Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: iki gelenek de tek bakış noktasını reddediyor ama farklı yönlerden. Biri izleyiciyi hareket ettiriyor, öteki mekânı çoğaltıyor. İkisi de doğrusal perspektifin veremediği çoğulluğu veriyor.
Açılış: tek bakış noktasını reddetmenin iki yolu
Önceki iki derste iki sistem gördük: doğrusal perspektif ve paralel izdüşüm. İkisi de tek bir izleyici varsayıyor.
Şimdi bu varsayımı reddeden iki büyük geleneğe bakıyoruz. İkisi de aynı sorunu görüyor — tek bakış noktası mekânı fakirleştiriyor — ama bambaşka yollarla çözüyor.
Çin manzara geleneğinde izleyici hareket ediyor. Bakış resmin içinde dolaşıyor ve her bölge kendi bakış konumundan veriliyor.
İslam kitap resminde mekânlar yan yana duruyor. Birden çok yer, birden çok an aynı sayfada ve aralarında hiyerarşi yerine bir düzen var.
Bu ders ikisini ayrı ayrı okumayı ve aralarındaki farkı görmeyi öğretiyor. Fark, iki geleneğin neye öncelik verdiğini doğrudan gösteriyor.
Bu derste ne olacak
Önce Çin manzara resmindeki dolaşan bakışa geçeceğiz: nasıl kuruluyor ve nasıl okunuyor.
Sonra rulo biçiminin bu sistemi nasıl zorunlu kıldığını göreceğiz.
Ardından İslam kitap resmindeki çoğul mekâna bakacağız: sayfa nasıl bölünüyor ve bölmeler arasında ne oluyor.
Son olarak ikisini karşılaştıracağız. İki sistem aynı reddi paylaşıyor ama farklı şeyler kazanıyor.
Sıfır noktası: bir dağ yürüyüşü anlatmak
Birine bir dağ yürüyüşünü anlatıyorsun.
Tek bir noktadan anlatmıyorsun. "Önce vadiden başladık, sonra ormanı geçtik, sonra yukarıdan bütün vadi göründü" diyorsun.
Yani anlatın hareket ediyor. Her aşamada başka bir konumdasın ve her konum kendi görüntüsünü veriyor.
Bir manzarayı tek bir fotoğrafla anlatmaya çalışsan, bu deneyimin çoğunu kaybederdin.
Çin manzara resmi tam olarak bu kaybı reddeden bir sistem ve reddin sonuçları gözlemlenebiliyor.
Çin manzarasında dolaşan bakış
Bu gelenekte bir resim tek bir bakışın kaydı değil; bir güzergâhın kaydı.
Sistem üç bakış konumu kullanıyor ve bunlar gelenek içinde adlandırılmış.
Aşağıdan yukarı bakış. Dağın eteğinden zirvesine doğru. Yükseklik ve anıtsallık veriyor.
Uzaktan içeri bakış. Ön plandan arkaya doğru, katmanlar hâlinde. Derinlik veriyor.
Yakından uzağa düz bakış. Yakındaki bir dağdan ileriye, uzaktaki dağlara doğru. Yayılım ve genişlik veriyor.
Bir resimde bu üçünün ikisi ya da üçü birden bulunabiliyor. Ve bulunduklarında birbirleriyle çelişmiyorlar; çünkü sistem zaten tek bir konum varsaymıyor. Çelişki ancak dışarıdan bir kural getirildiğinde ortaya çıkıyor.
Okuma yöntemi şu: resmi bölgelere ayır ve her bölge için bakışın nereden geldiğini sor. Bölgeler arasında konum değişiyorsa sistem dolaşan bakış.
Boşluk bir geçiş aracı
Bu gelenekte boş bırakılan alan bir eksiklik değil; sistemin çalışmasını sağlayan şey.
Üç iş görüyor.
Bakış konumları arasında geçiş. İki bölge farklı mesafelerden veriliyorsa, aralarındaki boşluk çelişkiyi gizliyor.
Atmosfer. Boşluk sis, bulut ya da su olarak okunuyor ve mesafe duygusu üretiyor.
Zaman. Göz boşluğu geçerken duraklıyor. Yani boşluk, izleme süresini uzatıyor.
