Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: taşınabilirlik bağlam üçlüsünü yeniden dağıtıyor; konum zayıflıyor, tabakalanma geri geliyor ve birliktelik en yüksek değerine ulaşıyor. Nesnenin nerede yapıldığı ayrı bir soru hâline geliyor ve malzeme kaynağı, işçilik ile dağılım birlikte okunarak yalnız bir olasılık alanı veriyor. Küçük nesneler kolay taşındığı için bu külliyatın önemli bir bölümü kazıdan değil piyasadan geliyor ve bağlamsız bir nesne sonradan bağlam kazanamıyor. Ad bir tanım değil bir yorum; kategori atıyor, hangi soruların sorulacağını seçiyor ve alternatifleri kapatıyor. Aynı figüre tanrıça, idol, bereket figürü ya da oyuncak demek aynı kanıttan farklı sonuçlar üretiyor. Beden imgelerinde biçim, vurgu dağılımı ve taşınma izleri ölçülebiliyor; kimlik, işlev, yapan kişi ve toplumsal rol kanıttan çıkmıyor. Nötr adlandırma varsayımı azaltıyor ama okunabilirlik ile arama sürekliliği bedelini getiriyor, bu yüzden eski ad silinmiyor kayıtta tutuluyor.
Açılış: nesneye verilen ilk kelime
On dokuzuncu yüzyılda Avrupa'da avuç içine sığan küçük taş figürler bulunmaya başladı.
Bulanlar bu figürlere bir ad vermek zorundaydı ve seçtikleri kelime Venüs oldu.
Kelime bir Roma tanrıçasının adı ve o figürlerle arasında hiçbir kanıtlanmış bağ bulunmuyor.
Ad, nesnenin ne olduğunu söylemiyor. Adı verenlerin dünyasını, eğitimini ve beklentisini söylüyor.
Ama bir şey daha oldu ve asıl mesele bu: ad yapıştı. Bugün de aynı kelime kullanılıyor ve her kullanışta bir yorum sessizce taşınıyor.
Kural tam burada donuyor: ad bir tanım değil bir yorumdur, ne var ki tanım gibi davranır.
Geçen derste duvara bağlı, taşınamayan bir malzemeyle çalıştık ve konumun kendisi bize kanıt verdi. Oraya şunu bırakmıştık: nesne taşınabilir olduğunda ne değişiyor?
Sorumuz şu: taşınabilir bir nesne taşındığı için neyi kaybediyor ve ona verdiğimiz ad neyi ekliyor?
Bu derste ne olacak
Önce taşınabilirliğin bağlam üçlüsünü nasıl sarstığını göreceğiz.
Sonra nesnenin nerede yapıldığı sorusuna geçeceğiz ve hammadde okumasının neden merkeze geldiğini göreceğiz.
Ardından bağlamsız buluntu sorununu işleyeceğiz ve geçen kursun etik dersine bağlanacağız.
Sonra adlandırmanın nasıl çalıştığını açacağız ve dört adı tek tek inceleyeceğiz.
Ardından beden imgelerinden neyin okunabildiğini ve neyin okunamadığını ayıracağız.
Sonra aynı nesnenin dört ad altında nasıl farklılaştığını karşılaştıracağız.
Usta katmanında nötr adlandırma denemelerine ve kullanım izlerine gireceğiz.
Sonunda kendi nesnelerinden birinin aşınma haritasını çıkaracaksın.
Sıfır noktası: taşınabilirlik neyi bozuyor
Geçen iki derste bağlamı üç bileşene ayırmıştık: konum, tabakalanma ve birliktelik.
Duvar resminde tabakalanma çalışmıyordu ama konum olağandan güçlüydü. Burada tablo yeniden değişiyor.
Birinci bileşen konum: burada zayıflıyor, çünkü nesne bulunduğu yere sonradan gelmiş olabilir.
Bir nesnenin bulunduğu nokta onun kullanıldığı yer olabilir, atıldığı yer olabilir ya da yalnız bir durak olabilir. Duvar resmi için bu belirsizlik yoktu.
İkinci bileşen tabakalanma: burada yeniden çalışıyor ve güçlü bir araç oluyor. Nesne toprak katmanının içindeyse sıra kurulabiliyor.
Yani bir ayak düşerken öteki geri geliyor. Araç seti değişmiyor, her malzemede farklı ayakları taşıyor.
Üçüncü bileşen birliktelik: burada en yüksek değerine ulaşıyor. Nesne bir mekânda mı, bir çöplükte mi, yoksa bir gömü içinde mi bulundu?
