Topkapı Rulosu gibi, atölye bilgisinin yazıya geçmiş nadir örneklerinden biri. Ama dikkat: risale, anlattığı tekniğin geliştiği dönemden yaklaşık bir yüzyıl sonra yazıldı. Onu, daha önceki uygulamaları doğrudan belgeleyen bir kaynak olarak değil, sonraki bir döneme ait bir tanıklık olarak okumak gerekiyor.

Bu beyaz hamurun üzerine yeni bir süsleme tekniği de uygulandı. Kap bir kez pişirildikten sonra, sırın üstüne çok renkli boyalarla figürler çizildi ve kap ikinci kez, daha düşük bir sıcaklıkta pişirildi.

Bu kaselerde gördüğün sahneler, saray hayatından, avdan ve Fars edebiyatının ünlü hikâyelerinden geliyor. Bazılarında bir anlatının ardışık sahneleri, kasenin çevresinde bir resimli kitap gibi dönüyor.

KRO-309.7'deki ayrım burada yine işliyor: gündelik ve lüks kullanım eşyasında figür bütün canlılığıyla yaşıyor.

Mekanizma — kakma metal ve kentli müşteri

Açılıştaki kovaya geri dönelim.

Bu dönemde doğu İran'da, özellikle Horasan'da, pirinç ve bronz kaplar gümüş ve bakırla kakılarak bezenmeye başladı. Kabın yüzeyine ince oluklar açılıyor, bu olukların içine değerli metal telleri ya da levhaları çekiçle yerleştiriliyordu.

KRO-309.5'teki lüster tekniğini hatırla: toprak bir kap, değerli metal kullanmadan metal gibi parlıyordu. Burada benzer bir mantık var. Pirinç, gümüş kadar pahalı değildi; ama gümüş kakmayla gümüşün parlaklığını kazanıyordu.

Bu nesnelerin yazıları, kimin için yapıldıklarını da söylüyor. Birçoğu bir hükümdara değil, adı bilinmeyen bir sahibe genel iyi dilekler sunuyor. Bazıları ise, açılıştaki kova gibi, bir tüccarın siparişini kaydediyor.

Bu, KRO-309.9'daki çeyiz listelerinin söylediğini doğruluyor: lüks eşya yalnızca saraya ait değildi. Kentlerin varlıklı tüccarları ve zanaatkârları da bu nesnelerin alıcısıydı.

Kakma tekniği sonraki on yıllarda batıya da yayıldı. On üçüncü yüzyılda kuzey Irak'taki bir kentte, çok ince kakmalı ve imzalı metal işleri üretildi ve bu atölyelerin ürünleri, bölge boyunca aranan nesneler oldu.

Bu imzalarda ustalar, adlarının yanına geldikleri kentin adını da ekliyordu. Bu kent adı zamanla bir kalite işaretine dönüştü; o kentten gelmeyen ustaların da aynı adı kullandığı düşünülüyor. KRO-309.9'daki etiket sorununun bir benzeri, bu kez ustaların kendi imzalarında.

Karşılaştırma: saray yapısı ve kentli nesne

Bu dersin iki yüzü var. Bir yanda sultanların ve vezirlerin yaptırdığı büyük yapılar: camiler, medreseler, kervansaraylar, kubbeler. Bunlar yönetimin kamusal iddiasını taşıyor.

Öte yanda kentli bir müşteri için yapılmış kaplar ve kovalar: kakma pirinç, mina'i kaseler. Bunlar kentin kendi zenginliğini ve zevkini taşıyor.

Bu iki yüz aynı ekonominin parçaları. Kervansaraylar ticareti güvenli kılıyor, ticaret tüccarı zenginleştiriyor, tüccar da atölyelerden lüks eşya sipariş ediyordu.

Aynı zamanda iki yüz, figür konusunda da farklı davranıyor. Büyük dinî yapılarda figür yok; yüzeyleri tuğla örgüsü, yazı ve geometri taşıyor. Kentli nesnelerde ise figür her yerde: saray sahneleri, müzisyenler, avcılar, burçlar.