Üçüncüsü en az fark edileni. Boşluk, bakışın hızını düşürüyor ve resmin okunma süresini uzatıyor. Bu, doğrudan bir tasarım kararı ve gelenek içinde tartışılan bir konu.
Betimleme yazarken bunun karşılığı: boş alanları ölçmek. Yüzeyin yüzde kaçı boş, nerede toplanıyor ve dolu alanlarla arasındaki sınır nasıl kuruluyor?
Rulo biçimi sistemi zorunlu kılıyor
Bu sistemin bir bölümü ortamdan geliyor.
Asılan rulo düşey ve uzun. Göz yukarıdan aşağıya ya da aşağıdan yukarıya tarıyor. Tek bir bakışta bütünü almak zaten mümkün değil.
El rulosu yatay ve çok uzun. İki elle açılıyor ve bir defada yalnız bir bölümü görünüyor. Yani izleyici hiçbir zaman bütünü görmüyor.
İkinci durum özellikle belirleyici: bir el rulosunda tek bir kaçış noktası kurmak anlamsız, çünkü izleyici sürekli hareket ediyor ve görüntü sürekli değişiyor.
Bunun sonucu şu: rulo biçimi kendi mekân sistemini dayatıyor. Sistem bir üslup tercihi olmadan önce bir ortam sonucu ve bu, aynı geleneğin asılan panolarında farklı çözümler görülmesini açıklıyor.
İslam kitap resminde çoğul mekân
İkinci gelenekte çözüm tam tersi yönde işliyor: bakış dolaşmıyor, bunun yerine mekânlar çoğalıyor.
Bir sayfada birden çok yer aynı anda gösteriliyor. Bir iç mekân ve dışarısı, bir sahne ve onun sonrası, bir bahçe ve onun ötesindeki dağ.
Bunları ayıran şey bölmeler: mimari ögeler, renk alanları, ufuk hatları. Her bölme kendi mekânını taşıyor ve bölmeler arasında geçiş yok. Bir figür bir bölmeden ötekine geçemiyor; geçiş gerekiyorsa figür iki kez çiziliyor.
Sonuç şu: sayfa tek bir mekân değil, bir mekânlar düzeni. Ve düzenin kendisi bir bilgi taşıyor: hangi mekânın hangisinin yanında durduğu rastgele değil.
Okuma yöntemi: bölmeleri say, her birinin neyi gösterdiğini yaz ve aralarındaki ilişkiyi sor — eşzamanlı mı, ardışık mı, iç içe mi? Üç ihtimal üç ayrı anlatı düzeni veriyor.
Yükselme yerine derinlik
İslam kitap resminde derinlik büyük ölçüde yükselmeyle kuruluyor: uzaktaki öge sayfanın üst bölümünde.
Bunun üç avantajı var ve üçü de sistemin tercihini açıklıyor.
Ölçek korunuyor. Uzaktaki figür küçülmüyor ve tanınırlığını kaybetmiyor.
Renk korunuyor. Atmosferik kayma uygulanmadığı için doygunluk her mesafede aynı.
Sayfa dolu kalıyor. Perspektifli bir kurguda arka plan boşalıyor; yükselmeyle kurulan mekânda her bölge iş yapıyor.
Üçüncüsü kitap resmi için önemli: sayfa değerli bir yüzey ve boş bırakmak bir kayıp sayılıyor.
Bu üçü bir arada okunduğunda sistem bir eksiklik olmaktan çıkıyor: her biri bir kazanç ve hepsi birbirini destekliyor. Üç kazanç aynı yönde çalıştığı için sistem yüzyıllar boyunca kararlı kalıyor.
Çerçeveyi delen mekân
İslam kitap resminde sık görülen bir çözüm var: bir öge sahne çerçevesinin dışına taşıyor.
Bir ağacın tepesi, bir çadırın direği, bir atın başı hâşiyeye giriyor.
Bu, bir taşma değil, bir genişletme. Sahne çerçeveye sığmıyor ve sığmadığı gösteriliyor.
İki sonucu var.
Mekân çerçeveden büyük. Görüntü bir kesit; dünya devam ediyor.
Sayfanın katmanları etkileşiyor. Resim alanı ile hâşiye ayrı iki bölge olmaktan çıkıp ilişkiye giriyor.