Bu üç durum aynı nesneyi tamamen farklı biçimde okutuyor. Ve tam bu yüzden taşınabilir nesnelerde kayıt kalitesi belirleyici hâle geliyor.
Buradan pratik bir sonuç çıkıyor. Taşınabilir bir nesnenin kanıt değeri, kendisinden çok kayıt kalitesine bağlı.
Nesnenin boyutu da başlı başına okunan bir veri ve dikkatli kullanılıyor. Avuca sığan bir nesne taşınmak üzere yapılmış görünüyor, ne var ki bu bir çıkarım. Küçük olmak taşınabilir olmayı sağlıyor, taşınmış olmayı kanıtlamıyor ve ikisi arasındaki farkı ancak kullanım izleri kapatabiliyor.
Nesne nerede yapıldı
Taşınabilir bir nesne için bu soru yeni ve duvarda hiç sorulmuyordu.
Cevap aramak için üç ayrı yol kullanılıyor ve üçü birlikte okunuyor.
Birinci yol malzeme: taşın, kemiğin ya da kilin nereden geldiği fiziksel özelliklerinden belirlenebiliyor.
Bazı taş türleri belirli bölgelerde bulunuyor ve bu, kaynak alanını daraltıyor. Kil için de benzer bir iş yapılabiliyor, çünkü içindeki katkılar bölgeye göre değişiyor.
Sonuç bazen çarpıcı oluyor. Bir nesnenin hammaddesi bulunduğu yerden çok uzakta çıkabiliyor ve bu, insanların ya da nesnelerin uzun mesafeler kat ettiğini gösteriyor.
İkinci yol işçilik: yapım tekniği bir bölgeye özgü olabiliyor ve bu bir ikinci ipucu veriyor.
Burada dikkatli olmak gerekiyor. Teknik öğrenilebilir bir şey; bir yerde öğrenilip başka yerde uygulanmış olabiliyor.
Üçüncü yol dağılım: benzer nesnelerin haritada nerelerde bulunduğuna bakılıyor.
Yoğunlaştıkları bölge bir üretim merkezi olabilir, ama geçen dersin uyarısı burada da geçerli. Yoğunluk haritası, kazı haritasıyla örtüşüyor olabilir.
Ve bir gözlem: üç yol da nesnenin nerede yapıldığını kesin söylemiyor. Üçü birlikte bir olasılık dağılımı veriyor ve dürüst rapor bunu böyle yazıyor.
Bu üçlünün dışında kesin sonuç veren tek bir durum bulunuyor ve o da nadir. Bir alanda yontma artıkları, yarım bırakılmış parçalar ve hatalı denemeler birlikte çıkarsa üretim orada yapılmış demektir. Bitmiş bir nesne yolculuk edebiliyor, ama üretim artığı bulunduğu yerde kalıyor.
Bağlamsız buluntu sorunu
Taşınabilir olmak bir başka sonuç daha doğuruyor ve bu sonuç doğrudan geçen kursa bağlanıyor.
Küçük ve taşınabilir nesneler kolay saklanıyor, kolay satılıyor ve kolay yer değiştiriyor.
Bunun sonucu ağır: bu tür buluntuların önemli bir bölümü kazıdan değil piyasadan geliyor.
Piyasadan gelen bir nesnenin bağlamı yok ve bağlam sonradan üretilemiyor. Elde yalnız nesnenin kendisi kalıyor.
Geçen kursta bunun etik yüzünü görmüştük ve bir kural koymuştuk: belgesiz nesne piyasada değer kazanıyor.
Burada bilgi yüzü karşımıza çıkıyor ve bedeli somut. Bağlamsız bir figür tarihlenemiyor, bir topluluğa bağlanamıyor ve bir kullanım biçimine yerleştirilemiyor.
Bir sorun daha var ve daha az konuşuluyor. Bağlamsız nesnelerin bir bölümü de gerçek olmayabiliyor, çünkü talep sahtesini üretiyor.
Bu yüzden bu alanda yayınlar iki tür buluntuyu ayrı ele alıyor. Kazıdan gelenler zincirin omurgasını kuruyor, piyasadan gelenler ise ancak destekleyici olarak kullanılıyor.
Burada iki ayrı sorunun karıştırılmaması gerekiyor ve bu ayrım sık atlanıyor. Uzun zaman önce toplanmış eski koleksiyon nesneleri de çoğu zaman bağlamsız, buna karşılık sahicilikleri ayrı bir mesele. Bağlamsızlık bilgi kaybı demek, sahtelik ise bambaşka bir sorun; ikisi aynı cümlede birleştirilmiyor.
Adlandırma nasıl çalışıyor
Şimdi dersin ikinci eksenine geçelim, çünkü bu alanda ad bir ayrıntı değil.
Bir nesneye verilen ad üç iş yapıyor aynı anda ve üçü de görünmez kalıyor.
Birinci iş kategori atama: ad, nesneyi bir gruba sokuyor ve o grubun beklentilerini beraberinde getiriyor.
İkinci iş soru seçme: ad, hangi soruların sorulacağını da belirliyor. Bir nesneye tanrıça denirse, sorular inanç üzerine kuruluyor.
Üçüncü iş kapatma: ad bir kez yerleştiğinde alternatifleri zorlaştırıyor. Yeni bir yorum önce adı aşmak zorunda kalıyor.
Şimdi bu alanda kullanılan dört adı tek tek görelim ve her birinin ne getirdiğini yazalım.
Birinci ad tanrıça: bir din, bir tapınma pratiği ve bir inanç sistemi varsayıyor. Oysa elimizde bu sistemleri gösteren bağımsız bir kanıt yok.
İkinci ad idol: benzer biçimde tapınma varsayıyor ve ayrıca kelimenin kendisi başka bir inanç geleneğinin bakışını taşıyor.
Üçüncü ad bereket figürü: nesneye doğrudan bir işlev yüklüyor ve bu işlev, ölçülmüş bir gözlemden değil bir tahminden geliyor.
Dördüncü ad oyuncak: bu da bir işlev yüklüyor, üstelik nesneyi önemsizleştiren bir yönde. İşin ilginç yanı, bu adın kanıt durumu ötekilerden farklı değil.
Dördü de aynı nesne için önerilmiş durumda ve dördü de aynı kanıta dayanıyor. Fark, hangi soruyu cevaplamak istediklerinde.
Adın bir de dilden dile taşınırken değiştiği bir yön var ve uluslararası yayında görülüyor. Bir dilde teknik ve nötr duran bir kelime, başka bir dilde yüklü ve değerlendirici olabiliyor. Bu yüzden çeviride adın karşılığı seçilirken hangi varsayımı taşıdığı yeniden sorulmak zorunda kalıyor.
Beden imgelerinden ne okunuyor
Bu nesnelerin çoğu insan bedenini gösteriyor ve okunabilenle okunamayan burada net biçimde ayrılıyor.
Önce ölçülebilir olanı yazalım, çünkü sağlam zemin orası.
Birinci gözlem çeşitlilik: bu figürler tek bir tipte değil ve aralarında büyük farklar bulunuyor.
Boyutlar, oranlar ve işleniş biçimleri bölgeden bölgeye ve dönemden döneme değişiyor. Tek bir örneğe bakıp bütün bir külliyatı anlatmak bu yüzden yanıltıcı oluyor.
İkinci gözlem vurgu dağılımı: bazı bölümler ayrıntıyla işlenirken bazıları neredeyse hiç işlenmiyor.
Yüz çoğu örnekte belirsiz bırakılıyor ve bu düzenli bir tercih olarak görünüyor. Geçen derste duvarda da benzer bir durum vardı; insan az ve az ayrıntılı çiziliyordu.
Üçüncü gözlem taşınma izleri: bazı figürlerde delik, oyuk ya da aşınma bulunuyor.
Bir delik asılmayı, düzenli bir parlama elde taşınmayı gösterebiliyor. Bu izler doğrudan ölçülüyor ve yorum gerektirmiyor.
Şimdi okunamayanı yazalım, çünkü bu bölüm daha da önemli.
Nesnenin kimi gösterdiği bilinmiyor. Belirli bir kişi mi, genel bir insan tasviri mi, yoksa bambaşka bir şey mi olduğu kanıttan çıkmıyor.
Kimin yaptığı da bilinmiyor ve bu, sık yapılan bir hatanın kaynağı. Bir figürün bedeni birini gösteriyor olması, onu yapanın da o kişi olduğunu söylemiyor.
Toplumsal roller hakkında da kanıt sessiz. Bu nesnelerden bir toplumun düzeni, iş bölümü ya da statü yapısı doğrudan okunamıyor.
Bir de sayısal bir düzeltme gerekiyor ve genel izlenimi doğrudan değiştiriyor. İnsan biçimli figürler, bu dönemden kalan bütün buluntular içinde çok küçük bir bölüm oluşturuyor. Yaygın izlenim yayın ve sergi seçiminden geliyor, çünkü alet ve artık yığınları değil bu nesneler gösteriliyor.
Karşılaştırma: aynı nesne, dört ad
Şimdi dört adı tek bir kurgu üzerinde deneyelim ve ne değiştiğini görelim.
Elimizde küçük bir taş figür olduğunu düşün; bir gömü içinde bulunmuş ve yüzeyinde düzenli bir parlama var.
Ona tanrıça dersek şunu sormaya başlıyoruz: hangi tanrıça, hangi tapınma, hangi topluluk? Parlamayı da tören kullanımı olarak okuyoruz.
Ona idol dersek benzer bir yola giriyoruz, ancak bu kez nesneye dışarıdan bir yargı da ekliyoruz.
Ona bereket figürü dersek soruyu doğrudan üreme üzerine kuruyoruz ve öteki ihtimalleri düşünmeyi bırakıyoruz.
Ona oyuncak dersek parlamayı elde çok tutulmuş olmakla açıklıyoruz ve gömüde bulunmasını kişisel bir eşya olarak okuyoruz.
Dört okumanın hepsi aynı iki gözleme dayanıyor: gömü ve parlama. Değişen tek şey adın açtığı yol.
Bu karşılaştırma dersin kilit noktasını veriyor. Ad, kanıta bir şey eklemiyor ama kanıttan çıkarılacak sonucu daraltıyor.
Peki nesneyi adsız bırakmak mümkün mü? Uygulamada değil, çünkü kayıt bir ad olmadan çalışmıyor ve adsız bir nesne aranamıyor. Bu yüzden çözüm adı kaldırmak değil, adın bir yorum olduğunu kayda birlikte yazmak oluyor.
Usta katmanı: nötr ad, izler ve kırıklar
Birinci konu nötr adlandırma ve göründüğü kadar kolay değil.
Öneri şu: nesneyi işleviyle değil biçimiyle adlandırmak. İnsan biçimli yontu ya da beden figürü gibi ifadeler bu amaçla kullanılıyor.
Bu ifadeler daha az varsayım taşıyor ve tartışmayı açık bırakıyor. Buna karşılık iki bedeli var ve ikisi de gerçek.
Birinci bedel okunabilirlik: nötr adlar uzun ve soğuk oluyor, metni ağırlaştırıyor.
İkinci bedel süreklilik: yüz yıllık yayın külliyatı eski adla yazılmış durumda ve arama yapan kişi eski adı kullanmak zorunda kalıyor.
Bu yüzden birçok kurum ikili bir yol izliyor. Kayıtta nötr ad kullanılıyor, yerleşik ad ise arama için ayrı bir alanda tutuluyor.
Geçen kursun kuralı burada da geçerli oluyor: eski terim silinmiyor, kayıt tarihçesinde saklanıyor ve görünen alanda yenisi kullanılıyor.
İkinci konu kırıklar ve çok öğretici bir alan. Bu figürlerin önemli bir bölümü bütün değil.
Buradaki soru şu: kırılma kaza mı, yoksa bilinçli mi? Kırık yüzeyin niteliği bu ikisini kısmen ayırabiliyor.
Kırıldıktan sonra aşınmış bir yüzey, kırığın eski olduğunu gösteriyor. Taze bir kırık ise kazıda ya da sonrasında oluşmuş olabiliyor.
Üçüncü konu yeniden kullanım. Bazı nesneler kırıldıktan sonra yeniden biçimlendirilmiş ve kullanılmaya devam edilmiş.
Bu, geçen derslerdeki yaşam süresi okumasını burada da doğruluyor. Nesne tek bir anın ürünü değil, uzun bir kullanım geçmişinin taşıyıcısı.
Dördüncü konu sergileme ve bugüne ait bir yorum katmanı ekliyor. Bir figürün vitrinde dik mi yatık mı durduğu, hangi yüzünün öne geldiği ve nasıl aydınlatıldığı bir karar. Bu kararlar çoğu zaman yazılmıyor, oysa ziyaretçinin gördüğü biçim doğrudan bunlardan çıkıyor ve nesnenin özgün duruşu çoğu örnekte bilinmiyor.
Kalıcı araçlar
Taşınabilirlik uyarısı. Bir nesnenin bulunduğu yer, yapıldığı yer olmak zorunda değil; kaynak sorusunu ayrıca sor.
Kayıt kalitesi ölçüsü. Taşınabilir nesnede kanıt değeri, nesneden çok kaydın kalitesine bağlı.
İki kaynak ayrımı. Kazıdan gelenle piyasadan geleni ayrı yaz; ikincisi omurga kuramaz.
Adın üç işi. Bir ad kategori atıyor, soruyu seçiyor ve alternatifleri kapatıyor; adı gördüğünde bu üçünü ara.
Ad kimden geldi. Adın hangi dönemde ve kim tarafından verildiğini sor; ad çoğu zaman adı vereni anlatıyor.
Okunan ile okunamayan. Biçim, iz ve malzeme ölçülüyor; kimlik, işlev ve toplumsal rol kanıttan çıkmıyor.
İz önce, yorum sonra. Delik, parlama ve kırık doğrudan gözlem; anlam çıkarımı ayrı bir cümlede yazılıyor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Bir nesne nerede bulunduysa orada yapılmıştır."
Taşınabilir nesneler yer değiştiriyor ve bulundukları nokta kullanıldıkları, atıldıkları ya da yalnız bir durak oldukları yer olabiliyor. Bu yüzden hammaddenin kaynağı, işçilik özellikleri ve benzer nesnelerin dağılımı ayrıca inceleniyor.
Yaygın yanlış"Bu figürlerin adı ne olursa olsun, önemli olan nesnenin kendisidir."
Ad bir tanım değil bir yorum ve üç iş yapıyor: nesneyi bir kategoriye sokuyor, hangi soruların sorulacağını seçiyor ve alternatif okumaları zorlaştırıyor. Aynı nesneye tanrıça, idol, bereket figürü ya da oyuncak demek, aynı kanıttan farklı sonuçlara götürüyor.
Yaygın yanlış"Bu figürler tek bir tipte olduğu için tek bir açıklamaları vardır."
Külliyat çok çeşitli; boyutlar, oranlar ve işleniş biçimleri bölgeden bölgeye ve dönemden döneme değişiyor. Tek bir örneğe bakıp bütünü anlatmak, aralarındaki farkları ve çok uzun zaman aralığını görmezden geliyor.
Yaygın yanlış"Figür bir bedeni gösteriyorsa onu yapan da o bedene sahiptir."
Gösterilen ile yapan arasında zorunlu bir bağ yok ve kanıt bu soruda sessiz kalıyor. Aynı biçimde nesnenin biçiminden toplumsal roller, statü ya da iş bölümü doğrudan okunamıyor.
Yaygın yanlış"Piyasadan gelen bir figür de bilimsel olarak kullanılabilir."
Bağlamı olmayan bir nesne tarihlenemiyor, bir topluluğa bağlanamıyor ve bir kullanım biçimine yerleştirilemiyor; üstelik talep sahtesini de üretiyor. Bu yüzden yayınlar kazıdan gelenle piyasadan geleni ayrı ele alıyor ve ikincisini yalnız destekleyici sayıyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: taşınabilirlik bağlam üçlüsünü yeniden dağıtıyor; konum zayıflıyor, tabakalanma geri geliyor ve birliktelik en yüksek değerine ulaşıyor. Nesnenin nerede yapıldığı ayrı bir soru hâline geliyor ve malzeme kaynağı, işçilik ile dağılım birlikte okunarak yalnız bir olasılık alanı veriyor. Küçük nesneler kolay taşındığı için bu külliyatın önemli bir bölümü kazıdan değil piyasadan geliyor ve bağlamsız bir nesne sonradan bağlam kazanamıyor. Ad bir tanım değil bir yorum; kategori atıyor, hangi soruların sorulacağını seçiyor ve alternatifleri kapatıyor. Aynı figüre tanrıça, idol, bereket figürü ya da oyuncak demek aynı kanıttan farklı sonuçlar üretiyor. Beden imgelerinde biçim, vurgu dağılımı ve taşınma izleri ölçülebiliyor; kimlik, işlev, yapan kişi ve toplumsal rol kanıttan çıkmıyor. Nötr adlandırma varsayımı azaltıyor ama okunabilirlik ile arama sürekliliği bedelini getiriyor, bu yüzden eski ad silinmiyor kayıtta tutuluyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste elde tutulan, taşınan ve yer değiştiren nesnelerle çalıştık. Taşınabilirlik bize bir sorun verdi ama bir de imkân sundu: nesne hareket ettiği için mesafeleri ölçebildik. Şimdi yeniden sabit bir malzemeye dönüyoruz, ne var ki bu kez mağara duvarında değil açık havada. Peki kayalara kazınmış ve boyanmış işaretler dünyanın her yerinde neden benzer biçimler taşıyor; el izleri niçin bu kadar yaygın ve bu benzerlikten ne sonuç çıkarabiliriz? Sıradaki derste kaya sanatına, el izlerine, işaretlere ve küresel örneklere geçiyoruz.