Ders GOR-102.8 · Çizgi, Biçim, Kompozisyon ve Ritim

İki boyutlu ve üç boyutlu kompozisyon

2.000 kelime · 22 eser örneği · yaklaşık 9 dakika okuma · seslendirme 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: iki boyutlu kompozisyon sabit bir düzlem varsayıyor; üç boyutlu kompozisyon bir görünüşler dizisi. İkincisini birincisinin kurallarıyla okumak, eserin çoğunu görmeden yazmak demek.

Açılış: heykelin arkası

Bir heykelin fotoğrafına bakıyorsun. Kompozisyonu okuyorsun: figür şu duruşta, kolu şurada, ağırlık şuraya verilmiş.

Şimdi bir soru: arkası nasıl?

Fotoğraf cevap vermiyor. Üstelik çoğu zaman kimse sormuyor bile, çünkü fotoğraf tek bir görünüşü seçiyor ve o seçim görünmez kalıyor.

Oysa üç boyutlu bir eserde kompozisyon tek bir görünüşte bitmiyor. İzleyici dolaşıyor, nesne dönüyor, ışık kayıyor ve her adımda başka bir düzen ortaya çıkıyor.

Bu ders, buraya kadar öğrendiğimiz kompozisyon araçlarının üç boyutta nasıl değiştiğini çalışıyor. Bazıları aynı kalıyor, bazıları tamamen başka bir şeye dönüşüyor.

Bu derste ne olacak

Önce iki boyutlu kompozisyonun neye dayandığını hatırlayacağız: sabit bir bakış noktası ve sabit bir çerçeve.

Sonra üç boyutta değişen dört şeye geçeceğiz.

Ardından silüete bakacağız — üç boyutlu bir eserde en güvenilir gözlem bu.

Son olarak fotoğrafın ne yaptığına geleceğiz: üç boyutu ikiye indirmek masum bir işlem değil.

Sıfır noktası: bir nesneyi elinde çevirmek

Elinde bir bardak tut ve çevir. Her açıda başka bir siluet görüyorsun ama nesnenin aynı olduğunu biliyorsun.

Şimdi gözlerini kapat ve parmaklarınla dolaş. Elin girintileri, çıkıntıları ve ağırlığı okuyor — göz bunların hiçbirini tek başına vermiyor.

Üç boyutlu eserlerle çalışmak bu iki bilgiyi birleştirmek demek: görünüşlerin dizisi ve nesnenin fiziksel varlığı. İkincisine çoğu zaman ulaşamıyoruz ve bunu yazmak gerekiyor.

İki boyutlu kompozisyonun iki sabiti

Bir yüzey üzerindeki kompozisyon iki şeye yaslanıyor.

Sabit bakış noktası. İzleyici nereye giderse gitsin, yüzey aynı düzeni gösteriyor. Yandan bakmak yalnız bozulma üretiyor, yeni bilgi vermiyor.

Sabit çerçeve. Sınırlar belli ve değişmiyor. Her öge o sınırlara göre konumlanıyor.

Bu iki sabit, kompozisyon kurallarının çoğunu mümkün kılıyor. Denge, odak, örüntü — hepsi sabit bir düzlem varsayıyor ve o düzlem olmadan yeniden tanımlanmak zorunda.

Üç boyuta geçtiğinde bu iki sabit de ortadan kalkıyor ve kurallar yeniden düşünülmek zorunda kalıyor.

Üç boyutta değişen dört şey

Bakış noktası çoğullaşıyor. Tek bir kompozisyon yok; bir görünüşler dizisi var. İlk soru şu: kaç ana görünüş var?

Silüet değişken. Nesnenin dış hattı her açıda başka. İki boyutta kontur sabitken burada dönen bir şey.

Boşluk gerçek. Kütleler arasındaki açıklıktan gerçekten ışık geçiyor ve arkadaki görünüyor. Negatif alan artık bir tasarım kurgusu değil, fiziksel bir delik.

Işık gerçek. Gölgeler boyanmıyor, düşüyor. Bu, ışık kaynağı değiştikçe kompozisyonun değişmesi demek.

Dördüncüsü en çok atlanan. Bir heykelin yüzeyindeki oyukların derinliği, ancak ışık belirli bir açıdan geldiğinde okunuyor. Başka bir açıda aynı yüzey düz görünebiliyor.

Kaç ana görünüş var

Üç boyutlu bir eserle çalışırken sorulacak ilk soru bu ve üç cevabı var.