Bu ayrımın bir istisnası da var. Saray yapılarının iç yüzeylerinde, oyulmuş ve boyanmış alçıdan büyük boyutlu insan figürleri bulundu; hükümdarı ve maiyetini gösteren kabartmalar.

Bir dönemin sanatını yalnızca anıtlarından okumak, bu ikinci yüzü kaybettirir. KRO-309.7'deki "figür yasaktır" cümlesinin bir kaynağı da buydu: bakılan yer yalnızca anıtlardı.

Usta katmanı: "Selçuklu" etiketi neyi kapsar

Birinci konu etiketin genişliği. Müzelerde "Selçuklu" diye etiketlenen nesnelerin önemli bir bölümü, gerçekte bu hanedanın doğrudan yönetimindeki topraklarda değil, komşu ya da ardıl hanedanların yönettiği yerlerde yapılmış.

Bu dönemin doğusunda birden çok hanedan vardı: Gurlular, Harezmşahlar, Anadolu'daki bir kol ve yerel beylikler. "Selçuklu" etiketi, çoğu zaman bir hanedanı değil, geniş bir dönemi ve bir üslup ailesini anlatmak için kullanılıyor.

Bu durum, KRO-309.9'daki "Fatımi" etiketiyle aynı sorunu taşıyor. Bir nesnenin bir hanedana bağlanması, çoğu zaman o hanedanın kendisinden değil, benzer bir üsluptan geliyor.

İkinci konu Anadolu. Aynı hanedanın bir kolu, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda Anadolu'da ayrı bir yönetim kurdu ve orada kendine özgü bir mimari ve bezeme dili geliştirdi. Bu dil, İran'daki modellerden beslendi ama taşın bolluğu nedeniyle bambaşka bir yöne evrildi.

Anadolu'daki bu gelişmeyi bu kursta değil, akademinin coğrafi derinleşme katmanındaki Anadolu programında ayrıntılı olarak ele alacağız. Burada yalnızca şunu not ediyoruz: aynı hanedan adı, farklı malzeme ve farklı ustalarla, farklı bir sanat üretebiliyordu.

Üçüncü konu yıkım. Bu dönemin büyük kentlerinin çoğu, on üçüncü yüzyılda doğudan gelen büyük bir istila sırasında ağır biçimde tahrip edildi. Merv gibi kentler bir daha eski hâline dönmedi.

Bu yıkım, bugün elimizdeki kanıtı biçimlendiriyor. Ayakta kalan yapılar çoğunlukla yıkımdan kurtulan yerlerde; kaybolan kentlerin sanatı ise yalnızca kazılardan, kalıntılardan ve kaynaklardan biliniyor. Nizamiye medreselerinin neredeyse hiçbirinin ayakta olmaması, bunun bir örneği.

Kalıcı araçlar

Bu ders sana altı yeni araç veriyor.

Birinci araç meşruiyet katmanı okuması. Bir yönetimde dinî meşruiyet ile siyasi gücün farklı kişilerde durup durmadığını sor. Güç ile meşruiyet ayrıysa, güç sahibi kendini kamusal kurumlarla gösterme ihtiyacı duyar.

İkinci araç şema taşınması izleme. Bir plan şemasının, örneğin dört eyvanlı avlunun, hangi yapı türleri arasında paylaşıldığını izle. Aynı şemanın cami, okul ve han için kullanılması, bir ortak mimari dilin varlığını gösterir.

Üçüncü araç yapısal-bezeme dönüşümü sorusu. Bir bezeme öğesinin, bir yapısal sorunun çözümü olarak doğup sonradan bezemeye dönüşüp dönüşmediğini sor. Mukarnas bunun tipik bir örneği.

Dördüncü araç çoklu köken olasılığı. Bir biçimin birden çok yerde erken örneği varsa, tek bir kökene zorlamadan önce paralel gelişme olasılığını da değerlendir.