Bu çözüm, kompozisyon dersinde gördüğümüz çerçeveyi delme işleminin mekân alanındaki karşılığı ve aynı mantıkla çalışıyor: kurulan bir sınır, kasıtlı olarak ve belirli bir yerde bozuluyor.
İki sistem, iki kazanç
Şimdi iki sistemi yan yana koyup farkı tek bir tabloda görelim.
Ortak nokta: ikisi de tek bir bakış noktasını reddediyor. İkisi de izleyicinin sabit olduğu varsayımını kabul etmiyor.
Fark: çözümleri birbirinin tersi.
Çin manzarası izleyiciyi hareket ettiriyor. Mekân tek ama bakış çok; göz resmin içinde dolaşıyor.
İslam kitap resmi mekânı çoğaltıyor. Bakış tek ama mekân çok; sayfa birden fazla yeri aynı anda gösteriyor.
Bu fark, iki geleneğin farklı sorunları çözdüğünü gösteriyor. Birincisi bir deneyimi, ikincisi bir anlatıyı aktarıyor; biri zamanı bakışa, öteki zamanı sayfaya yayıyor.
Ve ikisi de doğrusal perspektifin veremeyeceği şeyi veriyor: birden çokluk. Tek bakış noktası, tanımı gereği tek bir şey gösterebiliyor; iki sistem de bu sınırı aşmak için kuruldu.
Usta katmanı: sistemleri karşılaştırırken
Bu iki geleneği karşılaştırmak verimli ama iki tuzağı var.
Birinci tuzak: üçüncü bir sistemi ölçüt yapmak. İkisini doğrusal perspektife göre değerlendirmek, ikisini de eksik gösteriyor. Karşılaştırma iki sistem arasında yapılmalı, dışarıdan bir ölçütle değil.
İkinci tuzak: gelenekleri türdeş sanmak. "Çin resmi" ya da "İslam minyatürü" diye tek bir şey yok. Yüzyıllar, bölgeler ve atölyeler arasında büyük farklar var ve aynı gelenek içinde birbirine karşıt çözümler bulunuyor.
İkinci tuzaktan kaçınmanın yolu somutlaştırmak: hangi yüzyıl, hangi bölge, hangi atölye? Bu üçü belirtildiğinde karşılaştırma sağlamlaşıyor ve genelleme yerine bir örnek üzerinden ilerliyor.
Bir de şu: iki gelenek birbirinden habersiz değildi. Nesneler ve ustalar hareket ediyordu ve çözümler karşılıklı olarak biliniyordu; hatta bazı atölyelerde birlikte deneniyordu. Yani ayrılık coğrafi değil, önceliksel.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Çin manzarasında perspektif yok."
Var, ama tek bir kaçış noktasına dayanmıyor. Sistem birden çok bakış konumunu bilinçli olarak birleştiriyor ve gelenek içinde adlandırılmış kuralları var.
Yaygın yanlış"Minyatürde mekân yok, düz bir yüzey var."
Mekân var ve yükselmeyle kuruluyor. Ayrıca bir sayfada birden çok mekân bulunabiliyor; bu, yokluk değil çoğulluk.
Yaygın yanlış"Bu gelenekler perspektifi bilmiyordu."
Nesneler ve ustalar hareket ediyordu; çözümler biliniyordu ve bazı örneklerde deneniyordu. Kullanılmaması bir öncelik farkı.
Yaygın yanlış"Bir gelenek tek bir sistem kullanır."
Aynı gelenek içinde birbirine karşıt çözümler bulunuyor. Karşılaştırma yaparken yüzyıl, bölge ve atölye belirtilmeden yapılan genelleme çürük.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: iki gelenek de tek bakış noktasını reddediyor ama farklı yönlerden. Biri izleyiciyi hareket ettiriyor, öteki mekânı çoğaltıyor. İkisi de doğrusal perspektifin veremediği çoğulluğu veriyor.
Sonraki derse köprü
Buraya kadar mekânı hep bir yüzey üzerinde düşündük. Ama heykelde izleyici gerçekten hareket ediyor ve mekân temsil edilmiyor, yaşanıyor. Sıradaki derste heykelin çevresinde bedenin hareketine geçiyoruz.