Tek görünüş. Nesne bir cepheden görülmek üzere yapılmış. Arkası işlenmemiş ya da basitleştirilmiş. Bir nişe, bir duvara ya da bir sunağa ait.

Birkaç görünüş. Nesnenin iki, üç ya da dört ayrı düzenlenmiş yüzü var ve aralarındaki geçişler ikincil. Genellikle bir köşede ya da bir eksende duruyor.

Sürekli görünüş. Hiçbir yüz ötekinden ayrıcalıklı değil. İzleyici döndükçe kompozisyon sürekli değişiyor ve hiçbir noktada tamamlanmıyor.

Cevabı bulmanın yolu işçiliğe bakmak. Arkası ön kadar işlenmişse çok görünüşlü; işlenmemişse tek görünüşlü. Bu, künye gerektirmeyen bir gözlem.

İkinci bir ipucu tabanda: nesne bir yere sabitlenmişse ya da tek bir yönde durmak üzere biçimlendirilmişse, görünüş sayısı zaten sınırlanmış demektir. Kaidenin biçimi çoğu zaman bunu doğrudan söylüyor.

Silüet: en güvenilir gözlem

Üç boyutlu bir eserde en sağlam gözlem silüet: nesnenin dış hattı, karşıdan bakıldığında.

Silüet üç soruyla okunuyor.

Ne kadar karmaşık? Basit bir dış hat mı, yoksa çok girinti çıkıntı mı var?

Nerede delinmiş? Silüetin içinde boşluk var mı — kolun gövdeden ayrıldığı, bacakların arasının açıldığı yerler?

Dönerken ne kadar değişiyor? Nesne doksan derece döndüğünde silüet tanınmaz hâle geliyor mu, yoksa benzer mi kalıyor?

Üçüncü soru en verimlisi ve en çok atlanan. Silüeti dönerken az değişen bir nesne kapalı bir kütle; çok değişen bir nesne açık bir kompozisyon.

Pratik yöntem: gözlerini kıs. Ayrıntılar kaybolduğunda geriye yalnız silüet kalıyor. Aynı işi bir fotoğrafın karşıtlığını artırarak da yapabiliyorsun; nesne siyah bir lekeye indiğinde dış hat tek başına kalıyor.

Kütle, boşluk ve ağırlık

İki boyutta negatif alan bir tasarım kararıydı. Üç boyutta gerçek bir boşluk ve iki yeni şey getiriyor.

Görüş. Boşluktan arka taraf görünüyor ve nesnenin bulunduğu ortam kompozisyona giriyor.

Yapısal sınır. Boşluk açmak malzemeyi zayıflatıyor. Taşta geniş bir açıklık kırılma riski demek; bronzda aynı açıklık kolay. Yani boşluk miktarı malzemeyle doğrudan ilişkili.

Ağırlık da burada iki anlamlı hâle geliyor: görsel ağırlık ve gerçek kütle. İkisi aynı yönde gitmeyebiliyor. İçi boş bir bronz büyük görünüp hafif olabiliyor; küçük bir taş ağır olabiliyor.

Bir de taban var. Nesne neye basıyor, nasıl duruyor, kaidesi kendi parçası mı yoksa sonradan mı eklenmiş? Bu sorular çoğu zaman sorulmuyor ama kompozisyonun bir parçası. Bir nesnenin nasıl durduğu, aynı zamanda nerede durduğunu ve kimin baktığını da söylüyor: yere konan bir nesne ile bir kaide üzerinde yükseltilen nesne, aynı biçime sahip olsalar bile aynı ilişkiyi kurmuyorlar.

Kabartma: iki alan arasındaki geçiş

Kabartma ne tam iki boyutlu ne tam üç boyutlu ve bu yüzden iki sistemin kurallarını birlikte kullanıyor.

Derinlik derecesine göre üçe ayrılıyor.

Sığ kabartma. Yüzeyden çok az çıkıyor. Kompozisyon neredeyse tamamen iki boyutlu kurallarla çalışıyor; gölge ince ve ayrıntıyı ancak yandan ışıkta veriyor.

Orta kabartma. Figürler yarıya kadar çıkıyor. Gölge belirgin ve biçimi kuruyor; ışık yönü değiştiğinde okuma da değişiyor.

Yüksek kabartma. Figürler neredeyse tamamen ayrılıyor ve bazı bölümler zeminden kopuyor. Artık üç boyutlu kurallar baskın.

Bir eserde derinlik derecesi çoğu zaman sabit değil: ön plandaki figürler yüksek, arkadakiler sığ işleniyor. Bu, derinliği yalnız gölgeyle kuran bir sistem ve ölçülerek gösterilebiliyor.

Kabartmada asıl soru şu: zemin nedir? Boş bir düzlem mi, yoksa bir mekân mı? İkisi tamamen farklı iki yaklaşım ve zeminin işlenip işlenmediğine bakarak ayırt ediliyor.

Ölçek ve beden

Üç boyutlu bir eserde ölçek, iki boyutta olmadığı kadar doğrudan bir şey söylüyor: nesne senin bedenine göre bir yerde duruyor.

Dört durum var ve her biri farklı bir ilişki kuruyor.

Elde tutulan. Nesne avuç içine sığıyor. Yakından, döndürülerek ve dokunularak okunuyor.

Beden ölçeğinde. Nesne bir insan boyutunda. Karşılaşma neredeyse kişiler arası bir karşılaşma gibi kuruluyor.

Anıtsal. Nesne insandan büyük. Bakış yukarı kalkıyor ve mesafe açılıyor.

Mimari. Nesne o kadar büyük ki içine giriliyor. İzleyici artık dışarıda değil.

Bu dört durum künyedeki ölçüden okunuyor ve fotoğraftan asla çıkmıyor. Bir betimlemede ölçek belirtilmemişse, okuyucu nesneyi kendi varsaydığı boyutta hayal ediyor ve çoğu zaman yanılıyor.

Usta katmanı: fotoğraf ne yapıyor

Üç boyutlu eserlerin çoğunu fotoğraftan tanıyoruz ve fotoğraf üç ayrı karar veriyor.

Açı. Hangi görünüş seçildi? Eserin kendi ana görünüşü mü, yoksa fotoğrafçının bulduğu bir açı mı?

Aydınlatma. Gölgeler nereden geliyor? Yandan gelen sert bir ışık yüzeyi dramatikleştiriyor; önden gelen düz ışık hacmi düzleştiriyor.

Zemin. Nesne neyin önünde duruyor? Boş bir fon nesneyi bağlamından koparıyor.

Üçü de eserde yok; fotoğrafta var. Bir betimleme yazarken bunları eserin özelliği sanmak, en yaygın hatalardan biri.

Pratik önlem: bir eseri en az iki farklı fotoğraftan görmeye çalış. İki fotoğraf arasındaki fark, hangi özelliklerin esere hangilerinin çekime ait olduğunu gösteriyor. Aynı nesnenin eski ve yeni çekimlerini karşılaştırmak da işe yarıyor; sergileme değiştikçe fotoğraf da değişiyor ve nesnenin hangi yüzünün öne çıkarıldığı zaman içinde kayabiliyor.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Heykelin kompozisyonu tek bir görünüşte okunur."
Doğrusu

Çoğu üç boyutlu eserde birden fazla düzenlenmiş görünüş var. Kaç tane olduğunu bulmadan yazılan kompozisyon cümlesi, seçilmiş tek bir açıyı bütün sanıyor.

Yaygın yanlış"Üç boyutlu eserde gölge sanatçının kararıdır."
Doğrusu

Gölge ışıktan doğuyor ve ışık değişiyor. Sanatçının kararı yüzeyin biçimi; gölge onun bir sonucu ve koşullara bağlı.

Yaygın yanlış"Boşluk miktarı üslup meselesidir."
Doğrusu

Kısmen malzeme meselesi. Taş, ahşap, pişmiş toprak ve bronz farklı açıklıklara izin veriyor. Malzemeyi hesaba katmadan yapılan üslup karşılaştırması yanlış sonuç veriyor.

Yaygın yanlış"Fotoğraf nesnel bir kayıttır."
Doğrusu

Fotoğraf açı, ışık ve zemin seçiyor. Üçü de eserde değil, çekimde. Bu üçünü esere mal etmek, başkasının kararını sanatçıya yüklemek.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: iki boyutlu kompozisyon sabit bir düzlem varsayıyor; üç boyutlu kompozisyon bir görünüşler dizisi. İkincisini birincisinin kurallarıyla okumak, eserin çoğunu görmeden yazmak demek.

Sonraki derse köprü

Üç boyutlu kompozisyonun en büyük ölçeği mimari. Orada izleyici nesnenin çevresinde değil, içinde dolaşıyor ve kompozisyon bir güzergâha dönüşüyor. Sıradaki derste kütle, aks ve dolaşımla bu kursu kapatıyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

GOR-102 — Çizgi, Biçim, Kompozisyon ve Ritim →

9 bölümden 8. bölüm · Katman 1 — Görsel Okuryazarlık