Beşinci araç müşteri yazısı okuması. Bir nesnenin üzerindeki yazının bir hükümdara mı, bir tüccara mı, yoksa adı bilinmeyen bir sahibe mi seslendiğine bak. Yazı, nesnenin kimin için yapıldığını söyler.

Altıncı araç hayatta kalma eğriliği. Bir dönemin sanatını değerlendirirken, hangi kentlerin yıkımdan kurtulduğunu ve hangilerinin kaybolduğunu sor. Ayakta kalan, temsil edici olmayabilir.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Selçuklular Bağdat'taki halifeliği kaldırdı."
Doğrusu

Halife yerinde kaldı ve dinî meşruiyeti taşımaya devam etti; sultanlar ise siyasi ve askeri gücü ele aldı. Bu ayrım, sultanların kendilerini kamusal kurumlarla gösterme biçimini etkiledi.

Yaygın yanlış"Mukarnas tek bir yerde icat edilip oradan yayıldı."
Doğrusu

Erken örnekler Orta Asya'da, Irak'ta ve Mısır'da görülüyor ve araştırmacılar tek bir kökende anlaşmıyor. Sistemin birden çok merkezde paralel gelişmiş olması da mümkün.

Yaygın yanlış"Lüks metal ve seramik yalnızca saray için üretildi."
Doğrusu

Pek çok nesnenin yazısı adı bilinmeyen bir sahibe iyi dilekler sunuyor ya da bir tüccarın siparişini kaydediyor. Kentin varlıklı tabakası bu nesnelerin önemli bir alıcısıydı.

Yaygın yanlış"'Selçuklu' etiketli her nesne bu hanedanın yönetimindeki topraklarda yapıldı."
Doğrusu

Etiket çoğu zaman geniş bir dönemi ve bir üslup ailesini anlatıyor; nesnelerin bir kısmı komşu ya da ardıl hanedanların topraklarında yapılmış.

Yaygın yanlış"Ayakta kalan yapılar dönemin mimarisini temsil eder."
Doğrusu

Bu dönemin pek çok büyük kenti sonraki bir istila sırasında tahrip edildi. Ayakta kalanlar, yıkımdan kurtulanlar; kaybolanların sanatı yalnızca kalıntılardan ve kaynaklardan biliniyor.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Bozkırdan gelen bir hanedan İran'ı ve Irak'ı yönetmeye başladığında, halifeyi yerinde bıraktı ve kendini kamusal kurumlarla gösterdi. Tuğla, bu dönemin temel malzemesi oldu ve dört eyvanlı avlu, cami, medrese ve kervansaray için ortak bir şemaya dönüştü. Medreseler bir düşünce sistemini, kervansaraylar ise bir ticaret ağını mekâna yerleştirdi. Mukarnas, kubbe geçişindeki bir yapısal sorunun çözümü olarak birden çok merkezde ortaya çıktı ve kısa sürede bir bezeme sistemine dönüştü. Atölyeler beyaz bir hamur, sır üstü çok renkli boya ve kakma metal gibi teknikler geliştirdi; bu nesnelerin önemli bir alıcısı kentin varlıklı tüccarlarıydı. "Selçuklu" etiketi çoğu zaman bir hanedanı değil, geniş bir dönemi ve bir üslup ailesini anlatıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste doğuda bir hanedanın kurumlarını, atölyelerini ve kentli müşterisini gördük. Sıradaki derste batıya, Suriye'ye ve Mısır'a geri dönüyoruz. Orada, Haçlılarla ve sonra doğudan gelen istilayla karşı karşıya kalan yeni hanedanlar, kentlerini medreselerle, türbelerle ve lüks nesnelerle yeniden kurdu. Eyyubi ve Memlük dönemlerinde kent, medrese ve lüks nesne konusuna geçiyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-309 — İslam Sanatının Kuruluşu ve Ortaçağ Dünyaları →

15 bölümden 10. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga