Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: bir eserin bugün nerede durduğu, kazı, izin, taşıma ve sergileme olmak üzere dört ayrı kararın toplamı ve bu kararların her biri kendi döneminin kurallarına göre alındı. On dokuzuncu yüzyılın serbest kazı düzeni yirminci yüzyılda bölüşüm sistemine, sonra giderek sıkılaşan yerel denetime dönüştü; Horsabad, Nimrud, Babil ve Ur'daki dört kazı bu değişimin dört farklı anını gösteriyor, Bağdat'taki ulusal müzenin kuruluşu ise bu dağılmaya verilen bir yanıt oldu. Savaş bu tabloya ayrı ve çok daha hızlı bir kayıp ekliyor; Bağdat Müzesi yağması, Musul Müzesi'nin tahribi ve Nimrud'un düzletilmesi, kazı çağının bıraktığı adalet sorununu çözmeden üstüne yeni bir yıkım katıyor. Bölüşüm sisteminin yasallığı adaletiyle aynı şey değil, kurtarma anlatısı tek olası senaryo değil ve geri verme tartışması iki gerçek kaygıyı birden taşıyor; bu üç ayrımı elde tutmak, bir müzedeki herhangi bir Mezopotamya eserine bakarken sorulacak doğru soruları veriyor.
Açılış: kazma toprağa değdiğinde
On dört ders boyunca bu höyüklerden, saraylardan ve yazıtlardan konuştuk; ama hiç sormadık, bu nesneler bugün nerede duruyor ve oraya nasıl gitti.
Bir kazı düşün: bir höyüğün üstünde durup toprağı kazan kişi, kazdığı şeyin sahibi mi?
Cevap hiçbir zaman basit olmadı. On dokuzuncu yüzyılda bir Avrupalı kazıcı bir sarayın kalıntısını bulduğunda, bulduğu şey çoğu zaman kendi ülkesine gitti; yirminci yüzyılda kurallar değişti ve bulunan şeyin kazıldığı topraklarda kalması gerektiği kabul edildi; yirmi birinci yüzyılda ise savaş, bu kez hiç kimsenin istemediği bir üçüncü olasılığı gösterdi — kalıntının tamamen yok olması.
Bu ders bu üç dönemi tek bir hatta okuyor: kazının kendisi, taşınmanın kuralları ve savaşın verdiği zarar.
Mezopotamya'nın kendi tarihini bugün nasıl bildiğimiz sorusu, kazılan taşın kendisinden ayrılamaz.
Bu derste ne olacak
Önce on dokuzuncu yüzyıl kazılarının nasıl işlediğini ve bulunan eserlerin nereye gittiğini göreceğiz.
Sonra bu taşınmayı yöneten kuralların zaman içinde nasıl değiştiğini açacağız.
Ardından beş ayrı kazıyı, taşınan eserleri ve kurulan müzeleri tek tek okuyacağız.
Sonra yirminci ve yirmi birinci yüzyılda savaşın bu mirasa ne yaptığını göreceğiz.
Usta katmanında kimin bu tarihi anlatma hakkına sahip olduğunu, tek doğru cevabı olmayan bir soru olarak tartışacağız.
Sonunda kendi elinle bir eserin biyografisini kuracaksın.
Sıfır noktası: kalıntıdan bilgiye giden yol tek adım değil
Bir kabartma toprağın altından çıktığı anda henüz "bilgi" olmuyor; bilgiye dönüşmesi dört ayrı adımdan geçiyor.
Birinci adım kazı: bir ekip höyüğü açıyor, katmanları kaydediyor ve neyin nerede bulunduğunu not ediyor.
İkinci adım izin: kazı, kazıldığı toprağın yönetiminden alınan bir izinle yapılıyor ve bu izin, bulunan eserin nereye gideceğini de baştan belirliyor.
Üçüncü adım taşıma: eser, izin belgesinde yazan koşula göre ya kazıldığı ülkede kalıyor ya da kazıcının ülkesine gönderiliyor.
Dördüncü adım sergileme: eser bir müzeye giriyor ve orada bir etiketle, bir bağlamla sunuluyor; bu etiket eserin nasıl anlaşılacağını da belirliyor.
Bu dört adımın hiçbiri sabit kalmadı; on dokuzuncu yüzyılda izin genellikle kazıcı lehine, yirminci yüzyılın ortasından sonra kazının yapıldığı ülke lehine değişti.
Buradan dersin ilk sonucu çıkıyor. Bir eserin bugün hangi müzede durduğu, yalnızca ne zaman bulunduğuna değil, hangi yüzyılın izin kurallarıyla bulunduğuna bağlı.
Mekanizma: bir izin belgesi neyi belirliyor
Bir izin belgesinin içeriği, bulunan eserin kaderini kazıdan önce çiziyor.
Birinci unsur bölüşüm oranı: bazı dönemlerde bulunan eserlerin belirli bir oranı kazıyı yapan ekibe, kalanı yerel yönetime bırakılıyordu; bu yönteme bölüşüm sistemi deniyor.
İkinci unsur "benzersiz parça" istisnası: bölüşüm sisteminde bile, tekrarı olmayan ya da özellikle önemli sayılan tek bir parça çoğu zaman yerel müzeye ayrılıyordu; kazıcı geri kalan benzer parçalardan payını alıyordu.
Üçüncü unsur kimin karar verdiği: hangi parçanın "benzersiz" sayılacağına çoğu zaman kazıyı yöneten ekibin kendisi ya da onunla yakın çalışan yerel yetkili karar veriyordu; bu, tarafsız bir hakem değil, çıkarı olan bir taraf demekti.
Dördüncü unsur zamanla sıkılaşma: yüzyıl ilerledikçe yerel yönetimler kendi payını artırdı, sonunda pek çok ülke ihracatı tamamen durdurdu ve kazılan her şeyin ülkede kalmasını şart koştu.
Bu değişim bir anda olmadı; kazı hakkının kendisi bile başlangıçta neredeyse hiç sorgulanmazken, giderek bir egemenlik meselesi olarak görülmeye başladı.
Buradan dersin ikinci sonucu çıkıyor. Bir müzedeki Mezopotamya eseri, çoğu zaman bir çalıntı değil, dönemin kendi kuralına göre imzalanmış bir belgeyle oraya gitti; asıl soru belgenin adil olup olmadığı ve o belgeyi imzalayan tarafın gerçekten eşit bir konumda olup olmadığı.
Örneklerden okuma: beş kazı, beş kader
Geçen derslerde her eseri kendi döneminin içinde okumuştuk; burada aynı eserleri bir de kazıldıkları andan bugüne uzanan yolculuklarıyla okuyacağız.
Birinci kazı Horsabad ve bu, kursun daha önce görmediği bir başlangıç noktası.
On dokuzuncu yüzyıl ortasında bir kazıcı, bir Asur kralının sarayını buluyor ve sarayın duvarlarını süsleyen devasa taş kabartmalar parça parça sökülüp gemiyle taşınıyor; kabartmaların büyük bölümü bugün Avrupa'da, bir müze koleksiyonunda duruyor.
Bu kazı, kursun daha önce izlediği Asur saray geleneğinin fiziksel olarak nasıl parçalandığını gösteriyor; saray bir bütündü, koleksiyon parça parça bir seçki.
İkinci kazı Nimrud ve burada da benzer bir örüntü tekrarlanıyor.
Aynı on dokuzuncu yüzyılda başka bir kazıcı, kanatlı boğa heykellerini ve av sahnesi kabartmalarını buluyor; bu eserlerin bir kısmı Avrupa'ya gidiyor, bir kısmı yerinde kalıyor.
Yerinde kalanların kaderi, ilerideki bölümde göreceğimiz gibi, yüzyıl sonra çok farklı bir yöne gidiyor.
Üçüncü kazı Babil ve bu, geçen derste gördüğümüz sırlı tuğla kentin kendisi.
Yirminci yüzyılın başında bir Alman ekip kenti sistematik olarak kazıyor ve kentin en görkemli kapısını, tuğla tuğla sökülüp binlerce sandıkla taşınıyor; kapı sonradan bir Avrupa müzesinde yeniden kuruluyor.
Burada ilginç olan şey, taşınanın tek bir nesne değil, bir mimari bütünün kendisi olması; kapı bugün kazıldığı yerde değil, başka bir kıtada, ama olduğu gibi ayakta.
Dördüncü kazı Ur ve bu, mekanizma bölümünde andığımız bölüşüm sisteminin en net örneği.
Zengin mezar buluntuları üç ayrı ülkeye dağıtılıyor; aynı mezardan çıkan iki benzer nesne bugün iki farklı kıtadaki müzede durabiliyor.
Bu dağılma, bir mezarın bütünlüğünü araştırma açısından zorlaştırıyor; bir uzman ikinci nesneyi görmek için başka bir kıtaya gitmek zorunda kalabiliyor.
Beşinci kazı ise farklı bir yön gösteriyor: Bağdat'ta bir ulusal müzenin kuruluşu.
Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, ülkenin kendi kazı buluntularını kendi topraklarında tutmak için bir müze kuruluyor ve bu müze, sonraki on yıllarda ülkenin kendi arkeolojik mirasının merkezi hâline geliyor.
Bu beşinci kazı aslında bir kazı değil, önceki dördünün doğurduğu bir tepki; eserlerin dışarı akışı, sonunda içeride tutacak bir kurum ihtiyacını doğuruyor.
Savaşın payı: yirminci ve yirmi birinci yüzyıl
Yukarıdaki dört kazı bir yüzyıl boyunca yavaş bir dağılmayı gösteriyor; savaş bu tabloya çok daha hızlı bir kayıp ekliyor.
Birinci olay yirmi birinci yüzyılın başında yaşanıyor: bir çatışma sırasında Bağdat'taki ulusal müze birkaç gün boyunca korumasız kalıyor ve bu sürede binlerce eser yağmalanıyor.
Yağmalananların bir kısmı sonraki yıllarda af programları, soruşturmalar ve uluslararası çabalarla geri getiriliyor; ama önemli bir kısmı hâlâ bulunamadı.
İkinci olay bir on yıl sonra yaşanıyor: silahlı bir grup, kuzeydeki bir müzenin salonlarında heykelleri parçalarken çekilen görüntüleri kendi eliyle yayınlıyor.
Bu görüntülerdeki kırılan parçaların hepsi özgün değildi; müzenin en değerli özgün eserlerinin bir kısmı daha önce başkentteki müzeye taşınmıştı ve salonda kalan bazı büyük heykellerin yerini alan kopyalar da kırılan nesneler arasındaydı — ama taşınamayacak kadar büyük olan özgün parçalar da gerçekten yok edildi.
Üçüncü olay aynı dönemde, kuzeydeki büyük bir höyükte yaşanıyor: aynı grup, höyüğün üzerindeki kalıntıları ağır iş makineleriyle düzletiyor.
Bu üç olay birlikte okunduğunda net bir sıra ortaya çıkıyor: önce yavaş bir dağılma, sonra hızlı bir kayıp, ve kaybın kendisi bile bazen bir gösteriye dönüşüyor — yıkım, seyirci bulsun diye kayda alınıyor.
Buradan dersin üçüncü sonucu çıkıyor. Savaş, kazı çağının bıraktığı sorunu çözmüyor; üstüne yeni ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir kayıp ekliyor.
Usta katmanı: kimin mirası, kim anlatıyor
Birinci konu bölüşüm sisteminin adaleti ve bu, kursun eleştiri araçlarını yeniden devreye sokuyor.
Bölüşüm anlaşmaları döneminde yasaldı, ama yasal olmak adil olmak anlamına gelmiyor; anlaşmayı imzalayan yerel yönetim, çoğu zaman kazıcı ülkenin siyasi ya da askeri etkisi altındaydı ve masaya eşit bir taraf olarak oturmuyordu.
Doğru cümle şu: bir eserin müzede bulunması, kazı döneminin kendi kuralına uygun olabilir ve aynı zamanda o kuralın kendisi tartışmalı olabilir; ikisi çelişmiyor.
İkinci konu "kurtarma" anlatısı ve burada dikkatli olmak gerekiyor.
Bazı müzeler eserlerin kendi koleksiyonlarına girişini "yıkımdan kurtarma" olarak anlatıyor; bu anlatının bir doğruluk payı var, çünkü bazı kalıntılar gerçekten kazılmasaydı savaşta ya da ihmalde kaybolabilirdi.
Ama aynı anlatı, eserin kazıldığı topraklarda kalması durumunda da korunabileceği olasılığını göz ardı ediyor; "kurtarma" kelimesi, alternatifin sadece kayıp olduğunu varsayıyor, oysa alternatif çoğu zaman yerinde koruma da olabilirdi.
Doğru cümle şu: kurtarma anlatısı bazı durumlarda doğru, ama tek olası anlatı değil ve müzenin kendi çıkarını da örtebiliyor.
Üçüncü konu geri verme tartışması ve bu, tek bir doğru cevabı olmayan bir alan.
Bir tarafta, eserin kazıldığı ülkeye dönmesi gerektiğini savunanlar, mirasın kendi bağlamında anlaşılabileceğini ve o toprakların halkına ait olduğunu söylüyor.
Öteki tarafta, büyük koleksiyonların eseri geniş bir kamuoyuna ulaştırdığını ve bazı bölgelerin güvenlik ya da kurumsal kapasite sorunları yaşadığını söyleyenler var.
Doğru cümle şu: bu tartışma bir "doğru taraf" bulma meselesi değil; her nesnenin kendi kazı belgesi, kendi dönemi ve kendi bugünkü koruma koşulu ayrı ayrı incelenmeden genel bir kural yazılamıyor.
Kalıcı araçlar
Dört adımı ayır. Kazı, izin, taşıma ve sergileme farklı kararlardır; bir eserin bugünkü konumunu anlamak için hangi adımda neyin belirlendiğini sor.
İzni sorgula. Bir belge yasal olabilir ve aynı zamanda taraflar arasındaki güç dengesizliğini gizleyebilir; "yasaldı" cümlesi "adildi" cümlesiyle aynı şey değil.
Kurtarma anlatısını sına. Bir eserin müzeye girişi gerçekten bir kayıptan kurtarma olabilir, ama bu, tek olası senaryo değildir; yerinde koruma da bir alternatifti mi diye sor.
Savaş ile kazı çağını karıştırma. İkisi farklı dönemlerin farklı sorunları; savaşın yıkımı, kazı çağının bıraktığı adalet sorununu çözmüyor, üstüne ekliyor.
Görüntüye güvenme. Bir yıkım görüntüsündeki her parçanın özgün olduğu varsayılmamalı; bazı durumlarda kopya ile özgün aynı sahnede karışabiliyor.
Tek taraf seçmeden dinle. Geri verme tartışmasında iki taraf da gerçek bir kaygıyı taşıyor; kararı vermek bu kursun işi değil, iki tarafı da duymak bu kursun işi.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Müzelerdeki Mezopotamya eserlerinin hepsi kaçak yollarla çıktı."
Eserlerin büyük bölümü, dönemin kendi izin ve bölüşüm sistemine göre yasal olarak taşındı. Sorun kaçakçılık değil, o dönemin izin sisteminin kendisinin ne kadar adil olduğu.
Yaygın yanlış"Musul Müzesi'ndeki bütün heykeller özgündü ve hepsi yok edildi."
Salondaki büyük heykellerin bir kısmı, özgünleri daha önce başkente taşındığı için kopyaydı; ama taşınamayacak kadar büyük olan bazı özgün parçalar da gerçekten yok edildi. İkisi aynı görüntüde karışıyor.
Yaygın yanlış"Bağdat Müzesi'nden çalınan eserlerin hiçbiri geri gelmedi."
Yağmalanan eserlerin önemli bir kısmı sonraki yıllarda af programları ve uluslararası soruşturmalarla geri getirildi. Bu, kaybın hafif olduğu anlamına gelmiyor; binlerce eser hâlâ bulunamadı, ama "hiçbiri" cümlesi yanlış.
Yaygın yanlış"Osmanlı yönetimi kazılara hiçbir zaman karışmadı, her şey serbestçe dışarı çıktı."
Yüzyıl ilerledikçe eski eserler yasası giderek sıkılaştırıldı ve ihracat kısıtlandı; erken dönemdeki serbestlik, dönemin sonuna doğru büyük ölçüde ortadan kalktı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: bir eserin bugün nerede durduğu, kazı, izin, taşıma ve sergileme olmak üzere dört ayrı kararın toplamı ve bu kararların her biri kendi döneminin kurallarına göre alındı. On dokuzuncu yüzyılın serbest kazı düzeni yirminci yüzyılda bölüşüm sistemine, sonra giderek sıkılaşan yerel denetime dönüştü; Horsabad, Nimrud, Babil ve Ur'daki dört kazı bu değişimin dört farklı anını gösteriyor, Bağdat'taki ulusal müzenin kuruluşu ise bu dağılmaya verilen bir yanıt oldu. Savaş bu tabloya ayrı ve çok daha hızlı bir kayıp ekliyor; Bağdat Müzesi yağması, Musul Müzesi'nin tahribi ve Nimrud'un düzletilmesi, kazı çağının bıraktığı adalet sorununu çözmeden üstüne yeni bir yıkım katıyor. Bölüşüm sisteminin yasallığı adaletiyle aynı şey değil, kurtarma anlatısı tek olası senaryo değil ve geri verme tartışması iki gerçek kaygıyı birden taşıyor; bu üç ayrımı elde tutmak, bir müzedeki herhangi bir Mezopotamya eserine bakarken sorulacak doğru soruları veriyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste Mezopotamya'nın kendi tarihini bugün nasıl bildiğimizin, kazının, iznin, taşımanın ve savaşın birikmiş sonucu olduğunu gördük. Katman üç boyunca izlediğimiz Mezopotamya hattı burada kapanıyor; höyükten müzeye uzanan bu yolculuk, aynı zamanda bize bir sonraki bölgenin kalıntılarını nasıl okuyacağımızı da öğretti. Şimdi coğrafyayı değiştiriyoruz: Nil kıyısındaki bir başka nehir uygarlığına, kendi mezar geleneğini ve kendi görsel dilini kuran Eski Mısır'a geçiyoruz. Sıradaki derste Eski Mısır ve Nubya sanatlarının ilk taşlarını döşüyoruz.